Etiket: Hastalıklarından

  • Çocukları kış hastalıklarından koruma yolları

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Güroğlu, “Havaların soğuması ile birlikte, çocuklarda da kış hastalıklarını harekete geçirdi. Kış ayı boyunca, üst solunum yolu virüsleri adeta sıraya girerek, bir salgın biterken bir diğerini devreye sokuyor” dedi.

    Çocukları kış hastalıklarından koruma yolları hakkında bilgi veren Samsun Büyük Anadolu Hastaneleri Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Ayşe Güroğlu, “Çocukların bağışıklık sisteminin gelişmesi için değişik mikroplarla tanışmaları ve bunları yenmeleri gerekir. Son yıllarda pek çok çocuğun 0-5 yaş döneminde kreşe gitmesi sonucu ilkokulda görülen enfeksiyonlar daha da seyrekleşti. Mikrop, virüs ve parazitlerle tanıştıkça vücut alışarak bağışıklık üretiyor. 0-5 yaş çocukları yeterince bağışık olmadıklarından hastalanıyor ve bazı davranış özellikleri nedeniyle de birbirlerine kolaylıkla bulaştırıyor. Erken dönemde enfeksiyonlara maruz kalan çocuklar ilkokul yıllarında daha az hastalanıyor” diye konuştu.

    “Eller yıkanmalı”

    Hijyenin önemine dikkat çeken Dr. Ayşe Güroğlu, “Aileler çocuklara verilecek hijyen eğitimi, etraf temizliği, tuvalet kullanımı ve temizliği, alan paylaşımı, beslenme hijyeni ve gıda maddelerinin ellenmesi, eğitmen-çocuk oranı gibi pek çok konunun üzerinde durulması gerekiyor. Çocukların her bakımından sonra eller yıkanmalı. Eğer çok sık yıkama söz konusuysa Alkol bazlı antiseptikler de kullanılabilir. Belirli sıklıkta ortam ve oyuncak temizliği yapılmalı ve hiçbir şekilde aksatılmamalıdır. Çalışanlar ve çocuklar ellerine değil kol içine öksürmeyi veya hapşırmayı bilmelidir. Kağıt mendil kullanıp tek temasla çöpe atmalıdırlar. Zaman içinde düzensiz beslenme, çevremizdeki toksinler, uykusuzluk bu savunma sisteminin zayıflamasına neden olur. Yanlış beslenme, şeker, sigara (pasif içicilik de dahil), çevre ve hava kirliliği bu sistemin zayıflamasına neden olur. Bunun için doğru beslenme kurallarına uyulması gerekmektedir. Çocuklarda çok sık karşılaştığımız durumlardan birisi de televizyon ve bilgisayar karşısında uzun süre zaman geçirmeleri, yeterli dinlenememe ve uykusuzluktur. Hem bedensel hem de ruhsal yorgunluk, bağışıklık sistemini zayıflatır. Bunun için çocukları düzenli spor yapması için teşvik etmemiz gerekmektedir” şeklinde konuştu.

  • Kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanan ölümler durdurulamıyor

    Türkiye’de kalp damar hastalıklarının daha sık görüldüğünü, tüm ölüm nedenlerinin yüzde 47,73’ünü bu hastalıkların oluşturduğunu ifade eden Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doktor Nüket Yoldaş, Türkiye’de sık rastlanmaya başlayan kalp hastalıkları ile ilgili bilgi verdi, önemli uyarılarda bulundu.

    Stres, hareketsiz yaşam tarzı, sigara kullanımı, diyabet, obezite, hipertansiyon, yüksek kolesterol gibi sebepler kalp ve damar hastalıklarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Dünya geneline oranla ise kalp ve damar hastalıkları Türkiye’de daha çok görülüyor.

    Bozyaka Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekim Yardımcısı Kalp Damar Cerrahisi Uzmanı Doktor Nüket Yoldaş, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanan ölümlerin her geçen gün arttığına dikkat çekerek, düzenli ve sağlıklı yaşam tarzının benimsenmesi gerektiğini söyledi.

    Sağlıklı beslenme ile korunmak mümkün

    Kalp ve damar hastalıklarının genetik olarak yakalanabileceğini; ama hastalıktan korunmanın sağlıklı beslenmenin büyük öneme sahip olduğunu belirten Dr. Yoldaş, “Dünya genelinde oranla ülkemizde kalp damar hastalıkları daha sık görülmekte ve tüm ölüm nedenlerinin yüzde 47,73’ ünü oluşturmaktadır; bu oranda gün ve gün artmaktadır. Toplum olarak her ne kadar kalp ve damar hastalıklarına yakalanmada genetik faktörlerin etkisi olsa da, hastalıktan korunmada sağlıklı beslenme önemli bir role sahiptir. Hastalığın ilerlemesinde ve yaşamsal riske aslında sağlıksız ve düzensiz beslenme sebep olabilir. Kalp, sağlıklı beslenme alışkanlığıyla hastalıklardan korunabilir. Bunun dışında kalp hastalığına yakalandıktan sonra yine sağlıklı beslenmeye dikkat edilmeli” şeklinde konuştu.

    Akdeniz tipi beslenme tercih edilmeli

    Akdeniz tipi beslenmenin yaşam şekli haline gelmesi gerektiğini vurgulayan Dr. Yoldaş, “Dünya genelinde en çok benimsenen doğru beslenme şekli, Akdeniz tipi beslenme alışkanlığıdır. Akdeniz tipi beslenme alışkanlığı; tahıl, kuru baklagiller, taze sebze-meyve, balık, zeytinyağı bakımından zengindir. Et süt ve süt ürünleri tüketimi daha azdır. Akdeniz tipi beslenme tekli doyamamış yağ asidi, posa, kompleks karbonhidrat içeriği yüksek, doymuş yağ, kolesterol ve basit karbonhidrat içeriği düşüktür. Akdeniz beslenme programında her gün tüketilecek besinler tahıllar, sebze, meyve, kuru baklagiller, süt ve süt ürünleridir. Haftada bir iki kez balık, tavuk, yumurta önerilmektedir. Bu tip beslenmede kırmızı ete ayda bir iki kez yer verilmektedir. Yemeklerde zeytinyağı kullanımı tercih edilmelidir” ifadelerini kullandı.

    “Günlük 2-2,5 litre su tüketilmeli”

    Kalp ve damar sağlığını korumak için beslenme önerilerinde bulunan Dr. Yoldaş, “Glisemik indeksi yüksek yani kan şekerimizde ani yükselmelere sebep olan; poğaça, kurabiye, beyaz ekmek, çay şekeri gibi basit şekerler içeren, vücudun aslında ihtiyaç duymadığı besinlerden uzak durulmalı. Kuyruk yağı, tavuğun deri kısmı, kırmızın etin yağlı kısmı tüketilmemeli, tereyağı ve sakatat miktarı kısıtlanmalı. Vücutta bulunan tüm hücrelerin suya ihtiyacı olduğu unutulmamalı; günlük 2-2,5 litre su tüketilmeli. Yemek yeme süresi 15-20 dakikaya kadar uzatılmalı, besinler iyice çiğnenmeli” dedi.

    “Millet olarak alkol tüketmeyi özgürlüğümüzle eş değer tutmaktayız”

    Yoldaş, son olarak şöyle devam etti:

    “Uzak durmamız gereken kızartma, kavurma gibi sağlıksız pişirme yöntemleri terk edilip; fırın, ızgara, buğulama, haşlama gibi sağlıklı pişirme yöntemleri tercih edilmeli. Günlük ihtiyacımız olan tuz miktarının 5 gram olduğu bunun da ekmekten ya da yemeklerdeki salçadan karşılandığı unutmamalıyız. Amerıka, Fransa Almanya gibi ülkeler alkol tüketimi azaltmışken, ülkemizde bu mümkün olamamaktadır; çünkü biz millet olarak alkol tüketmeyi özgürlüğümüzle eş değer tutmaktayız. Umarım bu bilinç en kısa sürede değişir ve alkol tüketimi toplum sağlığımız için en aza indirilmesı gerekliliği bilincine ulaşırız.”

  • Kış hastalıklarından korunmak için 15 altın kural

    Havaların soğumasının solunum yolu enfeksiyonlarının görülme sıklığını artırdığını ifade eden uzmanlar, solunum yolunu etkileyen hastalıkların kapalı ortamlarda hızla yayılabildiğine, nefes darlığı, balgam ve öksürük gibi belirtilerle kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Necla Songür, belirtileri, sıklıkla griple karıştırılan üst solunum yolu enfeksiyonlarının ihmal edildiğinde, ciddi rahatsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu.

    Havadaki ısı değişimi, viral ve bakteriyel enfeksiyonların ortaya çıkmasını kolaylaştıracağını hatırlatan Prof. Dr. Necla Songür, özellikle astım ve solunum yolu alerjisi olan kişilerin her türlü solunum yolu enfeksiyonlarına karşı alerjisi olmayan kişilere göre çok daha fazla dikkat etmesi gerektiğini çünkü bu kişilerin gribe daha kolay yakalanabileceğini söyledi. Prof. Dr. Necla Songür, “Grip, mevcut alerjileri tetikler ve kişi hem grip hem de alerji ile mücadele etmek durumunda kaldığı için vücudun savunma sistemi düşer. Savunma sistemindeki zayıflama, hastalığın daha geç iyileşmesine ve daha fazla ilaç kullanımına neden olduğundan kronikleşme durumunda yaşam kayıplarına bile yol açabilir” dedi.

    Alerjik hastalıklar da tetiklenebilir

    Kış mevsiminde grip, sinüzit, larenjit, bronşit ve zatürre gibi alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarının sıklıkla görüldüğünü, solunum yolu enfeksiyonlarında halsizlik, kırgınlık, boğaz ağrısı, hapşırma, öksürük, ateş, burun akıntısı gibi belirtiler ortaya çıktığını kaydeden Prof.Dr.Songür, “Bu aylarda yaşanan alerjiler de benzer belirtilerle ortaya çıkabilir. Yağışlara bağlı olarak nem oranın artması ve mevsime özgü bazı polenler de alerjik hastalıkları tetikler. Alerjik bünyesi olan kişilerin mümkün olduğunca açık havada vakit geçirmemesi ve özellikle ormanlık, çimenlik, ağaçların bol olduğu yerlerde uzun süre bulunmaması önerilir” diye konuştu.

    Enfeksiyona karşı yeterli su tüketimi

    Vücut direncini yüksek tutmanın en önemli yollarından biri de dengeli beslenme olduğunun altını çizen Memorial Antalya Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Necla Songür şöyle devam etti:

    “Öğünler atlanmadan karbonhidrat ve protein dengesi gözetilerek beslenme düzeni ayarlanmalıdır. Özellikle taze meyve ve sebze tüketimine önem verilmelidir. Ayrıca günde ortalama 2,5 litre su tüketilmelidir. Toksin atımını ve vücudu canlandırmak için hayati önem taşıyan su, solunum yolunun nemli kalmasını da sağlar. Solunum yolunda oluşan kuruma, enfeksiyonlara zemin hazırlamaktadır. Kış aylarında sıklıkla görülen grip tedavi edilmediğinde hızla alt solunum yollarına ilerleyerek virüse bağlı zatürreye neden olabilir. Griple karıştırılıp tedavisinde geç kalındığı zaman da zatürre hayati tehlike yaratabilir. 3 gün geçmeyen yüksek ateş ve durum bozukluğu da zatürrenin en önemli belirtileri arasındadır. “

    Açık havada vakit geçirmek önemli

    Havalar soğuk olsa da açık havada zaman geçirmenin hem güneşten daha fazla yararlanmaya, hem de mevsimsel depresyondan korunmaya yardımcı olacağını kaydeden Prof. Dr. Necla Songür, bazı hormonların, bu mevsimde güneşin azalmasıyla birlikte daha çok salgılandığını, bunun da kişiyi daha depresif bir duygu durumuna soktuğu bilgisini paylaştı.

    15 altın kural

    Prof. Dr. Necla Songür, kış aylarında dikkat edilmesi gereken 15 aytın kuralı ise şöyle sıraladı:

    “Vücut direncini güçlendirmek için balık, süt, yumurta, kırmızı ve beyaz et gibi proteinden zengin gıdaların tüketin, Yeşil yapraklı mevsim sebzeleri, süt ve yoğurt gibi kalsiyum ağırlıklı besinleri sofradan eksik etmeyin. Depolarda bekletilmiş ve dondurulmuş gıdalardan mümkün olduğu kadar uzak durun. Mevsimine uygun meyve-sebzeleri yiyin. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek için probiyotik, vitamin ve mineral takviyeleri alın. Günde en az 6-7 saat uyumaya çalışın. Gün içinde fırsat buldukça açık havada temiz havadan ve güneşten faydalanın. Haftada en az 5 gün spor yapın. Alerjik bünyeliyseniz, yüzmeyi tercih edin. Hava şartlarına uygun kıyafet seçin, ısı değişimlerinin olduğu süreçte ne çok kalın ne de çok ince giyinin. Sonbahar aylarının başında grip ve zatürre aşısı yaptırın. Ellerinizi sık sık yıkayın. Grip ya da soğuk algınlığı geçiren kişilerle temastan kendinizi koruyun. Sık dokunulan eşyaları sürekli temizleyin. Ev işyeri gibi uzun süre zaman geçirilen ortamları havalandırın.Kalabalık ortamlardan mümkün olduğunca uzak durun.”

  • Çocuklarınızı kış hastalıklarından koruyun

    Özel Deva Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Alper Gök, kış aylarında çocukları hastalıkları konusunda uyararak, hastalıklardan korunma yolları hakkında bilgiler verdi.

    Uzman Doktor Alper Gök, kış aylarında artış gösteren hastalıklar en çok çocukları etkilediğini belirterek, çocukların kapalı ve kalabalık mekanlarda daha fazla vakit geçirmek istemesi, okul ve kreş ortamı gibi etkenlerin çocukları daha sık hastalanmasına neden olduğunu ifade etti.

    Kış aylarında çocuklarda sık görülen hastalıklar

    Dr. Gök, kış aylarında çocuklarda sık görülen hastalıklar hakkında bilgi vererek, “Çocukluk çağında oldukça sık gelişebilen bu hastalıklar oluşturdukları ateş, bulantı, kusma, öksürük, baş ile karın ağrısı ve ishal gibi sorunlarla yaşam kalitesini düşürmelerinin yanı sıra zamanında tedavi edilmezlerse, kulak iltihabı, bronşit, zatürre, sinüzit gibi hastalıklara da yol açabiliyor. Bu nedenle çocukları üst solunum yolu enfeksiyonlarından korumak çok önemli” dedi.

    Hasta olan anneler bebeklerini emzirmeye devam etmeli

    Gök, kışın anne sütünün önemine de dikkat çekerek, “Anne sütü bugüne kadar koruyuculuğu kanıtlanmış olan tek ilaçtır. Annenin nezle, burun akıntısı, hapşırık ve basit ateşlerinin olması, anne sütünü kesmek için bir bahane değildir. Aksine annenin vücudunda o anki mikroba karsı oluşan maddeler, anne sütüyle bebeğe geçerek hastalığa karşı koruma sağlamaktadır” şeklinde konuştu.

    Hastalık için ekstra vitamin verilmemeli

    Çocuklara ekstra vitaminin verilmemesi gerektiğinin altını çizen Dr. Gök, “Anne ve babaların yaptığı yanlışlardan biri çocuklarına portakal, mandalina, narenciye gibi besinlerle aşırı C vitamini verip, hastalıklardan korumaya çalışmaktır. Yeterli miktarda almak yararlıdır ama fazla C vitamininin hastalıklardan koruyucu bir özelliği yoktur. Çocuğun gerektiği kadar karbonhidrat, protein, süt ve süt ürünleri ile bol miktarda meyve ve sebze tüketmesi sağlanmalıdır. A vitamini, selenyum, demir ve çinko alımı da çok önemlidir. Tüm bu ihtiyaçlar her türlü doğal besinden karşılanabilmektedir, fazladan takviye alınmasına gerek yoktur” ifadelerini kullandı.

    “Çok kalın giydirmeyin”

    Çocukların kalın giydirilmemesi gerektiğini söyleyen Gök, “Ailelerin çocuklarını mevsim normallerine göre giydirmesi gerekmektedir. Çocuğu aşırı üşütmek, aşırı terletmek ve ona kalın giysiler giydirmekten kaçınılmalıdır. Soğuk kendi başına hastalık yapmaz ise de soğukta kalıp üşüyen vücut, mikroplardan daha kolay etkilenmektedir. Yorgunluk da hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır. Yorgun ve uykusuz olunan dönemlerde daha sık hasta olunmaktadır. Özellikle spor yapan çocukların yeterli oranda dinlenmesi ve beslenmesi gerekmektedir” ifadelerine yer verdi.

    “Bitkisel ilaçların etkinlikleri kanıtlanmamıştır”

    Ne olduğu bilinmeyen ilaçlardan uzak durulması gerektiğini ifade eden Gök, “Bitkisel ilaçların hastalıklardan koruduğu bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Bu ilaçların da yan etkileri olabilmektedir ve özellikle karaciğere olumsuz etkileri vardır. Aileler çocuklarını hastalıklardan korumak için kulaktan dolma bilgilerle, içeriklerini bilmedikleri bitkisel ilaçları içirmemelidirler” dedi.

    “Sigara dumanından uzak durun”

    Sigara dumanının çocukların olduğu ortamdan uzak olmasını öneren Gök, “Sigara, çocukların hastalık riskini artıracağı için sigara dumanından ve hava kirliliğinden çocukları uzak tutmak gerekmektedir. Kapalı ve kalabalık yerler de hastalıklar çok çabuk yayılacağından mecbur kalmadıkça bu ortamlardan çocukları uzak tutmak önemlidir” sözcüklerini kullandı.

    Doktora başvurulması gereken durumlar

    Doktora başvurulması gereken durumlar hakkında bilgi veren Gök, “İlk 3 aylık bebekte görülen her ateşlenmede mutlaka doktora gidilmelidir. 3 aydan büyük bebekler; yüksek ateş, halsizlik, yeterince beslenememe ve ağızdan sıvı alamama gibi durumlar varsa mutlaka doktora götürülmelidir. Çocukta, öksürükle birlikte yüksek ateş ve hışıltının olması, öksürüğün geceleri çocuğu uykudan uyandırması ve çok sık nefes alıyor olması çocukları doktora gecikmeden götürmek için uyarıcı sebeplerdir“ diye konuştu.

  • Seyahat hastalıklarından korunmanın yöntemleri

    Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Yavuz ve Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Uzmanı Dr. Hülya Karaca, seyahat hastalıklarından koruma yöntemleri konusunda önemli bilgiler verdi.

    Seyahat hastalıkları yolculuk yapılan yere, yolculuk şekline ve gidilen yerde yapılan aktivitelere bağlı olarak ortaya çıkan sağlık problemleridir. Yaklaşan bayram tatili nedeniyle Medicana Çamlıca Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Yavuz ve Medicana Çamlıca Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Uzmanı Dr. Hülya Karaca, seyahat edeceklere önemli uyarılarda bulundu.

    Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Meltem Yavuz, en sık görülen seyahat hastalıkları şöyle sıraladı: “Mikrobik hastalıklar; turist ishalleri, sıtma, sarılık, AIDS. Yolculuğa bağlı hastalıklar; zaman farkı sonucu ortaya çıkan sersemlik hali, uzun süreli hareketsizliklere bağlı emboliler. Seyahat şekline, gidilen yere ve aktivitelere bağlı hastalıklar; sıcak çarpması, yükseklik hastalığı, dekompresyon hastalığı (vurgun), böcek ısırmaları, donmalar”.

    Seyahat Hastalıklarında risk grupları

    Bebekler, çocuklar, yaşlılar, gebeler veya kronik hastalığı olan kişiler seyahatle ilgili riskler açısından özel olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan Dr. Yavuz, özellikle aşılama, ilaç kullanımı, hava yolu seyahatinin riskleri, kronik hastalıklarda kullanılan ilaçların doz ayarlamaları gibi pek çok durumun gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.

    Seyahat öncesinde korunma amaçlı alınabilecek önlemler

    Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO), belirli aralıklarla hastalıkların dünya üzerindeki risk haritalarını oluşturduğunu belirten Dr. Yavuz, “Seyahat planlayan herkesin, ister yurt içi, ister yurt dışı planlarında, mutlaka o bölgede endemik olan, yani çok sık rastlanan enfeksiyon hastalıkları açısından bilgilenmesi gerekmektedir. Aşı olma; seyahatten tercihen 4-6 hafta önce en yakın seyahat hastalıkları kliniği ile temasa geçilmelidir. Profilaktik ilaç kullanımı; mutlaka seyahat hekiminin gidilecek bölgeye göre kullanılmasını önereceği ilaçlar alınmalı, özellikle sıtmadan korunmak için cibinlik ve repellant mutlaka seyahat sırasında bulundurulmalıdır. Gıda hijyeni; gidilen bölgelerde yalnızca iyi pişmiş yemekler, kapalı şişedeki veya paketli soğuk içecekler tercih edilmelidir. Kuduzdan korunma; seyahat edilecek bölgede karşılaşabilecek vahşi hayvanlar ve bunların etleri, kanları ve diğer çıktıları ile temastan kaçınılmalıdır. Hekim danışmanlığı; özellikle Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı ile riskli yerlere yapılacak seyahatler öncesinde görüşmek önemlidir” dedi.

    Yurtdışı tatiline gidecek olanlar dikkat etmesi gereken durumlar

    Yurtdışına seyahate gitmeyi planlayan kişilerin yolculuk öncesi neleri yapılması gerektiği hakkında bilgi veren Dr. Yavuz, “Kendi yaş gruplarına ait rutin aşılarını yaptırmaları veya eksik dozları tamamlamaları (tetanoz, grip, hepatit A ve B vb.), gidecekleri bölgeye göre de gereken aşıları (Meningekok, Sarı humma, Tifo, Japon Ensefaliti vb.) , hastanelerin ‘Seyahat Poliklinikleri’ne veya ‘Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğü’ne başvurarak yaptırmaları gerekmektedir. Sıtma için risk bulunan yurt dışı seyahatlerinde ise sıtmaya karşı koruyucu ilaçların alınması önerilmektedir. Yalnız unutulmaması gereken en önemli nokta, yeterli koruyuculuğun sağlanabilmesi için seyahate gidilmeden en az 1-3 ay önce aşı ve ilaç profilaksilerine başlanması gerektiğidir. Sonuç olarak konforlu ve sağlıklı bir yaz geçirmek için, hem kişisel, hem çevresel hijyen kurallarına dikkat edilmeli, seyahat öncesi ‘Seyahat Poliklinikleri’nden danışmanlık alınmalı, bulaşıcı hastalıkla ilgili en ufak şüphede sağlık kuruluşlarına mutlaka ve bir an önce başvurulmalıdır” şeklinde konuştu.

    Seyahatte yanınıza almanız gerekenler

    Dr. Yavuz, seyahat sırasında yanınızda bulunması gerekenleri şöyle sıraladı: ‘’Uzun kollu gömlek, uzun pantolon ve şapka (Sıtma, dang hastalığı, filaryasis, layşmanyoz, onkoserkozvb hastalıklar; böcek, sinek ısırmaları ile bulaşır). Vücudunuza ve giysilerinize sürmek için sinek kovucu losyonlar, ishal ilacı, özellikle açık alan veya kampa gidiyorsanız portatif su filtreleri ve iyot tabletleri, güneş kremi, güneş gözlüğü, şapka, reçeteli tüm ilaçlarınız ve reçeteleri, diğer kullandığınız ilaçlar”.

    Havuz enfeksiyonlarına dikkat

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıklar Uzmanı Dr. Hülya Karaca, çocukların havuzlardan kapabilecekleri enfeksiyonlara ilişkin ebeveynlere uyarılarda bulundu. Dr. Karaca, “Bebekler veya çocuklar havuza girmek zorunda değiller, ama denize girmeleri gerekiyor. Tabii ki yaz döneminde serinlemek amaçlı havuza girebilirler, ancak hijyenden, bakımından ve temizliğinden emin olduğumuz bir havuz ise çok uzun süreli kalmamak koşulu ile havuza sokulabilirler. Ancak 4’üncü aylarından önce bebeklere ne havuzu ne de denizi öneriyoruz, çünkü başlarını tam olarak dik tutamadıkları için su yutmalarını engelleyemeyebiliriz” dedi.

    Havuz hastalıklarında özellikle karşılaşılan vakalar

    Havuzlardan; orta kulak enfeksiyonu, göz enfeksiyonu, idrar yolu enfeksiyonu ve sinüzit gibi vakaların çok sık görüldüğünün altını çizen Dr. Karaca, “Bunun dışında çocuklarda; havuzların klorlama sistemine bağlı olarak alerjik problemler de görülebiliyor. Havuz sularının sıcaklığı da çocuklar için önemli. Çocukların gireceği havuzların sıcaklığının 29- 30 derecenin altında olmaması gerekli. Bunun dışında; can simidi veya kolluklara güvenerek çocukları havuzda yalnız bırakmamalıyız. Denize veya havuza sokmakta ısrarcı olmamalıyız ve çocuklarımızı kesinlikle çok uzun süre havuzda bırakmamalıyız” diye konuştu.