Etiket: Hepatit

  • Hayat Kadınları Hepatit Hastası Çıktı

    Kırşehir’de kadın ticareti yapan ve hayat kadını olduğu iddia edilen 2 kişi yakalanarak sınır dışı edildi.

    Azeri uyruklu olduğu belirtilen kadınların yapılan sağlık kontrollerinde hepatit hastalığına daha önce yakalandıkları ve günde 5 kişi ile beraber oldukları öğrenildi. Kırşehir’de kadın ticareti yaptıkları iddia edilen Ruhal ve Elrana, Kırşehir’de ikametlerine yapılan operasyonla yakalanarak haklarında yapılan yasal işlemlerin ardından Göç İdaresi il Müdürlüğüne bildirilerek sınır dışı edildi. Evlerinde yapılan operasyonun ardından İl Emniyet Müdürlüğü Fuhuş Masası tarafından yakalanan kadınların Türkiye’de kaçak oldukları ve yapılan sağlık kontrollerinde daha önce hepatit- A hastalığı olduğu bildirildi. Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi İntaniye Uzmanı Ramazan Keskiner, “Bulaşıcı hastalık taşıyan kadınlarla beraber olanların sağlık kuruluşlarına kuşkulandıkları her durumda başvurmaları kendi sağlıkları açısından önemlidir” dedi.

  • 2. Ulusal Sosyal Yönleriyle Hepatit Sempozyumu

    Hepatitle Yaşam Derneği (HEPYAŞAM), Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Enfeksiyon Anabilim Dalı ve Viral Hepatitle Savaşım Derneği ile 2. Ulusal Sosyal Yönleriyle Hepatit Sempozyumu’nu düzenledi.

    Viral Hepatitle Savaşım Derneği Başkanı Prof. Dr. Fehmi Tabak, viral hepatitlerin tüm dünyada yaygın olarak görülen ve Türkiye’yi de yakından ilgilendiren önemli bir sağlık sorunu oludğunu belirterek, “Viral hepatitlerin tarihi insanlık tarihi kadar eski olup kliniği ilk olarak Hipokrat tarafından tarif edilmiştir. Blumberg’in 1963 yılında Avustralya antijenini (Hepatit B Virüsü) bulmasıyla viral hepatitlerin tarihinde yeni bir dönem açılmış ve takiben 1973 yılında hepatit A virüsü (HAV), 1977 yılında hepatit D virüsü (HDV),1989 yılında hepatit C virüsü (HCV) ve 1992 yılında hepatit E virüsü (HEV) bulunmuştur. Halen yeni hepatit etkenlerinin bulunması ve klinik önemleri konusunda çalışmalar olanca hızıyla devam etmektedir” dedi.

    Viral hepatitlerin dünya için önemli bir sorun oludğunun altını çizen Tabak, “HAV’nün gelişmişlik derecesi değişik toplumlarda insanların %70-90’ını enfekte ettiği,HBV ile karşılaşma oranının dünyanın değişik yerlerinde yüzde 10-90 arasında bulunduğu ve HBV taşıyıcılarının sayısının tüm dünyada 400-500 milyon olduğu, HCV’nün ise yaklaşık olarak tüm insanların yüzde 3’ünü etkilediği göz önüne alınacak olursa insanların büyük bir çoğunluğu yaşamları boyunca değişik hepatit virüsleri ile karşılaşmaktadırlar.Bu karşılaşma A ve E tipi viral hepatitlerde nadiren fulminan seyredip, genellikle iyileşip kronikleşmeye yol açmaz iken; B, C ve D tipi viral hepatitler değişik oranlarda kronikleşerek siroz ve karaciğer kanseri gibi arzu edilmeyen hastalıklara yol açarlar.

    Tamamen sağlıklı bir şahsın bir kan bağışından sonra B veya C tipi hepatit taşıyıcısı olduğunu öğrenmesi veya rutin kan kontrolleri sırasında karaciğer enzimlerinde yükseklik saptanmasını takiben yapılan incelemelerde kronik hepatit olduğunu duyması ve hepatitler ile ilgili abartılı ve kulaktan dolma bilgileri öğrenmesi ile psikolojisinin gereksiz yere ne kadar değişebileceğini tahmin etmek hiç de güç değildir. Yeterli ve doğru bilgilendirilmeme sonucunda şahsın ailesi ve yakın çevresi ile ilişkileri de gereksiz yere bozulmaktadır. Hepatit virüsleri ile belki de yaşam süresini hiç kısaltmayacak bir birlikteliği olan şahıs yine yanlış bilgilendirilme sonucu tüm ömrünü büyük bir karamsarlık içinde geçirecektir.

    Amacımız toplumu doğru bilgilendirmek, hastalıkla savaşımda başarılı olmaktır. Hepatitle savaşım; sağlık çalışanları, kanun yapıcılar, sağlık politikası üretenler ve toplum hep birlikte olur” diye konuştu.

    Hep Yaşam Derneği Başkanı Dr. Hilal Ünalmış Duda da, sağlıklı birey ve toplum için sürdürülebilir sağlık politikalarına gereksinim olduğunu belirterek, “Sağlık politikalarının sürdürülebilirliği de çok bileşenli bir durumdur. Ekonomik temeli vardır, sosyo-kültürel temeli vardır ve çevresel faktörler vardır. Sosyo-kültürel bağlamda sahneye çıkmış olan Sivil Toplum Kuruluşları da günümüzde sağlık politikalarının sürdürülebilirliğinde rol almaktadır. Günümüzde sosyo-ekonomik kavramlar arasına giren “Çözüm ortağı olma” durumu, sürdürülebilir sağlık politikaları çerçevesinde de hasta ve hasta yakınları derneklerinin sorumluluklarından biri olmaktadır” dedi.

  • Sigara’dan Sonra En Önemli 2. Kanserojen: Hepatit B

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, Hepatit B virüsünün erken tanısının hastanın maddi ve manevi olarak hastalıklardan ve kanserden korunması için çok önemli olduğunu vurguladı. Dr. Habibe Duman, “Dünya Sağlık Örgütünün Hepatit B virüsünün ’Sigaradan sonra bilinen en önemli 2. kanserojen’ olarak tanımladığını hatırlattı.

    Medilife Beylikdüzü Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, dünyada 350 milyon kişinin Hepatit B virüsü Taşıyıcısı olduğunun hesaplandığını ifade ederek, “Her yıl 50 Milyon kişinin bu virüsle temas ettiği kabul ediliyor. Türkiye’de ortalama her yüz kişiden 4-5 kişinin bu virüsle temas ettiği fark etmeyi unuttuğumuz bir gerçek. Peki, bu hastalığın tanısı zor mu konuluyor? Medilife Beylikdüzü Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, “Hepatit B AİDS’ten 100 kat daha bulaşıcıdır. Türkiye’de de sık görülen bir virüstür. Önemli olan erken tanımaktır. Eğer erken tanınmazsa ve tedavi edilemezse sinsice ilerler. Sonra karaciğer sirozu ve daha sonrada karaciğer kanserine dönüşebiliyor” dedi.

    “BULAŞMA YOLLARININ ÖĞRENİLMEMESİ YAYILMAYI ARTTIRIYOR”

    Bulaşma yollarının öğrenilmemesinin hastalığın yayılmasını arttırdığına dikkat çeken Dr. Habibe Duman, ”Deri bütünlüğünün bozulduğu her türlü durum, mikroplu kan ve vücut sıvılarının bedenin iç yüzeyine teması, mikrobu taşıyan kişi ile cinsel ilişkiye girmek, enjektor-ilaç hazırlama gibi malzemelerin ortak paylaşıldığı damar içi ilaç kullanımı, mikrobu taşıyan anneden doğma, infekte kişinin kanı veya acık yarası ile temas etme, virüsün bulaştığı iğnenin batması veya kesici delici alet yaralanması, mikroplu kişinin jilet, ustura, tırnak makası, diş fırçası gibi kesici-delici/kanla temas edebilecek malzemelerini paylaşma, hemodiyaliz, akupunktur yoluyla hastalık bulaşabilir” diye konuştu.

    “SİGARA’DAN SONRA EN ÖNEMLİ 2. KANSEROJEN”

    Hepatit B virüsünün erken tanısının hastanın maddi ve manevi olarak hastalıklardan ve kanserden korunması için çok önemli olduğunu vurgulayan İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, Dünya Sağlık Örgütünün Hepatit B virüsünün “Sigaradan sonra bilinen en önemli 2. Kanserojen” olarak tanımladığını hatırlattı.

    Yeni teknolojiler Hepatit B virüsünün tanısını koymayı çok kolay hale getirdiğini belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Habibe Duman, “Bu hastalığın tanısı laboratuar imkanları açısından çok kolay. Basit bir kan alma işlemiyle elde edilen serum örneğinden anti-HBs, HBsAg, HBeAg, anti-HBc, anti-HBc IgM, anti-HBe, HBV DNA gibi doktorların sizin durum ve şikayetlerinize uygun testlerin yapılması mümkün” ifadelerini kullandı.

    “AŞISI VAR VE ETKİN”

    Duman, bulaşması çok kolay olan ve tanısı yaygınlaşan Hepatit B virüsü ile savaşta Hepatit B aşısının çok önemli olduğunu belirterek, “Bu aşının yanında ilaç tedavisi de bu hastalık ile mücadelede oldukça önemlidir. Erişkin yaş grubunda 0, 1 ve 6 aylarda yapılan üç doz aşılama ile 40 yaş altı sağlıklı erişkinlerde; birinci dozdan sonra yüzde 30 – 55, ikinci dozdan sonra yüzde 75, üçüncü dozdan sonra da yüzde 90’dan fazla oranda koruyuculuk oluşmaktadır” şeklinde konuştu.

    “GEBELERDE ÇOK DAHA TEHLİKELİ”

    Hepatit B virüsü taşıyan gebelerin yüzde 90’ından daha fazlasında gebelik sırasında bebeklerine bu virüsün bulaştığını vurgulayan Dr. Habibe Duman, daha sonra şunları kaydetti:

    “1998 yılında başlanan Üniversal Hepatit B aşılaması ile tüm yenidoğan bebeklere doğumu takiben ilk saatlerde Hepatit B aşısı uygulanmaktadır. Fakat hastanede doğum yapmayan kadınların Hepatit B aşısı olmadan doğan çocuklarına virüs yerleşmekte ve sinsi bir şekilde çok büyük bir oranda hastalığa yol açmaktadır. Hepatit B tespit edilen annelerin ise doğumdan önce mutlaka tedavi edilmesi ve doğan çocuğa da ilk 8 saat içinde Hepatit B aşısının ve Hepatit B ilacının yapılması bebeği hastalıktan korumak adına mutlaka gereklidir. Hepatit B aşısı, çocuk doğduğunda birinci ayda ve altıncı ayda 3 doz halinde yapılmalıdır.Bunun yanında, doğan çocuğun birinci sene sonunda hepatit B testlerinin yapılması ve testlere göre tedavisinin mutlaka yapılması gerekmektedir.”

  • Yeni İlaçlarla Hepatit Csi Yok Oldu, Siroz Olmaktan Kurtuldu

    10 yıldır hepatit ile mücadele eden 61 yaşındaki kadın, yeni üretilen ilaçlarla sağlığına kavuştu.

    61 yaşındaki Nehriman Balcı Uzuntuna, 10 yıl önce ateş ve kaşıntı şikayeti ile hastaneye kaldırıldı. Uzun süre rahatsızlığına teşhis konulamadı. Yapılan tetkikler sonrasında hastalığının hepatit C olduğu söylendi. Nehriman Balcı Uzuntuna, 10 yılın ardından yeni üretilen ilaçlarla sağlığına kavuştu.

    Yaşadıklarını anlatan Uzuntuna, “Bana dediler ki hepatit C olmuşsun. Hepatitin ne olduğunu bile bilmiyordum. Nereden bulaştığını da bilmiyorum. Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne geldik. Tedaviye başlandı. Sonuç vermedi. İkinci defa aynı ilaçlarla tekrar tedaviye başlandı. Onun da çok ağır yan etkileri oldu. Vücudumda döküntüler oluştu. Daha sonra yeni ilaçlardan bahsettiler. 6 ay kullandım. Hiçbir yan etki yaşamadım. Allah’a şükürler olsun şu anda hepatit ortadan kalkmış. Tamamen silinmiş. 3 ayda bir tahlil oluyorum, hep negatif çıkıyor. Benim ilaçlarım ücretsizdi, inşallah devletimiz verir de başkaları da tedavi olur da düzelirler” dedi.

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği’nce (KLİMİK) İstanbul’da düzenlenen ‘Olgular Eşliğinde Yeni İlaçlarla HCV Tedavisi Deneyimi Sempozyumu’nda sadece Nehriman Balcı Uzuntuna değil, daha önce mevcut tedavilere cevap vermemiş ama yeni nesil hepatit C ilaçları ile tedavi olmuş hastalar masaya yatırıldı. KLİMİK Derneği Hepatit Çalışma Grubu üyesi ve Sempozyum Başkanı Prof. Dr. Sıla Akhan; Nehriman Balcı Uzuntuna’nın 2006 yılından bu yana hastası olduğunu belirterek, “Birkaç kez tedavi denendi başarısız oldu. Arada geçen zaman içinde sürekli takipteyiz. Yaptığımız ikinci biyopside hastalığın ilerlediğini gördük. Bu hastada yeni ilaçları deneyelim diye erken erişim programına başvurduk. Şartları uydu. İlaçları ücretsiz alabildik. Hepatit C için büyük avantaj yeni geliştirilen ilaçlardır. Bu ilaçlar henüz SGK tarafından geri ödemeye girmediği için henüz ülkemizde ancak ücretini vererek alan hastalar kullanabilmektedir. Maliyeti çok yüksek olduğu için sınırlı sayıda hasta alabilmektedir. Bizim toplantımızda üç yeni ilaç grubu ile tedavi edilmiş hasta deneyimleri paylaşıldı. Bu hastalara ya erken erişim programı ya da klinik araştırmalar doğrultusunda elde edilmiş ilaçlar verilmiştir. Bu şekilde elde edilen deneyim paylaşıldı” diye konuştu.

    HEPATİT C’Yİ TARİHE GÖMEN İLAÇLARIN MALİYETİ 100 BİN LİRA

    Prof. Dr. Sıla Akhan bu hasta şanslı olsa da, yeni ilaçları bekleyen çok sayıda hasta olduğunu kaydederek, “Hastamız 6 aylık bir tedavi gördü. İleri olduğu için, şimdi tam kür içinde. Yani tamamen iyileşti. Siroz başlangıcındaydı artık iyileştiği için siroz ilerlemez zaten. Onun hayatını kısıtlayacak bir şey olmaz. Son derece rahat geçirebilir bu dönemi. Bu şekilde tedaviye cevap vermeyen hasta grubu birikmiş durumda. Onlara yapabileceğimiz başka bir tedavi yok, bu ilaçları bekliyoruz. Bunlar hayatla ölüm arasında kalan hastalar. İlacın maliyeti 100 bin TL ve devletin geri ödeme kapsamına alması için bekliyoruz. Aslında hepatit C için heyecanlı bir dönemdeyiz. Yeni ilaçlarla tedavi yüzde 90’ları geçmiştir. Ama henüz geri ödemeye girmediği için ancak parası olan hastalar kendileri alarak tedavi oluyorlar. Bu ilaçlarla tedavi 3 aya da kısaldı. 1 yıl değil, 3 ay. Üstelik ilaçların hiçbir yan etkisi yok. İnanılmaz yan etkisi olan ilaçlardı bunlar. Zor kullanıyordu hastalar” ifadesini kullandı.

    Prof. Dr. Akhan, kronik hepatit C infeksiyonu olan, özellikle de sirotik olan ilerlemiş ve karaciğer nakline ihtiyaç duyan hastaların biran önce bu tedavi olanağından yararlanması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Nakil gibi son derece maddi manevi zor işlemler yapılmadan hastanın bu infeksiyondan kurtulması çok önemlidir. Çünkü eğer tedavi edilmeden nakil gerçekleşmek zorunda kalırsa hastada yine karaciğerinde enfeksiyon tekrar edecektir. Bütün maliyeti çok daha artıracaktır. Hastaların hiçbir şikayetlerinin olmaması en çok yanıltan konulardan biridir. Karaciğer siroz aşamasına kadar ki bu süreç 20-30 yıllık bir süreçtir, hastada bir şikayete yol açmaz. Hastaların defalarca başka sebeplerle kan vermiş olması hepatit ile ilgili testler istenmediyse kronik hepatitin olduğu anlaşılamaz. Ailesinde hepatit olanlar mutlaka yaptırmalıdır. Sağlık personeli, laboratuvar, diyaliz gibi kan ve ürünleri ile sık temasta olanlar, şüpheli cinsel ilişkisi olanlar mutlaka yaptırmalıdır.’’