Etiket: Hdp

  • HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş:

    HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Parlamento’dan çekilme gibi bir kararlarının olmadığını söyledi.

    Herkesi direnişe davet ettiklerini belirten Demirtaş, “Hiçbir şey yapamıyorsanız eğer direnen gençler için dua edin. Beş vakit namaz kılın, direnen gençlere dualarda bulunun. Yaradana gözlerinizle yalvarın” dedi.

    HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, DBP Eş Genel Başkanı Kamuran Yüksek ve DTK Eş Genel Başkanları Selma Irmak ile Hatip Dicle tarafından, bölgede son yaşanan olaylara ilişkin basın toplantısı düzenlendi. DTK binasında düzenlenen toplantıya, HDP milletvekilleri ile partililer de katıldı. Burada konuşan Demirtaş, tartışılacak açıklamalarda bulundu. HDP’nin hem parti programında hem de parti beyannamesinde Türkiye’deki yönetim modelinin ne olacağını açıkça ifade ettiğini belirterek, bunun özerklik ile öz yönetim olduğunu kaydetti.

    Partisinin Kürt halkının yanında olduğunu anlatan Demirtaş, “Putin’e bir iki gün meydan okuyup sonra süt dönmüş kediye dönen Başbakan ve Cumhurbaşkanı Musul’a asker gönderdikten sonra dünyaya meydan okudu. Arkasından askerleri geri çektiler. İsrail’e meydan okuyup dün gece 20 milyon dolara değerli pazarladılar. Cizre’de 20 PKK’lı var diye 6 general 36 albay ve 10 bin asker ile oraya operasyon yapmak mı kahramanlıktır. Temizlik anlayışı bu mudur? Operasyon yapılan her yerde panik değil coşku havası hakimdir. Zaten o insanlar daha ilk günden kazandıklarından emindirler. Kendi topraklarında insan gibi yaşamak istiyorlar” dedi.

    “HALKIMIZ SIKINTI ÇEKİYOR BUNUN FARKINDAYIZ”

    Evlerin ve camilerin yıkıldığını anlatan Demirtaş, “Türkiye’nin yarısı size inanmış olabilir. Çalsanız da, soysanız da ve katliam yapsanız da sizin arkanızda olabilir. Peki ya diğerleri burada yaşayan insanlar gece gündüz operasyon yapılarak AK Partili mi oldu? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yakın mı oldular. Zulüm çarkı fazla sürmeyecektir. Halkımız sıkıntı çekiyor bunun farkındayız. İnsanlar bu zulüm nedeniyle göç ediyor. Tankın, topun yıktığı zulüm nedeniyle göç ediyor. Kurşunlu Camisi’ni yakanlar devletin görevlileridir. Oradaki evleri yıkanlar tank atışlarıdır. Ondan dolayı kaçıyorlar. Fakat uzun sürmeyecektir. Zulüm baki olmayacaktır. Bizler siyasetçiler olarak çözüm yollarını tartışıyoruz. Halkımızla birlikte bu zulüm günlerinin bitmesi için direnişi büyüteceğiz. Elbette kendi sorunumuzu çözme noktasında bütün kurumlarımız ve halkımızla iş birliği içinde bu meseleyi halledeceğiz” diye konuştu.

    “ÖZ YÖNETİM GÜÇLÜ BİR ŞEKİLDE İLERLEYECEK”

    26-27 Aralık’ta DTK’nın olağanüstü kongresine kendilerinin genişletilmiş halde katılacaklarını ifade eden Demirtaş, öz yönetimin, özerkliğin ve içinin doldurulmasıyla ilgili sürecin daha güçlü bir şekilde ilerletilmesi için çok yoğun tartışmalar ile kararlar alacaklarına dikkat çekti. Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Tankın namlusunu çevirerek geri adım attıracaklarını zannediyorlarsa yanılıyorlar. Biz ölüm korkusunu çoktan aştık. Ölüm Allah’ın emridir. Halkımız 7’den 70’e bu çerçevede bütün kurumlarla bulundukları yerde direnişe davet ediyoruz. Geri adım atmak bu tarihi önemin şerefine yakışmaz. Çünkü biz kimsenin malını da toprağını da çalmadık, işgal etmedik. Kimsenin hakkını gasp etmedik. Bu kazanılana kadar direniş asla durmamalıdır. Bu direnişi ortaya koyan herkese partim adına teşekkürlerimi sunuyorum. Hükümetin yaptığı hiçbir şeyin dayanağı yoktur. Sokağa çıkma yasaklarının kuralı yoktur. Kanun tanımayan bir devlete karşı bu halk ne yapacaktır. Hiçbir şey yapamıyorsanız eğer direnen gençler için dua edin. Beş vakit namaz kılın direnen gençlere dualarda bulunun. Yaradana gözlerinizle yalvarın. Hiç değilse tarihe şereflilerin yanındaydım diye not düşün”.

    Bir gazetecinin sine-i millete dönme tartışmaları ile ilgili sorduğu soruyu da yanıtlayan Demirtaş, “Zaten milletin sinesindeyiz, Parlamentodan çekilme gibi bir kararımız yok” dedi.

  • HDP Eylemine Bayraklı Tepki

    Mersin’de, Diyarbakır’daki olayları bahane ederek yürüyüş düzenlemek isteyen HDP’liler, bir vatandaşın Türk bayraklı tepkisiyle karşılaştı. “Türkiye’yi karıştırıyorsunuz, polisi, askeri vuruyorsunuz, sonra buraya geliyorsunuz. Sizi burada istemiyoruz” diye bağıran şahsı, polis güçlükle uzaklaştırdı.

    Silifke Caddesi üzerindeki il binası önünde toplanan HDP’liler, Diyarbakır’daki olayları bahane ederek Özgür Çocuk Parkına kadar yürüyüş düzenlemek istedi. Ancak polis, grubun önüne çevik kuvvet ekipleriyle barikat kurarak güvenlik gerekçesiyle yürüyüşe izin vermedi. HDP Mersin İl Başkanı Selman Günbat, yaptıklarının yasal olduğunu ileri sürerek polisle görüşme yaptığı sırada, eski bir boksör olan Selah Ömürtaş isimli vatandaş, elinde Türk bayrağı ile guruba tepki gösterdi. Ömürtaş, elindeki bayrağı havaya kaldırarak, “Türkiye’yi karıştırıyorsunuz, buraya geliyorsunuz. Biz sizi istemiyoruz. Türkiye’yi karıştırmayın. Polisi, askeri vuruyorsunuz, sonra gelip burada rezillik yapıyorsunuz. Biz sizi Mersin’de istemiyoruz” diye bağırdı. Ömürtaş’ı polisler güçlükle uzaklaştırdı. Ömürtaş’a bazı vatandaşlar alkışla destek verdi.

    Bu arada parti binası önünde toplanan aralarında Akdeniz Belediyesi Eşbaşkanları Fazıl Türk ile Yüksel Mutlu’nun bulunduğu HDP’li grup oturma eylemi yaparak “Savaşa hayır, barış hemen şimdi” sloganı attı.

    Selman Günbat, barışı haykırmak için yapmak istedikleri yürüyüşün güvenlik güçleri tarafından engellenmesine anlam veremediklerini söyledi.

    Gurup, yapılan açıklamanın ardından olaysız dağıldı.

  • HDP Grup Toplantısını Diyarbakır’da Yaptı

    HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, Diyarbakır’da gerçekleştirdiği grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Yeni yaşam Rojava’da doğdu, büyüdü ve orada filizlendi. Bu program burada da direnecek ve kazanacak. Bütün Türkiye halklarının öncü kılavuzu olacak” dedi.

    HDP grup toplantısını Diyarbakır’da gerçekleştirdi. Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi toplantı salonunda düzenlenen grup toplantısına HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ, HDP’li milletvekilleri, bölge belediye başkanları ve vatandaşlar katıldı. Yüksekdağ, dün çıkan olaylarda hayatını kaybeden iki kişiyi kast ederek, vahşetin yaşanmaması durumunda iki gencin de yanlarında olacağını söyledi. Yüksekdağ, “Ortaya koydukları direnişin kurşunla yanıtlanmasının tek sebebi buydu. Gençliğin gelecekte ve siyasette söz sahibi olma istekleriydi. İki gündür HDP grubu olarak Diyarbakır’dayız. Yaşananlara dikkat çekmek, şiddete ve savaşa dur demek için grup toplantımızı Diyarbakır’da yapma kararı aldık” diye konuştu.

    Bu topraklarda, zulüm ve yıkım siyaseti izlendiğini savunan Yüksekdağ, şu ifadeleri kullandı:

    ” Bu zulmün karşısında ısrarla ve inatla yine barış diyoruz. Dün katledilen kardeşlerimiz, halkımız da bunları demişti, barış ve demokrasi. Bu sesi boğamayacaklar bu iradeyi kıramayacaklar. Neye başvururlarsa icat edilmemiş hangi şiddet enstrümanını kullanırlarsa kullansınlar bu iradeyi yıkamayacaklar. Bu halka karşı özel bir hukuk uygulanıyor. Siyasi iktidara sorarsanız, bu uygulamaların hiç bir karşılığı ve tanımı yok. OHAL mi ilan ettiniz hayır. Sıkıyönetim mi hayır diyorlar. Memleketi ikiye böldünüz özel bir hukuk uyguluyorsunuz, hayır diyor.

    Bu sözü Ankara’nın merkezinde söyledik burada da söylüyoruz. Burada Türkiye Cumhuriyeti devleti halkının bir kesimine Kürtlere karşı özel bir hukuk uyguluyor ve özel savaş uyguluyor. Türkiye halkı bu gerçeği sırtını dönerse herkes kaybeder.”

    “ÖZYÖNETİM TÜRKİYE’YE AÇILMIŞ YENİ BİR KAPIDIR”

    Kendilerine aylardan bu yana tekçi diktatörlük rejimi tesis etmeye yarayacak bir rejim değişikliğinin dayatıldığını iddia eden Yüksekdağ, “Zorla baskı ile şiddetle. Bunun karşısında bir demokrasi programı bir yeni yaşam programı var. HDP ve Kürt siyasetinin bir yeni yaşam gücü var. Burada zalimler tarafından tek adam tarafından yönetilmek yok. Bu programda onuruyla başı dik anlı açık halkın doğrudan kendisini yönetebileceği bir siyaset önermesi var. Bugün özyönetim diye ifade edilen tam da budur. Bu Türkiye’ye açılmış yeni bir kapıdır. Artık 2015-16’da bütün dünya devletleri uzayda evrende yaşama arayışı dert etmişken bizler de demokrasiyi dert edinmeyi söyler bu program. Bizler yeni yaşamın nereden doğduğunu çok iyi biliyoruz. Gerçeğin peşinde gidiyor. O yeni yaşam Rojava’da doğdu, büyüdü orada filizlendi. Bu program burada da direnecek ve kazanacak. Bu program bütün Türkiye halklarının öncü kılavuzu olacak. Halkın doğrudan kendi kendisini yöneteceği, kendi dilini kültürünü özgürce yaşayabileceği, katı merkeziyetçi rejim karşısında yenilenme gücü olabileceği bir program için direniyoruz. Bu bir direniştir aynı zamanda. Özyönetim talep eden halkın direnişinde olduğu gibi bu aynı zamanda direne direne kazanacağımız yeni yaşam formudur. Demokrasinin özgürlüğün galebe çalmasını istiyorsak bunu bize vermeyecekler alacağız! Daha fazla demokrasi mevzilerimizde direneceğiz. Türkiye’nin geleceği ve yeni bir yaşam için bu zulüm ile ölüm karanlığı içinde ışık olmaya çalışan bütün halkımızı selamlıyorum. Özünüzü karartmaya çalışanlara direnen bütün halklarımızı canlarımızı selamlıyorum” şeklinde konuştu.

    “200 BİN İNSANIMIZ GÖÇ ETTİRİLDİ”

    7 Haziran’dan bu yana 309 kişinin hayatını kaybettiğini belirten Yüksekdağ, şöyle dedi:

    “Çatışma dönemi boyunca 675 kişi yaşamını yitirdi. Yine geride bıraktığımız süreç içerisinde 18 kent merkezinde 54 kez sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Şimdiye kadar 83 sivil yurttaşımız yaşamını yitirdi katledildi. Sokağa çıkma yasakları o mahalledeki halkımızı etkilemiyor. Bir milyon 300 bin insan sokağa çıkma yasaklarının hedefi haline getirildi. Neredeyse bazı Avrupa ülkelerinin nüfusuna yakın bir sayıdır. Bizim araştırmalarımıza göre 200 bin insanımız göç ettirildi. Bu son 7-8 aylık dönemin bilançosudur. Bu yönetimin istikrarsızlıkta ve şiddette bir istikrar yarattığının açık bir tablosudur. Bu rakamlardan bahsetmiyorlar. Bu tabloyu görmezden geliyorlar. Ama bizler bu gerçeğin tam içindeyiz. Siyasi iktidar çıkıp bunların hesabını vermesi gerekirken, ’Daha fazla operasyonlar yapacağız, sokak sokak, ev ev operasyon yapacağız’ demek dışında bir politika üretmiyor. Neden çağrılıyor öğretmenler çünkü Cizre ve Silopi’de büyük bir katliam yapıyorlar. Bir kitle katliamına hazırlanılıyor. Hani orada uzakta bir yer başka bir ülke vardır. Kontrol edemediğiniz savaşlar var ve siz kendi yurttaşlarınızı çağırırsınız. Türkiye’deki siyasi iktidar bu topraklara zaten başka bir ülkeymiş gibi davranıyor. Ama birileri çıkıp burası başka bir ülke dediğinde kıyamet koparıyorlar. Devlet kendi personelini geri çağırarak buraya başka bir ülke muamelesi yaptı. Burayı Türkiye’nin geri kalanından böldü. Bu açıklamanın başka bir izahatı yok.”

    “KÜRTLER KARANLIKTA YÜRÜMEYE ALIŞKIN YA SİZ”

    Çok büyük bir katliamın hazırlığının yapıldığını iddia eden Yüksekdağ, “Ne için yapılıyor bütün bunlar, en azından soru sorma kabiliyetini yitirmesin bu topraklar. Şu anda bütün iletişim kanalları büyük bir manipülasyon yapıyor. Bu yıkım siyasetinin el ele omuz omuza verilerek durdurulması gerekiyor. Bizler halkımızla birlikte ana muhalefetin görevini de üstlenerek bu gerçeği açıklamaya ve buna dur demeye çalışıyoruz. Ama artık bütün demokrasi güçlerinin buna ses vermesi gerekiyor. Eğer bu topraklarda yükselen demokrasi mücadelesine ses verilmezse ışıklar kesilecek, bütün ışıklar kesilecek. Kürt halkı karanlıkta yürümeye alışık, ama sevgili Türkiye halkları, batı toplumu siz karanlıkta ne yapacaksınız? Bu karanlığa dur demezsek, batıdaki halkımızı büyük bir karanlığa boğacaklar. Herkesin Kürt halkı gibi karanlıkta yol alma dirayeti olmayabilir. Bu noktaya gelmemek için, ışığımızı çoğaltmak zorundayız. Hepimizin demokrasi ışığına, barış ve demokrasi ışığına hepimizin sahip çıkması gerekiyor” dedi.

    Şiddet ortamında halkın önüne iki sandık koyulmak istendiğini savunan Yüksekdağ, şöyle devam etti:

    “Yeni anayasa tartışması yapmanın en ufak zemini yok. Siyasi iktidarın bunu oluşturması gerekiyor. Öcalan’ı tecride aldılar, görüşmeleri kestiler. Bugün yeni anayasa isteniyorsa demokratik anayasa masası kurulmalı. Müzakere masası kurulmadan gerçek bir anayasa çıkmaz. Demokratik Türkiye anayasası istiyoruz. Artık bu halka ölümü göstererek sıtmaya razı edemezsin. Bu halkın taleplerinin çıtasını zulümle, ölümle düşüremezsiniz. Aylardan beri ölümle isteklerin ve taleplerin demokratik ilkelerin çıtasını yerlere kadar düşürelim diyerek bu şiddet ortamı yürütülüyor. Ama kusura bakmayın halkımızı sizin o ilkel ’demokratik siyaset’ algınıza mecbur ve mahkûm edemezsiniz. İleri demokrasi diyerek geri siyasete mecbur edemezsiniz. Hani hendek savaşları var diyorlar ya. Doğru ortada bir savaş var ama bu hendek savaşı değil, sandık savaşıdır. Hükümet şiddetle halkın önüne sandık koyuyor ve bizler buna teslim olmayacağız. Her şeye rağmen direneceğiz.”

  • CHP Ve HDP Grup Başkanvekilleri Suruç’ta Ölenlerin Ailelerini Kabul Etti

    CHP ve HDP Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri Suruç patlamasında hayatını kaybeden 33 kişinin aileleriyle TBMM’de bir araya geldi.

    CHP ve HDP Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri Suruç patlamasında hayatını kaybedenlerin yakınlarını kabul etti. Kabulde CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, “Eğer Suruç’ta onların duyurmaya çalıştıkları ses duyulsaydı Ankara katliamı yaşanmayacaktı” diye konuştu.

    Özel, gizlilik kararının kaldırılması için bunu gündemde tutmaya devam edeceklerini belirterek “CHP Grubu adına IŞİD’ten ayıramayız bu konuyu. 5 genel görüşme talep ettik hep reddedildi. 153 soru önergesi ve konu hakkında iki tane de kanun teklifi var” ifadelerini kullandı.

    Patlamada hayatını kaybedenlerin aileleri ise dosyadaki gizlilik kararının kaldırılmasını ve suçluların ortaya çıkarılıp yargılanması gerektiğini belirterek, yakınlarının nasıl öldüklerini bilmek istediklerini söyledi. Ölenlerin yakınları, hayatını kaybedenlerin kişisel eşyalarının da kendilerine teslim edilmesi gerektiğini ifade etti.

    “OTOPSİ RAPORLARI HİÇBİR BİÇİMDE GİZLİLİK KARARI DAHİ OLSA GİZLENEMEYECEK RAPORLARDIR”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba ise tüm soruşturmalara gizlilik kararının verilmesinin sebebinin katilleri gizlemek olduğunu savunarak “Suruç katliamı resmen devletin kontrolünde yaşanan bir katliamdır. Herkes tarafından bilinen bir ismin Suruç’ta canlı bomba olarak eylem yapmasına resmen göz yumulmuştur” dedi.

    CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan ise Suruç’un Ankara katliamıyla birleşen bir dava olduğunu belirterek şöyle konuştu:“Açıklamalarınızdan otopsi raporlarını elde edemediğinizi öğrendim. Otopsi raporları hiçbir biçimde gizlilik kararı dahi olsa gizlenemeyecek raporlardır. Ölüme ilişkin belgeler hiçbir şekilde gizlenemeyecek olaylardır.”

    “HESABINI SORACAĞIZ MAHŞERE BIRAKMAYACAĞIZ”

    Ailelerin bir kısmını ise HDP Grup Başkanvekilleri Pervin Buldan ve İdris Baluken ile HDP Ankara Milletvekili Sırrı Süreyya Önder kabul etti.

    Önder, ailelerin taleplerini dinlemesinin ardından yaptığı konuşmada herkesin gizlilik kararının kaldırılmasını ve adalet talep ettiğini belirterek şöyle konuştu:

    “Hepimiz hatırlayalım. Suruç’tan sonra bu memleketin en yetkili ağızları utanmadan kalktılar içki tarifi verir gibi bunların katilleri için kokteyl tanımlaması kullandı. Be utanmazlar hani nerede bu kokteyl. Verin tarifini burada yüreği yanan aileler bilsin. Bizde bilelim. Siz bunları bile bile bunların katline göz yumdunuz. Katil devlet dediğimizde 50 bin türlü yeriniz oynamaya başlıyor. Katil devlet aşikar ortada. Katil bu soruşturmayı gizleyendir. Çıkıp özür dilemeyi düşünmüyor musunuz? Sizde insanlık kırıntısı yok mu? Eğer analar babalar biz size kokteyl dedik oysa bildiğiniz tek bir vahşet örgütüymüş çocuklarınızı katleden demeyecek misiniz? Herkesi sersem mi zannediyorsunuz, bunların hesabı sorulmayacak mı? Hesabını soracağız. Mahşere falan bırakmayacağız. Hepiniz bu katliamlar için yargılanacaksınız. Bu ailelerin önünde diz çöküp merhamet ve af dileyeceksiniz. Bunu yapacağız. Yapmazsak bu dünya bize haram olsun. Aldığımız nefes bize haram olsun. Neredeymiş bu kokteyl getirin görelim.”

    Başbakan’a bir şey söylemek istediğini belirten Önder, “Siz ne zaman gerçeğe aykırı beyanda bulunmuşsanız kekelemeye başlıyorsunuz. Siz ne zaman kekeliyorsanız gerçeğe aykırı bir şey söylüyorsunuz. Dün de Musul için söylediniz. Ev ev temizleyeceğiz derken, her tarafınız ayrı oynuyordu. Canı yananlardan özür dileyin, barış iradesinin etrafına toplanın” şeklinde konuştu.

    Meclis’te gurubu bulunan siyasi partilere çağrıda bulunan Önder, Suruç, Ankara, Diyarbakır ve diğer katliamların araştırılmasıyla ilgili önerge verdiklerini belirtti. Önder, bütün partilerden bunun görüşülmesini ve Meclis tarafından araştırılıp soruşturulmasına destek vermelerini istedi.

  • İnsan Hakları Komisyonu Ortak Metnine HDP İmza Koymadı

    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, komisyonda üyesi bulunan AK Parti, CHP ve MHP’li milletvekillerinin imzası ile ortaya konulan 10 Aralık İnsan Hakları Günü metnine HDP’li üye milletvekillerinin imza atmamasının kendisi için bir sürpriz olmadığını söyledi.

    10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü nedeniyle parlamentoda İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Sözcüsü AK Parti Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi CHP Ankara Milletvekili Şenal Sarıhan ile birlikte basın toplantısını düzenleyen TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı AK Parti İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu, komisyonda AK Parti, CHP ve MHP’li üyelerin mutabık kaldığı ortak metni okudu. Yeneroğlu, HDP’li vekillerin metni eksik buldukları gerekçesi ile AK Parti, CHP ve MHP’li üyelerin imza attığı metne imza atmadıklarını kaydetti. HDP’li milletvekillerinin ortak metne imza atmamalarına ilişkin “Komisyonda bir çatlak mı var?” sorusuna cevap veren Yeneroğlu, “HDP’li arkadaşların Meclis’te de farklı önceliklerinden dolayı böyle bir metne imza atmamış olmaları benim açımdan anlamsız bir şey değil. İmza atmış olmaları sürpriz olurdu, benim için herhangi bir sürpriz durum yok” dedi.

    “İnsan hakları herkes içindir. İdeolojilerden, dinlerden, etnik kökenlerden, ülkelerin sınırlarından bağımsız olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Herkes insan onuruna yakışır bir hayat yaşamayı hak eder” diyen Yeneroğlu,

    Türkiye’de son yıllarda insan hakları noktasında önemli adımlar atıldığını kaydetti. Mustafa Yeneroğlu, “90’lı yıllarda ülkemizin siyasi partiler mezarlığına dönüştüğü, dini hassasiyetlerinden dolayı her türlü haklardan mahrum bırakıldığı, Ahmet Kaya örneğinde olduğu gibi sadece Kürtçe şarkı söylemek istediği için yurt dışına kovulduğu bir ortamdan 2000’li yıllar sonrası çok farklı önceliklerin konuşulduğu bir Türkiye noktasına geldik” diye konuştu.

    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Sözcüsü AK Parti Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta ise, “26. yasama döneminde İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, tüm üyeleri ile beyannamede sözü edilen hak ve hürriyetlerin tamamını çalışmalarında ilke edinecektir. Komisyonumuz nerede olursa olsun, kimden gelirse gelsin yaşanan hak ihlallerinin, sadece ihlalin muhataplarını mağdur etmediğini, bu ihlallerin uzun vadede tüm insanlığın zararına bir gelecek doğurduğunun bilincindedir” şeklinde konuştu.

    1990’lı yıllarda kendisi de insan hakları ihlallerine maruz kalan Usta, “Benim sözcü olmam aslında Türkiye’nin insan hakları noktasında geçirmiş olduğu sürecin bir göstergesidir. Türkiye’nin normalleşmesinin bir sürecidir. Tamamen normalleştik diyemeyeceğim ama oldukça iyi bir noktadayız. Bizlerde insan hakları ihlalleri yaşamış kişiler olarak bu ihlalleri yaşayanların daima yanında olacağımızı ve onların haklarının kazanılması için en fazla çabayı göstereceğimize inandığımız için anlamlı buluyorum İnsan Haklarını Araştırma Komisyonu’nda çalışıyor olmayı. Güzel uyumlu ve ülkemizin insan hakları konusunda sorunlarının çözüleceği, Türkiye’nin tamamen normalleştiği günleri de göreceğimize canı gönülden inanıyorum” ifadelerini kullandı.

    ALMAN NSU TERÖR ÖRGÜTÜNÜN CİNAYETLERİ

    Almanya’da NSU terör örgütü tarafından ırkçı saldırı sonucu 9 Eylül 2000 yılında Enver Şimşek, 13 Haziran 2001 tarihinde katledilen Abdurrahman Özüdoğru, 27 Haziran 2001 tarihinde katledilen Süleyman Taşköprü, 29 Ağustos 2001 tarihinde katledilen Habil Kılıç, 25 Şubat 2004 tarihinde katledilen Mehmet Turgut, 9 Haziran 2005 tarihinde katledilen İsmail Yaşar, 4 Nisan 2006 tarihinde katledilen Mehmut Kubaşık ve 6 Nisan 2006’da katledilen Halit Yozgat’a rahmet dileyen ve bu cinayetlerle ilgili ciddi anlamda araştırma yapılmadığını kaydeden Yeneroğlu, “Münih’te 2.5 yıldır devam eden mahkemede hayatta kalan sanıklardan bir kadın dün ifade verdi. Bundan önce ifade vermekten kaçınmıştı. İfade verirken hiçbir şeyden haberi olmadığını, sonradan hayretle öğrendiğini, öğrendikten sonra intihar eden iki sanığa karşı çıktığını ifade ederek cinayetlerle hiçbir alakasının olmadığını mahkeme huzurunda söyledi. Biz bununla ilgili Almanya Federal Savcılığı’nın üzerine düşen sorumluluğu, Almanya Federal Araştırma Komisyonu’nun yanında Eyalet Araştırma Komisyonlarının raporlarının neticesinde ırkçılıkla mücadele konusunda yürütme, yargı ve yasamanın üzerindeki sorumlulukları hatırlatması üzerine bu konularla ilgili şimdiye kadar Almanya’da somut olarak çalışma yapılmamış olması, bunun ötesinde İslam düşmanlığı ile mücadele noktasında polis teşkilatının istatistik bile tutmadığını kamuoyunun hassasiyetine sunmak istiyorum” dedi.

    “NEFRET SUÇLARI VE IRKÇILIKLA ETKİN MÜCADELE ETMELİYİZ”

    Komisyonun yapacağı çalışmalarla ilgili bilgi veren Yeneroğlu, “Ülkemizde nefret suçlarının üzerine gidilmesi hususunda ve ırkçılıkla mücadele noktasında etkin bir yaklaşım içinde bulunmamız gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

    Tahir Elçi’nin öldürülmesine yönelik bir alt komisyon kurulup kurulmayacağı sorusu üzerine Yeneroğlu, “Kamuoyunun hassasiyetini taktir ederek bizde bu hassasiyetle bu konuların üzerine gitmeyi düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    Tutuklu gazetecilerle ilgili sorulara da cevap veren Yeneroğlu, “İçeride bulunan gazetecilerle ilgili, suçun maddi boyutu ile ilgili meseleye girmiyorum, tutuksuz yargılanmaları noktasında mahkemelerin karar vermemesini garipsiyorum. Delil karartma, kaçma gibi ihtimallerin çok düşük olduğunu, bu ihtimalleri ortadan kaldıracak tedbirlerin alınabileceğini düşünerek süreci üzülerek izliyorum” dedi.