Etiket: hematolojik

  • “Hamilelerin en büyük sorunu; hematolojik hastalıklar”

    Hamilelerin en büyük sorunun hematolojik hastalıklar olduğunu belirten Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Özkan Sayan, gebelik döneminde karşılaşılan hematolojik hastalıklarla ilgili bilgiler verdi.

    Medicana Çamlıca Hastanesi Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Özkan Sayan gebelik döneminde karşılaşılan hematolojik hastalıklarla ilgili bilgiler verdi. Sağlıklı gebelikte, hematolojik ve diğer vücut fonksiyonlarında olması gereken birçok değişikliğin olduğunu belirten Sayan,”Sağlıklı bir bebek gelişimi bu değişikler sayesinde doğuma kadar sürüyor. Gebelik öncesi ve süresi boyunca anormal hematolojik değişiklikler birçok gebeliği etkilemekte. Bunların kansızlıklar, pıhtılaşma bozuklukları, trombositlerde (pıhtılaşma hücreleri) azalma-artma ve diğer hematolojik hastalıklar olarak ayırabilinecek” dedi.

    Sağlıklı gebelik boyunca kanın içeriğinde ve biyokimyasal parametrelerde değişiklikler meydana geldiğini ifade eden Doç. Dr. Özkan Sayan, “Kanın içeriğinde serum demir, total demir bağlama kapasitesi, hemoglobin seviyelerinde azalma; beyaz kan hücrelerinde (lökosit: bağışıklık hücresi) ise artış meydana gelmektedir. Gebelerde kan hacminde artma olur. Plazma hacmindeki artış yaklaşık yüzde 50 düzeyinde, buna karşılık, kırmızı kan hücrelerinin kitlesindeki artış yüzde 20-30 düzeyinde olur. Gebelikte görülen bu değişim sonucu hematokrit yüzde 30-32 düzeyine iner. Bu nedenle gebelikte normal hemoglobinin alt sınırı yüzde 10,5 g/dl. olarak kabul etmek gerekir. Kan hacmindeki artmanın iki nedeni vardır; çocuğun besin ve elektrolit ihtiyaçlarını karşılamak, plasenta dolaşımını sağlamak ilaveten doğum esnasında olabilecek kan kayıplarını karşılamaktır” şeklinde konuştu.

    “Gebelerde demir eksikliği anemisi”

    “Ülkemizde ve gelişmekte olan ülkelerde doğurganlık çağındaki kadınların yaklaşık yüzde 40-50’sinde başta demir eksikliği ve diğer nütrisyonel anemiler var” diyen Doç. Dr. Sayan,”Çocuğun demir ihtiyaçlarının karşılanması ve doğum esnasında kaybedilen kanın yerine konulması için tüm gebelik boyunca yaklaşık 1000 mg demire ihtiyaç vardır. Başka bir deyişle günlük 4 mg demirin bağırsaklardan edilmesi gereklidir. Diğer yandan birçok kadında demir deposu yaklaşık 500 mg kadardır. Bu nedenle gebelik esnasında birçok kadında demir eksikliği durumu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle gebelere ilave demir verilmelidir. Demir kırmızı et, et ürünleri, yumurta, deniz ürünleri ve yeşil sebzelerde bol bulunur” açıklamasında bulundu.

    “Gebelerde folat eksikliği”

    Doç. Dr. Sayan, gebelikte çocuğun ihtiyacından dolayı folik asit gereksiniminin de arttığını belirterek “Folik asit eksikliği çocuğu da tehdit edebilmekte; çocukta nöral tüp defektlerine ve yarık damağa neden olabilmektedir. Vücutta folik asit deposu azdır ve 6-8 ay süre yetecek kadardır. Gebelikteki bulantı ve kusmalar da folik asit alımını güçleştirmektedir. Tahıllarda bol miktarda folik asit vardır Genel olarak folik asit eksikliğinde anemi ve hatta bazen beyaz kan ve pıhtılaşma hücrelerinde düşme meydana gelmektedir. Ancak gebelik esnasında sık bulunan demir eksikliği bunu gizleyebilir. Gebelik öncesi verilen vitamin preparatlarında folik asit bulunmaktadır” dedi.

    Diğer anemiler

    Gebelikle beraber diğer anemiler de görülebileceğine vurgu yapan Doç. Dr. Sayan, “Gebelikte akut ve kronik enfeksiyonlar ve diğer kronik hastalıklara (romatoidartrit, SLE vb.) bağlı anemi görülebilir. Bunlar gebelikteki otoimmüm mekanizmalara bağlı olarak gelişebilmektedir. Bu nedenle bazı hastalarda gebeliğin sonlanmasıyla beraber anemi düzelmiş ve daha sonra oluşan gebeliklerde hastalık tekrar etmiştir. Bu tip anemilere neden olan hastalığın tedavisi ile düzelme sağlanır ve gebelik boyunca doğuma kadar kontrol altında tutulur. Gerekirse aneminin (kansızlığın) tedavisi kırmızı kan transfüzyonları ile hemoglobin kabul edilebilir düzeylere çıkması sağlanır” diye konuştu.

    “Sickle (orak) hücreli ve talasemilerle beraber olan anemi”

    Sickle (orak) hücreli ve talasemilerle beraber olan anemi hakkında bilgi veren Doç. Dr. Sayan, “Genetik geçiş ile ilişkili anemilerdir. İyi bir gebelik sırasındaki bakımla orak hücreli anemili hastalar gebeliği tolere ederler. Anne ve çocukta büyük bir komplikasyon olmaz. Hemoglobinin yüzde 7 gr’ın altına düşmesi durumunda, annede ve çocukta oluşabilecek komplikasyonlar kırmızı kan transfüzyonları ile önlenebilir. Hastalara aynı zamanda kırmızı kan yapımı için demir ve folik asit tedavisi verilmelidir. Akdeniz anemisi taşıyıcılığı (talesemi minör) ülkemizde ortalama yüzde 7-15 oranlarında bölgelere göre sık görülen genetik geçişli bir hastalıktır. Talasemi baskın (majör) olan hastalarda gebelik sık değildir. Çünkü bu hastalar 6 aylıktan itibaren devamlı kan transfüzyonu ihtiyacındadır, gelişme geriliği iskelet sistemi anormallikleri vardır ayrıca gebelik için gereken hormonal düzen bozulmuştur. Bu nedenle bu hastalarda yumurtlama ve döllenme olmaz. Hastaların tüm gebelik boyunca hemoglobin düzeyi yüzde 10 gr civarında tutulmalıdır” ifadelerini kullandı.

    “Gebelik ve trombositopeniler”

    Normal trombositler kanda 5-7 günde bir yenilenir ve bir milimetreküp kanda sayısı normalde 150- 450 bin arasında olduğunu ifade eden Doç Dr. Sayan, “Gebelikte trombosit sayısı takriben yüzde 5-10 kadar düşmektedir. Bu düşme en belirgin gebeliğin son 3 ayında olmaktadır. Tüm gebeliklerin yüzde 5’inde ise trombosit sayısı daha fazla düşmekte ve doğumdan hemen önce orta derecede kanama bulguları olmaksızın bir trombositopeni (pıhtılaşma hücrelerinde sayısal düşme) meydana gelmektedir. Meydana gelen bu trombositopenin en sık nedenlerini şöyle sıralayabiliriz; Gestasyonel trombositopeni: yüzde 75. Gebeliğin hipertansif hastalıkları (Eklampsi-preeklampsi): yüzde 20. Otoimmün trombositopeni (ITP): yüzde 4.Gestasyonel trombositopeni tüm gebeliklerin takriben yüzde 5’inde görülür.Gestasyonel trombositopeni hafif ve kanama bulgusu bulunmayan bir trombositopenidir. Gebelik dönemleri hariç trombositopeni hikayesi yoktur. Çocukta trombositopeniye neden olmaz ve gebeliğin sonlarında gelişir. Doğumdan sonra kendiliğinden düzelir. Genellikle trombosit sayısı 80 binin üzerindedir. Gestasyonel trombositopeninin nedeni bilinmemektedir. Gestasyonel trombositopeniyi otoimmün trombositopeniden (ITP) ayırmak imkansızdır. Doğumdan sonra trombositopeninin düzelmesi ve çocukta trombositopeninin görülmemesi gestasyonel trombositopeni tanısını koydurur. Trombositopeninin gebeliğin erken dönemlerde bulunması ve 50 binden daha az olması otoimmün trombositopeni (ITP) ihtimalini düşündürür. Tedavide trombosit sayısının 50 binin üzerinde bulunduğu vakalara normal doğum ve epidural anestezi yapılabilir. Sezaryan doğum için trombosit sayısı 80 binin üzerinde olması gerekir” dedi.

  • Hematolojik hastalıklarda akıllı ilaçlar

    Erişkin Hematoloji Uzmanı Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, hematolojik hastalıklarda kullanılan akıllı ilaçların sadece kanser hücresi üzerine etki gösterdiğinden, sağlam vücut hücrelerine zarar vermediğini söyledi.

    Hematolojik hastalıklarda akıllı ilaçlar hakkında açıklama yapan VM Medical Park Samsun Hastanesi Erişkin Hematoloji Kliniği’nden Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, “Herkesin akıllı cep telefonlarını kullandığı, yapay zekaya sahip robotların dünyası olan günümüzde, hematolojik hastalıklarda da akıllı ilaçlar geliştirilmiş ve geliştirilmeye devam etmektedir” dedi.

    Kanser türlerinden bahseden Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, “Hematoloji; kan bilimi olup demir eksikliği anemisi, vitamin B12 eksikliği anemisi, talasemi ve hemofili gibi iyi huylu hastalıklar yanında özellikle lenfoma (lenf bezi kanseri) ve lösemi (kan kanseri) gibi kanser türlerinin de tanı ve tedavisi ile ilgilenmektedir. Lenfoma ve lösemi tek bir hastalık olmayıp çok sayıda alt tipi de bulunmaktadır. Hodgkin lenfoma; lenfomaların bir türü olup ilk kez kemoterapi kullanılarak tam şifa elde edilen bir kanser türü olarak tarihe geçmiştir. II. Dünya Savaşı’nın ardından kemoterapi (ilaç tedavisi) ve radyoterapi (ışın tedavisi) tedavileri kanser hastaları için umut olmuştur. Ancak bu tedaviler sadece kanser hücrelerine değil sağlam vücut hücrelerine de zarar vermektedir. Bu nedenle kemoterapi alan hastalarda bulantı, kusma, ishal ve saç dökülmesinin yanısıra çok sayıda yan etki de görülmektedir” diye konuştu.

    Doç. Dr. Özlem Şahin Balçık, hematolojik hastalıklarda kullanılan akıllı ilaçlar ile ilgili, “Günümüzde lenfoma ve lösemi dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinde kullanılan akıllı ilaçlar sadece kanser hücresi üzerine etki gösterdiğinden, sağlam vücut hücrelerine zarar vermemektedir. Akıllı ilaçlar hedefe yönelik tedavi olarak da bilinmekte olup tek başına veya diğer kemoterapi ilaçları ile birlikte uygulanabilmektedir“ şeklinde konuştu.

  • Türkiye, hematolojik kanserlerin yönetimi ve tedavisinde dünya süper liginde

    Hematolojik Onkoloji Derneği tarafından 3’ncüsü düzenlenen, Hematolojik Onkoloji Kongresi, 21-25 Eylül tarihleri arasında KKTC‘de yapıldı. Kongre’de lenf bezi, kan ve kemik iliği kanseri gibi hematolojik kanserlerdeki son gelişmeler, alanında uzman bilim adamları tarafından tartışıldı.

    Kongrede, Türkiye’nin hematolojik kanserlerin yönetimi ve tedavisinde Batı Avrupa standartlarını aştığına, ilaç araştırmaları başta olmak üzere ARGE faaliyetlerinin artış gösterdiğine ve Türk bilim insanlarının kanser alanında yeni moleküller keşfetmesinin teşvik ve desteklendiğine dikkat çekildi.

    Türkiye’nin alanında uzman ve saygın hematologlarını bir araya getiren 3. Hematolojik Onkoloji Kongresi, 21-25 Eylül tarihleri arasında KKTC Acapulco Hotel ve Kongre Merkezi’nde yapıldı. 15 Eylül’ün ‘Dünya Lenfoma Bilinçlendirme’, 22 Eylül’ün de ‘Kronik Miyelositer Lösemi (KML) Dünya Farkındalık’ günleri olması nedeniyle; Kongre Bilimsel Programı’nda, nispeten sık görülen bu iki kanla ilgili hematolojik kanser türüne ayrıca dikkat çekildi.

    Türkiye genelinden yaklaşık 450 bilim insanının katılımı ile gerçekleşen Kongre’de ayrıca Hematoloji Üniversitesi kapsamında lösemiye dönüşme ihtimali olan kemik iliği bozukluklarını ele alan Miyeloproliferatif Hastalıklar Fakültesi, ana sempozyum içerisinde de “Hayata Tutunma Öyküleri” Yarışma Oturumu ve Ödül Töreni yapıldı.

    Kongre kapsamında ayrıca basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısında, Hematolojik Onkoloji Derneği (HOD) Başkanı Prof. Dr. Seçkin Çağırgan, Dünya Aferez Birliği Başkanı ve HOD Kurucu Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, HOD II. Başkanı Prof. Dr. Sevgi Kalayoğlu Beşışık, HOD Araştırma Sekreteri Doç. Dr. Anıl Tombak ve Doç. Dr. Ali İrfan Emre Tekgündüz söz aldılar.

    Kansere rağmen uzun ve kaliteli yaşamın sırrı 3. Hematolojik Onkoloji Kongresi’nde masaya yatırıldı. Basın toplantısında kongre bilimsel içeriği ve etkinlikleri hakkında bilgi veren Hematolojik Onkoloji Derneği Kurucu Başkanı ve Dünya Aferez Birliği Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “Kanla ilgili kanser türlerine odaklanan hematolojik onkoloji alanında; özellikle lenfoma, myeloma ve lösemi gibi lenf bezi, kan ve kemik iliği kanserlerinde hedef tedaviler ve immünoterapi çalışmaları artarak devam ediyor. Bunun dışında kişilerin kanser tedavisi sonrası iyilik hali elde edildikten sonra kendisinden alınan kök hücrelerin dondurulup saklanması ve yüksek doz kemoterapi gördükten sonra bu kök hücrelerin kişiye geri verilmesi olarak tanımlanabilecek otolog kök hücre nakli ve amacı bağışıklık sistemini uyarmak olan immünmodulatuar ajanların otolog kök hücre nakli sonrası “idame tedavi”de kullanımı kongrede tartışıldı” dedi.

    Prof. Dr. Altuntaş, “Kongrenin bir gün öncesinde kendi alanında deneyimli Hematologlar tarafından kurulan “Hematoloji Üniversitesi” eğitim platformunun “Miyeloproliferatif Hastalıklar Fakültesi” yapıldı. Bu toplantıda kronik miyelositer lösemi, esansiyel trombositemi, polistemia vera, miyelofibrozis, mastositoz, eozinofilik lösemi, kronik nötrofilik lösemi gibi kemik iliği bozuklukları kaynaklı Miyeloproliferatif Hastalıklar’a dair patoloji, immünoloji, genetik, tanı, tedavi ve kök hücre nakli gibi ilgili tüm konu başlıkları tartışıldı” dedi.

    “Beyaz Geceler Oturumu”nun Hematoloji Onkoloji Derneği’nin düzenlediği sempozyum ve kongrelerde artık geleneksel hale geldiğini belirten Prof. Dr. Altuntaş, “Günün geç saatlerinde yapılan “Beyaz Geceler Oturumu”nda bu yıl Prof. Dr. Meltem Aylı’nın sunumuyla “Kanser ve Edebiyat” konusu işlendi. Türk ve dünya edebiyatında bu hastalığa yer veren hikaye, öykü ve romanların işlenişlerinin konuşulduğu etkinlik, doktorlar ve sağlık çalışanlarının beğenisini topladı” diye konuştu.

    Bilim dünyasında son günlerde tartışılan kanser aşısı ile ilgili çalışmalara da değinen Prof. Dr. Altuntaş, “Tümör aşısı gelecek vadediyor, buna şüphe yok ama her derde deva değil. Seçilmiş hastalarda klinik çalışmalar çerçevesinde yürütülmeli ama umut tacirliği yapılmamalı, hastalara doğru mesajlar verilmeli. Ön araştırma sonuçlarına göre hastalarda rutin kullanıma dair veriler bulunmuyor. Zamana ihtiyaç var, beklemek lazım” değerlendirmesinde bulundu.

    “Toplumdaki kobay anlayışı değişmeli”

    Kanserin çağın hastalığı olduğunu belirten Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “Kanser, tüm dünyada kalp-damar hastalıklarından sonra 2. ölüm nedeni. Ancak, son 10 yılda kanser gelişim süreci hakkında müthiş bir bilgi birikimine sahip olmayı başardık. Hematolojik kanserlerin yönetimi konusunda kesinlikle gelişmiş dünya ülkelerini yakaladık ve gelecek planlarımızda Türk Hematoloji bilimini bir üst basamağa taşımak ve innovatif yapıya kavuşturmak en önemli hedefimiz” dedi.

    Gerek hematolojik kanserlerin tanısı gerekse de tedavisi için Ülke olarak her türlü teknik ve donanıma sahip olduğumuza dikkat çeken Prof. Dr. Altuntaş şöyle devam etti:

    “Türk bilim insanları olarak bazı klinik çalışmaları artık tüm ülke çapında yürütme olanağına sahibiz. Klinik çalışmalar artık ülke genelinde etkin, verimli, yaygın, sürdürülebilir ve Avrupa Birliği kalite ölçütlerinde yapılır hale gelmiştir. Ancak Faz I ve II çalışmalarının yapılabildiği daha fazla merkezlere ihtiyaç olduğu da açıktır. Bu bağlamda klinik araştırma kültürü geliştirilmeli ve desteklenmelidir. Toplumdaki “Kobay” anlayışı değişmelidir. Kanser alanında son yıllardaki baş döndürücü gelişmeler bu klinik çalışmalar sayesinde olmaktadır. Bugün kanser tedavi edilebilir bir hastalık ise bu klinik çalışmalar sayesindedir. Bu nedenle ülkemizde klinik çalışmaların daha çok yapılabilmesi için başta hasta, hekim, sağlık otoritesine görev düştüğü gibi toplum ve basına da önemli görevler düşmektedir” dedi.

    Türkiye, ilaç ihraç eden ülke konumuna gelebilir

    Ar-Ge konusuna da değinen HOD Kurucu Başkanı ve Dünya Aferez Birliği Başkanı Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, “Ülkemizde öncelikle klinik araştırma kültürü oluşturulması ve genele yaygınlaşması ihtiyacımız bulunuyor. Bundan bir sonraki basamak olan ilaç geliştirme başta olmak üzere AR-GE faaliyetlerini ülke olarak iyi ve doğru koordine edebilirsek; belki de kanser alanında yeni molekül veya moleküllerin keşfini yapanlar Türk bilim insanları olacak. Böylelikle ülke olarak önümüz açılacak ve ilaç ithal eden değil ilaç ihraç eden ülke konumuna gelmemiz mümkün olabilecek. Yüksek teknoloji üreten bir Türkiye hayal değil” dedi.

    “Hapını yut lösemini tut”

    “Erişkin lösemilerinin yaklaşık yüzde 15’ini oluşturan Kronik Miyelositer Lösemi (KML), çoğunlukla ileri yaşta karşımıza çıkmakta ve erkeklerde daha sıklıkla görülmektedir” diyen Prof. Dr. Altuntaş şöyle devam etti:

    “2001 yılına kadar kök hücre nakliyle tedavi edilen hastalığın kötü seyri, ağızdan alınan mucize ilaçlar (tirozin kinaz inhibitörleri) sayesinde tamamen değişti. KML hedefe yönelik tedaviler konusunda birçok kanser türü için model oluşturdu. 15 yıl önce ortalama 5 yıl yaşam süren bu hastalar, bugün neredeyse kendi yaş gruplarındaki sağlıklı bireylere yakın bir ömür yaşayabiliyor. Hem de bunu günde tek hap yutarak yapıyorlar. Yani hapla lösemiyi yenmek mümkün. Biz buna kısaca; “Hapını yut lösemini tut” diyoruz. Bu nedenle KML hastalarına haplarını mutlaka düzenli bir şekilde yutmalarını tavsiye ediyoruz.”

    “Hedefe yönelik yeni nesil ilaçlarla yan etkiler azalırken, etkinliği bir o kadar artıyor”

    Daha sık görünen ikinci hematolojik kanser türü olan lenf bezi kanseri Lenfoma’nın günümüz koşullarında tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu belirten Hematolojik Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Seçkin Çağırgan, “Altını çizerek söylemek istiyorum: Lenfoma tedavi edilebilir bir hastalıktır. Son gelişmeler ışığında bazı lenfoma tiplerinde yeni bir döneme girmek üzereyiz. Bazı lenfoma hastalarını artık ağızdan alınan haplarla yüksek başarı oranları ile tedavi etmekteyiz. Hedefe yönelik ilaçlar veya akıllı moleküller’ dediğimiz yeni nesil ilaçlarla yan etkiler azalırken, etkinliği bir o kadar artıyor. Örneğin; Hodgkin lenfomalı hastalarda yeni bir ilaç Nivolumab ile çok iyi ön sonuçlar elde edildi. Nivolumab hem yanıt oranlarını artırmakta hem de kök hücre nakli yapılabilen hasta sayısını artırmaktadır. Önümüzdeki süreçte uzun dönem sonuçlar açıklandıkça daha net konuşabileceğiz. Gelecek için ümit vaat eden bir gelişme. Önümüzdeki süreçlerde hedefe yönelik akıllı ilaçların klinik kullanıma girmesi ile lenfoma tedavisinde başarı oranlarımız daha da artacaktır” dedi.

    Prof. Dr. Çağırgan, “Günümüzde büyük ilerleme kaydeden hedefe yönelik tedavi immünoterapi sayesinde kanser hastalığının şeker veya hipertansiyon gibi kronik tedavi edilebilir bir hastalık haline dönüştürmesi çok yakın bir gelecekte mümkün olacak. İmmünoterapi hastalara, hasta yakınlarına ve biz hekimlere umut olmaya devam ediyor. Özellikle myeloma, lenfoma ve lösemilerde umut vaat eden sonuçlar alınmakta. Ancak, maliyet önemli bir problem olarak karşımıza çıkıyor. Ülke sağlık sistemleri göreceli olarak gözlenme sıklığı yüksek olan hematolojik kanserlerin tedavisinde bu ajanların rutin kullanımının yükünü hissedeceklerdir. Yüksek gelirli ülkeler ilaç maliyetinde indirim için pazarlık etme yolları ararlarken, bizim gibi orta gelirli ülkeler maliyeti yüksek bulacaklardır. Ama inanıyorum ki sağlık sistemimiz bu sorunu aşmanın yolunu mutlaka bulacaktır” dedi.

    “Multiple Myeloma’da yeni standart tedavi, ölüm riskini yüzde 61 oranında azaltıyor”

    Hematolojik Onkoloji Derneği II. Başkanı Prof. Dr. Sevgi Kalayoğlu Beşışık, “Bir çeşit kan kanseri tipi olan multiple myeloma tedavisinde son 10 yılda önemli gelişmeler oldu. Tümörün üzerindeki molekülü tanıyan bir ilaç olan Daratumumab‘ın kullanıldığı çalışma sonuçlarına göre tedaviye yanıt oranlarının iki kat arttığı bildirilmiştir. İlacın hastalığın ilerlemesini ve hastalığa bağlı ölüm riskini yüzde 61 oranında azalttığı yayınlanmıştır” dedi.

    Prof. Dr. Beşışık şöyle devam etti:

    “Bir diğer önemli gelişme ise kök hücre nakli sonrası hastalık yönünde tedavinin sürdürülmesi ve bu amaca yönelik verilen lenalidomid idame tedavisi ile sağ kalımı uzatması olmuştur. Nitekim ortanca 80 ay süreli izlem sürecinde ölüm riskinde yüzde 26 azalma ve ortanca tahmini sağkalımda 2.5 yıl artış gözlenmiştir. Ancak kendi kök hücreleri ile yapılan nakil tipi otolog kök hücre naklinin halen myeloma tedavisinde mutlaka yer alması gereken bir tedavi olarak kaldığı belirlenmiştir”.

    “Sigaradan uzak durulması, hareketli bir yaşam, obeziteden kaçınmak ve dengeli beslenme; kanserden korunmaya yardımcı oluyor”

    Lenf bezi, kan ve kemik iliği kanserleri gibi hematolojik kanserlerin, tüm kanser vakaları içerisinde yüzde 10’luk bir kısmı oluşturduğunu belirten HOD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Anıl Tombak, “15 Eylül’ün Dünya Lenfoma Bilinçlendirme, 22 Eylül’ün de Kronik Miyelositer Lösemi (KML) Dünya Farkındalık günleri olması nedeniyle, 3’üncüsünü düzenlediğimiz Hematolojik Onkoloji Kongresi’nde hematolojik kanserler arasında nispeten daha sık görülen bu iki kanseri bilimsel programımızın odağına aldık” dedi.

    Doç. Dr. Tombak, “Kanser tedavisinin çok yönlü bir tedavi olduğuna ve sadece hekimin gayretinin yeterli olmadığına dikkat çekerek, “Tedavide hastanın moralinin yüksek seviyede olması çok önemli. Hasta ve hasta yakınlarının moralini yüksek tutmak amacıyla yeterli psikolojik destek sağlanmalıdır. Psikolojik destek alan hastalar daha umutlu yaşadıkları ve hayata daha olumlu baktıkları için tedaviye uyumları artmakta, bu da hastalığın tedavisinde başarı şansını yükseltmektedir” dedi.

    Yaşam şekli değişikliğinin de tedaviye olumlu katkı sağlayan bir unsur olduğunu belirten Doç. Dr. Anıl Tombak, “Sigaradan uzak durulması, hareketli bir yaşam, obeziteden kaçınmak ve dengeli beslenme en önemli yardımcı unsurlardır. Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü “Tütün ve Sigarayla Mücadele Kampanyası’nı, Obezite İle Mücadele Hareketi Kampanyası’nı ve Sağlıklı Yaşam Kültürünü Teşvik Projesi’ni destekliyoruz” dedi.

    “Ülkemizde son 15 yılda kök hücre nakli sayısı Avrupa’ya göre 10 kattan fazla arttı”

    Toplantıda, ülkemizin Ulusal Kemik İliği Bankası TÜRKÖK’ün kurulmasının kök hücre naklinde yarattığı büyük etkiye dikkat çeken Doç. Dr. Ali İrfan Emre Tekgündüz, “2015 yılında 24’ü pediatrik ve 53’ü erişkin olmak üzere toplam 77 merkezde 3.593 kök hücre nakli gerçekleştirildi. Son 15 yılda Avrupa’daki nakil sayısı yüzde 80 artarken, ülkemizdeki artış yüzde 860 ile 10 kattan fazla oldu. TÜRKÖK Projesi öncesinde ülkemizin 2 merkezine kayıtlı kök hücre vericisi havuzu 20.000’di ve 2015 yılında bu merkezlerden Türk hastalara gerçekleşen nakil sayısı 6’ydı. Nisan 2015’te TÜRKÖK kuruldu. Temmuz 2016 sonu itibariyle 16 ayda donör havuzu 127’bine ulaştı. Bu sürede TÜRKÖK havuzundan Türk hastalara 127 nakil yapıldı” dedi.

    TÜRKÖK’ün Nisan 2016’da Dünya Kemik İliği Bankası Üyesi olduğunu belirten Doç. Dr. Tekgündüz şöyle devam etti:

    “Bu süre içinde yurtdışından hastalar için TÜRKÖK’ten 24 aday saptandı. Hatta 4 Ağustos 2016’da bir TÜRKÖK vericisinden ilk yurtdışı nakil Hintli bir hastaya gerçekleştirildi. TÜRKÖK’te, taramadan nakile geçen süre 100 gün iken, yurtdışı bankalarında bu süre 200 gün yani 2 katı. TÜRKÖK bekleme süresini yüzde 50 azalttı. Ayrıca yurtdışı kemik iliği bankalarından yararlanmanın maliyeti 35 bin Avro iken, TÜRKÖK bu maliyeti 7 kat azaltarak 5 bine düşürdü.”

    “‘Yazarak’ tedavi oluyoruz”

    Hematolojik Onkoloji Derneği, her yıl geleneksel olarak öykü yarışmaları düzenliyor. Bu yıl düzenlenen ‘Hayata Tutunma Öyküleri’ yarışmasında dereceye girenler 3.Hematolojik Onkoloji Kongresi’nde düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Kanser hastaları yaşadıkları süreçleri yazarak hem tedavi oluyorlar hem de toplumsal farkındalık oluşturuyorlar. Bu şekilde hem diğer hasta ve hasta yakınlarına, hem de sağlık çalışanlarına ve yöneticilerine yaşamlarından kesit sunarak hayata dokunmaya çalıyorlar.

    Kanser konusunda toplumda farkındalığı artırmak amacı ile HOD tarafından düzenlenen ‘Hayata Tutunma Öyküleri Yarışmasına toplam 120 öykü ve görsel materyal (fotoğraf, karikatür, afiş vb) katıldı. ‘Hayata Tutunma Öyküleri’ yarışmasında Aysel Kaymaz ‘Ahşap Pencere’, Cevdet Polat da ‘Penceremde Serçe Kuşu’ öyküleriyle birincilik ödülünü paylaştılar. Anıl Can Uğuz ‘İki Hece Altı Harf’, Emrah Akkan ‘Çiçeğim’ isimli öyküleriyle ikinci olurken, Hakan Unutmaz ‘Bana Gitmekten Bahsetme’ ve Mehmet Akif Duman da ‘Bergamotlu Çay’ öyküleriyle üçüncü sırada yer aldılar.

    Yarışmada birinci olan Aysel Kaymaz ve Cevdet Polat’a ödülleri KKTC Acapulco Otel’de yapılan 3. Hematolojik Onkoloji Kongresi kapsamında düzenlenen Ödül Töreni’nde Prof. Dr. Rıdvan Ali ve Prof. Dr. Bülent Yalçın tarafından takdim edildi.

    Yarışmaya katılan öykülerden 34’ü Hematolojik Onkoloji Derneği tarafından kitaplaştırılarak kongre katılımcılarına hediye edildi. Yarışmada dereceye giren ilk üç eser, Hematolojik Onkoloji Derneği tarafından ödüllendirilirken, yarışmacıların en büyük ve manevi ödülü tedavi sürecindeki hastalara mücadeleye devam etmeleri için ilham vermeleri oldu.