Etiket: hayat

  • Dr. Yavuz Dizdar’ın beklenen kitabı ‘Vicdan Hayat Kurtarır’ raflarda

    Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar’ın merakla beklenen ikinci kitabı ‘Vicdan Hayat Kurtarır’ raflardaki yerini aldı.

    Piliç, yoğurt, süt gerçeğini ortaya çıkaran ve yıllardır gerek kanser gerek sağlık gerekse de beslenme konusunda verdiği demeçlerle adından sıkça söz ettiren İstanbul Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi Uzmanı Dr. Yavuz Dizdar’ın merakla beklenen yeni kitabı ‘Vicdan Hayat Kurtarır’raflardaki yerini aldı.

    Dizdar’ın çocukluğundan bugüne kadar yaşadıkları ve tecrübelerinin yer aldığı kitap bir nehir söyleşisi özelliği taşıyor. Kitabın gençler için bir yaşam kılavuzu niteliği taşıdığına vurgu yapan Yavuz Dizdar, “Yıllardır verdiğimiz mesajlarda biz aslında sadece sağlığa, kansere ve sağlıklı beslenmeye vurgu yapmıyoruz. Bu işin, ikinci aşaması. Asıl önemli olan tıkanmaya yüz tutmuş bir sistem ve çağ var. Biz bu yoldan yürüyerek çağı döndürmeye çalışıyoruz. Tıkanmış olan çağ sizin sayenizde dönecek” dedi.

    Dizdar’ın, pilicin kanserle ilişkisini anlatmak istediği onkoloji kongresine neden alınmadığını, davalarla geçen beş yılını, kokoreç sayesinde Avrupa Birliği’ne nasıl ders verdiklerini ve pek çok konuyu samimiyetle anlattığını ifade ettiği kitabındaki dikkat çekici satır başları ise şu şekilde:

    “-Kızartmayı bırakarak kanserden korunulmaz.

    -Kanser tanısı konulan vak’aların büyük bir kısmı kanser değil.

    -Hastalık patlamasının bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum.

    -Doktor öğrendiği her şeyi paraya çevirmeye çalışıyor.

    -2050’de iki kişiden birinin otistik olması bekleniyor.

    -Patronlar hile hurda bilen adamları işe almak istiyor.

    -Kokoreç Avrupa Birliği’ne atılmış bir goldür

    -Pilicin kanserle ilişkisini Onkoloji Kongresinde anlatmak istedim. Kabul edilmedi.”

    Hayy Kitap imzası taşıyan “Vicdan Hayat Kurtarır” kitabında Blog Yazarı ve İletişimci Şükriye Özgül ile Dr. Yavuz Dizdar’ın söyleşisi önümüzdeki dönem epey konuşulacağa benziyor.

  • Bir kişi 8 kişiye hayat verebiliyor

    Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’nden Dr. Zeliha Özdemir Köken, beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin 8 kişiye hayat verdiğinin unutulmaması gerektiğini söyledi.

    Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümü, Eğitim ve Bologna Komisyonu aylık konferanslar serisi kapsamında organ bağışının önemine dikkat çekmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla “Organ Bağışı Hayat Kurtarır” başlıklı konferans düzenledi. Cumhuriyet Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen ve Hacettepe Üniversitesi öğretim elemanları; Dr. Zeliha Özdemir Köken ile Uzman Doktor Abdullah Yalçın’ın sunum yaptı.

    Programın açılış konuşmasını gerçekleştiren Düzce Üniversitesi Hemşirelik Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatma Eker, hemşireliğin temel amacının bireylere, ailelere ve toplumlara bakım vermek olduğunu belirterek, hemşirelik uygulaması ile tüm bireylerin yaşam kalitelerinin artırılması olduğunu ifade etti. Düzce Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde, insan sağlığını etkileyebilecek her türlü gelişme ve değişime duyarlı, sağlıklı ya da hasta bireylerin her ortamda hemşirelik bakım gereksinimlerini karşılayabilen, araştırmalarında yer alabilen profesyonel hemşireler yetiştirmeyi hedeflediklerinin altını çizen Doç. Dr. Eker, yaklaşık 3 yıldan beri düzenledikleri aylık konferanslarla da alanında uzman kişileri öğrencilerle buluşturduklarını ifade etti.

    “72 saat içerisinde organ naklinin gerçekleştirilmeli”

    Beyin Ölümü ve Organ Nakli başlıklı çalışmasını sunan Hacettepe Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Uzman Doktor Abdullah Yalçın ölümün yıllar boyunca kalp atmalarının ve solunumun durması olarak tanımlandığını söyleyerek, ölüm sürecinde canlılığını ilk kaybeden organın beyin olduğunun eski tıbbı yazılarda belirtildiğini ifade etti. Beyin ölümü tanımının ilk kez 1959’da Mollaret ve Goulon tarafından komanın ötesi (Le coma depasse) olarak tanımlandığını katılımcılarla paylaşan misafir konuşmacı, 1968 yılında beyin ölümünü tanımlamak için “Harvard Kriterleri” yayınlandığını ve buna göre de kişiye beyin öümü teşhisi konulabilmesi için; geri dönüşümsüz koma, ağrılı uyarana cevapsız kalma, ventilatörden ayrılınca spontan solunumun oluşmaması apne olması gibi verilerin oluşması gerektiğini ifade etti. Beyin ölümü gerçekleşen kişilerin yapılan testlerle durumun kanıtlanması ve bu testler sonucunda hasta yakınına bilgi verilmesi gerektiğinin altını çizen Uzman Doktor Abdullah Yalçın, eğer hasta yakınlarının organ nakline izin vermemesi durumunda bakımın sonlandırılması gerektiğini, ancak izin verilmesi halinde ise 72 saat içerisinde organ naklinin gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguladı.

    “Dünyada ilk başarılı kornea nakli 1905 yılında yapıldı”

    Türkiye’de Organ Nakli ve Organ Bağışı adlı sunumunu yapmak için kürsüye davet edilen Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi’nden Dr. Zeliha Özdemir Köken ise Organ naklinde tarihsel sürecin milattan sonra 3. yüz yılda başladığını dile getirerek, Transplantasyon ile ilgili 1900’lü yıllara kadar özellikle ekstremite, deri ve kornea olmak üzere pek çok deneme yapıldığını ancak başarılı bir sonuç alınamadığını belirtti. Dünyada ilk başarılı kornea naklinin 1905 yılında Dr. Eduard Zirm tarafından, ilk başarılı böbrek naklinin (tek yumurta ikizlerinde) Joseph Murray tarafından 1954 yılında, ilk kadavradan (beyin ölümü gerçekleşen kişi) karaciğer nakli ise; 1963 yılında Thomas Starzl tarafından yapıldığını açıklayan misafir konuşmacı, Türkiye’de ilk kalp naklinin 22 Kasım 1968 tarihinde Ankara Yüksek İhtisas Hastanesi’nde gerçekleştirildiğini ifade etti. Ülkemizde ilk başarılı kalp naklinin 1989 yılında Ömer Bayazıt, İstanbul Koşuyolu Hastanesi’nde Dr. Bozer, Dr. İlhan Paşaoğlu tarafından gerçekleştirildiğini katılımcılarla paylaşan Köken, Mehmet Haberal tarafından ülkemizde ve dünyada ilk sayılacak başarılı organ nakillerinin de yapıldığını söyledi.

    Dr. Zeliha Özdemir Köken, nüfus miktarına göre bakıldığında organ bağışında ülkemizin Avrupa ülkelerine göre çok geride kaldığının altını çizdi. Organ bağışı konusunda herkesin duyarlı olması gerektiğini vurgulayan Köken, beyin ölümü gerçekleşen bir kişinin 8 kişiye hayat verdiğinin unutulmaması gerektiğini belirterek konuşmasını sonlandırdı.

    Program, yaptıkları başarılı çalışmalar ve sunumları için misafir konuşmacılara teşekkür belgesi takdimi ve hatıra fotoğrafı çekimi ile son buldu.

  • Atakum’un Hobi Bahçeleri hayat kurtaracak

    Atakum Belediyesi tarafından hayata geçirilen ‘Hobi Bahçeleri’, vatandaşların doğayla iç içe vakit geçirebileceği bir alan olmasının yanı sıra, doğal afet durumunda da sığınak olarak kullanılacak.

    Hobi Bahçelerinin tam dolu vaziyette hizmet verdiğini kaydeden Atakum Belediye Başkanı İshak Taşçı, Atakum Hobi Bahçelerinde vatandaşlara 2 oda, mutfak ve banyodan oluşan 23 metrekarelik konteyner ve önünde 35 metrekarelik bahçe alanı sunduklarını söyledi.

    Atakum Belediyesi olarak hayata geçirdikleri projelerle Atakum’un gelişim ve değişimine yön verdiklerini ifade eden Atakum Belediye Başkanı İshak Taşçı, “Atakum’un her türlü ihtiyacı için planladığımız çalışmaları, bir bir hayata geçirdik. Hobi Bahçeleri de vatandaşlarımızın boş vakitlerini değerlendirebildiği, toprakla meşgul olarak stres attığı ve huzurlu anlar geçirdiği, doğayla iç içe güzel bir alan olmasının yanı sıra, şehrimizde yaşanabilecek herhangi bir afet durumunda da vatandaşlarımızın güvenle sığınabileceği bir mekan olarak kullanılacak. Bu yönüyle ihtiyaç duyulduğunda hayat kurtaracak olan Hobi Bahçelerini Atakum’a kazandırmış olmaktan büyük mutluluk duyuyorum” şeklinde konuştu.

    Hobi Bahçelerinin Van depreminde kullanılan konteynerlerle oluşturduğunu kaydeden Başkan Taşçı, “Van’da meydana gelen depremin ardından kullanılan konteynırları, Samsun Valiliği ile düzenlediğimiz protokol sonrası Atakum’a getirerek hobi bahçeleri projesine hayat verdik. Atakumlulara, hızla büyüyen ve gelişen kentimizin yoğunluğundan uzak, ormanla iç içe, kendi sebze ve meyvelerini yetiştirme imkanı bulabilecekleri bir alan kazandırdık. İçerisinde banyo, tuvalet, mutfak ve oturma odası bulunduran konteynerlere ilgi de çok büyük. Her biri küçük birer ev niteliğinde olan hobi bahçelerinin sakinleri, burada sebze ve meyve ekip, ormanın tadını çıkarıyor” diye konuştu.

  • 30 yıl sonra ’aracısız hayat’

    Çocukluk çağlarında gözlük kullanmaya başlayan, gözlerinde uzağı görme ve astigmat olan 44 yaşındaki Yasemin Güldaş, 30 yıl sonra uygulanan bir ameliyat yöntemiyle gözlüklerinden kurtularak hayata aracısız bakmaya başladı.

    İzmir’de ikamet eden ve özel bir şirkette mali işler sorumlusu olarak çalışan 44 yaşındaki Yasemin Güldaş’ın gözlerindeki bozukluk çocukluğunda fark edildi. Yaklaşık otuz yıldır gözlük kullanan Güldaş, artık gözlüklerinden kurtulmak isteyince de araştırmalar yaparak Atagöz Göz Hastalıkları Dal Merkezinden Op. Dr. Onur Aydın’a muayene oldu. Hastayı muayene eden Op. Dr. Aydın, kısa bir süre sonrada ameliyatını yapmaya karar verdi.

    Yasemin Güldaş, panik atak rahatsızlığı nedeniyle ameliyat olmaktan ilk baştan korktu. Çocukluktan beri gözlük kullanan Güldaş, doktorundan bir takım psikolojik destek alarak ameliyat oldu ve sağlığına kavuştu. Güldaş, 30 yıl sonra ise gözlüksüz olarak görmeye başladı.

    Güldaş, süreci şöyle anlattı:

    “Gözlük kullanmaktan çok sıkılıyordum, çocuk yaştan beri kullandığım için artık benim için gözlük kullanmak çekilmez hale gelmeye başlamıştı. Mali işlerle meşgul olmam sebebiyle de gün boyu gözlük kullanmak baş ağrısına sebep oluyordu. Bu şikayetlerimi bilen bir aile dostumuz, Op. Dr. Onur Aydın’ın yaptığı bir ameliyattan bahsetti, bunun üstüne araştırmaya başladık ve Onur Beye muayene olmaya gittik. Ben aynı zamanda panik atak hastasıyım. Bu sebeple hem ameliyat olmak istiyordum; hem de ameliyat düşüncesi beni korkutuyordu. Bu alanda da doktorum Onur Aydın ve ekibi bana psikolojik destek verdi. Ameliyatımı oldum, çok kısa bir süre sonra günlük yaşantıma devam ettim, hiç ağrım sızım olmadı. Güneş gözlüklerimi bile numaralı gözlüğe çevirip kullanabiliyordum. Şu an kendi gözlerimle aracısız olarak bakabiliyorum, görebiliyorum, çok mutluyum” dedi.

    “Uzağı görme sorunu kalmayan hastamız gözlüklerini attı”

    Güldaş’ın ameliyatını gerçekleştiren Op. Dr. Aydın, “Hastamız Yasemin Hanım, bize gözlüklerinden kurtulmak için müracaat etti. Kendisini muayene ettik; kornea incelemesi, göz numaralarının tespiti, gözün yapısı uygun mu değil mi diye özel topografi cihazımızla ölçümleri gibi gerekli tetkikleri gerçekleştirdik. Bu test ve tetkikler sonucunda hastanın göz yapısının ameliyat için uygun olduğunu gördük. Hastayla birlikte ameliyat günümüzü kararlaştırdık. Yasemin Hanıma Femto Second Laser ameliyatı uyguladık. Operasyonumuz çok başarılı geçti. Hastamız ameliyattan çıktığı gün hafif bir göz sulanması oldu; ertesi gün ise hastamız günlük yaşantısına devam etti. Uzağı görme sorunu kalmayan hastamız gözlüklerini attı. Bundan sonra sadece normal bir güneş gözlüğü kullanabilecek” şeklinde konuştu.

  • ‘Tromboz’ hastalığında erken tanı hayat kurtarıyor

    Kalp ve damar hastalıkları içerisinde en sinsi seyreden ve ölüme sebep olabilen hastalıklardan birisi olan, ‘Tromboz’ hastalığı hakkında, Prof. Dr. Barlas Naim Aytaçoğlu açıklamalarda bulundu.

    Girne Amerikan Üniversitesi (GAÜ) Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı Prof. Dr. Aytaçoğlu açıklamasında, Tromboz yani kan Pıhtılaşmasının, kalp ve damar hastalıkları içerisinde en sinsi seyreden ve yaşam kaybına neden olacak kadar ağır sonuçları olabilen hastalıklardan birisi olduğunu belirtti. Tromboz denilen kan pıhtılaşması ve bundan kopan pıhtı parçalarının bilhassa akciğere gidip solunum yollarının tıkanmasına neden olan emboli olduğuna değinen Aytaçoğlu, açıklamasının devamında şunları söyledi:

    “Tromboz sıklıkla bacaklarda ve baldır bölgesindeki derin toplardamarlar içerisinde görülmektedir”

    Aytaçoğlu, “Nadiren hızlı bulgu vermeyen türleri olsa da, daha çok geceleri uykudan uyandıran ve genellikle tek taraflı meydana gelen ve tıkanıklık kendiliğinden açılmadığı takdirde ilerleyen saat ve bazen gün içerisinde ağrının şiddetlenmesi ile seyreden, birlikte bacakta şişmenin görüldüğü bir tablodur. Bu hastalık yalnızca Avrupa’da yılda yaklaşık 500,000 insanın ölümüne neden olmaktadır. Bu rakam AIDS, meme kanseri, prostat kanseri ve trafik kazalarında bir yılda ölenlerin sayısının yaklaşık olarak iki katına eşittir” ifadelerini kullandı.

    Başlıca risk faktörleri olarak sigara içmek ve kilo kontrolü (Obezite)olduğunu söyleyen Aytaçoğlu, “Sigara KOAH’ın da baş nedenlerinden birisidir. Dolayısıyla sigara içmemekle bir diğer risk faktörünü de birleştirmiş oluruz. Bu risk faktörlerini taşıyan kişiler tromboz yönünden son derece dikkatli olmalıdırlar” dedi.

    “Hastanelerde uzun süreli yatan ya da söz edildiği gibi önemli cerrahi girişimler yapılan hastalara trombozu önlemek için varis çorabı tedavileri ya da pıhtı olmasını önlemek için kan sulandırıcı tedaviler önleyici olarak yapılmaktadır. Rahatsızlığı evde ya da bir sağlık kurumu dışında başlayan kişilerin ise problemi ciddiye almaları ve zaman yitirmeden hekime başvurmaları hem komplikasyonların önlenmesi hem de problemin ölümcül sonuçlarından korunulması bakımından çok önemlidir.”

    “En sık karşılaşılan komplikasyon tedavi sonrasında bacaklardaki derin toplardamar sisteminde kalıcı yetmezlik oluşmasıdır”

    Aytaçoğlu, “Venöz trombozun en sık karşılaştığımız komplikasyonu tedavi sonrasında bile bacaklardaki derin toplardamar sisteminde kalıcı yetmezlik tablosunun ortaya çıkmasıdır. Toplar Damarlar içerisinde bulunan ve kanın sürekli yukarıya kalbe doğru akmasını sağlayan kapakçıklar oluşan pıhtı nedeniyle hasar meydana gelir ve çalışamaz hale gelirler. Bu durumda kalbe doğru yönlenmesi gereken kan bacaklarda göllenmeye ve bilhassa diz altından itibaren ayak ve bacaklarda şişkinliklere, kronik venöz yetmezlik tablosuna dönüşebilmektedir. Bu hastalarda zaman içerisinde ayak bileği etrafında iyileşmeyen yaraların açılmasına kadar varan istenmeyen durumlar gelişebilir” diyerek açıklamalarına devam etti.

    Aytaçoğlu, “Venöz trombozun karşılaştığımız en önemli komplikasyonu ise sıklıkla ölümcül sonuçları olan akciğer embolisi (Pulmoner emboli)dir. Bilhassa diz ve kasık bölgesine kadar uzanmış pıhtıların varlığında pıhtıdan kopan parçalar sağ kalp aracılığıyla pulmoner arter denilen akciğer damarına gider ve orayı tıkar. Kan akciğere ulaşamaz ve dolayısıyla oksijenlenemez. Bu durum aynı zamanda sağ kalp kasında da, artan basınç nedeniyle yetmezliğe neden olur. Hasta ise bu tabloyu göğüste ani başlayan ağrı, nefes almada zorlanma ve hızlı nefes alıp verme ve çarpıntı olarak hisseder. Zamanında müdahale edilemeyen vak’alar nerdeyse %60-75 oranında ölümle sonuçlanır.”

    “En hızlı tanı yöntemi Renkli Dopler Ultrasonografi uygulamasıdır”

    Venöz trombozun teşhisinde en çok kullanılan en hızlı ve en pratik tanı yöntemi Renkli Dopler Ultrasonografi uygulaması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Barlas Naim Aytaçoğlu, “Tanısı teyit edilen hastalarda ilk yaklaşım oluşan pıhtıyı eritmeyi amaçlayan kan sulandırıcı tedaviler olmaktadır. Bu tedaviler ağızdan, cilt altından ve/veya damardan yapılabilmektedir ancak ilk dozların damardan yapılması etki açısından tercih edilen bir yöntemdir. Belli bir doygunluğa ulaşıldıktan sonra ağızdan tedaviler ile devam edilebilir. Eğer hastalardaki tromboz düzeyi bilhassa kasık bölgesine kadar çıkıyorsa ve hasta erken dönemde başvurmuşsa pıhtı eritici uygulamalar ile pıhtının eritilmesi ve yine kan sulandırıcı tedavilerle tedaviye devam edilmesi mümkündür. Yine ilk 20-25 gün kadar sürede olan başvurularda hem mekanik pıhtı temizleme ve birlikte pıhtı eritici tedavi verilip tekrar kan sulandırıcı tedavilerle devam edilebilir. Ayrıca hastalar dışarıdan damarlara basınç uygulanması ve pıhtılaşmanın önlenmesi amacıyla varis çorapları kullanmaya yönlendirilebilir. Kan sulandırıcı tedaviler en az 3 ay ortalama 6 ay süreyle ve devamında hastanın durumuna göre ömür boyu olacak şekilde planlanır” ifadelerini kullandı.

    “Sadece ABD’de bu hastalığın teşhis ve tedavisine yılda yaklaşık 16 milyar dolar para harcanmaktadır”

    Pulmoner emboli varlığında ise hastaya mutlaka ekokardiyografi ve eğer mümkünse ilaçlı bilgisayarlı tomografi çekilmesi ve tanının teyit edilmesi gerekmektedir diyen Prof. Dr. Aytaçoğlu, “Eğer ekokardiyografide sağ kalpte basınç artışı meydana gelecek kadar ciddi bir emboli varsa derhal pıhtı eritici tedaviye başlanmalıdır. Ardından kan sulandırıcılarla tedavi devam ettirilmelidir. Pıhtı eritici tedavi alma olanağı olmayan hastalarda ise cerrahi yaklaşım ile pıhtının temizlenmesi alternatif olarak gündemde olacaktır. Bu durumdaki hastalarda emboliye bağlı kronik pulmoner hipertansiyon kalıcı bir komplikasyon olarak yerleşebilir. Daha ileri boyutlarda bir tıkanıklık ise doğrudan yaşama mal olacaktır” dedi.

    Aytaçoğlu “Venöz tromboz ve pulmoner emboli günmüzde o kadar yaygınlaşmışlardır ki, sadece Amerika Birleşik Devletlerinde bu hastalığın teşhis ve tedavisine yılda yaklaşık 16 milyar dolar para harcanmaktadır. Son derece ölümcül komplikasyonları olan bu rahatsızlıktan korunmak için bilhassa, risk faktörleri olan kişilerin ne gibi önlem almaları gerektiği hususunda mutlaka kalp ve damar cerrahisi uzmanları ile görüşmeleri ve arzu edilmeyecek durumların daha en başından önlenebilmesi son derece önemlidir” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.