Etiket: Hayatınızı

  • Bakan Karaismailoğlu: “Hayatınızı kolaylaştıracak projelerle yanınızda olacağız”

    Bakan Karaismailoğlu: “Hayatınızı kolaylaştıracak projelerle yanınızda olacağız”

    Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, vatandaşların hayatını kolaylaştıracak projeler gerçekleştirdiklerini söyledi.

    Bakan Karaismailoğlu, beraberinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Lütfi Elvan, Mersin Valisi Ali İhsan Su ile birlikte Erdemli (Çeşmeli) – Silifke (Taşucu) Otoyol güzergahını ziyaret etti. Karaismailoğlu, Erdemli-Ayrancı Yolu Köserelli girişinde devam eden yol yapım çalışmasını inceleyip vatandaşlara hitap etti.

    Bakan Karaismailoğlu burada yaptığı konuşmada vatandaşların hayatını kolaylaştıracak projeler gerçekleştirdiklerini belirterek, “Buraya gelirken Çeşmeli-Taşucu yoluna uğradık. Çeşmeli Taşucu Otoyolu ile ilgili bilgileri de aldık. Orada projelerimizi de inceledik. İnşallah Çeşmeli Kızkalesi arasının ihalesine çıkıyoruz. Ağustos ayı gibi yaz bitmeden ihalesini yapacağız. Önümüzdeki 2 yıl da dolmadan faaliyet almak için planlamalarımızı yaptık. İnşallah 2 yıl içerisinde sizlere de yakışan bir yol ile hizmet vermeye çalışacağız” diye konuştu.

    Karaismailoğlu, Köserelli girişinde devam eden yol yapım çalışmasını ise kısa sürede tamamlamayı hedeflediklerini kaydetti.

  • Mükemmeliyetçilik hayatınızı kaygıya sürükleyebilir

    Acıbadem Eskişehir Hastanesi Uzmanı Psikoloğu Hilal Aktaş, mükemmeliyetçi kişilerin sürekli tedirgin ve panik halinde olmasından dolayı günlük yaşantılarının da bozulabileceğini söyledi.

    Mükemmeliyetçiliğin törpülenmesi gereken bir kişilik özelliği olduğunu anlatan Psikolog Hilal Aktaş, tanımını ise, “Mükemmeliyetçilik, “kusursuzluğu arama”dır. Kişinin kendisi için yüksek beklentileri olması, kendine gerçek dışı hedefler koyması, bunlara ulaşma konusunda endişe duyması ve kendine aşırı eleştirel yaklaşması durumudur” şeklinde yaptı.

    Mükemmeliyetçi kişilerin sürekli tedirgin ve panik halinde olduklarını ifade eden Aktaş, “Bu da hata yapmalarına neden olur. Günlük hayatlarında sürekli kaygı içindedirler, hayatlarının işlevliği bozulmaya başlamıştır ya da bozulmuştur. Mükemmeliyetçilikten bahsederken bir hastalıktan bahsetmediğimizin altına çizmek gerekir. Fakat yapılan araştırmalar, mükemmeliyetçilikle anksiyete, kaygı, depresyon ve obsesif kompulsif bozukluk arasında yüksek korelasyon olduğunu göstermektedir. Mükemmeliyetçi kişilerin hayatında çok fazla ‘meli’, ‘malı’ vardır. “Odam hep düzenli olmalı”, “ev hep temiz olmalı”, “Arkadaşlarım bana böyle davranmamalı” gibi takıntılı düşünceler ve davranışlar gösterebilirler. Sürekli olarak her şeyi kontrol altında tutmaya çalışırlar” dedi.

    “Mükemmeliyetcilikten kurtulmanız için kendinize sorular sorun”

    Mükemmeliyetçiliğin belirtileri hakkında konuşan Hilal Aktaş, “Mükemmeliyetçi kişiler, en iyiye odaklanma nedeniyle işlerini zamanında bitiremezler. Her şeyi en iyi şekilde yapmaları gerektiğini düşünürler. Yaptıkları ile ilgili tatmin olmazlar. Aşırı planlama ve düzenleme yaparlar. Karar vermede güçlük çekerler. Hedeflerine istedikleri şekilde ulaşamadıklarında öfkelenirler. Bu öfke kendilerine karşı olan bir öfkedir. Mükemmeliyetçi bir kişiliğe sahip olduğunuzu düşünüyor ve bundan kurtulmak istiyorsanız ise bazı durumlara dikkat etmek gerekir. Mükemmel olmanın olumlu ve olumsuz yönlerini sıralayın. Ya hep ya hiç şeklindeki eleştirel düşünce tarzının farkına varın, kendiniz ya da bir başkası tarafından mükemmel olmayan şeyler yapıldığında, yapılanların iyi olan yanlarını bulmaya çalışın. Yapabilecekleriniz konusunda gerçekçi olun. Kendinize gerçekçi hedefler koyun. Eleştiri karşısında hatanızı anlamaya çalışın ve hata yapma hakkınız olduğunu unutmayın. Kusursuz olmaya çalışmak size ne kazandırıyor? Ne kaybettiriyor? Öncelikle bu soruları yanıtlayın ve kusursuz olmaya çalışmaktan vazgeçin. Her hangi bir işi en mükemmel şekilde yapmaya çalışınca kendinizi durmayı öğrenin. “Dur” daha fazla ne yapabilirsin? Bu bu şekilde kalsa ne kaybederim? “Bence bu güzel oldu, yeterince iyi” demesini öğrenin” diye konuştu.

  • Cildinizdeki küçücük bir ‘ben’ hayatınızı ne kadar değiştirebilir?

    Akademik Onkoloji Derneği (AKOD) tarafından düzenlenen 2. Uluslararası Katılımlı Melanom Sempozyumu, 22-23 Ekim tarihleri arasında İstanbul’da yapıldı.

    Sempozyumda; cilt kanserine dair Türkiye’de var olmayan tedavi yöntemleri, kanser aşılarının tedavideki yeri, immünoterapinin hangi kanser türlerinde etkin olarak işe yaradığı ve immünoterapi ile aşıya erişmede klinik araştırmalar ve maliyetler konuşuldu.

    2. Uluslararası Katılımlı Melanom Sempozyumu’na dünya genelinde cilt kanseri ve tedavisi üzerine çalışan İsrail’den Prof. Dr. Jacob Schachter, Katar’dan Prof. Dr. Ena Wang, İtalya’dan Prof. Dr. Nicola Mozzillo ve Doç. Dr. Antonio Grimaldi, Almanya’dan Dr. Mustafa Diken ile Türkiye’den Akademik Onkoloji Derneği (AKOD) Başkanı Prof. Dr. Erdem Göker, AKOD 2. Başkanı Prof. Dr. Rüçhan Uslu ve AKOD Genel Sekreteri Doç. Dr. Burçak Karaca gibi çok sayıda uzman hekim katıldı.

    Dizindeki küçük bir ‘ben’in cilt kanserinin en tehlikeli türü olan ‘malign melanoma’ olduğunu öğrendikten sonra, 1,5 yıllık zorlu bir tedavi süreci geçiren ve kanserli hücrelerin, çevre doku ve organlara yayıldığı 4’üncü evrede hastalığı yenen Yunus Emre Üstgörül’ün hikayesi, sempozyum nedeniyle düzenlenen basın toplantısının odak noktası oldu. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İçmeler Turizm Meslek Yüksekokulu’nda beden eğitimi dalında öğretim görevlisi olan 35 yaşındaki Yunus Emre Üstgörül, The Marmara Otel’de düzenlenen basın toplantısına doktoru Doç. Dr. Burçak Karaca ile birlikte katıldı.

    Yeni nesil tedaviler hem hastalar hem doktorlar için yeni umut oldu

    Melanomun halk arasında ‘kara bela’ olarak adlandırılan ve genellikle benlerin üzerinde gelişen son derece kötü seyreden bir deri kanseri olduğunu belirten AKOD Genel Sekreteri Doç. Dr. Burçak Karaca, “Cilt kanseri, yakın zamana kadar onkoloji olarak çok çaresiz kaldığımız ve var olan tedavilerin çare olamadığı bir kanser türüydü. Son 5 yılda sistemik dediğimiz yani damar yolu ya da ağız yoluyla uygulanan tedavilerin yanı sıra hastanın görünen yarasının üzerine uygulanan lokal tedaviler gibi çeşitli yöntemler bu işin seyrini tamamen değiştirdi. Bu yenilikler sayesinde hastanın yaşam kalitesi ve hayatta kalma süresi arttı, hatta çoğu kanser türlerinde son aşama olarak kabul edilen 4’üncü evrede bile hastalıktan tamamen kurtulan vakalar görülmeye başlandı ki bu kanser tedavisinde gerçekten bambaşka bir sayfanın açıldığını gösteriyor” dedi.

    Dr. Karaca şöyle devam etti: “Maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle bazı ilaçların devlette şimdilik geri ödemesi yok. O nedenle hastaların ilacı ulaşımı konusunda bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Uygun hastalarımıza büyük ilaç firmalarının Ar-Ge çalışmaları sayesinde, özellikle de insani erken erişim programları çerçevesinde mutlaka bunları vermeye çalışıyoruz. Bu noktada, Sağlık Bakanlığımızın bu konuda iyi niyetli olduğunu ve bir çok ülkeden daha ileri seviyede olduğumuzu belirtmek isterim. Cilt kanseri tamamen iyileşen hastam Yunus Emre Üstgörül de tedavisinde insani erken erişim programlarından yararlandı.”

    Türkiye’de ilk kez İzmir’de kullanılan elektrokemoterapi tedavisi, kemoterapinin yan etkilerini önemli derecede azaltıyor

    Cilt kanserinin günümüzde dermatolog, cerrah, onkologlar tarafından multidisipliner bir bakış açısıyla tedavi edildiğini ifade eden Elektronik Mühendisi ve Kanser Araştırmacısı Dr. İbrahim Gökçe ise, tıp dünyasında uygulanan birçok tedavi yönteminde doktorlar kadar mühendislerin de kilit rol oynadığını söyledi. Yunus Emre Üstgörül’ün tedavisinde önemli rol üstlenen elektrokemoterapi (EKT) cihazından bahseden Gökçe, “Elektrokemoterapi, hücrelere elektrik alan uygulayarak hücre zarında delikler oluşturma prensibine dayanan bir tedavidir. Hastaya verilen kemoterapi ilaçları bu deliklerden hücre içine girerek bir dizi sürecin ardından kanser hücrelerini öldürür. Bu metotla hem hastaya verilen kemoterapi ilacı dozu düşürülerek hastadaki yan etkiler hissedilmeyecek bir seviyeye indirilir hem de kanserli doku çoğu vakada tamamen kanserden temizlenir. Türkiye’de bu yöntemi ilk defa pilot bölge olarak seçtiğimiz İzmir’de uyguladık. Önümüzdeki yıl bu sayı artacak” dedi.

    Açık ten ve göz rengine sahip olmak ile kızıl saç, çil ve ince cilt yapısı ve 50’nin üzerinde ben varlığı melanom için bilinen risk faktörleri arasında yer alıyor. Özellikle güneş ışığı şu anda ve riski arttıran en önemli etkenler arasında kabul ediliyor. Hastalık son beş yılda özellikle gençler arasında önemli artış gösterdi. Hastalığın görülme sıklığı Türkiye’de yüz binde ortalama 1,5-2 gibi seyrederken Avustralya’da bu rakam yüz binde 12, ABD’de 15 ve Kuzey Avrupa ülkelerinde ortalama 7-8 olarak görülüyor.

    2. Uluslararası Katılımlı Melanom Sempozyumu’nu düzenleyen AKOD’un Başkanı Prof. Dr. Erdem Göker ise, Akademik Onkoloji Derneği’nin 2015 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalında görevli akademik personel tarafından kurulduğunu ve amacının, ülkemizde onkolojinin her düzeyde doğru temellere oturması ve ulusal düzeydeki başarılarının tüm bilim dünyasına yayılmasına katkı sağlanması olduğunu ifade etti. AKOD’un uluslararası katılımlı toplantılar düzenleyerek onkolojiye hem akademik hem de pratikte yön veren isimlerle Türk onkolojisinin temsilcilerinin birebir temaslarının sağladığını böylelikle deneyim paylaşımlarıyla birlikte yeni ve özgün çalışmaların geliştirilmesine katkı sağlandığını söyledi.

    “Kanser araştırmalarındaki baş döndürücü gelişmeler ile gerek kişiye özel hedefleyici tedaviler gerekse insanın bağışıklık sistemi hücrelerinin kansere karşı aktif hale getirilmesi metoduna dayalı ’immunoterapi’ yöntemlerinin, melanom tedavisinde son yıllarda gösterdiği çarpıcı başarı ile hastalığın son evrelerde bile bazı durumlarda tedavi edilebilir olduğu gerçeğini ortaya koymuştur” diyen Prof. Dr. Erdem Göker, “İmmüno onkolojik tedaviler ve ilaçlar bugün melanoma tedavisinde yeni bir çığır açmış, ileri evrelerde dahi yaşam süresini 2-3 kat uzatmıştır. İmmüno onkolojik tedavi yaklaşımı sayesinde melanomanın yanı sıra akciğer kanseri, karaciğer kanseri gibi pek çok kanser türünde, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde tümörlerle savaşta, tıbbın çok güçlü ve yeni silahları olacaktır” dedi.

    “Küba’nın geliştirdiği akciğer kanseri aşısı, özel bir tedaviye cevap veren çok kısıtlı bir hasta grubunda işe yarıyor”

    Sempozyumda son dönemde kamuoyu gündemine gelen kanser aşısı ile ilgili yanlışlıklara açıklık getiren AKOD 2. Başkanı Prof. Dr. Rüçhan Uslu ise, Küba’nın geliştirdiği kanser aşısının tamamen yanlış anlaşıldığını söyledi. Uslu, “Bu aşı, teröpatik olarak ifade edilen tedavi edici bir aşıdır. Asla ve asla önleyici bir aşı değildir. Her hasta için kurtarıcı da değildir. Çok kısıtlı bir hasta grubunda uygulanmaktadır. Sadece akciğer kanserinin bir alt tipinin özel bir tedaviye cevap vermiş olan grubunda işe yaramaktadır. Bu şartlara uygun hastaların aşı için Küba’ya gitmesine gerek yoktur, aşı Türkiye’ye de gelmektedir. Ancak maliyeti vardır ve devlet tarafından karşılanamamaktadır” diye konuştu.

    Sempozyuma Ortadoğu’nun en büyük merkezlerinden biri olan İsrail Tel Aviv’de bulunan Sheba Tıp Merkezi’ndeki Ella Lebenbaum Melanom ve Cilt Kanseri Enstitüsü’nde Direktör olan Prof. Dr. Jacob Schachter de katıldı. Uluslararası yayınlarda immüno onkoloji ile tümör ve cilt kanseri üzerine 250’den fazla bilimsel yayını bulunan Prof. Dr. Jacob Schachter, henüz ülkemizde olmayan ancak ileri evre kanserde çok iyi merkezlerde yapıldığında hastalara uzun süre yaşama şansı verebilecek özel bir ‘T hücre tedavisi’ hakkında Türk hekimlere bilgi verdi. Bu tedavi dünya genelinde 6 merkezde yapılıyor. Bu merkezlerin 5’i ABD’de, 1’i de İsrail’de bulunuyor.

    Doha, Katar’da bulunan Sidra Tıp ve Araştırma Merkezi’nden gelen ve bu alanda dünyanın sayılı uzmanlarından olan Amerikalı Prof. Dr. Ena Wang de, melanomda genetik bozukluklar, immünolojik yanıt ve kanser hastalıklarında gen ve hücre tedavisi ile gibi gelişmiş teknolojilerle uyguladığı tedavilere dair deneyimlerini paylaştı.

  • Glokom Hayatınızı Karanlığa Çevirmesin

    Milyonlarca insanı etkileyen bir hastalık olan glokom, halk arasında “göz tansiyonu” veya “karasu” adlarıyla biliniyor. Bu hastalıkta göz içi basıncının sıklıkla yükselmesi nedeniyle görme sinirleri zarar görüyor ve buna bağlı olarak kişinin görme alanı gitgide daralıyor. Glokom hastalığı, geç tanı konduğu durumlarda görme sinirlerinde onarılması mümkün olmayan ciddi tahribatlara yol açabiliyor. Acıbadem Adana Hastanesi Göz Hastalıkları ve Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ayşe Mutlu, yeni doğmuş bebekten ileri yaşlardaki kişilere kadar herkeste görülebilecek glokom hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.

    40 YAŞIN ÜZERİNDEKİLER RİSK ALTINDA

    Tedavi edilmediği takdirde körlüğe kadar giden görme kayıplarına neden olan glokom ile her yaş grubunda karşılaşılabileceğini belirten Op. Dr. Ayşe Mutlu, “Herkeste glokom görülebiliyor ancak glokom tiplerinin görülme sıklığı yaş ile ilgili oluyor. Özellikle 40 yaş üzeri kişilerde hastalığın görülme riski artıyor. Glokom kalıtımsal da olabildiğinden dolayı ailesinde glokom olanların belirli aralıklar ile muayene olmaları öneriliyor” diyor.

    TOMOGRAFİYLE YAPILAN MUAYENELER DAHA AVANTAJLI

    Göz siniri muayenesinin, glokomun hem tanısında hem de hastalığın ilerleyip ilerlemediğinin kontrolünde çok önemli bilgiler verdiğini söyleyen Op. Dr. Ayşe Mutlu, muayenedeki yöntemleri şöyle açıklıyor:

    “Rutin göz muayenesinin yapıldığı “biomikroskop” adı verilen alet yardımıyla,volk lens ile bakarak yapılabileceği gibi; gelişmiş tomografi cihazları ile de muayene yapılabiliyor. Tomografi gibi gelişmiş aletler ile yapılan muayeneler, sonraki muayenelerde sonuçların birbirleri ile kıyaslanmasına olanak sağlaması açısından avantaj sağlıyor.”

    PEK ÇOK TEDAVİ YÖNTEMİYLE BAŞARI SAĞLANIYOR

    “Glokom hastalığında erken tanı ile göz sinirinde oluşabilecek hasarın önlenmesi, düzenli göz muayenesi sonucu mümkün olabiliyor” diyen Dr. Mutlu, tedavi yöntemleri hakkında şunları söylüyor:

    “İlaç tedavisinde göz tansiyonu, gözdeki sıvının üretimini kısarak veya bu sıvının çıkışını arttırarak düşürülüyor. Bu iki yöntem için kullanılacak ilaçların gün boyu belli aralıklarla ve yaşam boyu alınması gerekiyor. İlaç tedavisine rağmen gözdeki basınç düşmüyor ise cerrahi tedaviye başvurulması gerekiyor.”

    İLAÇ YETERLİ OLMUYORSA CERRAHİ İŞLEM UYGULANIYOR

    İlaç tedavisinin yeterli olmadığı durumlarda cerrahi tedavinin de tercih edildiğini söyleyen Dr. Ayşe Mutlu, “Cerrahi tedavide göz içindeki sıvının göz dışına aktarımı sağlanıyor. Ameliyat sonrası çoğunlukla yüz güldürücü sonuçlar alınabiliyor. Üçüncü bir seçenek olan lazer tedavisi öncelikle diğer gözün glokom krizine girmesinin engellenmesinde kullanılıyor. Uygulama noktası ise, hastanın göz tansiyonunun hangi çeşitte olduğuna bağlı olarak farklılık gösteriyor” diyor.

  • Değişen Burun Tüm Hayatınızı Değiştirmesin

    Estetik Koçu Didem Özkan, burun estetiği konusunda uyarıda bulunarak, “Değişen burun tüm hayatınızı değiştirmesin” dedi.

    Estetik ameliyat denince ilk akla gelen burun estetiği ameliyatları olduğunu dile getiren Estetik Koçu Didem Özkan, “Özellikle ameliyat sonrası yüz ifademize olan etkisi sebebiyle kendimizde de müthiş bir değişimin yaratıcısı oluyor. Burnumuzun ucunda sivilce çıktığında bile iyileşene kadar tüm dikkatimiz burada olmuyor mu? Kendi kendimize farkettiğimiz yada çevremizden gelen yorumlar bile çok önemli oluyor. Haliyle burunda yapılan en ufak bir değişiklikte tüm ifademizi etkiliyor” diye konuştu.

    “Ünlü sanatçılardan Barbara Streisand ve Jean Reno’nun burnunda sivilce çıkıp çıkmadığını bilemem ama; birçok kişi tarafından burunları ile ilgili eleştiri almışlardır. Ancak, değişim istemedikleri açıkça belli ve yüzlerinin en büyük karakteristik özelliğini burunları belirliyor” diyen Estetik Koçu Didem Özkan; “Gördüğünüz gibi burnunuz ünlü olmanıza engel değil. Peki, siz hiç düşündünüz mü? burun ameliyatı olursam bu değişikliğe hazırmıyım yada, ben bu değişiklikten ne bekliyorum? Aslında verilmesi gereken en önemli karar bu. Burun estetiği ile ilgili aklınıza kurt düştüğünde YouTube videoları izleyip bloglar okuduğunuz bir sürece başlıyorsunuz. Öncesi-sonrası fotoğraflar, ünlülerin burunlarının kendinize yakıştırılması gibi süreçlerle oyalanarak bu önemli karar noktasını çoktan kaçırmış oluyorsunuz. Ben sizlere, bu dipsiz kuyudan nasıl kurtularak kendi burnunuza odaklanmanız gerektiği konusunda yardımcı olacağım. Aslında keyifli bir değişim sürecinde, heyecanlı bekleyişin ilk adımlarını birlikte atacağız. Neler mi yapacağız? Burun estetiği ameliyatları ile ilgili merak ettiğiniz sorular ve süreç ile ilgili tüm detayları birlikte planlıyor olacağız. Artık hepsi çok kolay. Öncelikle, değişen burnunuz, tüm hayatınızı değiştirmeyecek bunu asla unutmayın. Bu arada burnunuzda oluşan aşırı bir değişim elbetteki görünüşünüzü çok etkileyecek ve bu yüzden yüzünüze uygun doğal görünen bir burun sizi her zaman daha mutlu edecektir” şeklinde konuştu.