Etiket: Hikayesi:

  • Örnek alınacak bir başarı hikâyesi

    Balıkesir Valisi Ersin Yazıcı, Edremit Zeytinli Mahallesi’nde faaliyet gösteren keçi çiftliğini ziyaret etti. Yetiştirilmesi, bakımının kolaylığı ve süt verimiyle ön plana çıkan saanen keçi yetiştiriciliği son yıllarda gözde meslek haline geldi. Genç girişimciler Kimyager Cansu Cansunal (37) ve gıda mühendisi Ozan Ektik’in (37), 2,5 yıl önce kurdukları çiftlikte 100’e ulaşan “Saanen” ırkı keçileri ile büyümeye devam ediyorlar.

    Çiftliğin ortaklarından kimyager Cansu Cansunal, keçi çiftliğini, üniversiteden arkadaşı Ozan Ektik ile 2,5 sene önce kurduklarını belirterek, daha önce başka işler yaptıklarını, hatta ticaretle uğraştıklarını, en sonunda böyle bir çiftlik kurmaya karar verdiklerini, süt veriminin yüksek olması nedeniyle “Saanen” ırkını tercih ettiklerini anlattı.

    Genç girişimcilerden Ozan Ektik ise, Türkiye’de genellikle kapalı sistemin uygulandığını belirterek, “Biz açık sistem yapıyoruz. Şu ana kadar oğlak ölümümüz çok az. Yani soğuk havada doğan hayvanın daha sağlıklı olabileceğini düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Genç Girişimciler, Vali Ersin Yazıcı’nın ziyaretlerinin kendilerini çok mutlu ettiğini belirterek, Balıkesir tarımına, üretime ve istihdama katkı sağladıkları için son derece mutlu olduklarını dile getirdiler.

    Çiftlik sahibi genç girişimcilerden bilgiler alan Vali Yazıcı, “Günümüzde insanlar köylerden uzaklaşıp şehirlere yerleşiyor. Böyle bir ortamda büyük bir cesaret örneği göstererek hayvancılık konusunda bu yatırımı yapan kardeşlerimizi kutluyorum, başarılı olmasını temenni ediyorum, başarılı olması için gerekli her türlü desteği vereceğimizi belirtmek istiyorum. Bu yatırımın diğer insanlarımıza örnek olmasını diliyorum. Üniversite de farklı bölümleri okuyup, birlikte bir keçi çiftliği kurarak yatırımları büyüten bu gençlerimizi tebrik ediyorum. Böyle güzel yatırımların bölgemizde olması için bu işletme gibi yerlerin çoğalması gerekiyor.” dedi.

    Vali Ersin Yazıcı, işletmenin hayırlı olmasını temenni ederek, vatandaşların sağlıklı ürün tüketmesinin önemli olduğunu bu nedenle de gereken denetimlerin yanı sıra gerekli desteğin de üreticiye verildiğini kaydetti.

    Balıkesir genelindeki yatırımları yakından takip etiklerini belirten Vali Yazıcı, “Balıkesir’e geldiğimiz günden itibaren ilimizdeki bütün yatırımları yakından takip ediyorum. Bu sürede çok önemli projeleri başlattık. İlçelerdeki yatırımları da yakından izliyorum.”dedi.

    Tarım ve bu sektörün bir bileşeni olan hayvancılık sektörünün bölgenin ana kalkınma eksenlerinden bir tanesini oluşturduğunu ifade eden Vali Yazıcı, böylesi yatırımların Balıkesir genelinde hayvancılık sektörünün gelişmesi, süt üretiminin artması açısından çok değerli olduğunu söyledi.

    Balıkesir’de, tarımsal üretimde ürün çeşitliliğinin her geçen gün arttığını belirten Vali Yazıcı, “İlimizin bu konuda pazar oluşturması çok önemli. Tarım ve hayvancılık, ilimiz için çok önemli. Hem kişisel kazanç elde edip ülke ekonomisine katkı sağlamak hem de insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak faaliyetlerde bulunmak övülesi bir davranıştır.”dedi.

    Ziyarette Vali Ersin Yazıcı’nın yanı sıra, Edremit Kaymakamı Ali Sırmalı, Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürü Zekeriyya Erdurmuş ile diğer ilgililer de hazır bulundu.

  • Milletvekili Erol;”TSK Afrin’de bir başarı hikayesi oluşturmuştur”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Tunceli Milletvekili Gürsel Erol;”Türk Silahlı Kuvvetlerimiz Afrin’de bir başarı hikayesi oluşturmuşlardır. Bunu parlamentonun yetkisi hükumetin iradesi ve Türk silahlı kuvvetlerinin başarısı olarak değerlendiriyorum”dedi.

    CHP Tunceli Milletvekili Gürsel Erol, Elazığ’a gelerek partisinin il teşkilatını ziyaret etti.CHP Elazığ İl Başkanı Zeki Kaplan ile görüşen Erol, daha sonra açıklamada bulundu.

    Elazığ ve Tunceli illerinin kültür ve ticari ortaklığının olduğunu kaydeden Erol, Elazığ’daki STK’ların kentin gelişmesine katkı sunmasının Elazığ kadar Tunceli’ye de fayda sağladığını aktardı.

    TSK’nın ÖSO ile birlikte Afrin’in terörden temizlenmesine yönelik yaptığı harekat ile ilgili de konuşan Milletvekili Erol,” Türk Silahlı Kuvvetlerimiz Afrin’de bir başarı hikayesi oluşturmuştur. Bunu parlamentonun yetkisi hükumetin iradesi ve TSK’nın başarısı olarak değerlendiriyorum. Çünkü Afrin Operasyonu ile ilgili sınır ötesi operasyonlarının verilmesi yetkisi meclisten teskere yöntemi ile verilir, partimiz bu teskereye destek vermiştir. Afrin operasyonu ve süreci bir ulusal politikadır. Çünkü bu ulusal değerler üzerinden bütün partilerin katkı verdiği bir süreçtir. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bir başarı hikayesi oluşturmuştur. Ve bu başarı hikayesinden dolayı Türk Silahlı Kuvvetlerimizi kutluyoruz”şeklinde konuştu.

  • (Özel) – Kore Savaşından bir başka Ayla hikayesi çıktı

    Kore Savaşında çöpten ekmek topladığını görünce yanına alıp ismini de Savaş koyan Kore Gazisi Nurettin Ebil (91), “Savaş’ın bende özlemi çok fazla. Savaş ağladığı zaman ben de ağlıyordum. O derece birbirimize bağlıydık. Şimdi karşıma çıksa, bu kapıdan içeri girse düşüp bayılırım” dedi.

    1953 yılında Kore Savaşında görev yapan Astsubay Nurettin Ebil, savaşta ailesini kaybetmiş ve çöpten ekmek toplayan bir erkek çocuğu buldu. Çocuğu, Türk askerlerinin bulunduğu birliğe götürüp karnını doyuran ve üstüne birlikte bulunan en küçük kıyafeti diktiren Ebil, savaşta oldukları için küçük çocuğa Savaş ismini verdi. Zaman içinde birlikteki askerlerden Türkçe öğrenen Savaş, Ebil’e tercümanlık yaptı. Astsubay Ebil, ailesi aklına geldiği zaman ağlayan Savaş ile ağladı, ona babalık yaptı. Nurettin Ebil’in Kore Savaşındaki görevi 1953 yılında sona erdi. Savaş’ı da Türkiye’ye getirmek için uğraştı ancak yetkililerden izin alamadı. Türkiye’ye dönen Nurettin Ebil, Savaş ile 6 ay boyunca mektuplaştı. Savaş mektubunda ‘Beni buradan ne zaman alacaksın?’ diye sorsa da Ebil’in elinden bir şey gelmedi. Bir süre sonra Savaş ile irtibatını kaybeden Ebil, Güney Kore’nin daveti üzerine 2007 yılında Kore’ye gitti. Cebine Savaş’ın fotoğrafını ve mektuplarını da koyan Ebil, Büyükelçiliğin verdiği yemekte Savaş’ı bulmak için yetkililerden yardım istedi ancak bulamadı.

    1927 doğumlu olan Nurettin Ebil, 1953 yılında Kore Savaşında yaşadıklarını ise şöyle anlattı:

    “Sanat Enstitüsünden mezun olduktan sonra askeriyeye gittim ve okulu bitirdikten sonra üst çavuş olarak çıktım. 1952 yılında Kore’ye tayinim çıktı. 1953 yılının Haziran ayında İzmir’den vapura bindik ve bir ay süren yolculuktan sonra Kore’nin Busan limanına indik. Daha sonra trene bindik ve Kumkale Cephesine intikal ettik. Orada mühimmat deposunu teslim aldım. Mühimmatlar, patlamaması için kum torbalarının içine konmuştu. Bizim bağlı bulunduğumuz cephanelik Amerikalılara ait 63 numaralı cephanelikti. İkmali ben oradan sağlıyor, birliklerin ihtiyacına göre mühimmat dağıtıyordum. Mühimmatı alacağımız yerde muazzam ateş oluyordu. Kumkale Cephesi, düşmanla bizim aramızda 12 metre mesafenin olduğu bir cephe. Bu 12 metre mesafenin ortası çukur. Hiç kimse taarruz edemiyor. O cephe düşman içinde bizim içinde iyiydi. Çünkü taarruz edilmiyor.”

    “Amerikalı kendisine tabanca çektiğimi zannedince kaçtı”

    Daha sonra Vegas Cephesine gittiğini söyleyen Ebil, cephede yaşadıklarını şöyle özetledi:

    “Vegas Cephesi, taarruz edilecek oynak bir cephe. 1953 senesinin Mayıs ayında Türklere hoş geldin dediler ve taarruz ettiler. Bölgede bulunan ay şeklindeki tepe bir onlara geçti, bir bizlere. Mühimmat ikmalini yapmak için oto bölüğünden taşıyıcıları da yanıma alarak hemen arabaya bindim ve bizim bağlı olmadığımız, Amerikalılara ait olan depoya gittim. Çünkü bizim bağlı olduğumuz depo çok uzakta ve oraya gidersem tugay mahvolurdu. Depoya gittiğimde Amerikalı yetkiliye mühimmat almaya geldiğimi söyledim ancak bana 63 numaralı cephane deposundan almam gerektiğini söyledi. Bende, ‘Oraya gidersem tugaya mühimmat yetişmez, yetişmediği için de cephedeki insanlar mahvolur’ dedim. İngilizce bilmediğim için durumu anlatamadım, işaretle anlatmak için tabancayı çıkarmamla birlikte cephanelikte bulunan Amerikalı depodan çıktı gitti. Bende çaresiz kalınca oto bölüğündeki taşıyıcılara ‘her istife bir araba yanaşsın ve mühimmatları yükleyin’ dedim. Bu halde ikmali yaptım, cepheye telefonla bağlandım ve cephenin istediği mühimmatı elime geçtikçe gönderdim. 36 saat muazzam bir taarruz oldu. 36 saat zarfında 300’ü şehit, 150’si yaralı 450 zayiat verdik. Yaralı olup da alamadıklarımız oldu. Hastalık olmasın diye 2 gün sonra yukarıdan uçakla yangın bombası atarak yaktılar. Bizden yaralı olanlarda yandı onların içinde. Ben bunları görünce kendimden geçtim. Ölenlerin yerine bando çalan arkadaşları tayin ettiler. Harp mi yapacaklar? İstikam birliğini olduğu gibi cepheye gönderdiler. Biz yaklaşık 450 zayiat verdik ama onlar binlerce zayiat verdi. Sabah erkenden bir tercüman, bir hakim, bir kurmay başkanı ve deponun komutanı olan albay yanıma geldi. Durumu onlara da anlattım. Tabanca çekmediğimi anlayınca oradaki depo komutanı hemen benim sırtımı okşadı ve gülmeye başladı. Daha sonra bana madalya verdiler. Mühimmatı sağlayamasaydım eğer tugay teslim olurdu. O gece tepe 12 defa el değiştirdi. 4 gün boyunca yemek yemedim. Benim İngilizce bilmemem, tarif edeceğim diye adamın kaçması tugayı kurtardı.”

    “Savaşta olduğumuz için ismini Savaş koydum”

    Cephaneliğin orada çöplerin bulunduğu yerden yiyecek toplayan bir çocuğu görmesi üzerine yanına gittiğini ifade eden Ebil, “Burada ne arıyorsun diye sordum. Annesi ve babasının öldüğünü, karnının aç olduğunu ve yemek aradığını söyledi. Çocuğu yanıma aldım, yemek verdim, karnını doyurdum. ‘Benim yanımda kalır mısın?’ diye sordum. ‘Kalırım’ dedi. Çocuğu yanıma aldım ve savaşta olduğumuz için çocuğun ismini Savaş koydum. Üstü başı berbat halde olduğu için en küçük elbiseyi üstüne göre diktirip, giydirdik. Yara almıştı, omzunun içinde parça vardı. Zamanla Savaş askerlerden Türkçeyi öğrendi. Daha sonra da bana tercümanlık yaptı. Yanımda 6 ay durdu. Annesi, babası aklına geldiği zaman ağlardı. Bende onunla birlikte oturup ağlardım. Haline çok üzüldüm. Görevim bittiği zaman Savaş, ‘beni de götür, burada durmayım’ dedi. Götürmem yasak olduğu için ‘Sen burada dur mektuplaşalım’ dedim. O ağladı, ben ağladım. O derece birbirimize bağımlı kaldık. Ayrılmak çok zor olduğu gibi birbirimize mektup yazıyorduk. 6 ay boyunca mektuplaştık. Savaş mektubunun birinde, ‘Beni buradan ne zaman alacaksın, niye beni götürmedin, sen benim babam yerinde birisin’ diyordu. Türkiye’ye döndükten sonra Savaş’ın tugayda tercümanlık yaptığını öğrendim” ifadelerini kullandı.

    “Kore’ye gidip aradım ama bulamadım”

    2007 yılında Güney Kore’den gelen davet üzerine cebine Savaş’ın fotoğraflarını ve mektuplarını da koyarak Kore’ye giden Nurettin Ebil, “Kore’ye gittiğim zaman elçilik bize yemek verdi. Orada bir görevli vardı. Savaş’ı anlattım, fotoğraflarını gösterdim, durumunu sordum. Ancak bulamadım. Savaş’ın bende özlemi çok fazla. Çünkü Savaş ağladığı zaman bende ağlıyordum. O derece birbirimize bağlıydık. Savaş şimdi karşıma çıksa, bu kapıdan içeri girse ben bayılırım. Hükümetimiz Savaş’ı bulursa çok memnun olurum. Savaş bana mektup yazsın bende ona mektup yazarım” dedi.

    Şükran Ebil: “Kore’den döndükten sonra uzun süre toplayamadı”

    Nurettin Ebil, Türkiye’ye döndükten sonra Kore Savaşında yaşadıklarını uzun süre unutamadı. Nurettin Ebil’in karısı Şükran Ebil, yaşadıkları sıkıntıları şöyle anlattı:

    “Gece bağırarak, sıçrayarak uyanıyordu. Ben de daha çocuğum, 16 yaşında evlenmişim, korkuyordum. Uyandırıyordum, bir şey mi oldu diye soruyordum. ‘Ben kendimi çadırda hissediyorum, sağıma soluma bombalar düşüyor’ diyordu. Bu yıllarca devam etti.”

    Albümleri karıştırırken Amerikan askerleri tarafından düzenlenen eğlencelerde çekilen fotoğraflar ile Savaş’ın fotoğraflarını gördüğünü ve şaşırdığını söyleyen Şükran Ebil, “Sanatçıların olduğu bütün fotoğrafları kıskandığım için yırttım. Yırttığımı öğrenince çok üzüldü ve ‘o benim büyük bir hatıramdı’ dedi. Şimdi düşündükçe yırttığım için çok üzülüyorum. 64 yıllık evliyiz. Benim arkadaşım, annem, babam, eşim, her şeyim oldu. İlk defa gurbete çıkmıştım. Yemek yapmayı bilmiyordum, ablama mektup yazıp yemek tarifi istiyordum. İşten eve gelince beraber mutfağa geçer yemek yapardık. Çocuk yaşta evlendiğim için ‘hadi gel 5 taş oynayalım’ derdim. O da bana uyardı beraber 5 taş oynardık, saklambaç oynardık evin içinde. En çok ben yeniyordum” diye konuştu.

  • Bodrum’da “Bir Keşfin ve 20 Yılın Hikayesi” konferansı

    Muğla’nın Bodrum ilçesinde düzenlenen “Bir Keşfin ve 20 Yılın Hikayesi” konferansına katılan Arkeolog Çiğdem Köksal Schmit, insan eli ile inşa edilmiş en eski anıtsal yapıların bulunduğu Göbeklitepe’nin birçok sorunun cevabını ortaya çıkardığını ifade etti.

    Türkiye’nin ve dünyanın son dönemdeki en önemli arkeolojik keşiflerinden Göbeklitepe kazılarını yürüten ve 2014 yılında hayatını kaybeden Prof. Dr. Klaus Schmidt’in çalışma arkadaşı ve eşi Çiğdem Köksal Schmidt, Oasis Nurol Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Bir Keşfin ve 20 Yılın Hikayesi” isimli konferansta Göbeklitepe kazıları hakkında merak edilenleri anlattı. Bodrumluların yoğun ilgi gösterdiği konferansta birçok katılımcı yer bulamayarak konferansı ayakta izledi.

    Schmit, Göbeklitepe’nin yaklaşık 12 bin yıl öncesine ışık tuttuğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Bu kazılar başlamadan önce bu dönemle ilgili bilgilerimiz biraz daha farklıydı. İnsanların daha küçük guruplar halinde yaşadığını, daha mütevazı bir hayat sürdüklerini düşünüyorduk çünkü veriler öyleydi. Göbeklitepe kazılarıyla birden bire anıtsal yapılar, anıtsal eserler ve çok büyük boyutta eserler yoğun bir şekilde ortaya çıktı. Bu tip bir kalıntı için çok büyük bir sosyal organizasyon gerekiyordu. İnsanoğlunun büyük gruplar halinde hareket edebilmesi ve lojistik olarak desteklenmesi gerekiyor. Tüm bunları yapmak için yerleşik bir hayata geçilmiş olduğunu düşünürdük. Göbeklitepe’de avcı toplayıcı bir yaşam tarzına sahipler. Hayvan evcilleştirmemişler, tahıl üretimine geçmemişler ama buna rağmen yabani fulorayı kullanarak böyle büyük bir sosyal organizasyon içerisinde hareket edebiliyorlar. Göbeklitepe 2005 yılından buyana 1’inci dereceden sit alanı ilan edildi. Sınırları belirlendi. Alan yönetimi ise halen düzenlenmeye çalışılıyor. Ören statüsünde girişi çıkışı kontrollü olacak. Ama şu anda çatısı yapılıyor. Şimdi koruma çatısı yapılıyor. Önümüzdeki yıl itibari ile tekrar ziyarete açılacak. Müze gibi değil ama Ören sitatüsünde ziyaretçilere açık olacak.”

    Konuşmasını sürdüren Schmit, “Kazı projelerinin başladığı 1995’den beri kullandığımız eski bir Şanlıurfa evi vardı. Bütün kazı ekibi, clauz ve ben kazı alanı dışında hep burada çalışıyorduk ve yaşıyorduk. Bütün belgeleme işlemleri bile burada yapılıyordu. Artık kazı ekibi orada değil. Ben burayı Göbeklitepe kazı ve araştırma projesinin, Göbeklitepe’nin belleğinin bir kısmı olarak görüyorum. Son 20 yılla ilgili orada sergi, çeşitli etkinlikler yapmak istiyorum. Özellikle çocuklara yönelik Göbeklitepe’yi anlata bileceğimiz bir mekan haline getirmeye çalışıyoruz. Hem arkeolojiyi hem de Göbeklitepe’yi anlatabileceğimiz bir yer haline getirmeye çalışıyoruz” dedi.

    “Göbeklitepe’nin önemini arttırmak için kalıplara gerek yok”

    Arkeolojik kazılarda her şeyin gün yüzüne çıkarılması gibi bir hedefin olmadığını belirten Schmit, “20’inci yüzyıl veya 19’uncu yüzyılındaki kazılarda bir an önce kazıp güzel eserler çıkaralım denilmiyor. Göbeklitepe’de hiçbir zaman hedef bir an önce her şeyin gün yüzüne çıkarılması olmadı. En az kazı ile en çok bilgiye ulaşmak gibi bir amaç vardı. Biz kazı ekibi olarak, bu tür tanımlamaları kavramları kullanmadık. Arkeolojik kalıntıları ortaya koyduk. Arkeolojik verilerle ulaşabileceğimiz kadarını söyledik. Göbeklitepe için bu tür tanımlamaları kullanmamamız Göbeklitepe’nin değerini azaltmıyor. Çok önemli bir yer. Bize çok yeni bilgiler ve yeni veriler projeydi kazı alanı. Daha çok soru sora bilmememize imkan verdi. Bence bilmediğimiz sorular ortaya çıktı. Bunlar yeterli aslında Göbeklitepe’nin önemini anlatmak için. Başka kalıplara ihtiyacımız yok o yüzden bu tür kavramlara çok sıcak yaklaşmıyorduk” dedi.

    İnsan eli ile inşa edilmiş en eski anıtsal yapılar ama bundan öncesi de var. Avrupa’da mağaralar var. Oraları da kültür alanı olarak kullanmış insanlar. Şuana kadar kazısı yapılan İnsan eli ile yapılmış en eski anıtsal yapılardır.

  • ÇAYKUR Türk çayının lezzeti ve hikayesi ile Finlandiya’da

    ÇAYKUR, Türk çayının lezzetini ve hikayesini anlatmaya devam ediyor.

    Yunus Emre Enstitüsü tarafından koordine edilen ve 60 ülkede toplam 135 irtibat noktasında Türk kültürünü, sanatını, dilini, tarihini ve insanını tanıtım için “Colours of Anatolia – Anadolu’nun Renkleri” etkinliği programı çerçevesinde Finlandiya’da bulunan ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu ve ÇAYKUR tanıtım TIR’ı Türk çayının lezzetini ve hikâyesini anlatmaya devam ediyor.

    Finlandiya’da çeşitli temaslarda bulunan ÇAYKUR Genel Müdürü İmdat Sütlüoğlu beraberinde Eski Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz Özak ve EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Erenle birlikte bir dizi ziyaretler gerçekleştirdiler.

    Finlandiya Tatar Müslümanları Merkezini Ziyaret eden Genel Müdür İmdat Sütlüoğlu burada merkezin başkanı Okan Daher tarafından ağırlandı. Genel Müdür Sütlüoğlu daha sonra Türkiye’nin Helsinki Büyükelçisi Adnan Başağa’yı ziyaret etti. Genel Müdür İmdat Sütlüoğlu beraberinde Eski Bayındırlık ve İskân Bakanı Faruk Nafiz Özak ve EkoAvrasya Yönetim Kurulu Başkanı Hikmet Eren’le birlikte KKTC Helsinki temsilciliğini ziyaret ettiler. Ziyarette KKTC Helsinki temsilcisi Hüsnü Duba tarafından ağırlanan heyet bir süre sohbet ettiler.

    Ziyaretlerin sonunda Genel Müdür İmdat Sütlüoğlu ziyaretlerin anısına ÇAYKUR ürünlerinden oluşan hediye paketi takdim etti.