Etiket: Hepimizin

  • Vali Toprak: “Darbe gerçekleşseydi hepimizin kellesi gidecekti”

    Hakkari Valisi Cüneyit Toprak, “OHAL ilan edildi, ‘Hukuk devleti dışına çıkıyorlar’ gibi propaganda yaptılar. Hukuk devletinin dışına, diyenler darbe gerçekleşseydi hepimizin kellesi gidecek, devletimiz elden gidecekti. Onun için devletimizin anayasasında yeri olan OHAL’i ilan etti. Ve bu illegal yapıdan temizlenmek için bir yıllık çaba sarf ediyor” dedi.

    Hakkari Valiliği tarafından 15 Temmuz darbe girişiminin yıl dönümü ve Demokrasi ve Milli Birlik günü ve Şehitleri anma etkinlikleri çerçevesinde yürüyüş düzenlendi. Ak Parti İl binası önünde başlayan yürüyüşe Hakkari Valisi Cüneyit Orhan Toprak, Yüksekova 3. Piyade Tümen Komutanı Tuğgeneral Metin Tokel, Belediye Başkan Vekili Cüneyt Epcim, Yüksekova Kaymakamı Mahmut Kaşıkçı, Ak Parti Hakkari İl Başkanı Nurettin Fırat, Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Emre Tayanç, İl Jandarma Alay Komutanı Tuğgeneral Ferdi Korkmaz, Emniyet Müdürü S. Suvat Dilberoğlu, Durankaya Beldesi Belediye Başkanı Fatih Keskin, kurum amirleri ve yaklaşık 10 bin kişi katıldı.

    Ellerindeki Türk bayrakları ve üzerinde 15 Temmuz şehitlerinin resimlerinin yer aldığı önlükleri giyip yürüyüşe geçen kalabalık, sık sık tekbir getirip, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez” sloganları atarak yeni valilik binası önüne geldiler. Burada Müftülüğe bağlı imamlar tarafından sela okunduktan sonra Kur’an-ı Kerim tilaveti okundu. Saygı duruşu ve istiklal marşının da okunmasının ardından bir konuşma yapan Hakkari Valisi Cüneyit Orhan Toprak, “15 Temmuz’da Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütünlüğüne, vatanımıza, bayrağımıza, ülkemize ve demokrasimize karşı çok haince ve kalleşçe bir darbe girişimi yapılmak istendi” dedi. Vali Toprak, sözlerine şöyle devam etti: ” Geçen yıl yaşadığımız 15 Temmuz hadisesi çok daha farklı bir boyut taşıyor. Önceki darbeler ki yanlış anlaşılmasın tüm darbelere karşıyız; asayişin temini, istikrarın temini adı altında hiç olmasa kendi içlerinde bir niyetle yapılmış. Fakat bu 15 Temmuz’u diğer darbelerden de kendine has bazı özellikleri var. Bunlardan iki tanesini söylemek istiyorum. Birincisi 15 Temmuz, kökü dışarıda olan, planlayıcısı dışarıda olan ülkemizin bölünmesine, bayrağına ve milletimizin birliğine karşı dış odaklı bir darbe girişimiydi. 1966 yılından beri FETÖ’nün elebaşı olan şahıs bu darbeyi ilmek ilmek dokuyarak en önemlisi başkalarının elinde oyuncak olarak bu darbeyi gerçekleştirme teşebbüsüne kalkıştı. Allah korusun böyle bir başarı olmuş olsaydı, diğer darbeler gibi değil, tabiri caizse anahtar teslim şeklinde güç aldıkları dış odaklara ülkemizi teslim edeceklerdi.”

    Türk Silahlı Kuvvetlerimizin o şerefli üniforması içerisine girmiş hainlerin utanmadan, sıkılmadan Türk milletine en vahşi şekilde muamele ettiğini belirten Toprak, “Bilindiği gibi 249 şehidimiz, 2 bin 193 tane gazimiz var. Gözlerini kırpmadan o masum kadınlara, yaşlılara ve çocuklara silah çektiler, tank doğrulttular. Darbeyle birlikte anayasada yeri olan Olağan Üstü Hal (OHAL) ilan ediliyor, suç odakları ayağa kalkıyor. OHAL ilan edildi, ‘Hukuk devleti dışına çıkıyorlar’ gibi propaganda yaptılar. Hukuk devletinin dışına, diyenler darbe gerçekleşseydi hepimizin kellesi gidecek, devletimiz elden gidecekti. Onun için devletimizin anayasasında yeri olan OHAL’i ilan etti. Ve bu illegal yapıdan temizlenmek için bir yıllık çaba sarf ediyor” şeklinde konuştu.

    Konuşmaların ardından, 15 Temmuz’da Türkiye’de ve Hakkari’de yaşanan görüntülerin slayt gösterimi, Türkçe, Kürtçe ve Arapça ilahi dinletisi ile devam eden program İl Kültür Müdürlüğünün 15 Temmuz fotoğraf sergisi ve İl Müftüsü Faruk Gürbüz tarafından yapılan dualarla son buldu.

  • Kılıçdaroğlu, “Terör kimden gelirse gelsin, hepimizin namuslu şekilde tavır alması lazım”

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “ Her gün yeni şehitler geliyor. Şehit haberleri geliyor. Terörsüz bir Türkiye hepimizin ortak arzusudur. Terör kimden gelirse gelsin FETÖ’den mi geliyor, PKK’dan mı geliyor, DHKP-C’den mi geliyor, kimden gelirse gelsin, teröre karşı hepimizin namuslu şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı hepimizin ödünsüz bir şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı ortak mücadele etmemiz lazım” diye konuştu.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ankara Güvenpark’tan başlattığı adalet yürüyüşünün 14. Gününde Düzce’de basın toplantısı düzenledi. Sabah saatlerinde basın toplantısı düzenleyen CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, teröre dikkat çekti.

    Adalet yürüyüşüne toplumun değişik kesimlerinden sempati ile bakanların da olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, “Adalet için toplumun vicdanı için yürüyoruz. Bu yürüyüşe gerçekten de toplumun çok değişik kesimlerinden sempati ile bakanlar var. Özellikle anayasa referandum sırasında evet oyu kullanan pek çok vatandaşımız da gerek şifahi olarak, gerek telefonlarla bize sempati ile baktıklarını, bu yürüyüşümüze destek verdiklerini ifade ediyorlar. Biz de onlara yürekten teşekkür ediyoruz. Bizi derinden üzen olaylar da var Türkiye’de. Her gün yeni şehitler geliyor. Şehit haberleri geliyor. Terörsüz bir Türkiye hepimizin ortak arzusudur. Terör kimden gelirse gelsin FETÖ’den mi geliyor, PKK’dan mı geliyor, DHKP-C’den mi geliyor, kimden gelirse gelsin, teröre karşı hepimizin namuslu şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı hepimizin ödünsüz bir şekilde tavır alması lazım. Teröre karşı ortak mücadele etmemiz lazım” dedi.

    “Rabia işareti yapıp protesto edenleri alkışladık”

    Yürüyüş sırasında Rabia işareti yapıp kendilerini protesto edenlere de teşekkür eden CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

    “Ben her zaman şunu söyledim. Her ortamda da söyledim. Hükumet yetkililerine, arkadaşlar siz terörü bitirmek için ne istiyorsunuz? Her istediklerini aldılar. Ama bitmiyor. Son referandum geldi. Referandumda da ‘evet oyu verin terör bitecek’ yeri göğü afişlerle donattılar. Şimdi terör bitsin diye evet oyu veren vatandaşlarımın vicdanına sesleniyorum. Artık kandırılıyorsunuz. Bunu düşünün. Bunların terörü falan önleyecekleri, bitirecekleri yok. Biz kendi ülkemizde terörün olmadığı adaletin egemen olduğu bir ülkeyi oluşturmak inşa etmek istiyoruz. O nedenle buraya bu yürüyüşe bir siyasal parti kimliği vermekten öte adalet isteyen 80 milyon adına yürüyoruz. Ve bize destek verenler var. Dolayısıyla bugün Düzce’den ayrılıyoruz. Tüm Düzceli arkadaşlarıma vatandaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Bize sempati ile bakan, bize el sallayan, hatta arada bir Rabia işareti yapıp bizi protesto eden yada Rabia işareti yapıp bizi protesto ettiğini düşünen bütün Düzceli kardeşlerime yürekten teşekkür ediyorum. Ben ne kadar adalet istiyorsam, eşitliğin mantığında o da vardır. Benim siyasal düşüncelerimin karşısında olan ve benim gibi düşünmeyen vatandaşın da adalet isteme düşüncesini özgürce açıklama imkanı var. O nedenle onlar bizi protesto ederken veya kötü sözler söylerken biz sadece ellerimizi yukarıya kaldırdık ve onları alkışladık. Alkışladığımız için de çok memnunuz. Çok huzurluyuz. Düzceli kardeşlerime yürekten teşekkür ediyorum. Olumsuz bir olay oldu. O nedenle çok sayıda Düzceli geldiler özür dilediler. Biz o olayı asla Düzce’liler ile bir tutmadık. Onların suyunu içtik, ekmeğini yedik. Düzce’de ben 15 Temmuz şehidimizin ailesini ziyaret ettik. Yine bir ailede oturup akşam yemeği yedik. Onların sofralarına oturduk. Onların misafirperverliğini de gayet iyi bilen birisiyim. Düzce’ye yeni gelmiyorum. Daha önce de sıradan vatandaş olarak da politikacı olarak da birkaç kez gelmiştim. Şimdi yolumuz Sakarya, dolayısıyla ondan sonra Kocaeli ve İstanbul.”

    Kılıçdaroğlu, basın toplantısının ardından 14. Günde adalet yürüyüşüne kaldığı yerden devam etti.

  • Hepimizin hayatına dokunan kişiler

    Maltepe Üniversitesi’nde pedagojik formasyon eğitimi alan öğretmen adayları mezun oldu.

    Marma Otel’de gerçekleşen sertifika törenine, Maltepe Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Betül Çotuksöken’in yanı sıra akademik kadro ve 65 öğretmen adayı ve yakınları katıldı.

    Tören öncesi İHA kameralarına açıklama yapan Prof. Dr. Betül Çotuksöken, “Uzun yıllardan beri üniversitemizde özellikle lise öğretmeni yetiştirme konusunda bir atılımımız var. Eğitim fakültemizde, okul öncesi ve ilkokul öğretmenliği kapsamında çalışmalarımız bulunuyor. Lise öğretmenliği kapsamında da yıllar önce tezsiz yüksek lisans programımız vardı. Fakat daha sonra YÖK kararları çerçevesinde o programlar kapatılınca, 2015-16 eğitim öğretim yılında pedagojik formasyon eğitimi sertifika programını başlattık. Üniversitemiz adalet, felsefe, psikoloji ve radyo-televizyon bölümlerine 65 öğretmen yetiştirdi. Bu bizim için çok önemli. Gelecek yıllarda da bunu devam ettirmeyi planlıyoruz. Bütün bir yıl çok değerli gençlerle çalışmalar yaptık. İstanbul’daki çeşitli okullarda uygulamalarını da yaptılar. Bugün de buradan öğretmen olarak sertifikalarını alarak mezun olacaklar” şeklinde açıklamalarda bulundu.

    Öğretmenliğin çok önemli bir meslek olduğunu belirten Prof. Dr. Çotuksöken, “Onlar hepimizin hayatına dokunan kişiler. Dolayısıyla öğretmenlerin iyi yetişmesi ülkenin kalkınması, gelişmesi ve insani değerlere kavuşulması açısından çok büyük önem taşıyor. Biz de toplumumuzu geliştirip, farklılaştıracak ve daha iyi noktalara taşıyacak öğretmenlerin yetişmesinde katkıda bulunduğumuz için Maltepe Üniversitesi olarak çok sevinçliyiz” ifadelerini kullandı.

  • UIC Başkanı Azizoğlu: “Bu vatan, din, millet ve insanlık düşmanı canavarlar hepimizin beyninde, kalbinde bu vahşilikleriyle yaşayacaklardır”

    Uluslararası Üniversiteler Konseyi (UIC) Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, “Bu vatan, din, millet ve insanlık düşmanı canavarlar hepimizin beyninde, kalbinde bu vahşilikleriyle yaşayacaklardır. İhtilaller, darbeler ya da muhtıralar Türkiye’nin yükselmesine, halkımızın ekonomik, sosyal, eğitim düzeyinin ileriye dönük ivme kazanmasına en büyük engeli teşkil etmektedir” dedi.

    Vatan ve millet düşmanları tarafından yapılan darbe teşebbüsünü Genelkurmay Karargahı’nda protesto eden ve karşı duruş için giden ilk kişilerden olan UIC Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Orhan Hikmet Azizoğlu, sabah saat 04.00 sıralarında yaralanmıştı. Hastaneye kaldırılan Azizoğlu, darbe teşebbüsü ve olaylarla ilgili açıklamalarda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bu coğrafyada hangi tarih boyutunda güçlü ve küresel söz sahibi olursa mutlaka karşısına yüzyıllık süreçte askeri darbeler, kaoslar, terörizm, etnik mezhep ya da ideolojik tuzaklarla ileriye değil geriye iç çekişmelerle meşgul edilip, dışa bağımlı ve güçlü ülkelerin himmetine muhtaç hale getirildiğini kaydeden Azizoğlu, “Bu hain ve alçak tuzaklara bizim için her zaman manevi açıdan peygamber ocağı, milli açıdan güvencemiz ve iftiharımız olan ordumuz zaman zaman şer odaklarının hain emellerine hizmet eden kötü niyetli üst seviyede mensupları tarafından alet olmaktadır. İhtilaller, darbeler ya da muhtıralar ülkemizin yükselmesinde, halkımızın ekonomik, sosyal, eğitim düzeyinin ileriye dönük ivme kazanmasına en büyük engeli teşkil etmektedir. Demokrat Parti iktidarı ile yükselen refah düzeyimiz, albaylar cuntası dediğimiz alt rütbeli askerlerin üst rütbeli komutanlarına emir ve zorbalıklarla yaptırdıkları darbe sonucu ülkenin seçilmiş başbakan ve bakanlarını katledip, cumhurbaşkanı ve neredeyse tüm devlet erkanını sözde mahkemelerde ve hapishanelerde zulüm mekanizmasına tabi tutarak ülkeyi on yıllarca geriye götürmüşlerdir. Keza 12 Mart askeri darbesi yine ülkemizde ekonominin durmasına, demokrasinin askıya alınmasına ve genç insanların katledilip zindanlarda çürümesine vesile olmuştur. 12 Eylül askeri darbesi sadece iktidar hırsı, mevki, makam sevdası ile ülkenin geleceğini kurdukları hain kaos planları ile iç savaşa sürükleyen kahraman ordumuzu kötü ve kirli emellerine alet eden üst düzey generallerin yaptığı ve Türkiye’yi 30 yıl geriye götüren, millete ihanet teşebbüs ve eylemlerinden bir başka örnektir. Turgut Özal ve Anavatan Partisi döneminde halkın söz ve iradesi ile demokrasi, ekonomik ve küreselleşme alanlarında hızla bölgesel ve küresel saygınlık kazanmaya başlayan, milli ve manevi değerlerinin farkını anlamaya, uygulamaya başlayan aziz milletimize karşı halkın maneviyatını, inancını, kutsal değerlerini hiçe sayan yine ordumuzun azınlık bir general grubu tüm orduya hükmederek 28 Şubat Muhtırası ya da post modern darbesiyle halkı siyasi istikrarsızlığa, ekonomik çöküntüye, toplumsal ayrımcılığa iten, bir gecede milyar dolarlık ekonomik kayıpları önemsemeyen, dış odaklardan aldıkları emirleri yerine getiren darbe girişimi ile Türkiye’nin felaketi olmuşlardır” dedi.

    Azizoğlu’ndan birlik ve inanç vurgusu

    2002 yılında antidemokratik sisteme ve yapılanmalara karşı tam demokratik halk iradesini yansıtan, ülkeyi aydınlık yarınlara taşıyacak seçimler sonucunda AK Parti iktidarının yüksek halk iradesi ile tek başına iktidar ve cesur bir liderle Türkiye’nin kaoslarla geçen demokratik sistemini, kırılgan ekonomisini itibarsızlaşan ve dışa mahkum küresel dış politikasını aydınlık geleceğe taşıyan AK Parti iktidarları döneminin başladığını belirten Azizoğlu, “Yüce milletin emir ve komutasını, hissiyatını, inancını, değer ve kavramlarını hiçe sayan, hatta onu küçümseyen ordumuz içindeki aslında Türk Silahlı Kuvvetleri, vatan ve millet düşmanı darbeci zihniyet ve yapılar hep aktif oldular. 27 Nisan Muhtırası gibi teşebbüsleri oldu. Ancak millet, iktidar ve devletin tüm unsurları birlik, inanç ve güç birliği ile Türkiye’yi neredeyse 100 yıllık tarihine denk gelecek ekonomik, diplomatik, demokratik ve siyasi istikrara kavuşturan 14 yıl geçirdi Türkiye. Fakat sözde din adına hareket ettiğini tüm topluma 40 yıldır kamufle ettiği sinsi yüzü ve karanlık kalbi ile dış mihrakların emir ve iradesi ilen kurulmuş bir yapı, tüm kurumların kılcal damarlarına kadar işlemiş bir yapı oluşturdu. Bu yapının son 2 yılda deşifre olması ile yok olma korkusu, ülke ve milletin tüm kazanımlarını yok etme pahasına halkın yüzde 50 oyunu almış meşru iktidarı yok etme savaşı vermeye başladı. Tarihe Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sürülmüş en büyük leke olarak not düşen adına darbe, aslında planlı projeli bir terör eylemini 15 Temmuz 2016 tarihinde karanlık maskelerini çıkartıp tüm güçleriyle Türk, Kürt, Alevi, Sünni, sağcı ve solcu ayrımı yapmadan tüm toplumun geleceğini belirsizliklere sürükleyecek alçak bir terör eylemi girişiminde bulundular. Bu terör eyleminin ve benzeri terör eylemi diye nitelendirdiğim darbe ve darbe teşebbüslerinin en karanlık ve alçaklık ölçülerini zirveye çıkartan teşebbüsünü algılamamız ve hatırlamamız için darbelerin dününün analizini aklımızda tutmamız gerekir” dedi.

    ’’Kurşun beni öldürmedi, gazi yaptı’’

    Darbe yapılan gece ülke, millet ve din düşmanı karanlık yapıya karşı millet çoğunluğu ile birlikte geçmişin karanlığına ülkenin gömülmemesi için Ankara’da Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda mücadele ettiğini ifade eden Azizoğlu, şunları söyledi:

    “Genelkurmay Karargahı önündeki tanklara karşı mücadele etmeye gittiğimde bu insanların tüm insani değerlerden, vicdan ve imandan yoksun olduklarına şahit oldum. 100 kişi ile başladığımız grup, saat 01.00 bulduğunda binleri buldu. Ben ve diğer yurttaşlarımız sadece tekbir getirip insani ve demokratik reaksiyonumuzu göstermemize rağmen 30-35 yaşlarında elinde uzun namlulu silah taşıyan tankın üstünde bir subayın talimatı ile 3 tankın en önünde olanı hızla üzerimize gelmeye başladı. Havaya ve sağımıza solumuza ateş etmesine rağmen hiçbirimiz geri adım atmadık ve yolu açmadık. Hiçbir insani değere sahip olmayan bu sözde subay ve arkasındaki tank ve diğerleri tanklarıyla araçlarımızın üzerinden geçti. Yine halkın geri adım atmadığını gördüklerinde tankları Genelkurmay’ın duvarlarını yıkarak içeri aldılar ve namluları bizim üzerimize çevirdiler. Çağırdıkları helikopter ile havadan üzerimize ateş açmaya başladılar. Birçok vatandaşımızın yaralanmasına ya da şehit olmasına vesile oldular. Doğal olarak halk alt geçide, karargahın görünmeyeceği noktalara çekildi. Yaklaşık 100 kişilik grup ölsek dahi bulunduğumuz yerden ayrılmayacağımıza yemin ederek Genelkurmay Karargahı ile Deniz Kuvvetleri arasında bulunan üst geçidin bulunduğu yerde açık alanda eylem, protesto ve darbeye karşı duruşumuzu sürdürmeye devam ettik. Karargahtan sürekli ve durmaksızın ateş etmeye devam ettiler. Sırf oradan ayrılmamız için bilinçli yapılan ateş sonucu içimizde sürekli vurulanlar oldu. Bu arkadaşlarımızı ambulanslar, motosiklet ve özel araçlarla hastanelere sevk ederken aslında göğsünden vurulan 4 arkadaşımızın şehit olduğunun hepimiz farkındaydık. Buna rağmen grubumuzdan ayrılan hiç kimse olmadı. Bacaklarından, karın bölgelerinden vurulan arkadaşlarımızı bulduğumuz araçlarla sevk ederken bulunduğumuz yeri terk etmiyorduk. Saat sabahın 4’ünde ayakta sürekli sağımda solumda sıkılan kurşunlar arasında tekbir getirip eylemimize devam ederken vurulma sırası bana gelmişti. Yoğun ateş altında ben vuruldum. Arkadaşlar dediğimi hatırlıyorum. Hedef olmamak için cep telefonlarının ışığını kullanmıyorduk. Cep telefonu ile orada bulunan kardeşlerim yüzüme çevirdiklerinde ‘çok kan kaybediyorsunuz, yere yatmanız gerek hocam’ dediler. Başım hedef gözetilerek yapılan atışta başımdan vurulmuştum. Fakat alçak, onursuz, şahsiyetsiz bir insanın beni öldürmek için gönderdiği kurşun bana onur ve şeref olmuştu. Çünkü kurşun beni öldürmemiş, tam aksine bu din ve vatan düşmanlarına karşı ‘gazi’ yapmıştı. Orada bulunan kardeşlerimin ve benim başımda yaptığımız yoklamada kurşunun yumuşak dokuyu parçalayarak geçtiğini, kafatasına hiçbir zarar vermediğini ve yoğun kanamanın bundan kaynaklandığını anlamıştık. Tekrar hedef olmamak için yere yatırdılar. Dinsiz ve milliyetsizlerin yoğun ateşi altında ambulansa gidecek kadar bir araç bulmaya çalıştılar. ‘Yaralı var’ haykırışlarına bir kardeşimiz aracı ile gelip yanaştı. Beni araca taşıdıklarında bir başka kardeşimizi yine keskin nişancı ile bacağından vurdular. Maaşlarını bizden alan, bizim verdiğimiz yüksek toplumsal statü, mevki ve bize ait olan silahlar ile bizi öldürüyorlardı. Uçaklar ile yanımızda parlamento binasını bombalıyorlar, üstümüze helikopterden ateş açılıyor ve bizim savaş uçaklarımız üzerimizden alçak uçuşlar yapıyorlar. Bu vatan, din, millet ve insanlık düşmanı canavarlar hepimizin beyninde, kalbinde bu vahşilikleriyle yaşayacaklardır. Dünyaya demokrasi ve birliktelik dersi verdiğimiz bu gecede Ankara İbni Sina Hastanesi ambulans ile acil servisinde beni ve onlarca yaralıyı büyük özveri ve şefkatle tedavi eden tüm personele şükranlarımı sunuyorum.”

  • Davutoğlu: “Meclis’in İtibarını Korumak Hepimizin Meselesi”

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, dokunulmazlıklar konusunda MHP ve CHP’ye çağrıda bulunduğunu hatırlatarak, “MHP bir açıklama yaptı, CHP’nin de tutumunu görmek istiyorum. Biz tek başımıza kalsak da ne yapacağımızı biliriz ama Meclis’in itibarını korumak hepimizin ortak meselesi” dedi.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, Brüksel ziyareti öncesinde Atatürk Havalimanı’nda düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Davutoğlu, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, “İran ve Türkiye Suriye’de ateşkesi destekliyor” ifadelerini değerlendirerek, “Irak savaşı 2003’te olduğunda bunu biz bölge ülkeleri çözmeli demiştik. Biz ilkesel olarak hep bölge ülkelerinin kendi meselelerini çözerek bölgedeki kavgaya son vermesini benimsedik. Suriye’de bölge ülkeleri ile istişareye önem verdik. Türkiye ve İran’ın özel konumları var. Doğrudan komşuluk ilişkileri var. İran seyahatimiz esnasında Türkiye ile İran’ın Suriye konusunda ortak bir perspektif gerçekleştirmesi imkanlarını araştırdık. Bazı konularda mutabık kaldık. Bu açıklama böyle değerlendirilebilir. Bunlardan biri bölge ülkelerinin bunları birlikte konuşması. Bu diğer ülkelerin dışlanması anlamına gelmiyor. Ancak özellikle son dönemde bölge ülkelerinin kanaatleri çok dikkate alınmadan yaşanan gelişmeler söz konusu oldu. Bölge ülkeleri hepimiz ortak kaderi paylaşıyoruz. Sayın Ruhani ile mutabık kaldığımız ikinci husus ateşkesin sürdürülmesi ve kardeş kanının durması. Şu an ateşkes kırılgan durumda. Maalesef Rusya hala hava harekatına devam ediyor. Rejimin ihlalleri var. İran’ın bu konuda etkisini kullanması önemli. Üçüncü husus Suriye’nin toprak bütünlüğü. Son dönemde B planı, Suriye’nin parçalanması, terör gruplarına ülkenin terk edileceği gibi senaryolar dolaşıyor. Buna izin vermemek için mutabıkız. Parçalanmış bir Suriye istemiyoruz. Bizim bölgeyi daha büyük ölçekte bir araya getirecek çabalara girmemiz lazım. Dördüncü husus ise yeni Suriye’de herkesin temsil edildiği bir siyasi yapı olsun. Bir etnik grubun bir yerde egemenliği olmasın. Irak’ta bu yapılamadığı için huzurun sağlanamadığını görüyoruz. Son husus ise DEAŞ ve PKK’ya karşı birlikte hareket etme kararlılığı. Bu hususlar aslında bir çerçeve çiziyor. Bu çerçevede biz İran’la da, komşu ülkelerle de görüşmeleri sürdüreceğiz. Sayın Ruhani’nin bugünkü açıklamaları da bu çerçeveye uygun açıklamalar” şeklinde konuştu.

    HDP’li milletvekilleri hakkında hazırlanan fezlekelere ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Davutoğlu, “Dokunulmazlıklar konusu bir dönemdir gündemde. Sadece siyasilerin değil toplumun gündeminde. Terörü teşvik eden bazı açıklamalar, taziye ziyareti milletin vicdanında derin izler doğurdu. Bunu yok sayamayız. Dokunulmazlık, siyasileri Meclis kürsüsünü fikir özgürlüğü içinde kullanma özgürlüğüdür. Kimsenin Meclis kürsüsüne müdahale etmemesini teminat altına alan özgürlüktür. Bu bağlamda dokunulmazlığı savunacağız. Ama dokunulmazlık diğer siyasi faaliyetlerde hukuk dışına çıkmak özgürlüğü değildir. Sadece Türkiye’nin batısında değil, ziyaret ettiğim Doğu ve Güneydoğu illerinde de bu tepki var. Cuma günü onlarla beraberdim. Şunu ifade ettiler. ’Bunlar bizi temsil etmiyor Sayın Başbakanım’ diyorlar. Yükselen bir toplumsal tepki var. Bu haklı bir tepki. Dokunulmazlıkların istismarını engelleyecek bir tavır almamız gerekebilir” ifadelerini kullandı.

    “MHP BİR AÇIKLAMA YAPTI, CHP’NİN DE TUTUMUNU GÖRMEK İSTİYORUM”

    Dokunulmazlık meselesinin bir parti meselesi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Davutoğlu, şöyle devam etti;

    “Bunun bir parti meselesi olmaması için çağrıda bulundum. MHP ve CHP’ye de çağrıda bulundum. MHP bir açıklama yaptı, CHP’nin de tutumunu görmek istiyorum. Biz tek başımıza kalsak da ne yapacağımızı biliriz ama Meclis’in itibarını korumak hepimizin ortak meselesi. HDP içinde eski müftünün çıkıp açıklamasını bekliyorum böyle bir taziye olur mu. İnsanlar niye vefattan sonra ’haklarını helal ettiniz mi’ sorusuna muhatap olurlar. Teröriste o 29 canın yakınları hakkını helal ediyor mu? Etmediler. Bunun cevabını vermek lazım. HDP içinde olup da akademik hayattan tanıdığım profesörler var. Çıkıp cevap vermelerini bekliyorum. Bu meseleyi bütün Meclis’in itibarını koruyan bir mesele haline dönüştürmemiz lazım. Biz AK Parti olarak Meclis’in onurunu koruruz ama bakalım diğerleri ne yapacaklar, bunu da gördükten sonra atacağımız adımlar, hukuk ne gerektiriyorsa onu yaparız. Ama toplumun vicdanının her gün zedelenmesine izin vermeyiz.”

    Başbakan Ahmet Davutoğlu, Bahçeli’nin yeni anayasa çalışmaları konusundaki açıklamalarına da değinerek, “Sayın Bahçeli daha önce de pek çok konuda olduğu gibi ben konuşmayı okudum. Mantık ve cümleleri arka arkaya getirdiğimde sonuç çıkarmakta zorlandığım yerler oldu. Sayın Bahçeli’nin bu konuda daha açık ifadeler kullanması atılacak adımlar açısından önemli. ’CHP olursa iyi olur Anayasa Komisyonu’nda ama olmasa da ben varım’ netliğini görmek isteriz. Gerçekten tutumunu açık ve net görmek isteriz gerek Anayasa Komisyonu, gerek referandum konusundaki. Olumlu bir adım atarsa Anayasa Komisyonu kaldığı yerden devam eder. CHP’nin ’başkanlık sistemi olursa gelmem’ demesi diğerlerine örnek teşkil etmemeli. Ümit ederiz Sayın Kılıçdaroğlu bir kez daha düşünür. Çünkü görüştüğümüzde böyle bir şey söylememişti. Bu arada ne oldu bu tutum değişti bilmiyorum. Sayın Bahçeli tutumunu açık net ortaya koymasını bekliyoruz” dedi.

    “BİZ GEREĞİNİ YAPTIK, AB’NİN DE BİZİ ÜMİTLENDİREN HUSUSU AVRUPA’DA MÜLTECİ KONUSUNDAKİ DUYARLILIĞIN ARTMASI”

    Davutoğlu, AB’nin 29 Kasım’da mutabık kalınan konular ve ne kadar mülteci alacağı konusunda gerekli adımları atmadığının hatırlatılması üzerine ise şunları söyledi:

    “Bu bir eylem planı ve bu planın Türkiye tarafına düşen unsurlar var. Biz Türkiye tarafı ile ilgili önemli adımlar attık. AB’nin 3 milyar avro ve alacağı mülteci kotalarla ilgili bildirimde bulunması lazım. Türkiye tek başına da olsa bunu göğüsler. Ancak sayın Merkel ile olan son görüşmemizde inşallah önümüzdeki günlerde AB ile mutabık kaldığımız mültecilerle ilgili projeleri gerçekleştireceğiz. Mültecileri ağırladığımız illerde okul yapılması ve diğer konularda ciddi bir hareketlenme bekliyoruz. Yarın da bu projeleri görüşeceğiz. Mültecilerin alımı ile ilgili yarın önemli konulardan biri olacak. Burada bir sıralamayı doğru görmüyoruz. Önemli olan eş zamanlı adımların atılması. Bu insani bir konu. Biz gereğini yaptık, AB’nin de bizi ümitlendiren hususu Avrupa’da mülteci konusundaki duyarlılığın artması.”