Etiket: Hepatit

  • Tekirdağ’da diyaliz hastalarına Hepatit C virüsünün bulaştığı iddiası

    Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesinde Türk Böbrek Vakfı’na ait bir diyaliz merkezinde 18 hastada Hepatit C virüsü tespit edildiği iddiasıyla ilgili basın açıklaması yaptı. Erk, konuyu araştırdıklarını ifade ederken, Nefroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Bilal Görçin de “Hastalığın diyaliz makinesinden bulaşması mümkün değil” dedi.

    Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesinde Türk Böbrek Vakfına bağlı bir diyaliz merkezinde tedavi gören 103 hastadan 18’inde Hepatit C virüsü bulaştığının iddia edilmesi üzerine diyaliz merkezi hasta kabulünü durdurdu. Özel diyaliz merkezindeki bazı hastaların karaciğer enzimlerinde yükselme olduğunun bildirilmesi üzerine İl Sağlık Müdürlüğünce inceleme komisyonu oluşturuldu. Komisyonun, virüsün bulaşma nedeninin tespitine ilişkin incelemelerini sürdürdüğü öğrenilirken Türk Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk, diyaliz merkezine gelerek açıklama yaptı.

    Sağlık Bakanlığına başvurduklarını söyleyen Timur Erk, “Biz iki hastayla başlayan süreçte, Haziran ayında birden kuluçka dönemi olan süreç içerisinde dört hastaya çıkınca bu konu bizi aşıyor, Hepatit C virüsü taşıyan hastalar artıyor diyerek bize uygun bir etik düşünce ile Sağlık Bakanlığı’na başvurduk. Komisyon kuruldu, komisyon inceleme yaptı ve aldığı karar yeni hasta alınmayacak, 6 aylık bir süre verilecek ve kök nedeni bulunacak. Kök nedeni bulunması bizim kendi talebimiz. Biz diyoruz ki bu nasıl oldu? Birkaç günde mi bir günde mi, kim bulaştırdı nasıl bulaştırdı. Acaba başka bir neden mi var? Dışarıdan bir müdahale mi var? Hiç bilmiyoruz. Diyoruz ki dışarıdan bir hasta aldı da ama onun da hastalara bulaşmasının imkanı yok. Şu anda durma aşamasına geldi. Dört hasta geri dönüm var bir hasta ilave var şu anda üç aylık süre hemen hemen bitmek üzere inşallah bu işin üstesinden kalkarız diyoruz. Bunun için de beklentimiz bir çağrı yapayım şuanda mevcut komisyondaki uzmanlara ilaveten yurtdışından ve yurtiçinden enfeksiyon uzmanları gelip kök nedenin bulunmasına hem kurulan komisyona hem de Türk Böbrek Vakfına yardımcı olurlarsa çok memnun oluruz. 30 seneden beri bu vakıfın başkanlığını yapıyorum, başıma daha böyle bir konu gelmemişti. Türk Böbrek Vakfı hiçbir şekilde, hiçbir yerde negatif şekilde anılmamıştır” dedi.

    “Tetkiklerde hastaların karaciğer enzimlerinin yükselmesinden biz uyandık”

    Nefroloji Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Bilal Görçin de, hastalığın diyaliz makinesinden bulaşma ihtimalinin neredeyse imkansız olduğunu belirterek, “Bir hasta diyalize başlayacağı zaman, sıfırdan olsa veya bir başka yerden gelse, diyaliz merkezi o hasta için Hepatit B, Hepatit C ve AIDS için HİV bakmak zorundadır. Buna bakmadan hiçbir hasta diyaliz merkezinden içeri giremez. Bunu yapıyoruz ve bunun yanında ayda bir hastaların karaciğer enzimlerine bakıyoruz, her üç ayda bir hastalara negatif olsalar bile bir şey bulaşmış mı, etmiş mi diye düzenli bir şekilde bu hastalara, Hepatit B, Hepatit C ve HİV tetkikleri yapılır. Zaten bizim bu hastalığı tespit etmemiz de, aylık tetkiklerde hastaların karaciğer enzimlerinin yükselmesinden biz uyandık. Bu HCV’nin kısa bir özelliğini söylersek, bu bir virüs ve kesinlikle öpüşmekle, aynı kabı kullanmakla, aynı ortamda bulunmakla, dokunmakla kesinlikle bulaşmaz. İki bulaşma yolu var, birincisi kan yoluyla, yani Hepatit C’si pozitif bir kanın, negatif olan bir kana bulaşması lazım. Ya da cinsel yolla bulaşması lazım. Basit iğne batması yoluyla da bulaşması zor” diye konuştu.

    “Diyaliz makinesinden bulaşması mümkün değil”

    Yrd. Doç. Dr. Görçin, diyaliz ünitesinde kullanılan ürünlerin tek kullanımlık olduğunu belirterek, “Normal hijyenik şartlarla da bulaşmaz, buna rağmen biz 10 yıldır, hazır kitler kullanıyoruz hastalarımıza. Bir hastanındır bu, içinde gazlı bezi var, flasteli var, eldiveni var sadece o hastada kullanılır ve on yıldır kullanıyoruz. Bu hastalarda diyaliz makinesinden bulaşabilir diyorlar, mümkün değil, çünkü hastanın kanı hiçbir zaman makineyle temasa girmez. Hastanın kanını alan iğnelerimiz, getiren setlerimiz, temizleyen diyalizörümüz ve tekrar hastaya veren iğnelerimiz yani kanın bulaştığı her şey tek kullanımlıktır. Kullanılır atılır, hatta toplanması ve imha edilmesi de özel şekilde yapılır. İnanın gelin burada bir hastadan 17 hastaya bulaştırın size ödül veririm yani bu kadar zor bir şey. Sorunun ne zaman başladığını bilmiyoruz, çünkü her virüsün bir kuluçka dönemi var, bu nezle durumunda bir haftadır en fazla ama Hepatit C’de bu süre 30 gün ile 180 gün arasında değişebiliyor. Yani şuradaki hepimiz virüsü alırsak, kimimiz, bir ay sonra reaksiyon gösteririz, kimimiz 2 ay sonra, 3 ay, 4 ay sonra veya vucut bunu yener hiç göstermeyiz. Yani o 2 hasta 4 oldu sonra 17’ye çıktı diye bir şey diyemeyiz belki de hepsi aynı dönemde aldı hastalığı, bilmiyoruz, bunu bilecek kimse yok. Bir kan tahlili yapalım sen iki aylıksın sen 3 aylıksın diyemiyoruz. Hepatit C’de ilk baktığımız, anti HCV diye bir şey bakıyoruz bu Hepatit C’ye karşı vücudun oluşturduğu antikorları biz tespit ederek teşhisi koyuyoruz. Biz bunları görünce, HCV RNA denen bir tetkiklerini hem İstanbul’dan istedik hem Hıfzı Sıhha’ya gönderdik. Zaten baktık ki 2 hastadan 4 hastaya yükseldi hemen Sağlık Müdürlüğü’ne, üniversitelere ve üniversitelerden ekipler defalarca geldi, bizi çek edin dedik, işlerimiz burada, kullandığımız malzemeler burada. Geriye dönük bütün tetkiklerimiz burada, kamera kayıylarımız burada, buna hiç kimse, devlet bile bir sebep getiremiyor, gerçekten bilen yok, keşke bilen olsa” ifadelerini kullandı.

    “Gereken her şey yapılmaktadır”

    Ayrıca, diyaliz merkezinden yapılan yazılı açıklamada da, “Tüm süreçler, diyaliz merkezimiz ile birlikte T.C. Sağlık Bakanlığı ve Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü kontrolü ve denetimindedir. Akut HCV(+) yayılımı konusunda Ankara Halk Sağlığı Müdürlüğü laboratuvarlarında Akut HCV(+)’li hastaların virüs genotiplemesi, sekans analizi yaptırılmaktadır. Bu hastaların dördünün değerlerinde düzelme olduğu görülmekte olup, doğrulama tahlillerine devam edilmektedir. Konu vakfımızın yetkililerince de kontrol ve takip edilmekte olup, daha sonra pozitifleşen bir hasta ile birlikte toplam 18 hastamızın tedavisi için hiçbir fedakarlıktan kaçınılmayarak gereken her şey yapılmaktadır. Yetkililerce HCV(+) yayılımı konusunda ‘kök neden’ tespit edilmesi halinde, vakfımızca gerekli işlemler ivedilikle gerçekleştirilecektir” denildi.

    “Hastane yatışının Akut Hepatit C ile hiçbir ilgisi yoktur”

    Açıklamanın devamında, diyaliz merkezinden bulaşan Hepatit C dolayısıyla yoğun bakımda bulunan bir çocuğun bulunduğu iddasi ile ilgili şu ifadeler kullanıldı:

    “Akut Hepatit C virüsü bulaşması nedeniyle Tekirdağ Devlet Hastanesi’nde yoğun bakımda yattığı iddia edilen çocuk hastamız, aslında altı aylıkken yakalanmış olduğu ‘sistinozis’ isimli kalıtsal hastalıktan kaynaklanan komplikasyonlar nedeniyle enfeksiyon hastalıkları ara yoğun bakım servisinde bulunmaktadır. Hastane yatışının Akut Hepatit C ile hiçbir ilgisi yoktur.”

  • Tedavi edilmeyen hepatit siroz ya da karaciğer kanserine dönüşebilir

    Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Uğurcan, kronikleşen ya da taşıyışı haline gelen hepatitin tedavi edilmemesi durumunda siroz ya da karaciğer kanseri gibi ciddi hastalıklara yol açabileceğini söyledi.

    Halk arasında sarılık olarak bilinen hepatit hastalığının Türkiye için çok önemli bir hastalık türü olduğuna işaret eden Medicana Konya Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Uğurcan, coğrafya itibariyle hepatitin yüksek görüldüğü bir bölgede bulunduğumuzu kaydetti. Hepatit hastalığının basitçe karaciğerin iltihabı olarak bilindiğini aktaran Uğurcan, mikrobik bir enfeksiyon olan hepatitin bulaşıcı bir hastalık olduğunu bu yüzden de bu konuda dikkatli olunması konusunda uyardı.

    “En etkin korunma yolu aşılanma”

    Dr. Uğurcan, A-B-C türlerinin en çok görülen hepatit türleri olduğunu ifade ederek, hastalığın tanısı ve tedavisi hakkında şunları söyledi:

    “Bunlar mikrobik hepatit türleridir. Onun dışında nadir görülen hepatit türleri de var ama bizim için en büyük tehlike hepatit A-B ve C türleridir. Genellikle herhangi bir bulgu vermeden de rastlantısal olarak hastalara tanı koyabiliyoruz. Onun dışında herkesin bildiği kadarıyla gözlerde ve ciltte sararma gibi bulgular olabiliyor. Bulantı, kusma, ateş yükselmesi gibi bulgularla da kişiler bize müracaat edebiliyor. Ancak bunun tanısını koymamız için mutlaka kan tahlili yapmamız gerekiyor. Sadece hastayla görüşerek tanısını koymamız mümkün değil. Yapacağımız tahlillerle hastaya hepatit var ya da yok diyebiliyoruz. Hastaya yeni bulaştıysa sadece takip ederek tedavi ediyoruz. Özel bir ilaç tedavisi uygulamıyoruz çünkü vücut bunu kendisi de atabiliyor ancak daha sonra atamaz ve karaciğere yerleşirse bu mikrop kronikleşme ya da taşıyıcı adını verdiğimiz duruma dönebiliyor. Esas bunların tedavisi gerekiyor çünkü bunlar tedavi edilmezse vücuda yerleşirse ileride siroz, karaciğer kanseri gibi riskleri var. Biz bu hastaları kandaki mikrobun miktarına göre tedaviler uyguluyoruz. İğne veya hap tedavisi uygulayarak kanı temizleyebiliyoruz. Halk arasında geçmiyor gibi biliniyor ama tedavisi mümkün bir hastalık. Hepatitlerin bulaşma yolları da birbirinden farklıdır. Hepatit A yediğimiz içtiğimiz gıdalarla bulaşırken, hepatit B ve C daha çok kan yoluyla ya da cinsel temasla bulaşabiliyor. Hepatit A ve B’nin aşısı mümkün. En etkin korunma yolu aşılanmadır. Hepatit A’dan korunmak için mümkünse dışarıda açık satılan gıdalardan kaçınılmasını ve hijyene çok önem verilmesi gerekiyor. Onun dışında hepatit C için çok önemli bir korunma yolu yok, kan yoluyla ve cinsel yolla bulaştığı için bu konularda dikkatli olunması gerekiyor.”

  • Hepatit C tarihe karışıyor

    Yakın Doğu Üniversite Hastanesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Uzmanı Doç. Dr. Kaya Süer, tıp dünyasında baş döndürücü gelişmeler görülmeye devam ederken, infeksiyon hastalıklarından hepatit C’nin de yakın gelecekte bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkacağını duyurdu.

    “Hepatit C sinsi seyredebilen bir hastalıktır. Sinsi seyir ve bulaşıcılık özelliği yanında, tanısı konulmuş hastalar buzdağının sadece görünen yüzünü oluşturmaktadır” diyen Doç. Dr. Kaya Süer,“Tanısı konulmamış hastalar, hem kendi sağlıkları hem de toplum sağlığı açısından bir tehdit oluşturmaktadır. Hepatit C’nin siroz ve karaciğer kanserine dönüşmeden yakalanmasında erken tanı ve tedavi çok önemli yer tutmaktadır” diye konuştu.

    “Kronik bir hastalık olan Hepatit C, tanı ve tedavide gecikmeler yanında, geçmişte kullanılan ilaçlar ile %60 oranında tedavi edilebiliyordu. Kronik Hepatit C birçok hastada siroz ve karaciğer kanserine neden olmaktaydı. Bu virüse karşı aşı yoktur” diye konuşan Doç. Dr. Süer, açıklamalarına şöyle devam etti: “Uygulanan tedavilerde başarı oranlarını etkileyen genetik yapıları (Genotipleri ve alt grupları) önemlidir. KKTC’de, Yakın Doğu Üniversitesi katkıları ile gerçekleştirilen araştırmalarda, Hepatit C virüsünün tedaviye dirençli genotip 1 formunun hakim olduğu ortaya konulmuştur. Geçmişte kullanılan interferon ve ribavirin isimli ilaçlar ile hastaların tedavisi uzun bir süre almaktaydı ve ilaçlara bağlı yan etkiler ile sık olarak karşılaşılmaktaydı. Eski tedavi rejimleri ile 12 ay olan tedavi süresi, yeni tedavi rejimleri ile 12 haftaya indirildi. Tedavi süresinin kısalmasının yanında, hastalara tedavi kolaylığı sağlayan ağızdan kullanım ve yan etkilerinin azlığı gibi özelliklere sahip olan bu ilaçlar, tedavi başarı oranlarını çok yükseltmektedir. Direkt etkili ajanlar olarak isimlendirilen yeni ilaçlar ile Hepatit C tedavisine dair olumsuz düşünceler artık geçmişte kalacaktır.”

    Yeni jenerasyon ilaçlar ile tedavi başarı oranları yüzde 97-100 seviyelerinde

    “Son yıllarda infeksiyon hastalıkları kongrelerinde, üzerinde hassasiyetle durulan Hepatit C tedavisindeki yeni ilaçlar ile ilgili birçok çalışma sonuçlandı” ifadelerini kullanan Süer, “2012 yılından bu yana dünyada kullanılmakta olan yeni jenerasyon ilaçlar ile tedavi başarı oranları yüzde 97-100 seviyelerine ulaştı. Bu ilaçlar tedaviye yeni başlanan veya geçmişte tedavi alıp tedavi başarısızlığı görülen hastalarda kullanılabilmektedir. Hepatit C tedavisinde en şanssız grup olarak görülen genotip 1 hastalar, bu yeni ilaçlar ile en şanslı grup olarak görülmeye başlandılar” açıklamalarında bulundu.

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi, Mikrobiyoloji Laboratuvarındaki yeni yapılanmalar ile artık KKTC’de virüs yükünün (HCV-RNA) yanı sıra, genotip tayini ve ilaç dirençleri de saptanabiliyor. Tüm bu gelişmeler ve yeni tedavi imkânlarıyla birlikte Hepatit C’nin yakın gelecekte bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkması bekleniyor.

  • Hepatit C Hastası, Yurt Dışından İthal Edilen İlaç İçin Yardım İstiyor

    Samsun’un Terme ilçesinde yaşayan hepatit C ve siroz hastası Ali Karaduman(64), yurt dışından ithal edilen ilacı alamadığı için yardım istiyor.

    Terme ilçesine bağlı Çangallar Mahallesi’nde ikamet eden 64 yaşındaki Ali Karaduman’a 3 yıl önce hepatit C teşhisi konuldu. Bu hastalıkla mücadele eden Karaduman, bir süre sonra kalça protezi ameliyatı oldu. Ameliyat sonrası durumu ağırlaşan hepatit C hastasına siroz teşhisi konuldu. Siroza yakalanan hastaya ayrıca Çarşamba Devlet Hastanesi tarafından yüzde 99 engelli raporu verildi. Yatağa mahkum olan Karaduman’ın ailesi, siroz hastalığı için kullanması gereken ‘Harvoni’ adlı ilacın SGK tarafından karşılanmadığını iddia etti.

    Siroz hastası Ali Karaduman’ın eşi 65 yaşındaki eşi Hanife Karaduman, “İlaç almaya paramız yok. Hastayı götürmeye arabamız yok. Kocam 3 sene önce ameliyat olmuştu. Son bir senede durumu ağırlaştı. Hastanelerde yatıyor. Alınması gereken ilacı bir türlü bulamadık. Sahip çıkan kimse yok. Bir maaşımız var ama hastamızın masrafını karşılayamıyoruz. Devlet bize bakmazsa biz ne yapacağız?” ifadelerini kullandı.

    Karaduman’ın oğlu Sezai Karaduman, “Babama hepatit C hastalığı teşhisi konulmuştu. İlk zamanında kendi ihtiyaçlarını karşılayabilecek durumdaydı. Tedavi oluyordu. Kalça protezi ameliyatından 15 gün sonra babamın karnı şişmeye başladı. Ayaklarında şişmeler başladı. Şimdi hiçbir şey yiyip içemiyor. Biz sadece kullanması gereken ilacın karşılanmasını istiyoruz. Babamın kurtulmasını istiyorum” diye konuştu.

    Sezai Karaduman, ithal olarak getirilen ilacın pahalı olduğunu, maddi imkanları olmadığı için yetkililerden yardım istediğini dile getirerek, “Babamın kullanması gereken bir ilaç vardı. Raporu alarak Kaymakamlığa gittim. Orada bana SGK’ya gitmemi söylediler. SGK’dan da bana ilacın karşılanmadığını söylediler. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’na gitmemi söylediler. Buradan da sonuç çıkmayınca Valiliğe gittim ama bir sonuç alamadım” şeklinde konuştu.

    Çaresiz kalan aile yetkililerden yardım istiyor.

    SGK yetkilileri ise ailenin bahsettiği ilacın Sağlık Uygulama Tebliği’nde bulunmadığını söyledi.

  • Hepatit Akademisi Antakya’da Toplandı

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) tarafından düzenlenen Hepatit Akademisi’nde, tüm yönleri ile hepatit ele alındı.

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) tarafından düzenlenen akademide hepatitten korunma yöntemleri ve dünya üzerindeki tedavi yöntemleri de konuşuldu.

    “BİLİM OTORİTELERİNE KULAK KABARTILMASINI ÖNERİYORUZ”

    Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) Başkanı Prof. Dr. Önder Ergönül yaptığı konuşmada toplumda aşı karşıtlarının olduğunu ve geçtiğimiz günlerde bunun bir dava ile gündeme geldiğini kaydetti. Ergönül, “Geçtiğimiz günlerde ikiz çocuklarına Hepatit B aşısı yaptırmak istemeyen ailenin, açılan davayı kazanması bizim memnuniyetle karşıladığımız bir gelişme değil. Sağlık Bakanlığı ve konu ile ilgili uzman dernekler aynı çerçevede olmak üzere bir açıklama yapmıştı. Bunlar Türkiye’nin önde gelen bilim otoriteleri sağlık otoriteleri olarak aşının bireye bırakılacak bir hak olmadığını, toplumsal bir sorun olduğunu düşünerek yani aşı olmayan kişilerin başka insanların hasta olmasında rol oynayabileceği düşüncesi ile kişinin ilaç alır gibi bireysel tercihinden ziyade kamusal bir başlık olmasından kaynaklı bireye bırakılamayacağını bildirmişti. Ancak yargının , bilim ve sağlık otoritelerinden farklı yönde düşündüğünü görüyoruz’’ ifadelerini kullandı.

    Bilim otoritelerine kulak kabartılmasını önerdiklerini belirten Prof Dr. Ergönül,“Daha önce çokça yapılan çalışmalarla gösterildi. Buna karar verecek mekanizma yeri yargı değildir. Bilim otoriteleridir. Bilim otoritelerinin görüşü alınır. Bilim otoritesi derken binlerce yıllık bilimin getirmiş olduğu bilgi birikiminin ve deneyimlerinin tecrübelerin ışığında söylenen bir söz ağırlığı var bir yanda , diğer yandan da kabaca söylenen bir olgudan yola çıkan bir yaklaşım var, ikisinin ağırlıkları çok farklı. Bunun taktir edilmesini, toplumun da bunu taktir etme gücüne sahip olmasını diliyoruz’’ şeklinde konuştu.

    “HEPATİT B AŞISI YAŞAM BOYU KORUYOR”

    KLİMİK Derneği, Viral Hepatit Çalışma Grubu Başkanı, Prof.Dr. Bilgehan Aygen,Türkiye’de yeni doğanların hepatit B’ye karşı zorunlu olarak aşılanması sayesinde , 15 yaş altı grubunda hepatit olgularının azaldığını vurguladı. Aygen, ‘‘Hepatit C’den korunmak için aşı bulunmuyor. Hepatit B aşısı ise uzun yıllardır uygulanıyor. Dünyada rutin yeni doğan aşılamasında yüzde 90’a ulaşıldığında Hepatit B’ ye bağlı ölüm oranının yüzde 84 azalacağı ön görülüyor. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından, 1998 yılında uygulamaya konulan ulusal hepatit B aşılama programı doğrultusunda yeni doğanlar ve risk gruplarının aşılanması başlatılmıştı. 2005 yılında ise ilk-öğretim okullarında adolesan aşılaması programı gündeme geldi. Sağlık Bakanlığı 2013 istatistik verilerine göre aşı uygulama oranının yüzde 99’un üstüne çıktığı, özellikle 15 yaş altı grupta akut viral hepatit olgularında belirgin azalma olduğu ve sağlık çalışanlarında aşılanma oranlarının arttığı görülmekte’’ diye konuştu.

    “HEPATİT B AŞILARI GÜVENLİ VE ETKİNLİĞİ YÜKSEK AŞILAR “

    Hepatit B aşılarının güvenli ve etkinliği yüksek aşılar olduğunu söyleyen Prof Dr. Aygen,”Hepatit B aşıları kansere karşı geliştirilmiş ilk aşılar olarak bilinmektedir. Hepatit B virüs enfeksiyonu kronik karaciğer hastalığı, siroz ve karaciğer kanseri gibi önemli komplikasyonlara yol açar. Ülkemiz bu enfeksiyonunun sıklığı açısından orta endemisite (yaşam boyu infeksiyon riski yüzde 20-60) bölgesinde bulunmaktadır. Dolayısıyla hepatit B virüs enfeksiyonunun hem dünyada hem de ülkemiz de önemli bir enfeksiyon hastalığı olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Böyle bir gerçek karşısında ise, önemli olan etkinliği kanıtlanmış aşı ile korunulması mümkün olan bu enfeksiyon hastalığına karşı aşısının mutlaka yapılması gerekliliğidir “dedi.

    Aşı serisini tamamlayanların yüzde 95’inden fazlasında koruyucu antikor düzeyinin geliştiğini ve aşının sağladığı koruyuculuk süresinin en az 20 yıl (büyük olasılıkla yaşam boyu) olduğunu sözlerine ekleyen Aygen,”Hastalık korkusunun azalması aşı komplikasyonlarının önem kazanmasına ve aşıya güvenin azalmasına yol açmaktadır. Oysaki bu durum hastalığın görülme sıklığında artışa neden olarak çok daha olumsuz sonuçlara götürebilir” ifadelerini kullandı.

    “ AŞIYA BAĞLI YAN ETKİLER BULUNMUYOR”

    Aşıya bağlı yan etkilerin olmadığını kaydeden Prof. Dr. Bilgehan Aygen, “Çocukluk yaş grubu birçok nörolojik ve metabolik hastalığın belirtilerinin saptandığı ve tanı konulduğu bir yaş grubudur. Aşı yapıldıktan sonra ortaya çıktığı için aşıya bağlı olduğu sanılan, ancak altta yatan başka bir hastalığın ilk bulgusu olarak ortaya çıkan sorunlar da aşı yan etkileri olarak değerlendirilebilir. Aşılara karşı toplumda güven sağlanması aşı programlarının sürdürülebilmesi için çok önemlidir. Hem ülke hem de aşı yapılan üniteler açısından güvenli aşılama sistemleri kurulmalı ve yan etki bildirim raporlamaları mutlaka yapılmalıdır” dedi.

    HEPATİTTEN KORUNMAK İÇİN MUTLAKA AŞI YAPILMALI

    KLİMİK Derneği, Hepatit Akademisi Düzenleme Kurulu Başkanı, Dr. Yunus Gürbüz, ise hepatite B’den korunmak için mutlaka aşı yaptırmak gerektiğini söyledi.Gürbüz,‘‘Global olarak, Sirozun yüzde 57 sinden HBV, yüzde 27’ sinen HCV sorumludur. Bu iki infeksiyon karaciğer kanserinin yüzde 50’ sinden fazlasından sorumludur. Türkiye de karaciğer kanserlerinin yüzde 66’sından hepatit B virüs, yüzde 29’undan hepatit C virüsünün sorumlu olduğu yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Ülkemizde yapılan bir çalışmada karaciğer nakli yapılan hastaların yüzde 61’inden hepatit B ve hepatit C virüsünün sorumlu olduğu saptanmıştır’’ şeklinde konuştu.