Etiket: hikayeleri

  • “Ünye’nin Kayıp Hikayeleri” anlatıldı

    Ordu’nun Ünye ilçesinde Ünye Belediyesinin ev sahipliğinde düzenlenen “2. Ünye Masal Anlatıcılar Buluşması”nda “Ünye’nin Kayıp Hikayeleri” anlatıldı.

    Yaşayan Kültürel Miras Müzesinde düzenlenen etkinlikte, İnşaat Mühendisi, Senarist ve Masal Anlatıcı İsmail Canbulat ile Yaşayan Kültürel Miras Müzesi Sorumlusu İhsan Akbulut moderatörlüğünde Ünye’nin kayıp hikayeleri anlatıldı.

    Ünye şivesi ile anlatılan hikayeler, ilçenin tarihi, geçmişteki kültürel yapısı, anlatıcıların Ünye’deki yaşadıkları anılar aradan geçen yılların ardından hafızalarda yeniden canlandı. Etkinliğin 1960 yılında Ünye Masalları kitabından esinlendiklerini söyleyen İsmail Canbulat, “Bu etkinlikte 1960 yılında Ünye’de görev yapan Mehmet Zeki Gündüz’ün öğrencileri ile birlikte hazırladığı masal kitabından esinlendik. Fikir, önce Ünye masallarını anlamaktan çıktı. Ünye masalını yıllar önce derlemiş, anlatmış insanları, onların hocalarını bulduk. Mehmet Zeki Gündüz’ün öğrencileri ile birlikte hazırladığı Ünye Masalları kitabından esinlendik. 48 yıl sonra biz bu etkinlikle hocalarıyla öğrencileri buluşturduk. Ünye sahilinde bir masal ateşini ilk ihsan Akbulut kardeşimle beraber yaktık. Buradan hareketle de bunu devam ettirelim dedik. Çünkü zihinlerde kayıp hikâyeler var. Eski insanların, kadim kültürlerin kesiştiği bir yer Ünye. Bunların anlatıldıkları hikayeler var. Hep birlikte bir anlatıcılar buluşması yaptık. Hikâyelerimiz kaybolmasın, belediyemize bir ışık tutalım istedik” dedi.

    Yaşayan Kültürel Miras Müzesi Sorumlusu İhsan Akbulut ise, “Sözlü tarih çok önemli bir kültür öğesidir. Bu etkinlikte insanlar bildiklerini anımsayabildikleri kadar aktarıyor. İki yıldır düzlendiğimiz etkinlikte insanlar belgeleriyle değil, bellekleri ile geldi. Belleklerini burada bize aktardılar. Bir sözlü kültür ortamını icra ettik. Hikâyeleri kaybolmaması için dijital ortama da kaydettik. Sözlü kültürü dijital ortama aktararak bir kaynak oluşturduk” diye konuştu.

    Etkinlik sonrasında masal ve hikaye anlatıcılarına plaket takdim edildi.

  • Çarpıcı insan hikayeleri “Komşum Benim”de

    Komşuluuk ilişkilerini geliştirecek ve toplumun unutulan değerlerini yeniden canlandıracak olan “Komşum Benim” programı sunucu Aynur Ayaz’ın sunumuyla yakında izleyici ile buluşacak.

    Yapımcılığını AORT Medya/ Sunuculuğunu Türkiye’nin başarılı ve güler yüzlü sunucusu Aynur Ayaz’ın üstlendiği, yardımsever ve güzel yürekli insanların baş kahraman olduğu ’Komşum Benim’ programı ile Türk halkının eğer isterse, el ele verirse neler başarabileceğini bir kez daha göreceğimiz yeni bir iyilik hareketi doğuyor.

    “Komşum Benim” ekibi, ‘benim komşumun da desteğe ihtiyacı’ var diyen kişilerle bir araya geliyor. Komşusunun tek başına çözemediği sorunu, yakınlarının desteğine rağmen ulaşamadığı hayallerini dinliyor.

    Bu doğrultuda programa başvuran komşu ile Komşum Benim ekibi neler yapılabileceğini konuşup, planlayıp, hayata geçiriyor.Bu iyilik hareketinde işbirlikçiler ve destekçiler güzel yürekli komşular, kamu ve özel kuruluşlar, semt esnafları, mahalle sakinleri, kısaca ‘ben de bir şey yapabilirim’ diyen herkes yer alıyor.

    ‘Komşum Benim’; kültürümüzün baştacı unsurlarından olan ‘komşuluk’ ilişkilerini geliştirmek, sahip olduğumuz değerleri pekiştirmek, toplumsal ve bireysel yardımseverliği aşılamak, ‘umut’ duygusunu hep canlı tutmak için hazırlanmış bir sosyal sorumluluk programı olarak izleyici karşısına çıkacak. Yan komşudan mahalleye, mahalleden şehre, şehirden tüm ülkeye, gönülden gönüle, elden ele uzanacak en çarpıcı insan hikayeleri ile “Komşum Benim” çok yakında Aynur Ayaz özel sunumu ile TRT 1 ekranlarında olacak.

  • Sökeli genç yazardan “Oğluma Yalnızlık Hikayeleri”

    Sökeli genç yazar Serkan Oklay’ın ilk kitabı “Oğluma Yalnızlık Hikayeleri” yayınlandı. Cinius yayınlarından çıkan kitabın satışı kitapçılar ve online mağazalar başladı.

    “Oğluma Yalnızlık Hikayeleri” dört farklı hikayeden oluşuyor. Kurgusal yazım tarzı ve akıcı dili ile dikkat çeken Sökeli genç yazar Serkan Oklay, ilk kitabını yaklaşık bir yıllık sürede yazmış. Pamukkale Üniversitesi mezunu Sökeli genç yazar Serkan Okay ilk kitabının yayınlanmış olmasından dolayı mutluluk yaşıyor. Söke Belediye Başkanı Süleyman Toyran’ı da ziyarete ederek kitabından hediye eden yazar Serkan Oklay; yazmanın kendisinde bir tutkuya dönüştüğünü ifade ediyor.

    Genç yazar Serkan Oklay; “Bu kitapla onu başardım. Kitaptaki hikayelerde herkesin kendinden bir şeyler bulacağına inanıyorum. İlk kitabımın yayınlanması ve okuyucularla buluşmasının mutluluğunu yaşıyorum” dedi.

  • Sığınmacıların hikayeleri belgesel olacak

    Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi, 5 ülkeden sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte, ülkelerinden ayrılıp güvenli bir yer arayan sığınmacıların yaşadıklarına dikkat çekmek için onların öykülerini anlatan belgesel filmler yapacak.

    Türkiye, Yunanistan, Filistin, Ürdün ve Lübnan’dan üniversiteler, sinema okulları ve sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek sığınmacıların yaşadığı sıkıntılara dikkat çekmek için belgesel film projesi hazırladı. Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü, bu 5 ülkedeki gençlerin, sığınmacı gençlerle bir araya gelerek onların öykülerini anlatacağı 10 kısa belgesel film yapmalarını sağlamak için hazırlanan projenin ortağı oldu. Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü Başkanı Prof. Dr. Nazlı Bayram ile Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Çağrı İnceoğlu’nun yürüteceği proje, Anna Lindh Vakfı’nın bu yıl için destekleyeceği projeler arasında yer almayı da başardı.

    Sığınmacıların yeni evleri

    Anna Lindh Vakfı’nın finansal destek sağlayacağı “Evim – Yeni evim” adlı projeyi anlatan Prof. Dr. Nazlı Bayram, “Projeyle, 5 ülkeden üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları işbirliği yapacak. Bu ülkelerdeki gençler, yine kendileri gibi sığınmacı gençlerle bir araya gelerek, çeşitli nedenlerle ülkelerinden ayrılmak zorunda kalan sığınmacıların hikayelerini anlatan 2’şer belgesel film çekecek. Ortaya çıkan 10 film, proje ortağı olan ülkelerde gösterilecek. Biz de çekeceğimiz 2 film için hem danışmanlık hem de eğitim ve malzeme desteği vereceğiz. Projemiz, yalnızca bizim öğrencilerimize değil, konuyla ilgilenen 18-30 yaş arası herkese açık” diye konuştu.

    Artan göç trafiği

    Avrupa Birliği ile varılan anlaşmanın ardından Ege’de düşüşe geçen göçmen trafiği son dört ayda tekrar yoğunlaştı. Haziran ayında 538 olarak kaydedilen düzensiz göçmen sayısı ağustos ayı sonuna doğru 1350’ye ulaştı. Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri, 2015’in ilk 8 ayında 43 bin 259 göçmeni, bu yılın ilk 8 ayında ise 28 bin 376 göçmeni, Ege açıklarında çıktıkları tehlikeli yolculuktan geri döndürdü.

    Ege’de son 2,5 yılın göç bilançosu

    Düzensiz göç olayı:

    2014: 574

    2015: 2 bin 430

    2016 (İlk 8 ay): 639

    Müdahale edilen göçmen sayısı:

    2014: 14 bin 961

    2015: 91 bin 611

    2016 (İlk 8 ay): 28 bin 376

    Hayatını kaybeden göçmen sayısı:

    2014: 69

    2015: 279

    2016 (İlk 8 ay): 174

  • Zülfü Livaneli: “Kafamdaki Hikayeleri Bitiremedim”

    Müzisyen ve yazar Zülfü Livaneli, Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Edebi Kazılar” söyleşisine katılarak okurlarıyla buluştu.

    Nilüfer Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü Zülfü Livaneli’yi ağırladı. Ünlü yazar, okurlarıyla buluşmadan önce Nilüfer Belediyesi Halk Evi’ni ziyaret etti. Başkan Mustafa Bozbey ile makamında görüşen Livaneli, Halk Evi’ni de gezerek çalışmalar hakkında bilgi aldı. Livaneli, “Barış Meclisi”nin Avrupa’da dahi örneğinin bulunmadığını kaydetti. Livaneli, daha sonra Nazım Hikmet Kültürevi’nde Edebi Kazılar söyleşisine katıldı. Yazar Feridun Andaç’ın sorularıyla hayatını okurlarıyla paylaşan Zülfü Livaneli, hayranları tarafından çeşitli sıfatlarla anıldığını, asıl mesleğinin müzisyenlik ve yazarlık olduğunu söyledi.

    Kendisine müzisyen, yazar, politikacı denildiğini belirten Livaneli, “Aslında benim iki tane mesleğim var. Birisi yazarlık, diğeri de müzisyenlik. Bir dönem siyaset yapmış olmak beni politikacı yapmıyor. Ben gazeteci de olmadım, olamadım. Ben fikirlerimi yazdım gazetelerde. Bazen o, bazen bu , ama en sonunu kazıdığınız zaman müzisyenlik ve roman kalıyor. Aslında edebiyat kalıyor” dedi.

    Türkiye şartlarının kendisini müzisyen yaptığını anlatan Livaneli, “Müzikle ilgilenen bir insandım , ama kitap okuya okuya aklını kaybetmiş ihtiyar Donkişot vardır ya, ben esas onun çocuk versiyonuydum, sürelik okuyordum. Fakat ardından 12 Mart geldi, bizi 5 yıldızlı hapishanelerde misafir ettiler. O dönemde arkadaşlarımız Deniz Gezmişler idam edildi, büyük haksızlıklar yapıldı. Ben de o cuntayı eleştiren türküler yaptım hapiste. Sonra da yurtdışında bunu kaydettim ve unuttum, tekrar kitaplarımı yazmaya döndüm. Ama sonra baktım ki türkülerim kaçak kasetlerle girmiş Türkiye’ye ünlü olmuş, milyonlar söylemeye başlamış ve bir tane daha albüm derken yakın zamanlara kadar getirdiler. Müzik toplumsal bir baskıyla ortaya çıktı. Ben kendimi zaten edebiyatçı gibi görüyordum ve tam bir müzikçi olmadım. Hep müzik ve edebiyat arasında durdum. Şiirler besteledim, şiirler yazdım. Edebiyat dünyasıyla müzik dünyası iç içe geldi. Bu kadar çok beste, bu kadar çok konser, bu kadar çok çalışmadan sonra sanki içimdeki ezgiyi paylaştım, ama kafamdaki hikayeleri bitiremedim” şeklinde konuştu.