Etiket: Hastalıklarına

  • Diş eti hastalıklarına dikkat

    Diş eti hastalıklarına dikkat

    Diş Hekimi Denizhan Uzunpınar diş eti hastalıklarına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.

    Uzunpınar, Diş eti hastalıklarının bazı nedenlerini ise şöyle sıraladı:

    “Sigara: Her şeye zararı olan sigaranın ağız ve diş sağlığımız için de çok fazla zararları vardır. Özellikle ağız hijyeni ve ağız bakımı kötü olan kişilerde sigara diş eti hastalıklarının hızını artırmaktadır.

    Stres: Stres birçok dişeti hastalığında ciddi bir sebeptir. Stresin vücudun hastalıklarla mücadele etmesini zorlaştırdığı bilimsel olarak birçok çalışmada ortaya konmuştur.

    Bruksizm: Dişleri sıkma ve gıcırtdatma anlamında kullanılmaktadır. Dişlerin oluşturduğu stresler nedeniyle periodontal dokularda yıkıma neden olurlar.

    Dengesiz beslenme: Gerekli vitamin ve minerallerin alınması besin dengesi açısından çok önemlidir. Bu denge vücudun hem bağışıklık sisteminin fonksiyon görebilmesi hem de hücre yenilenmeleri için gereklidir.

    Genetik: Genetik yatkınlık özellikle bazı periodontal hastalıklarda bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Özellikle ağız hijyeni kötü olan ve genetik yatkınlığı olan bireylerde periodontal hastalık riski daha da artar.

    Bazı ilaçlar: Fenitoin, oral kontraseptifler (doğum kontrol ilaçları), kalsiyum kanal blokerleri gibi bazı ilaçlar ağız hijyenini olumsuz etkileyebilir.

    Hamilelik: Hamilelik döneminde hormonlarda meydana gelen değişiklikler diş etlerinde de değişikliklere neden olabilmektedir. Özellikle ağız hijyeni iyi olmayan hamilelerde diş eti büyümeleri sıklıkla görülür.

    Diyabet: Diyabetin periodontitis ile ilişkisi tüm dünya tarafından kabul edilmiştir. Bir çok araştırma diş etleri sağlıklı olan bireylerde diyabetin seyrinin daha düzenli olduğunu göstermiştir. Aynı şekilde diyabeti kontrol altında olmayan bireylerde de periodontitis ortaya çıkma ihtimalinin yüksek olduğu gösterilmiştir”

  • Diş çürükleri felç ve ölümcül kalp hastalıklarına neden oluyor

    Medicana Sivas Hastanesinde görevli diş hekimi Hüseyin Ceylan, diş çürüklerinin felç ve ölümcül kalp hastalıklarına neden olabileceğini söyledi.

    Diş hekimi Hüseyin Ceylan, toplumun ağız ve diş sağlığı bakımında geride olduğunu ifade ederek,”Bu konuda yapılan istatistikler oldukça çarpıcı. Toplumumuzda diş çürüğü görülme oranı yüzde 90’ların üzerinde. Aynı oran Avrupa’nın birçok ülkesinde yüzde 30’ların altındadır. Dişlerimiz sindirim sistemimizin başında yer aldığı için oldukça önemlidir. Dişlerde ki rahatsızlıklar ağrı-sızlama, dişlerde oynama, diş etlerinde kaşınma ve kanama şeklinde bulgu verir. Bu problemler tedavi edilmezse psikolojik rahatsızlıklardan mide rahatsızlıklarına; felç ve inmeden ölümcül kalp hastalıklarına kadar geniş bir yelpazede başka hastalıklara sebep olabilir” dedi.

    Doğumdan gelen kalp hastalığınız varsa dikkat

    Ceylan, hastanın doğumdan gelen kalp hastalığı olan bireylerin dikkat etmesi gerektiğini vurgulayarak,”Kalp ve damar sistemiyle ilgili ciddi bir operasyona bağlı olarak kalpte sonradan oluşan bir hasar varlığında da vücudunuzda yapılacak her türlü ufak cerrahi müdahaleler sizin için çok ciddi riskler oluşturabilmektedir. Kısaca açıklayacak olursak ağız bölgesi vücudumuzda hem bakterilerin sayı olarak en yoğun olduğu hem de tür olarak en çok bakteri çeşidinin bulunduğu bölgelerden biridir. Oral bölgede herhangi bir cerrahi işlem yapıldığında kronik enfeksiyonlu çürük diş varlığında ya da diş eti hastalıklarında doku bütünlüğü bozulduğu için ağzımızda bulunan bakteriler kana karışabilir. Bu bakteriler daha önceden hasarlı olan kalp kapakçığı ya da damar dokusuna kan aracılığıyla taşınıp yerleşip çoğalabilir. Bu olaya vejetasyon denir. Bu bakteriler kalbin beslenmesini ve tam kapasite ile çalışmasını etkiler. Kalp yetmezliğine kadar varan tablolara sebebiyet verebilir. Buradan kopacak bakteri kolonileri hayati damarlarda tıkanma ve felçlere neden olabilir” ifadelerini kullandı.

    “Ağız ve diş sağlığına çok dikkat edilmeli”

    Ceylan, vatandaşların ağız ve diş sağlığına çok dikkat etmeleri gerektiğini söyleyerek,”Hastalığın ilk evresinde ateş, terleme, kilo kaybı, halsizlik ve benzeri bulgular olduğu için genelde tüm diğer basit hastalıklarla karıştırılabilir. Ve bu yüzden teşhis konulana kadar hastalık ilerler. Doktorunuzun isteyeceği kan tahlilleri ve eko teşhisi kolaylaştırır. Bakterial endocardit oluşmaması için hastaların ağız ve diş sağlığına çok dikkat etmesi gerekir. Hastalığın önlenmesinde diğer en önemli basamak ise kalple ilgili doğuştan ya da sonradan oluşmuş her türlü hasar varlığında hastaya yapılacak minör her türlü cerrahi öncesi doktorun vereceği ilaç tedavisini eksiksiz uygulamaktır” dedi.

  • Mardin’de sindirim sistemi hastalıklarına dikkat çekildi

    Türk Gastroenteroloji Derneği (TGD) tarafından, Toplumsal Farkındalık Projeleri kapsamında “Farkında Ol, Geç Kalma” sloganı ile düzenlenen sindirim sistemi hastalıkları bilgilendirme Programı Mardin’de gerçekleştirildi. Programda sindirim sistemi hastalıkları, kabızlık, reflü, kolon kanseri konularında katılımcılara önemli bilgiler aktarıldı.

    Türk Gastroenteroloji Derneği tarafından Mardin Gençlik Merkezinde konferans düzenlendi. Mardin Büyükşehir Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilen konferansın açılış konuşmasını Artuklu İlçe Sağlık Müdürü Uzman Dr. Önder Karaşin ve Türk Gastroenteroloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Serhat Bor yaptı.

    Mardin Valisi Mustafa Yaman’ın Eşi Gülseren Yaman’ın da katıldığı konferansta, Prof. Dr. Bor’un, “Sindirim Sisteminizin Hekimleri; Gastroenterolog Kimdir” başlıklı sunumunun ardından diğer konuşmacılar söz aldı. Oturum başkanlığını Türk Gastroenteroloji Derneği 2. Başkanı Prof. Dr. Kadir Bal’ın yaptığı konferansta Mardin Devlet Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Dr. Kadri Atay “kabızlık ve gaz ne demektir, ne yapmalıyım”, Türk Gastroenteroloji Derneği saymanı Prof. Dr. Orhan Sezgin “midem yanıyor-nelere dikkat etmeliyim”, Türk Gastroenteroloji Derneği Yönetim Kurulu üyesi Prof. Dr. Dilek Oğuz “safra kesesi taşı; ne zaman ameliyat” ve Türk Gastroenteroloji Derneği Genel Sekreteri Prof. Dr. Murat Törüner “Kolon Kanseri Taraması” başlıklı sunumlarını gerçekleştirdi.

    Halk toplantılarının gerçekleştiği iller başta olmak üzere, hastalıklarla ilgili daha bilinçli bir toplum oluşturulmasına katkı sunulmasının planlandığı proje ile kolon kanseri, reflü, İiritabl bağırsak sendromu, ülser, dispepsi, ülseratif kolit, hepatit, siroz, kabızlık, pankreas kanseri ve diğer sindirim sistemi hastalıkları konusunda toplumda farkındalık oluşturulması, potansiyel ve mevcut hastaların hastalıklar konusunda yeterli bilgi seviyesine ulaşmasının sağlanması, hastalıklarda erken teşhisin önemine vurgu yapıldı.

  • Kalp ve damar hastalıklarına yakalanma yaşı düşüyor

    Günümüzde gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde başta gelen ölüm ve iş görmezlik nedenleri arasında yer alan kalp ve damar hastalıkları hakkında açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Hamza Duygu, sigaranın bırakılması ile kalp damar hastalıkları riskinin azaldığının kanıtlandığını ve kalp damar hastalıklarına yakalanma yaşının düştüğünü ifade etti.

    Avrupa’da tüm ölümlerin yüzde 49’u, 65 yaş altındaki ölümlerin ise yüzde 30’unun kalp damar hastalıkları nedeniyle olduğunu ifade eden Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hamza Duygu, kalp damar hastalıklarının birçok Avrupa ülkesinde orta ve ileri yaş grubunda en önemli ölüm nedeni olduğunu söyledi. Prof. Dr. Duygu, sürekli artış gösteren kalp damar hastalıklarına bağlı ölümler hakkında yaptığı açıklamalara şöyle devam etti:

    “20. yüzyıl başlarında kalp ve damar hastalıkları dünya genelinde ölümlerin yüzde 10’undan daha azından sorumluyken, 21. yüzyıl başında gelişmiş ülkelerde ölümlerin neredeyse yarısından, gelişmekte olan ülkelerde ise yüzde 25’inden sorumludur. 21. yüzyılda da kalp ve damar hastalıklarının tüm dünya genelinde sakatlık ve ölümlerin en önemli nedeni olduğu kabul edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2001 yılında yaklaşık 16,6 milyon insan kalp ve damar hastalıklarından yaşamını yitirmiştir.”

    “Kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığı kontrol edilebilir”

    Dünya Sağlık Örgütü’nün, kan basıncı, obezite, kolesterol ve sigara içiminin kontrolü ile kalp ve damar hastalıklarının görülme sıklığının yarıya indirilebileceğini bildirdiğini ifade eden Prof. Dr. Duygu, bu anlamda koruyucu hekimliğin, kalp ve damar hastalıklarından kaynaklı ölümlerin azaltılmasında çok önemli bir role sahip olduğunu, amacın kalp damar tıkanıklığı için yüksek risk taşıyan bireylerin saptanması ve bu kişilerdeki ilk veya tekrarlayan kalp damar tıkanıklıklarının önlenmesi olduğunu belirtti.

    Amaç; obezite, hipertansiyon ve sigara kullanımının önüne geçmek

    Prof. Dr. Hamza Duygu, “Kalp ve damar hastalıkları birden fazla faktöre bağlı hastalıklardır. Günümüzde kalp ve damar hastalıklarının her toplumda etkin olduğu kabul edilen risk faktörleri vardır. Sigara içmemenin, kilo almamanın, sağlıklı beslenmenin, en az günde yarım saat, haftada beş gün olmak üzere düzenli egzersiz yapmanın, normal şeker metabolizmasının ve aşırı stresten uzak durmanın kalp ve damar sağlığını korumak açısından önemi bilinmektedir” diyerek, kalp ve damar hastalıkları ile ilgili risk faktörleri arasında yaş, cinsiyet, genetik ve etnik etkenler “değiştirilemez etkenler” grubuna girerken, sigara, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, aşırı alkol tüketimi, oturgan (sedanter) yaşam, şişmanlık, kan yağları, kan basıncı ve kan şekeri yüksekliğinin ise “düzeltilebilir risk faktörleri” olarak ayrılabildiğini söyledi.

    Değişen yaşam tarzı kalp hastalıklarının genç yaşlara inmesine etken

    Günümüzde teknolojinin hızla ilerlemesinin getirdiği değişimler nedeniyle toplumun gün geçtikçe farklılaşan bir yaşam tarzı sürdürmeye başladığını hatırlatan Duygu, modern yaşamın getirdiği olanaklar nedeniyle insanların daha az hareket eder hale geldiğini, yaşam tarzı değişikliğinin beslenme alışkanlıklarını da kötü yönde etkilediğini ifade ederek şöyle devam etti, “Beslenmenin daha çok hayvansal kaynaklı gıdalara dayanması, sebze ve meyvenin yeterince tüketilmemesi, aşırı yağlı, soslu, yüksek enerjili gıdalar tüketilmesi, fiziksel aktivite eksikliği ile birleştiğinde kalp ve damar hastalıklarına yakalanma riskini arttırmaktadır. Son yıllarda yirmili otuzlu yaşlarda da kalp damar tıkanıklıklarına günlük pratiğimizde daha sık rastlamaktayız. Bunun en önemli nedeni sigara alışkanlığıdır. Buna ek olarak fiziksel aktivitedeki azalma, kilo artışı, beslenmeye yeterince dikkat edilmemesi ve stres de katkıda bulunan faktörler olabilir” dedi.

    Kalp sağlığını korumada beslenme alışkanlığı büyük önem taşıyor

    Sağlıklı beslenme sayesinde kalp damar hastalıklarına neden olan risk faktörlerinden aşırı kilo, kolesterol yüksekliği, şeker hastalığı ve yüksek tansiyon gelişiminin geciktirilebileceğini veya azaltılabileceğini kaydeden Prof. Dr. Hamza Duygu, toplumda giderek yerleşen batı tipi diyet ve fast food alışkanlığı ile mücadele etmenin bu hedeflere ulaşmak için gerekli olduğunu belirtti. Duygu şöyle devam etti,:

    “Diyet alışkanlıkları çocukluk yaşlarında başladığından, bu yaşlardan itibaren sağlıklı diyet alışkanlığının yerleştirilmesi ile toplumun kalp damar hastalığı riski azaltılabilir. Aşırı kalori ve tuz tüketiminin önlenmesi, hayvansal yağların azaltılarak bitkisel yağların, taze sebze, meyve, lifden zengin yiyecekler ve balığın daha çok tüketildiği bir diyetin benimsenmesi kalp damar hastalığı riskini azaltmaktadır. Nitekim zeytinyağı ve balık tüketiminin daha fazla olduğu bölgelerde kalp damar hastalıklarından ölümler daha az görülmektedir. Toplam tüketilen enerjinin yüzde 30’dan azının hayvansal yağlardan köken alması gerekmektedir.”

    Şişmanlık ve hareket azlığı şeker hastalığına sebep

    Öncelik verilmesi gereken bir diğer konunun da şeker hastalığı sıklığındaki korkutucu artıştan sorumlu şişmanlık ve hareket azlığı ile mücadele olması gerektiğini hatırlatan Duygu, bu konuda toplum düzeyinde verilmesi gereken mücadelenin, topluma eğitim yoluyla bilinç kazandırmak suretiyle gerçekleşebileceğini ifade etti. Okullarda fiziksel aktivite derslerinin yanında beslenme ile ilgili eğitimler de verilmesi gerektiğini ifade eden Duygu, “İlk ve orta dereceli okullarda fiziksel aktivite ve beslenmeyle ilgili eğitimlere daha çok önem verilmelidir. Okullarda öğrencilere günde bir saat beden eğitimi yapma olanağı sağlanmalıdır. Erişkinlerin ise beden eğitimi yapabileceği merkezlerin sayısı ve kalitesinin arttırılması devletçe desteklenmelidir. Yerleşim alanlarında insanların güvenle yürüyüş yapabileceği parkur olanakları sağlanmalı, var olanların kaliteleri yükseltilmelidir. Haftanın beş günü, günde en az 30 dakika süre ile yapılacak yürüyüş, koşu, jogging, step, yüzme gibi yarışmalı olmayan aerobik, spor ve aktiviteler, kalp kasının oksijenlenmesini artırmanın yanı sıra, kişinin ideal kilosuna ulaşmasına, kolesterol düzeyinin düşmesine, kan basıncının kontrol altına alınmasına, ayrıca kişinin stres düzeyinin azaltılmasına da yardımcı olacaktır” şeklinde konuştu.

    Şişmanlık ile mücadelede medyaya da önemli görevler düştüğünü, çikolata, gofret, bisküvi, gibi atıştırmalık ürünlerin televizyon kanallarında yayınlanan reklamlarına ve okullardaki satışına kısmi kısıtlamalar getirilmesi gerektiğini de sözlerine ekleyen Duygu, abdominal obezitenin (yağın göbek çevresinde toplanması) genel obeziteden daha zararlı olduğu kavramının halka ve hekimlere benimsetilmesi gerektiğini, bel çevresi ölçümünün, hekimlerin kan basıncına yönelik yaptığı rutin ölçümlerden biri gibi olması gerektiğini ifade etti.

    “Avrupa’daki veriler sigara kullananların yaklaşık 20 yıl daha az yaşadığını göstermektedir”

    “Düzenli olarak sigara içenlerin yüzde 50’si sigara içimi ile ilişkili nedenlerden kaybedilmektedir ve bu ölümlerin yaklaşık yarısı orta yaş grubunda görülmektedir” diyen Duygu, içilen sigara miktarının, kalp damar hastalıkları, kanser ve solunum sistemi hastalıkları ile doğrudan ilişkili olduğunu belirtti. Pasif içiciliğin de benzer riskleri getirdiğini, sigara kullanımının önlenmesinde yine ilk basamağın eğitim olduğunu, bu konuda okullarda, işyerlerinde ve sağlık kuruluşlarında yoğun çabalar harcanması gerektiğini belirtti.

    Prof. Dr. Hamza Duygu, bilinen kalp damar hastalıkları olan veya yüksek risk grubuna dahil edilen bireyler için korunma tedavisinin ana hedeflerini şu şekilde özetledi:

    “Sigara dumanından uzak durun.

    Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanın.

    Her gün düzenli spor yapın.

    Kilo almamaya dikkat edin, ideal kilonuzu koruyun.

    Kan basıncının yükselmemesine özen gösterin.

    Fazla tuzdan uzak durun.

    Kötü huylu kolesterol yüksekliğine dikkat edin.

    Kan şekeri kontrolü sağlayın.

    Günde ortalama 7 saat uyumaya dikkat edin.

    Stresli yaşamdan uzak durun, iyimser olmaya gayret edin.

    Fazla alkol tüketiminden kaçının.

    Mümkün olduğunca kirli havanın olduğu yerlerden uzak durun.”

    Sağlıklı yaşam önerileri

    “Kırmızı et, sakatat, sucuk, pastırma, sosis gibi hayvansal gıdalarda ve tereyağında bol bulunan doymuş yağlar ve trans yağ asiti içeriği yüksek margarinler yerine, tekli (zeytin yağı) ve çoklu doymamış yağlardan (soya ve mısır yağı, balık) zengin yiyecekler ve omega 3 (balık) ve 6 (soya yağı, mısır özü) yağ asitinden zengin yiyecekler tercih edilmelidir” önerilerinde bulunan Prof. Dr. Hamza Duygu, bu tip beslenme ile hem kötü huylu kolesterol (LDL-kolesterol) ve trigliserid artışının önlenebileceğini, hem de iyi huylu kolesterolün (HDL-kolesterol) artırılabileceğini hatırlattı.

    Prof. Dr. Hamza Duygu açıklamalarının sonunda sağlıklı bireylere beslenme ve yaşam tarzına ilişkin şu önerilerde bulundu;

    “Yağsız süt ve süt ürünleri tüketin.

    Haftada 1-2 kez balık tercih edin.

    Günde en az üç kez sebze meyve tüketin.

    Genellikle beyaz et (tavuk, hindi gibi) tercih edin.

    Yağsız dana veya koyun etini haşlama veya ızgara olarak tüketin.

    Katı yağlardan kaçının.

    Bol posalı yiyecekler (tahıllar, yulaflı kepekli ekmekler, bulgur, baklagiller vb.) tüketin.

    Ara öğünleri sebze meyve ile geçiştirin.

    Yatmadan önce kesinlikle yemek yemeyin.

    Aşırı alkolden kaçının.

    Sigara ve stresten uzak durun ve ideal kiloda kalabilmek için haftada 5 gün en az yarım saat egzersiz yapın.”

  • Kalp ve damar hastalıklarına dikkat

    Medical Park Gaziantep Hastanesi Kardiyoloji Bölümü Uzm. Dr. Serdar Keçeoğlu, günlük yaşamda yoğun iş ve yaşam koşulları ile beslenme alışkanlıkları nedeniyle insanların daha hareketsiz ve stresli bir yaşam sürdürdüğüne dikkat çekerek, bu durumun ise beraberinde kalp, damar hastalıklarını getirdiğini ifade etti.

    Dr. Serdar Keçeoğlu, hareketsiz ve stresli yaşam konusunda uyarılarda bulunarak, “Hareket etmeyen bir insan kilo almakta, kasları ve kemikleri zayıflamakta, tüm vücudunda genel bir tembellik meydana gelmektedir. Bu yavaşlama nedeniyle enerji ihtiyacı azalmakta ve yağ depolanması artmaktadır. Yağ dokuları sadece ağırlık artışı sorununa yol açmaz. Yağ dokusu kimi zaman bir organ gibi çalışabilmektedir. Salgıladığı pek çok madde ile vücut fonksiyonlarında değişikliklere yol açabilmektedir. Kalp ve damar hastalıkları da hareketsizlik ve yağ dokusu artışı ile direkt ilişkilidir. Bu nedenle hareketsizlik kalp ve damar hastalıkları için önemli bir risk” dedi.

    “Kalbi yaş değil sağlıksız beslenme yaşlandırıyor”

    Kalbi yaşın değil sağlıksız beslenmenin yaşlandırdığını vurgulayan Dr. Keçeoğlu, “Günde en az 100 bin kez çarpan kalbimizi, ilerleyen takvim yaşımız değil sağlıksız beslenme yaşlandırıyor. Sağlıkla atan, genç bir kalbe sahip olmak için bazı besinlerin beslenme planında başrol olması gerekiyor. Beslenme alışkanlıkları ve hareketsizlik çok önemli problemler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlara bağlı olarak kan basıncı ve diyabet oranları artmaktadır. Sigara içiciliği ve genetik özellikleri de dahil ettiğimizde kalp ve damar hastalıklarındaki artışının ana faktörleri ortaya çıkmaktadır. Sigara içmek veya diğer tütün çeşitlerini kullanmak, kalp hastalığının gelişiminde rol oynayan en önemli risk faktörlerinden biridir. Tütünün dumanı 4 bin 800 den fazla kimyasal madde içerir. Bu maddelerden çoğu, kalp ve kan damarlarına zarar verirler. Sonuçta da damarların daralmalarına yol açarlar (ateroskleroz). Ateroskleroz sonuçta kalp krizine sebep olur. Ayrıca sigara dumanındaki nikotin kalp damarlarını daraltarak, kalbin hızını arttırarak ve kan basıncını yükselterek, kalbin çalışmasını zorlaştırır. Dumandaki karbon monoksit, kanın oksijeninin bir kısmının yerini alır. Yeterli oksijen sağlamak için, kalp zorlanır ve kan basıncı yükselir. Sigara içen ve doğum kontrol hapı alan kadınlar, sigara içmeyenlere göre daha fazla kalp krizi ve inme riskine maruzdurlar. Daha kötüsü bu risk yaşla artar ve özellikle 35 yaşın üzerinde olanlarda daha belirgindir” diye konuştu.