Etiket: Hikayesi:

  • “Kadim Bir Medeniyet Yol Hikâyesi: Kervan” Belgeseline Anadolu Üniversitesi’nden Destek

    Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Naci Gündoğan, Anadolu Üniversitesi’nin de hazırlık sürecinde destek verdiği “Kervan: Kadim Bir Medeniyet Yol Hikâyesi” belgesel filminin tanıtım toplantısına katıldı.

    Konya’da 13. yüzyıla ait bir kervansaray olan Zazadin Han’da gerçekleştirilen toplantıya, Rektör Gündoğan’ın yanı sıra Konya Valisi Muammer Erol, AK Parti Konya Milletvekilleri Mehmet Babaoğlu, Hacı Ahmet Özdemir ve Ahmet Sorgun, Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin, Necmettin Erbakan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Şeker ve film ekibi katıldı. Genel koordinatörlüğünü İbrahim Dıvarcı’nın, yapımcılığını ise Tamer Yiğit’in üstlendiği filmde, 13. yüzyıl Selçuklu Dönemi canlandırılıyor. Yönetmenliğini Fatih Sezgin’in yaptığı ve kadim bir medeniyetin yol hikâyesinin anlatıldığı belgesel filmin çekimleri Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Başbakanlık desteğiyle sürdürülüyor.

    Rektör Prof. Dr. Naci Gündoğan, Anadolu Üniversitesi’nin de hazırlık sürecinde destek verdiği belgesel filmle ilgili konuşarak, bu belgeselin, hem tarihimizi hem medeniyetimizi anlatmak adına çok önemli bir hizmet sağlayacağını kaydetti. Gündoğan, “Medeniyet tarihimizden ilham alarak medeniyet değerlerimizi yeniden canlandırmak gibi bir misyon ile yola çıkan ‘Kervan: Kadim Bir Medeniyet Yol Hikayesi’ belgeseline Anadolu Üniversitesi olarak naçizane bir katkıda bulunmuş olmaktan dolayı gurur duyuyoruz. Anadolu Üniversitesi, 2013 Türk Dünyası Kültür Başkentimiz Eskişehir’de birçok eserin meydana getirilmesine büyük katkılar sundu. Yine Türk Dünyası Kültür Başkentliği kapsamında üniversitemizde Türk Dünyası Araştırmaları Merkezi’ni kurduk” dedi.

    ANADOLU ÜNİVERSİTESİ’NDEN TÜK DÜNYASINA ARMAĞAN “FARABİ” BELGESELİ

    Anadolu Üniversitesi TV Yapım Merkezi ekibi ve stüdyolarınca hazırlanan “Bir Medeniyet Düşünürü: Farabi” belgesel film projesinin Birleşmiş Milletler Medeniyetler İttifakı 7. Küresel Forumu kapsamında kardeş Azerbaycan’ın ev sahipliğinde Bakü’de gösteriminin gerçekleştirildiğini de söyleyen Rektör Gündoğan, “Milletimiz ve uluslararası toplumun medeniyet değerlerimizi tanıması noktasında yapılacak çalışmalara Anadolu Üniversitesi olarak desteklerimiz artarak devam edecek. Bu değerli çalışmanın hayata geçirilmesine öncülük eden, destek veren ve emeği geçen herkese teşekkür ediyorum” diye konuştu.

  • Kocasının Kızgın Yağ Dökerek Yaktığı Kadının Hayata Yeniden Dönüş Hikayesi

    Antalya’da, kocasının yüzüne ve kollarına döktüğü kızgın yağ ile ölümden dönen Zeliha Acar, tedavi sonrası yapayalnız kaldı. Yetiştirme yurduna bıraktığı iki çocuğunu düşünerek hayata sımsıkı bağlanan acılı kadın, gündelik iş, servis şoförlüğü ve oto yıkamacılık yaparak hayatını sıfırdan kurdu. Çocuklarını yurttan alan Acar, şimdilerde akıllı ticaretten kazandığı paralarla mutlu bir yaşam sürüyor.

    Manavgat ilçesinde yaşayan Zeliha Acar, ailesinin önerisiyle 16 yıl önce Ali G. ile evlenerek İstanbul’a yerleşti. Çift, İstanbul’da gündelik işlerden kazandıkları para ile geçimleri sağlarken, 4 yıl sonra Antalya merkeze taşındı. Aralarında maddi imkansızlık nedeniyle hep sorun çıkan çift tartışmaya başladı. Genç kadın gündelik işlerde çalışıp para kazanırken, kocanın çalışmaması ve sık sık İstanbul’a gitmesi ailedeki geçimsizliği daha da büyüttü. 2007 yılındaki boşanma sürecinin ardından çift arasındaki gerginlik daha da büyüdü. 2009 yılının eylül ayında eşine Antalya’da devamlı bir iş bulduğunu söyleyen Zeliha Acar, büyük bir şiddete maruz kaldı. 9 Eylül gecesi, evde büyük bir tartışma yaşandı. O gece Ali G., sabaha karşı mutfağa girip bir tencere yağı ısıttı ve uyuyan Zeliha Acar’ın üzerine döktü. Yüzünün yarısı yorgan ile örtülü olan Acar, çığlık eşliğinde yataktan fırlayarak buzdolabına yöneldi. Dolaptaki soğuk suyu bulamayan Acar, ardından gözleri kapalı şekilde kendini, ’yardım edin’ diyerek sokağa attı. Komşuları tarafından hastaneye kaldırılan acılı kadın hemen yanık ünitesinde tedaviye alındı. Yüzünde ve kollarında yanık oluşan kadına doktorlar, ‘Biraz geç getirilseydi, böbreklerini kaybedebilirdi’ dedi. Ardından ailesinin ve eşinin sahip çıkmadığı acılı kadın 8 ve 9 yaşlarındaki iki çocuğuyla kimsesiz kaldı. Yapayalnız ortada kalan Acar, iki çocuğunu bakan olmadığı için çocuk esirgeme kurumuna bıraktı. 21 gün yanık servisinde özel bir odada tedavi gören genç kadın, yüzünde iz kalmaması için dua etti. Kolları ve yüzünde yanıklar oluşan Acar, çocuklarını düşünerek hayattan kopmadı. Hastaneden çıktıktan sonra yapayalnız sokakta kalan şiddet mağduru kadın, yakın arkadaşının desteği ile servisle işçi taşıma işine başladı. Kısa süre sonra kendi aracını alan Acar, maddi durumunu düzeltince sıfırdan kurduğu yuvasına çocuklarını da getirmek istedi. Yurt yetkilileri tarafından yapılan keşif sonucu Acar’ın kendi çocuklarına bakabileceği tespit edildi. 3.5 yıl sonra çocuklarına kavuşan Acar, o gün kendi tabiriyle dünyanın en mutlu insanı oldu. 2012 yılından 2014 yılına kadar da oto yıkamacılık yapan fedakar anne Acar, iki çocuğu için herkesten daha fazla çalışması gerektiğini düşünerek, akıllı ticaret işine atıldı. Hayata hala tek başına tutunmaya çalışan Acar, gece gündüz çalışarak çocuklarının geleceğini hazırlamaya çalışıyor. Yüzünde olmasa da kollarında yanız izleri taşıyan Acar, her ne olursa olsun hiçbir kadının şiddeti hak etmediğini kaydetti.

    Kepez ilçesinde kirada çocuklarıyla mutlu bir yaşam süren 44 yaşındaki Zeliha Acar, görücü usulü ile evlendiğini ve evliliği boyunca bir gün olsun mutlu olamadığını aktardı.

    “KIZGIN YAĞLA YAKILDI”

    Hayata yeniden 4 elle sarılan Acar, o günleri ise şöyle anlattı: “9 Eylül 2009 tarihinde eşimin sorumsuzluğu nedeniyle en büyük kavgamızı yaptık. Gece eşime ya sorumluluğunu kabul edersin yolumuza devam ederiz ya da benden bu kadar diye son cümleyi kurmuştum. O da gece artık nasıl bir şeyler tasarladıysa sabah ben kalkıp işime gideceğim zaman tencerede yağı kızartıyor. Ben uyurken gelip başımdan aşağıya döküyor. Ben o anda bana dediği hiçbir şeyi hatırlamıyorum. Sadece kendi çığlığım ve canımın acıdığını hatırlıyorum. Kapıya yöneldiğim anda ise kapının kilitli olduğunu varsayıyorum o an acıyla bilmiyorum. Kapıdan da çıkamadım dışarıya. Can havliyle mutfağa yürüdüm. Mutfağa yürüdüğüm an dolaba elimi attım, bu esnada da gözümü açamıyorum. Dolapta suyun nerede olduğunu biliyordum zaten ama o esnada suyu da bulamadım. Bulamayınca da lavaboya yöneldim. Lavaboda suyu yüzüme attım. Suyu yüzüme attığım anda su bana yüzümden daha sıcak geldi. Dışarıya çıkmalıydım ve tekrar kapıya yöneldim. Bu sefer de kapının açık olduğunu anladım. Hemen dışarıya çıktım.”

    “TIRNAKLARINA KADAR YANDI”

    Sabaha karşı sokakta acı içinde bağırmaya başladığını hatırlatan Acar, “‘Bana yardım edin, beni hastaneye götürün’ diyorum. Sokakta gidiyorum ama nereye gidiyorum, nasıl gidiyorum onu bilmiyorum. Can havliyle gidiyordum öylece. O anda komşumun dışarıya çıktığını gördüm, bana ‘Ne oldu’ diye seslendi. O seslenince ben de ona doğru yürümeye başladım. Ona yandığımı söyleyince bana bir şişe buz getirdi. Şişedeki buzu da yüzüme sürdüm. İnsanlar da uykudan yeni uyandıkları için hala durumun farkında değillerdi. Hastaneye götürülüyorum ve kapıda bayılıyorum. Eğer ki hastaneye 10-15 dakika geç götürülmüş olsam böbreklerimi de kaybedecektim. Yanık ünitesinde yaklaşık olarak 21 gün kaldım. Yüzüm, kollarım, tırnak uçlarına kadar yanıklar oluştu. Ayağa kalktığım anda yukarıdan aşağıya doğru kaynamış yağlar akıyordu. Bazı yerler iyileşti ama hala bazı yerlerde yanık izleri var. Benim için en güzeli yüzümde yanık izlerinin kalmaması oldu” dedi.

    ZORLU 21 GÜN

    Hastanede 21 günün çok zor geçtiğini dile getiren Acar, “Tedavimi yarım bırakıp, çocuklarımı yurda bıraktım. Tedavime devam ettim. Daha sonra ev tedavisine çıkarıldım. Ondan sonra yeni bir hayat. Her şeye sıfırdan başladım. Cüzdanımda 25 kuruş bile yoktu. Ailem zaten kalmamıştı. Çocuklarım yurtta, psikolojik olarak zaten bitmiştim. Yüzünüz yanık, insan içine çıkamıyorsunuz, yüzüm hemen böyle bu halini almadı. Sokağa çıkıyorsunuz yüzünüz kıpkırmızı, değişik bir model. Tanımadığım insanlar bana bakmasın diye yüzümü kapatıyordum. Yüzümü şapkayla gizleyerek dolaştım bir süre ortalıkta. Ölsem belki daha iyiydi ama bir şeyler yapmalıydım. Yaşıyorsanız bir şeyler yapmalısınız ve başarmalısınız” diye konuştu.

    “30 EYLÜL 2009 İKİNCİ DOĞUMUM”

    Yüzünün iyileştiği 30 Eylül’ün ikinci doğum günü olduğunu kaydeden Acar, “İnsan içine çıkamayacağımı düşünmüştüm. Elimi yüzüme attığım zaman yüzümdeki derilerin avucuma yığıldığını görmüştüm. Yüzünüzde sadece kemiklerin kaldığını düşünüyorsunuz. Bunlar bir daha yerine gelmez diye düşünmüştüm o anki acıyla. Eylülün 9’unda öldüm, 21 gün sonra yüzüm iyileştiğinde tekrar doğdum. 30 Eylül benim ikinci doğum günüm oldu” dedi.

    “HAYATA TUTUNMAM İÇİN 2 SEBEP”

    ‘Hayata tutunmam için 2 sebebim vardı’ diyen Acar, “2 çocuğum vardı. Onları yurttan almalıydım. Hayatta hiç kimseleri yoktu. Halası, teyzesi, amcası, dayısı kimseleri yoktu. Sadece ben vardım. Ben de onlar için ayakta durmalıydım ve onları oradan almalıydım. Onlara öyle söz vermiştim bırakırken. Ondan sonra servis şoförlüğüne başladım. 2,5 yıl çocuklarım yuvada kaldı. Çocuklarıma iyi bakılıyordu ama anne şefkati almaları gerekiyordu. Hafta sonları çocuklarımı evime götürüyordum. Onları tekrar yuvaya götürdüğüm zaman ise bana işkence oluyordu. Daha çok çalışmam gerekiyordu. Herkes 10 saat çalışıyorsa ben 15-16 saat çalışmalıydım. Bir şekilde çocuklarımı yuvadan almalıydım. Çocuklarımı almak için başvuru yaptım. İnceleme yapıldı ve çocuklarımı aldım” ifadelerine yer verdi.

    ÇOCUKLARINA DAHA FAZLA ZAMAN AYIRIYOR

    Servis şoförlüğünde çocuklarına zaman ayıramadığını fark eden Acar, “Servis arabamı satıp, oto yıkama dükkanı açtım. 2.5 yıl yıkamacılık yaptıktan sonra akıllı ticaretle tanıştım. Birçok kişisel gelişim uzmanlarından eğitim aldım. Bu durum benim psikolojimi de düzeltti. Akıllı ticaretin içinde kendimi çok daha iyi hissettim. Çocuklarıma zaman ayırabiliyor, 5 yıldızlı otellere dahi tatile götürebiliyordum. Hayat benim için artık çok güzeldi” dedi.

    “UMUTSUZLUĞA DÜŞMESİNLER”

    Şiddete uğrayan kadınlara da önerilerde bulunan Acar, “Kendilerini odaya kapatmasınlar. Bunu çok yaşıyorlar. Ben de bu durumu çok yaşadım. İnsanlardan uzaklaşmasınlar. İnsanlarla haşır neşir olsunlar o insanlarla mutlu olmuyorlarsa yeni insanlar tanımaya çalışsınlar. İnanın ki psikolojik bunalımdan kurtulmanın güzel yolu budur diye düşünüyorum. Ben yapıp başardıysam, birçok kadın bunu yapabilir. Kesinlikle umutsuzluğa kapılmasınlar. Hayatına son vermek zayıfların işi diye düşünüyorum. Hayatına son veren insan bence zayıf insandır. Kendine güvenemeyen insandır. Yapamam, başaramam diye düşünmesinler” diye konuştu.

    HAYATINI ÇOCUKLARINA ADADI

    Koca şiddetinin ardından hayatta kalmayı ve güçlü olmayı öğrendiğinin altını çizen Acar, şu an en büyük mutluluğunun çocuklarıyla zaman geçirmek ve mutlu bir yuvasının olması olduğunu kaydetti.

    Hayatını çocuklarına adadığını belirten Acar, onlara güzel bir gelecek hazırlamak için daha fazla çalıştığını söyledi.

    “ŞİDDET YAPAN AĞIR CEZA ALMALI”

    Kadına şiddet uygulayanlara cezaların yetersiz olduğundan yakınan Acar, “Kanun burada biraz katı olmalı. Bugün benim bir kızım var. Yarın şiddete maruz kalanlardan birisi olabilir. Kimseye güvenemiyorsunuz. Devletin burada kurallarının daha katı olmasını istiyorum. Bana yapılan ölüme tam teşebbüstü ama cezası 5 yıldı. Hafifletilmiş cezası 3,5 yıldı. Yarın benim kızım böyle bir duruma maruz kaldığı zaman 5 yılla cezalandırılmasını asla istemem. Ölümle yargılanmasını isterim. İnsanların özgürlüğü elinden alınmamalı. Ya benim yüzüm yara bere içinde kalsaydı. İyileşmeseydi. Ne olacaktı. Televizyonda şiddet olayı gördüğüm zaman benim 15 gün psikolojim bozuluyor. Sürekli kafamda niye öyle oldu diye düşünüyorum” dedi.

    Öte yandan, 5.5 yıl hapis cezasına çarptırılan Ali G.’nin, iyi hali göz önünde bulundurularak, 3.5 yıl yattıktan sonra tahliye olduğu öğrenildi.

  • Sur’da 70’lik Dedenin Yürek Burkan Hikayesi

    Diyarbakır’ın Sur ilçesinde boyacılık yapan ve 20 yaşında bacağına yapılan iğnenin kırılması sonucu sakat kalan 70 yaşındaki Selahattin Yiğit’in hikayesi yürekleri burkuyor. Sakat kaldığı için sevdiği kadın tarafından istenmeyen yaşlı adam, yaşam mücadelesi veriyor.

    Sokağa çıkma yasağının sürdüğü Sur ilçesinde yaşayan 70 yaşındaki Selahattin Yiğit’in hikayesi yürekleri burkuyor. 20 yaşında bacağına yapılan iğnenin kırılması sonucu sakat kalan ve bu yüzden sevdiği kadın tarafından istenmeyen Yiğit, yaşam mücadelesi veriyor. İçini İHA’ya döken Yiğit, 50 yıl önce ayağına yapılan iğnenin kırılıp içinde kalması sonucu sakat kaldığın belirterek, “Yazın dükkanımda kalıyordum. Şimdi soğuk ne elektrik var ne de başka bir şey. Yeğenimde kalıyorum. Namaz kılarken ayağım çok ağrıyor. Diğer ayağımda da parmaklarımda sorun var. Ne yapacağımı bilmiyorum’’ dedi.

    Yiğit’in komşusu olan Mehmet Bozkurt ise, “Sakat kaldıktan sonra sevdiği kız onu istememiş. O da sevdiğim kız benim akrabam. O beni istemiyorsa bu sakat halimle başkası hiç istemez diyerek bugüne kadar hiç evlenmemiş. Hiç kimseden yardım alamıyor. Anne, baba ya da kardeşleri hayatta değil. Diğer akrabaları hayatta ama onlar da ilgilenmiyorlar. Yaz olunca dükkanında hem çalışır hem de burada yatar. Fatihpaşa Mahallesi’nde ikamet ediyordu. Kaldığı evin oralar şu an savaş bölgesi ve sokağa çıkma yasağı var. Evine de gidemiyor. Yemek varsa yer, yoksa da kimseden bir şey istemez. Hiçbir yerden yardım alamıyor ve mağdur durumda. Yiğit’i hastaneye götürdüm, bütün işlemlerini yaptım. Son bir nokta kaldı o da derdini anlatamadığı için heyet raporu olumsuz çıktı. Maaş alamıyor. Sakat olduğu halde maaş alamıyor. Kimse de yardımcı olmuyor” diye konuştu.

  • Böyle Aşk Hikayesi Yeşilçam’da Bile Yok

    Eskişehir’de yaşayan Tahsin ve Neslihan İnceelli çiftinin aşk hikayesi “Böylesi ancak Yeşilçam filmlerinde olur” dedirtti. Üç yıl önce evlenen çiftin kavuşma hikayesini dinleyenler şaşkınlıklarını gizleyemedi.

    Eskişehir’de, 68 yaşındaki Tahsin İnceeli ve 65 yaşındaki Neslihan İnceelli, 50 yıl önce iş aracılığıyla İstanbul’da tanıştı. Birbirlerine ilk görüşte aşık olan İnceelli çifti, iki sene birbirlerinin ellerini dahi tutmadan görüşmeye devam etti. Ama hayattaki bazı noktalar onları ayırarak başkalarıyla evlenmek zorunda bıraktı. Yıllarca kendilerinden bihaber yaşayan çift, birbirleriyle hiçbir şekilde temas kurmadı. Bu süreçte evlendikleri kişilerden çocukları olan ikili, daha önce bu konuyu hiç konuşmamalarına rağmen doğan çocuklarına ikisi de “Serdar” ismini verdi. 2010 yılında önce Neslihan İnceelli’nin eşi, bir yıl sonra da Tahsin İnceelli’nin eşi vefat etti. Bir arkadaşlarının aracılığıyla 47 yıl sonra birbirlerine kavuşan İnceelli çifti, şimdi bir an olsun ayrılmadan sevgilerinin tadını çıkarıyor.

    “SEVECEKSEN TAHSİN AMCA GİBİ SEVECEKSİN”

    Elli yıl önce İstanbul’a çalışmaya gittiğinde tanıştıklarını anlatan 68 yaşındaki Serdar İnceelli, yıllarca aşklarının devam ettiğini söyledi. Birbirlerine hiç isimleriyle hitap etmediklerini ifade eden İnceelli, şöyle konuştu:

    “Bu aşk buraya kadar geldi ve hâlâ sürüyor. Birbirimize hiç ismimizi söylemedik. Ne diye hitap ediyoruz herkesin yanında? Aşkım, hayatım, tatlım gibi hitap ediyoruz ve ölene kadar böyle devam edecek. Yok böyle bir aşk. Bir de ’Seveceksen Tahsin Amca gibi sev’ derler ya, benim ismim de Tahsin. Eşimin ismi de Neslihan. İlk defa ismini şu an söylüyorum. Şimdiye kadar böyle birbirimizin ismini söylemedik. Birbirimize aşkın tarif ettiği her şeyi söyledik. Fakat isim olarak söylemedik. 47 yıl birbirimizi görmedik ama o da evladının ismini ‘Serdar’ koymuş. Ben de evladımın ismini ‘Serdar’ koydum. Ama demedik ki şimdiye kadar hiçbir şekilde evlendiğimiz zaman bizim evladımızın ismi şu olsun diye. O zamanlar ‘Serdar’ isminde bir popülerlik yoktu. Sonradan popüler oldu.”

    “BİZİM AŞKIMIZ BÜYÜK AŞK”

    Espark Alışveriş Merkezindeki Aşk Tüneline birbirlerine olan sevgilerini yazan çiftlerden Tahsin İnceelli, ilk evlendikleri sene de bu tünelin olduğunu ve yine yazı astıklarını bildirerek “Şimdi öyle bir şey ki bizim 6’ncı hissimiz birdir. Yani bir şey yapacaksak ya da olacaksa benim aklıma geldiyse kesinlikle onun aklına da aynısı gelmiştir. Birkaç kez değil yüzlerce defa aynı şekilde gelmiştir. Bizim aşkımız büyük aşk. Allah’tan duam ölesiye kadar aşkımızın devamını diliyorum. Şimdiki gençlere de böyle bir aşkın nasip olmasını diliyorum” dedi.

    “İKİMİZ DE BİRBİRİMİZİ ÇOK SEVMİŞTİK”

    Eşinin anlattıklarının duygularına tercüman olduğunu belirten Neslihan İnceelli ise şöyle konuştu:

    “Biz ikimiz birbirimizi çok sevdik ama olmadı. Kısmet değilmiş. O başkasıyla evlendi, ben başkasıyla evlendim. Ama içimizde hep bir ukde kaldı. Ondan yıllar sonra önce benim eşim vefat etti, daha sonra onun eşi vefat etti. Kısmetmiş birinin aracılığıyla tekrar buluştuk. Birbirimizin eşlerinin vefat ettiğini öğrendik. Evlendik, mutluyuz.”

    Birbirlerine ilk günkü gibi aşık olduklarını söyleyen çift, aşk tüneline “Hayatım seni çok seviyorum. Seni tanıyalı tam 50 yıl oldu. Bundan 3 yıl önce evlendik. Allah mutluluğumuzu bozmasın aşkım. Seni seviyorum” yazısını da asarak aşklarını herkese duyurdular.

  • Girişimci Öğrencilerin Başarı Hikayesi

    Eren Dinçer, Harun Deniz ve Bahadır Görgülü, üniversitede öğrenim görmek için geldikleri Isparta’da küçük bir finansmanla VAVİN markasını kurdular, hazır giyim sektöründeki markayı e-ticarete taşıdılar. Kendi kurdukları siteyi, sosyal medyada 600 bin kişiye ulaştırmayı başaran genç girişimciler, markalarını internet üzerinden 81 ile sipariş yaparak bölgede en çok satış yapan firmalardan biri haline getirdi.

    PROGRAMLARA SPONSOR OLUYORLAR

    Kuruculardan Eren Dinçer, paketleme ve müşterilerle iletişim ağı kuran VAVİN Butik’in, profesyonel çalışmalar yaparak sürekli kendini geliştirdiğini söyledi. Dinçer, Akdeniz’in en yüksek kargo satışı yapan firması durumunda bulunan VAVİN’in sosyal medya üzerinden aylık yaklaşık 40-50 bin TL reklama bütçe ayırdığını belirterek “VAVİN, bazı ürünleri kendi üretiyor bazılarını ulusal markalarla satışa çıkarıyor. Esra Erol’la Evlen Benimle programına da sponsorluk yapan VAVİN, bir çok projeye destek veriyor” dedi.

    İLK 20 E-MARKA HEDEFİ

    Türkiye’deki ilk 20 e-marka arasına girmeyi düşündüklerini aktaran Dinçer, şunları söyledi:

    “Şu an gidişatımız iyi. İnce eleyip sık dokuyarak hareket ediyoruz. 3 şube daha açmayı düşünüyoruz. Aylık yaklaşık 10-12 bin arasında kargo çıkarıyoruz. Büyük firmaları inceleyip onların yaptıkları hataları yapmamaya çalışıyoruz. Fiyat avantajımız var. Bunları yaptığınız zaman zaten başarı kaçınılmaz oluyor. VAVİN’i VAVİN yapanlar; Gösterişli ve En Uygun Fiyat İstediğiniz ürünler, yine sizin için cazip olan fiyata, en iyi lokasyonlar ve göz alıcı mağaza atmosferinde satışa sunulur. Modanın öncüsü, modanın tüm trend, stil sahibi renk, desen, çizgi ve kuplarıyla hazırlanan koleksiyonlar, günün her anında şık ve bakımlı görünmek isteyen herkes için erişilebilir fiyatlar VAVİN’de.”

    PROFESYONEL MANKENLERLE ÇALIŞIYORLAR

    Şirket hissedarlarından Bahadır Görgülü, ise “Vavin Giyim olarak, internet mağazacılığının tanıtımı konusunda önemli çalışmalar yaptıklarını belirterek “Ürünlerimizin tanıtımı için haftada iki kez 15 profesyonel mankenle fotoğraf ve video çekimi gerçekleştiriyor. Vavin, şimdilik 15 kişiye istihdam sağlıyor. Vavin’in internet mağazacılığı yanında 1’i Isparta’da olmak üzere 5 mağazası bulunuyor.”