Etiket: Hedeflere

  • Ak Parti Muğla Milletvekili aday adayı Eylem Tan; “Hep birlikte yeni hedeflere, her şey Türkiye için”

    Coşku Özel Eğitim Kurumları Müdürü Eylem Tan, 24 Haziran tarihinde yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili seçimlerinde Ak Parti Muğla Milletvekili aday adayı olduğunu açıkladı.

    Tan; “Artık hayallerimizi daha çok kimseyle paylaşarak daha kalabalık umutlar, daha büyük idealler yeşertmenin vaktinin geldiğine inanıyorum. Öyleyse gelin hep birlikte Muğla’yı daha müreffeh, daha yaşanılabilir bir marka şehir olarak hayal edelim ve bu hayali gerçekleştirmek için el ele verelim.” dedi.

    Muğla iş dünyasının önde gelen gruplarından, Tan Grup bünyesinde faaliyet gösteren Coşku Özel Eğitim Kurumları’nın kurucusu olan ve uzun yıllardır kurumun yöneticiliğini yapan Eylem Tan, 24 Haziran seçimlerinde Ak Parti’den Muğla Milletvekili aday adaylığını açıkladı.

    Ak Parti Muğla Milletvekili aday adayı Eylem Tan, açıklamasında; “Değerli hemşerilerim, saygıdeğer Muğlalılar. 24 Haziran’da yapılacak Milletvekili genel seçimlerinde Muğla’da Ak Parti Milletvekili aday adayı olmaya karar verdim. 27 Nisan itibari ile adaylık başvurumu yaptım. Bu kararı verirken başta ailem olmak üzere, iş arkadaşlarım, yakın dostlarım ve gönül birlikteliğimizin olduğu bir çok insanla istişare ettim ve en sonunda herkesin Muğla için yapabileceği bir şey vardır diyerek adaylık müracaatımı gerçekleştirdim. Allah çıktığımız bu kutlu yolda yar ve yardımcımız olsun.” dedi.

    Ak Parti Muğla Milletvekili aday adayı Tan, açıklamasına şu sözlerle devam etti; “Kadim kültürlerin bu coğrafyadaki beşiği diye adlandırabileceğim bir kentte yaşıyoruz. Batı Akdeniz’de adımınızı attığınız her noktada bin yılları aşan seslerin yankılandığı bir kültürel mirasın üzerine kurulmuş bu kentin sahip olduğu potansiyelinin daha da arttırabileceğimizi düşünüyorum. Dünya turizminde marka değerimizi daha üst sıralara yükseltebilecek muhteşem bir doğaya sahip bu şehrin, ülkemizin yaşadığı ekonomik ve sosyal gelişimden hak ettiği payı almasının zamanının çoktan geldiğine inanıyorum. İşte bu yüzden 24 Haziran seçimlerinde Ak Parti’den Muğla Milletvekili aday adaylığımı açıklıyorum.”

    Eylem Tan kimdir?

    1983 yılında Yatağan ilçesinde dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Yatağan’da, lise eğitimini Dalaman’da tamamladı. 9 Eylül Üniversitesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Bölümü’nden mezun oldu. Birçok ilçede şubeleşmesi bulunan Coşku Özel Eğitim Kurumları bünyesinde kurucu ve yönetici olarak görev aldı. Halen, Ortaca Coşku Özel Eğitim Kurumları’nda yönetici olarak görevine devam eden Tan, evli ve 2 çocuk annesi.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Hedeflere ulaşmak istiyorsak yetki ve sorumluluk sahibinin belli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız var”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, referandum ile ilgili değerlendirmelerde bulunarak, “Şayet ülke ve millet olarak hedeflere ulaşmak istiyorsak, güçlü, etkin, yetki ve sorumluluk sahibinin beli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız vardır. Esasen bugün üzerinde konuştuğumuz Cumhurbaşkanlığı sistemi konusu bir günde, bir yılda ortaya çıkmış değildir. Gerisinde böylesine derin ve düşündürücü bir arka plan vardır” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Sistemi Sempozyumu’na katıldı.

    Açılışta konuşan Erdoğan, Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı sistemine geçmek için tarihi karar arifesinde olduğu günlerde böyle bir sempozyum düzenlenmesinin önemli olduğunu söyledi.

    “Devlet yönetiminde bir aktör varsa bu sembolik olmaz”

    Dünyada Birleşmiş Milletler üyesi 200’e yakın ülke bulunduğuna ve bunların her birinin kendine özgü yönetim sistemleri olduğuna dikkat çeken Erdoğan, “Yönetim sistemleri konusunda yapılan çeşitli tasnifler varsa da bunlar sadece genel bir fikir edinmeye yarıyor. Örneğin Parlamenter sistemle yönetilen ülkelere listesini incelediğinizde pratikte birbirinden farklı idare tarzlarının aynı başlıkta toplandığını görüyoruz. Yine devlet başkanlığı sistemi ile yönetilen ülkelerde de benzer bir manzara ile karşılaşıyoruz. Teoriden parlamenter sistem monarşiye ve totalizme karşı verilen mücadelenin ürünüdür. Avrupa ülkelerine baktığınızda pek çoğunda kral ve kraliçelerin bulunduğunu görüyoruz. Japonya gibi, Tayland gibi dünyanın başka yerlerinde de benzer durumlarla karşılaşılabiliyor. Birileri hemen çıkıp ‘efendim bunlar semboliktir aslında oralarda parlamenter demokrasi vardır’ diyecektir. Devlet yönetim sisteminde bir aktör varsa bu hiçbir zaman sembolik kalmaz. Bir ülkede kral varsa o kraldır, kraliçe varsa o kraliçedir. Bu taht sahibi de öyle veya böyle ülkenin yönetiminde söz sahibidir. Sadece başkanlık veya cumhurbaşkanlığı sistemi ile yönetilen ülkelerde monarşi yoktur. Adında Cumhuriyet geçtiği halde fiilen diktatörlükle idare edilen, hatta makamların babadan oğla geçmesi itibariyle monarşiyi andıran yönetimle de mevcuttur. Her ülke kendi şartları özgü yönetim biçimine sahiptir” diye konuştu.

    “Ana muhalefet sana sesleniyorum, önce tek partili, daha sonra çok partili döneme geçildi”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan Türkiye’nin son 200 yılda farklı tecrübeleri yaşadığını vurgulayarak, “18. Yüzyıl boyunca süren arayışlar, tanzimattan meşrutiyete kadar pek çok denemeyi beraberinde getirmiştir. Bu süreçte ülkemiz savaş ve krizlerle sürekli küçülmüş, ağır bedeller ödemiştir. Her mücadele o mücadeleyi fiilen yürüten ekibin tercihlerinin, yönelimlerinin de önünü açar. İstiklal harbinin başarıya ulaşmasının ardından Cumhuriyetin ilanı işte böyle bir tercihin ürünüdür. Avrupa ülkeleri monarşi ile demokrasiyi birlikte yaşatma yoluna giderken, biz hanedanı ülke dışına çıkartıp cumhuriyeti ilan ettik. Önce tek partili, ardından da çok partili bir hükümet sistemi ile ülkemiz bu günlere geldi. Ana muhalefet sana sesleniyorum. Önce tek partili, daha sonra çok partili döneme geçildi. Cumhuriyet dönemi de kendi içinde yek pare değildir. 1924, 1961 ve 1982 anayasaları da geçmişe göre oldukça keskin farklılıklar içerir. Aynı şekilde Gazi Mustafa Kemal’in cumhurbaşkanlığı ve parti başkanlığı dönemi ile İnönü dönemi arasında da önemli farklılıklar bulunmaktadır” şeklinde konuştu.

    “Ülkemizde hükümetlerin ömrü 16 ay bile değildir”

    Erdoğan, “Çok partili siyasi hayata geçtikten sonra demokrasimizi hep darbeler altında ayakla tutmaya çalıştık. Son 14 yıl boyunca bu sıkıntıların tamamını biz de iliklerimize kadar hissettik. Milletimizden aldığım güçle sorunları aşmayı başarmış olmamız, temelde yatan yapısal bozuklukları ortadan kaldırmıyor. Bu çarpıklıkların en öneli sorunu istiklal ve güven ortamının tehdit altında olmasıdır. Siyasi istikrarsızlık beraberinde ekonomik ve sosyal sorunları da getirmektedir. Cumhuriyetimiz geçmişi 93 yıl iken 65. Hükümet işbaşındadır. Hale bakın. Bir başka ifade ile ülkemizde hükümetlerin ömrü 16 ay bile değildir. Türkiye böylesine kısa ömürlü hükümetler tarafından yönetilirken benzer şartlarda gelişme yarışına girdiği ülkeler tarafından birer birer geçilmiştir. 25 gün ömrü olan hükümetler olmuştur bu ülkede. Böyle devlet yönetilir mi ya. Bunu yönetmeye çalıştılar. Şimdi biz bunu temelden düzeltiyoruz. Şayet şu 14 yıllık dönemde ülkedeki sıçrama harekatı bizim siyasi hareketimiz tarafından yapılmasaydı biz hala nal toplamaya devam ederdik. Son 200 yılık arayışlarımız, cumhuriyet dönemindeki tecrübelerimiz ve özellikle son yıllarda yaşadıklarımız bir gerçeği gösteriyor. Şayet ülke ve millet olarak hedeflere ulaşmak istiyorsak, güçlü, etkin, yetki ve sorumluluk sahibinin beli olduğu bir yönetim sistemine ihtiyacımız vardır. Esasen bugün üzerinde konuştuğumuz Cumhurbaşkanlığı sistemi konusu bir günde, bir yılda ortaya çıkmış değildir. Gerisinde böylesine derin ve düşündürücü bir arka plan vardır” ifadelerini kullandı.

    “Tartıştığımız sistem, Türk milletinin asırlardır devam eden beka sorununun çözüm yoludur”

    “Kesinlikle bu mesele cumhuriyet, demokrasi ve özgürlük meselesi değildir” diyen Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Tartıştığımız sistem Türkiye’nin ve Türk milletinin asıllardır devam eden beka sorununun en doğru çözüm yoludur. Mesele budur. Cumhuriyetin ilanından çok partili hayata geçişe kadar olan dönemin adına demokrasi diyen ya kendini kandırıyor, ya bizi kandırmaya çalışıyor. Bu dönem tek parti yönetimidir. Ey ana muhalefet önce kendini bir sigaya çek bakalım. 1950’de geçtiğimiz çok partili hayatın sık sık darbelerle kesintiye uğramasının gerisinde, beli bir kesimin tek parti dönemine özleminin bulunduğunu ifade etmek herhalde yanlış olmaz. Türkiye gücü ve yetkiyi elinde bulunduran, ancak millete karşı sorumluluğu olmayan vesayet kurumlarının elinden çok çekti. Ülkemizde ne zaman milli iradeye dayalı yönetimler iş başında bulunduysa, o dönemlerde büyük sıçramalar yaşanmıştır. Başbakanlığım döneminde bürokratik oligarşiden ne kadar şikayet ettiğimi hatırlıyor olmanız lazım. Bütün bu tecrübeleri, tarihi okumaları bir araya getirdiğimizde ülkemizin yeni anayasaya ve yeni bir yönetim sistemine olan ihtiyacı ortaya çıkıyor”

  • Yakın Doğu Üniversitesi: “Milli hedeflere hücum eden kalkışmanın karşısında durma azmi, Yakın Doğuluların 35 seneye uzanan birikiminde mevcuttur”

    Yakın Doğu Üniversitesinden yapılan açıklamada “Milli hedeflere hücum eden, demokrasiyi çiğneyen ve milletin inanç bütünlüğünü zedelemeye yönelik kalkışmanın karşısında durma azmi, Yakın Doğuluların 35 seneye uzanan birikiminde mevcuttur” denildi.

    Yakın Doğu Üniversitesi, Türkiye’de yaşanan darbe girişiminin ardından açıklama yaparak, kalkışmanın karşısında durduklarını bildirdi. Açıklamada, “Yakın Doğu Üniversitesi camiası olarak, bu camiayı meydana getiren bütün kurumları açısından, içerisinde bulunduğumuz milli mesele konusundaki görüşlerimizi seslendirmek istiyoruz. Yakın Doğu Üniversitesi, kurucu rektöründen başlayarak, bütün yöneticileri ile her görev ve kademedeki eğitici ve mensupları ile, varlığını hemen başlangıçtan beri görevinin idraki içerisinde sürdürmüştür. Bu idrak, birbiri ile bütünleşen iki yönde kendini gösterir. Birincisi, milli ve demokratik ilkeler doğrultusunda Türkiye’si ile inanç birlikteliği taşımaktır. İkincisi; Kıbrıs Türkü’nü, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yalnızca eğitsel olarak değil, tarihi ve toplumsal olarak da temsil eden önde gelen önemli bir dinamik olduğunun bilincini her zaman görev olarak yüklenmektir” ifadeleri kaydedildi.

    Milli hedeflere hücum eden, demokrasiyi çiğneyen ve milletin inanç bütünlüğünü zedelemeye yönelik kalkışmanın karşısında durma azminin, Yakın Doğuluların 35 seneye uzanan birikiminde mevcut olduğunun belirtildiği açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Bu birikimin, eğitimsel ve kültürel boyutlardaki ilke ve icraatleri her zaman Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı norm ve telkinleri doğrultusunda olmuştur. Açıkça belirtmek gerekirse, şimdi kalkışmanın merkezinde görülen FETÖ teşkilatının meydana getirdiği menfur hadise yanı sıra her tür terör faaliyetine karşı dikkatli ve sabırlı bir zihniyet ve tasarruflar bütünü ile bugünlere ulaştığımızı, bu vesile ile bir kez daha vurgulamak isteriz.

    Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek kamusal otoritesinin, başta Türkiye Cumhuriyeti’mizin Sayın Cumhurbaşkanı’nın işaret buyurdukları temel hususların bizlere tahmil ettiği görevler olmak üzere; ülkemizin, KKTC’nin, varlık ve kalkınma mücadelesinin gerekleri doğrultusunda pekişen kararlılığımızı kuvvetle vurgulamak isteriz. Tek cümle ile tekrar edersek; ‘Milli’ kavramının bütün boyutlarının gerekli kıldığı prensipler doğrultusunda oluşmuş bulunan azmimizle, dünü bugüne, bugünü yarınaa bağlayacağımızı kamuoyuyla paylaşmak isteriz.”

  • Aşut: “Ülkemizin Basit Siyasi Kavgalara Değil, Büyük Hedeflere İhtiyacı Var”

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Şerafettin Aşut, Türkiye’nin 15 yıldır orta gelirli ülkeler grubundan yüksek gelirli ülkeler grubuna geçemediğini belirterek, “Ülkemizin basit siyasi kavgalara değil, milleti birbirine kenetleyecek büyük hedeflere ihtiyacı var. Arsa rantı ile yeni Türkiye mucizesi yaratabilmek mümkün değil” dedi.

    MTSO Başkanı Aşut, yazılı bir açıklama yaparak, Türkiye ekonomisinin içinde bulunduğu sıkıntıları ve üst gelir grubu ülkeler arasına girebilmesi için yapması gerekenleri değerlendirdi. 10 yıl önce orta gelirli bir ülke olan Türkiye’nin bugün hala aynı yerde olduğuna dikkat çeken Aşut, geçen 10 yılda ekonomide büyük gelişmeler yaşandığını, ancak rakip ülkelerde de gelişme olduğunu kaydetti. Bu nedenle Türkiye’nin, büyük sıçramalar yapmadan üst gelir grubu ülkeler arasına girmesinin daha uzun bir süre mümkün görünmediğine dikkat çeken Aşut, “2002-2007 yılları arasındaki o heyecan, ekonominin merkezde olduğu, AB üyelik sürecinin şaha kalktığı, henüz 2008 küresel finans krizinin yaşanmadığı o süreç devam edebilseydi, aynı zamanda, 2010’da başlayan Arap Baharı’nın beklenmeyen olumsuz sonuçlarının sınırımıza kadar dayandığı gelişmeler olmasaydı, bugün belki de 2023 hedeflerine ulaşma yolunda ilerliyor olacaktık. Tarih, keşkelerle veya şöyle-böyle olsaydı diye okunmuyor ne yazık ki. Olanlar oldu. Sorun, biz bu süreçlerde kendi içimize daha çok odaklanabilseydik, yapısal sorunlarımızın çözümlerine ağırlık verebilseydik tüm bunların etkileri çok daha hafif olurdu” ifadelerini kullandı.

    “DAHA YAPISAL SORUNLARI AŞAMADIK”

    Dünyanın gelişmiş ülkelerinin, ABD ve Avrupa Birliği’nin (AB) gelişmiş ülkelerinin de büyük sorunlar yaşadıklarını, ancak onların sorunlarının konjonktürel, Türkiye’nin ise yapısal olduğunu belirten Aşut, şöyle devam etti: “Biz daha yapısal sorunları aşamamışız. Hala bürokrasi ile uğraşıyoruz, hala yapılacak olan bir Lojistik Merkez’in yetkisi hangi bakanlıkta bunun karmaşasını yaşıyoruz, hala Çukurova’nın tarım ve gıdasının katma değerini katbekat arttıracak, süs bitkileri gibi yeni sektörleri yaratacak, bölgenin turizmini hızlandıracak bir havalimanının zar zor ihalesini yapabiliyoruz. Makro anlamda sürekli eğitim politikaları ile oynuyoruz. Anayasa gibi milletin ortak konsensüsü gereken bir şeyi hayata geçirmek için bir ortak akıl bile oluşturamıyoruz. Ha bire siyasallaşıyor, ha bire kutuplaşıyoruz.”

    “SON 12 YILDA SADECE 12 İL YÜKSEK GELİR GRUBUNA GEÇTİ”

    Türkiye’nin, 15 yıldır çabaladığı halde hala orta gelirli bir ülke olarak kabul edildiğine ve yüksek gelirli ülkeler grubuna geçemediğine işaret eden Aşut, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) verilerine göre, 2001 yılından 2013 yılına kadar il bazında da sadece 12 ilin orta gelir grubundan yüksek gelir grubuna geçtiğini dile getirdi. TEPAV’ın araştırma ve raporlarının, alt yapısı iyi illerin gelişme gösterdiğini ortaya koyduğunu ifade eden Aşut, otoyolu, havalimanı, enerji alt yapısı, üniversiteleri olan illerin üretimde ve ihracatta öne çıktıklarını vurguladı. Özellikle AB’ye ihracat yapan illerin sıçrama kaydettiğinin altını çizen Aşut, “Türkiye, Edirne’den başlayarak ülkeyi çapraz kesen otoyolun Konya-Adana arasını şu son 15 yıldır tamamlamaya öncelik vermiş olsaydı, şimdi çok daha fazla sayıda ilimiz orta gelir tuzağını aşmış olurdu. Orta Anadolu, bir sanayi bölgesine dönüşmüş olurdu. Yeni ekonomi bölgeleri yaratılmış olurdu. Zenginlik ülkeye yayılmış olurdu” dedi.

    Altyapı yatırımlarında öncelikleri doğru belirlemenin, zenginleşmek için ön şart olduğunu savunan Aşut, ekonomik gelişmeyi Mersin açısından değerlendirerek, şunları kaydetti: “Şartlar varsa gelişme kendiliğinden olur. Şartlar varsa girişimcimiz ne yapacağını iyi bilir. Ancak lojistik merkezi olmayan bir kentten lojistik maliyetlerde ihracatçının maliyet yükünü azaltmasını bekleyemezsiniz. Havalimanı olmayan bir bölgenin para kazandıran taze sebze ve meyvesini uzak pazarlara göndermesini ve katma değer yaratmasını bekleyemezsiniz. Sanayi arazisi olmayan ve imar planları buna göre yapılmayan bir kentin sanayi yatırımcısını çekmesini bekleyemezsiniz. Meslek liseleri ve üniversitelerin müfredatının reel sektörle uyum göstermediği bir eğitim sisteminden vasıflı bir insan kaynağı bekleyemezsiniz.”

    Türkiye’de ar-ge, girişimcilik ve teknoloji anlamında destek, hibe, danışmanlık veren 20’ye yakın kurum ve 250’ye yakın destek kalemi olduğunu, ancak bürokrasinin insanları bezdirdiğini vurgulayan Aşut, 1 milyon 500 bin firmanın çok azının bu desteklerden yararlandığına dikkat çekti. Türkiye’nin bir teknolojik yenilenme yaşamadan, teknoloji transferi olmadan yeniden toparlanmasının zor olduğunun altını çizen Aşut, açıklamasında, “Doğal kaynağımız yok. Tek zenginliğimiz girişimcimiz ve el emeğimiz. Arsa rantı ile yeni Türkiye mucizesi yaratabilmek mümkün değil. Türkiye’nin inşaat ile gereken büyümeyi sağlaması mümkün değil. Dışarıdan kaynak gelmeden olmaz. Üretmeden olmaz, ihracat yapmadan hiç olmaz. Dışarıdan gelecek kaynak siyasi ve ekonomik istikrara bağlı. Üretim ve ihracat ise yapısal sorunların çözümüne bağlı. Elbette küresel ekonomiye entegre bir Türkiye uluslararası gelişmelerden etkilenmektedir. Elbette bazı şeyler bizim elimizde olmayabilir, hatta bazı dış gelişmeler bize ciddi zararlar da verebilir. Ancak, şu bir gerçek ki, hiçbir olumsuz gelişme bize kendi yapmamız geren şeyleri yapılmaması kadar zarar vermiyor” ifadelerine yer verdi.

    “İŞ DÜNYASI YENİ HÜKÜMETTEN UMUTLU”

    Yeni kurulan hükümetin teknokrat ve yatırımcı bir hükmet görüntüsü vermesinin iş dünyasını umutlandırdığını da belirten Aşut, sözlerini şöyle tamamladı: “Ülkenin terör ve diğer olumsuz siyaset gündeminden çıkarak tekrar işe ve aşa dönüleceği beklentisini vermiştir. Ülkemizin basit siyasi kavgalara değil, büyük hedeflere, milleti bir birine kenetleyecek hedeflere ihtiyacı vardır. 2023 hedefi bu anlamında bize bir motivasyon sağlamıştır. Tekrar siyasetteki bu değişimi 2023 hedeflerimize ulaşma coşkusuna dönüştürmeliyiz. Ekonomide, adalette, demokraside, eğitimde yeni bir hedef coşkusu ve motivasyonu ile ataletten, bu durgunluktan, yapay sorunlardan sıyrılmak zorundayız. Bu, bize bu vatanı armağan eden atalarımıza, şehitlerimize borcumuz, çocuklarımıza ve gelecek nesillere karşı ise sorumluluğumuzdur.”

  • Kırklareli İl Milli Eğitim Müdürü Korkmaz: “Öğretmenlerimiz Her Zaman Değişimin, Gelişimin, Daha İleri Hedeflere Doğru Yürümenin Model Rolünü Üstlenmişlerdir”

    Kırklareli İl Milli Eğitim Müdürü İbrahim Korkmaz, öğretmenlerin her zaman değişimin, gelişimin, daha ileri hedeflere doğru yürümenin model rolünü üstlendiğini belirtti.

    İl Milli Eğitim Müdürü İbrahim Korkmaz, 24 Kasım Öğretmenler Günü dolayısıyla kutlama mesajı yayınladı. “Millet Mekteplerinin açılışı ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk´ün Başöğretmenliği kabul tarihi olan 24 Kasım Öğretmenler Günümüzü en içten duygularımla kutluyorum” diyen Korkmaz, mesajında, “Bilgiyi üreten ve onları öğrencilerine aktararak geliştirilmesini ve geleceğe aktarılmasını sağlayan öğretmenlerimiz her zaman değişimin, gelişimin, daha ileri hedeflere doğru yürümenin model rolünü üstlenmişlerdir. Görevini manevi hazla yerine getiren öğretmenlerimiz, geleceğimizin teminatı evlatlarımızı beden, zihin, ahlak, ruh ve duygu bakımlarından dengeli ve sağlıklı şekilde gelişmiş bir kişiliğe ve karaktere, hür ve bilimsel düşünme gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı, kişilik ve teşebbüse değer veren, topluma karşı sorumluluk duyan; yapıcı, yaratıcı ve verimli kişiler olarak yetiştirmektedirler” ifadelerini kaydetti.

    Tüm öğretmenlerin gününü kutlayan Korkmaz, “Hayatı boyunca öğretmenlere en yüce değeri veren Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğretmen olarak anılmaktan her zaman gurur duymuş, ’Dünyanın her tarafında öğretmenler, insan topluluğunun en fedakar ve muhterem unsurlarıdır.’ sözüyle bunu perçinlemiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bir milletin milli, ahlaki ve kültürel yönden güçlü medeni bir toplum olmasının ancak öğretmenlerin üstün çalışmalarıyla mümkün olacağını, evrensel medeniyet kulesinin fedakar ve cefakar öğretmenler sayesinde yükseleceğini vurgulamıştır. Bu duygu ve düşüncelerle tüm öğretmen arkadaşlarımızın öğretmenler gününü kutlarken, başta Büyük önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve ebediyete irtihal etmiş tüm öğretmenlerimizi minnetle, şükranla ve rahmetle anıyorum. Emekliliğe ayrılmış öğretmenlerimize uzun ve sağlıklı ömürler, halen görevlerinin başında olan siz öğretmenlerimize de başarılar diliyorum” dedi.