Etiket: Heyecanlı

  • Magarsus’ta Heyecanlı Bekleyiş

    Adana’nın Karataş ilçesinde kazı çalışmalarının hızla devam ettiği Magarsus Antik Tiyatrosu, turizme çok ciddi katkılar sağlayacak ‘ören yeri’ statüsü almaya hazırlanıyor. Titizlikle sürdürülen çalışmalar tamamlandıktan sonra tarih fışkıran bölgedeki diğer alanların kazılması planlanıyor.

    Tarihi M.Ö. 5 ve 4. yüzyıllara dayanan Magarsus Antik Kenti’nde Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü Adana Müze Müdürlüğü başkanlığında 2013 yılında başlayan kazılar, hız kesmeden devam ediyor. Topraklarından tarih fışkıran Karataş’taki antik Magarsus’ta sürdürülen çalışmalarda tiyatronun oturma basamaklarındaki çalışmalar neredeyse tamamlandı. Orkestra ve sahne binasındaki kazıların da tamamlanmasıyla restorasyon ve konservasyon çalışmaları gerçekleştirilecek.

    Antik tiyatroda incelemelerde bulunan Adana İl Kültür ve Turizm Müdürü Sabri Tari, Adana Müze Müdürü Nedim Dervişoğlu ve Kazı Danışmanı Dr. Fatih Erhan, çalışmalar hakkında bilgiler aktardı. İl Kültür ve Turizm Müdürü Sabri Tari, çalışmalar tamamlandıktan sonra karşılama ünitesi yapılacağını ve ören yeri statüsü için gerekli başvuruları gerçekleştireceklerini açıkladı. Ören yeri statüsünün bölgenin kalkınmasıyla birlikte kültür ve turizme katkı sağlayacağını kaydeden Tari, “Deniz, kum, güneş ve kültürle birleştiği bir bölgedeyiz. Başvurumuzun kabul edileceğine inanıyoruz. Çünkü bölge, potansiyel olarak bir nevi açık hava müzesi konumunda. Şu anda lokal bir şekilde sadece antik tiyatroda çalışma yapıyoruz ancak kazı alanı genişleyecek. Valilik olarak hazırladığımız stratejik planda 2017 ve sonrasında bu bölgenin turizm hareketliğinin artmasını öngörüyoruz. Ören yeri statüsüyle birlikte belki Efes, Side, Manavgat kadar olmayabilir ama iç turizmde çok ciddi hareketlilik olacağına inanıyoruz” diye konuştu.

    “TURİZM AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR DURUM”

    Kazı Danışmanı Dr. Fatih Erhan ise yön levhalarının yapıldığını, karşılaşma ünitesi çalışmalarının da bu yıl içerisinde tamamlanacağını vurgulayarak, “Kentte yapılan bu bilimsel çalışmaları kurumsallaştırma yönünde atılmış çok büyük bir adım. Ören yeri statüsü kazandıktan sonra turizm açısından ultra önemli bir durum. Özellikle kazı açısından önemli katkı sağlayacak. Çünkü halihazırda Magarsus kentinde şuan toprak üzerinde bile tespiti yapılmış tiyatro dışında Athena Magarsia Tapınağı, stadion, sarnıçlar, hamamlar, Ortaçağ kalesi ve oldukça devasa bir kent suru kalıntıları toprak yüzeyinde görülüyor” dedi.

    MAGARSUS ANTİK KENTİNİN TARİHİ

    Antik Magarsus’un tarihi hakkında da bilgiler aktaran Dr. Erhan, şöyle devam etti:

    “İlk başta Yunanlar’ın hakimiyetinin görüldüğü kent bir dönem Pers yönetiminde kalmış. Büyük İskender 330 yılında İssos’ta Pers kralını yenerek bölgeye hakim oluyor. M.S. 2’nci yüzyılda yaşamış olan antik coğrafyacı Arianos’un aktardığına göre; Büyük İskender bölgeye geldiği zaman hemen bulunduğumuz alanın kuzeyindeki alandan akan Ceyhan Nehri’nin üzerine bir köprü inşa ettirip önce Magarsus kentine geldiği, antik tiyatronun 200 metre kuzeyindeki Athena Magarsia Tapınağı’nı ziyaret ettiği, sunularda bulunduğu, daha sonra kentin efsanevi kent kurucusu Anflakos’un mezarını ziyaret ettiği, sonra da buraya çok yakın olan Mallos’a geçtiği aktarılır. Şu ana kadar yapılan araştırmalara göre kentin tarihi bundan sonra Selekos Krallığı hakimiyetinde kalmış. Daha sonra da Roma denetimine girmiştir. Roma denetimi bölgede M.S. 260 yılına kadar devam etmiş, ardından Doğu Roma İmparatorluğu bölgede hakimiyete başlamış. 4 ve 7. yüzyıllar arasında Bizans hakimiyeti, 8 ve 10. yüzyılda İslami seferlerle Abbasi dönemi yaşanmış. 10. yüzyıldan itibaren tekrar Bizans hakimiyeti başlamış fakat 12, 13, 14. yüzyıllarda Memluk hakimiyeti ortaya konulmuş. Daha sonra 15. yüzyılda Osmanlı’ya bağlı Ramazanoğlu Beyliği hakimiyetini görüyoruz. Daha sonra da doğrudan Osmanlı’ya bağlanıyor ve günümüze kadar tarihsel süreci geliyor.”

  • Heyecanlı Sporlar Kalp Krizini Tetikliyor

    Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Göktekin, futbol gibi heyecanlı ve yarışmalı spor dallarıyla ilgilenen hastalarda kalp krizi geçirme riskinin daha yüksek olduğunu söyledi. Göktekin’e göre daha önce kalp krizi geçirmiş hastaların; hızlı yürüme, hafif koşma, bisiklete binme ve yüzme gibi spor dallarına yoğunlaşması gerekiyor.

    Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Göktekin, ani kalp krizleriyle ilgili yaptığı açıklamada tedavi sürecinde spor yapmanın önemine dikkat çekti. Daha öncesinde kalp krizi geçiren, ilaç kullanan veya bypass olan hastaların, mutlaka spor yapması gerektiğini belirten Ömer Göktekin, “Spor bizim tedavimizin bir parçasıdır. Ama çok sert oynanan bir futbolu spor olarak görmeyiz. Kalp krizi geçirmiş hastalara, genellikle hızlı yürüme, hafif koşma, bisiklete binme ve yüzme gibi sporları öneriyoruz. Bunların da haftada en az 3 veya 4 gün 45 dakika süreyle yapılması gerekir. Spor yaparken vücutta aşırı strese neden olan yarışmalı sporlar yapılmamalıdır. Hastanın kendini sporun heyecanına kaptırıp hızlı tempoda spor yapmaması gerekir. Bu tür durumlarda kalp krizi ve kardiyak ölüm tetiklenebilir. Kazanmak için hırslanılan sporlarda heyecan faktörü devreye girer. Heyecan kalp krizi için her zaman risk faktörüdür ve tetikleyici bir nedendir” dedi.

    RİSK FAKTÖRLERİNE DİKKAT

    Kalp krizinin risk faktörü olan hastalarda daha fazla görüldüğünü söyleyen Ömer Göktekin, “Kalp krizi, kalbi besleyen koroner damarlarda tıkanma sonucunda oluşan bir durumdur ve risk faktörü olan hastalarda daha fazla görülür. En önemli risk faktörü ise sigara içmektir. Yüksek kolesterol, ailesel yatkınlık, koroner kalp hastalığı, şeker, diyabet ve obezite gibi rahatsızlıklar ile egzersiz yapmayan hastalarda, kalp krizi diğer insanlara oranla daha fazla görünüyor. Risk faktörlerinin her biri koroner kalp hastalığına davetiye çıkarıyor. Kalp krizini tetikleyici faktörler ise, aşırı sıcak ya da soğuk, heyecan, stres ve depresyon da kalp krizini tetikleyebilir” ifadelerini kullandı.

    İKİ TÜR KALP KRİZİ

    Kalp krizi türlerinin genel anlamda iki başlık altında toplanabileceğini belirten Ömer Göktekin, “İki tür kalp krizinden söz etmemiz mümkün. Bunlardan biri risk faktörlerinin olduğu durumda, göğüs ağrısıyla kendini gösteren kalp krizidir. Tıbbi anlamda kalp krizi koroner kalp damarının akut olarak tıkanmasıdır. Diğeri ise hiçbir belirti olmadan, birden bire ortaya çıkar ve sonucunda insanlar hayatlarını kaybeder. Buna tıpta ani kardiyak ölüm denir ve aslında kalp krizi olarak da algılanmaz” dedi.