Etiket: Hastalıkların

  • “Baş dönmesi farklı hastalıkların işareti olabilir”

    “Baş dönmesi farklı hastalıkların işareti olabilir”

    Prof. Dr. Nuri Özgirgin, “Pandemi döneminde dahi insanlar baş dönmesi sebebiyle hastaneye geliyor, bu durum da baş dönmesinin insanları ne kadar rahatsız ettiğini ortaya koyuyor” dedi.

    Türkiye İş Bankası iştiraki Bayındır Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nuri Özgirgin, online düzenlenen toplantıda halk arasında baş dönmesi olarak bilinen vertigo hakkında açıklamalarda bulundu. İç kulak denge organı insanların yerçekimine karşı hareket ederken dengede kalmasını sağladığını belirten Prof. Dr. Özgirgin, “Bu çok karmaşık sistem arızalandığı zaman baş dönmesi, bulantı kusma gibi bulgular oluştururken eş zamanlı olarak beyin vücut içi dengenin yeniden sağlanması için faaliyet gösteriyor. Baş dönmesine neden olan hastalıklar sıklıkla iç kulak ile ilgili olsa da nörolojik hastalıklar ve diğer sistemik hastalıklar da baş dönmesine neden olabiliyor. Baş dönmesi olan hastanın öncelikli korkusu, yakınmalarının beyninde olası bir sorundan kaynaklandığı ya da ani gelişen bir kalp problemi ile ilgili olduğu düşüncesi olduğundan hastalar şikayetleri için farklı polikliniklere başvuruyor” dedi.

    “Baş dönmeside en sık görülen neden: kristal oynaması”

    En sık görülen baş dönmesi nedeni halk arasında kristal oynaması olarak da bilindiğini belirten Prof. Dr. Özgirgin, “Pozisyonel baş dönmesi olarak biliniyor. Psikolojik olanlar, migren hastalığı ile ilgili olanlar ve diğer iç kulak hastalıkları ise ikinci üçüncü sıklıkta karşımıza çıkıyor. Denge sisteminin karmaşık yapısını hastalık sırasında değerlendirebilmenin ciddi bir deneyim gerekiyor. Çok deneyimli bir hekim, iyi bir muayene ile hastalığı yüzde 70-80 oranında değerlendirebilir. Ancak tanının kesinleşmesi ve doğru tedavinin yapılandırılabilmesi için iyi bir laboratuvara ihtiyaç var” şeklinde konuştu.

    “Denge hastalıklarında tedavi”

    Denge hastalıklarının tedavisinde ilaç tedavisi ve bazı durumlarda uygulanan ameliyatların yanında vestibüler rehabilitasyon çok önemli yer tutuyor. Hastalarda iki taraflı ve kalıcı denge problemi olduğu zaman amaç, beynin vücuttaki hakimiyetini artırmak diyen Özgirgin, “Beyin, her şeyi kontrol altına alabilme özelliğine sahip olan bir organ. Kişi, beynin bu hakimiyetiyle, süreci kontrol altına alıp kişinin tekrar dengede kalmasını sağlayabilir. Ama beyne bunu öğretmek gerekiyor. Bunu öğretirken de denge sistemine katkıda bulunan diğer organları ön plana çıkartmak gerekir. Yani gözler, omurilik ve derin duyu. Üçü de kişinin dengede kalması için olmazsa olmaz organlardır” ifadelerini kullandı.

    “Ciddi denge sorunu olan hastalar yürüyerek evine dönebiliyor”

    Hastalarımıza modern tetkikler uyguluyoruz diyen Özgirgin, “Hastalığın tutulumuna ve yaygınlığına göre rehabilitasyon süresi 6 haftaya kadar uzayabiliyor. Tedavinin oluşturmuş olduğu etki ise hastalar açısından büyük memnuniyet oluşturuyor. İki kişinin koluna girerek ve zorlukla yürüyerek kliniğimize başvuran hastaları, tek başına hiçbir destek olmadan dengesini toparlamış vaziyette, evine yürüyerek gidecek şekilde taburcu ediyoruz” dedi.

    “Migreni olanlar çikolata ve kırmızı şaraptan uzak dursun”

    Amacımız Vertigo şikayeti yaşayan hastaların yaşam kalitesini değiştirmeden tedavilerini sürdürmek diyen Prof. Dr. Nuri Özgirgin, “Hastalarımıza koymuş olduğumuz tanılar üzerinden önerilerde bulunuyoruz. Mesela migren gibi baş dönmesi hastalıklarında çikolata ve kırmızı şarap tetikleyici olurken, iç kulak basıncı nedeniyle baş dönmesi yaşayan hastalarımıza tuzdan uzak durması gerektiğini söylüyoruz” diye konuştu.

  • Kask şeklindeki beyin tarayıcısı hastalıkların tespitini kolaylaştıracak

    Dünyadaki ilk hareket halinde kullanılabilen beyin tarayıcısını geliştiren bilim adamları beyin kaynaklı hastalıkların kaynağını bulmayı hedefliyor.

    Giyilebilir teknolojiler hayatı kolaylaştırırken tıp alanındaki yeni buluşların da önünü açıyor. Dünyanın ilk hareket halindeyken dahi kullanılabilen giyilebilir beyin tarayıcısını geliştiren İngiliz bilim insanları, hareket ederken gözlemlenmesi imkansız olan beyin dalgalarını ilk kez gözlemledi.

    3D yazıcı ile tasarlanan ve kafaya rahatça giyilebilen cihazla daha önce hareket halindeyken beyin dalgaları izlenemeyen hastaların, oyun oynarken ve yürürken dahi beyin hareketleri izlenebilecek.

    Bilim adamları tarayıcının hareket halinde kullanılabilme özelliği ile sinirsel beyin hastalıkları olan çocukların tedavisinin kolaylaşacağını ifade etti. Alzheimer’ı ve Parkinson hastalıklarında da kullanılabilecek cihaz, tıp dünyasındaki yeni gelişmelerin önünü açacak. Çalışmada görev alan Londra Üniversitesi araştırmacılarından Profesör Gareth Barnes, “Geliştirdiğimiz teknolojinin beyin görüntüleme alanında devrim yaratma potansiyeli var. Bu cihaz sayesinde daha önce çözemediğimiz sorunlara cevap verebileceğiz” şeklinde konuştu.

  • Periodontal hastalıkların insan vücuduna etkileri

    Hayatın her anında dikkat edilmesi gereken ağız ve diş sağlığının her geçen gün daha da önem kazandığını belirten uzmanlar, ağız hijyeni için yapılması gerekenlerin aksatılması halinde bakterilerin ağızda kolayca üreme imkanı bularak diş çürüklerini arttırabileceğini, hatta pek çok farklı sorunu da beraberinde getirebileceğini söyledi.

    Zayıf ağız sağlığının sadece diş kayıplarına sebep olmadığını, aynı zamanda kalbi olumsuz etkilediğine dikkat çeken uzmanlar, periodontal hastalıklar denilen diş ve diş eti iltihabi hastalıklarının kalp hastalıkları ile arasında sıkı bir ilişkinin bilimsel olarak kanıtlandığını söyledi. Kişilerin tercih ettiği yaşam biçimleri ile mevcut hastalıkları arasındaki ilişkiye dikkat çeken Diş Hekimi Şiar Atmaca, vücutta bulunan gram negatif bakteri sayısı ne kadar az ise hastalık risklerinin de o kadar az olduğunu belirtti. Diş Hekimi Şiar Atmaca, “Diş ve kalp sağlığı üzerinde rol oynayan bakteriler birbiriyle ilişkilidir ve kişilerin yaşam biçimlerinden etkilenir. Diş eti hastalığı olan insanlar genellikle kötü sağlık alışkanlıklarına sahiptir. Sigara ve alkol kullanımı, kötü beslenme alışkanlığı, hareketsiz bir yaşam ve diş eti hastalığı kalp rahatsızlığının en güçlü tetikçileridir. Ayrıca, diş eti hastalığı olan birçok insanda diyabet hastalığı da görülür. Bu da kalp hastalıklarında bir başka güçlü risk faktörüdür” diye konuştu.

    Ağız içi enfeksiyonların dolaşım sistemi yoluyla vücuda yayılabileceğini belirten Atmaca, basit yöntemler ile önlenebilecek sorunun kalp krizi ve felç gelişimine dahi sebep olabilecek kronik iltihaplanmalara kadar ciddi boyutlara ulaşabileceğini vurguladı. Şiar Atmaca, “Periodontal hastalıklar diş eti ve dişleri destekleyen diğer dokuları etkileyen iltihabi hastalıklardır. Diş eti iltihabı diş etinde kızarıklık, şişlik, ağız ve diş temizliği esnasında kanama, diş eti üzerinde beyaz lekelenmeler ile kendini gösterir. Tedavisine dişler üzerindeki plak ve diş taşının uzaklaştırılması ile başlıyoruz. Bu dönem içerisinde önereceğimiz şekilde kişide etkin ağız, diş bakımı ve temizliğini gerçekleştirerek bizimle işbirliği yaparsa diş etinde iltihaba sebep olan bakterilerin uzaklaştırılması kolaylıkla çözümlenir” dedi.

    Diş eti hastalığını önleyerek kalp rahatsızlığı riskinin azaltılabileceğine dikkat çeken Atmaca, “Ağız ve diş sağlığı konusunda bebeklik döneminden başlayıp düzenli olarak diş hekimi kontrolünü aksatmamak ve yılda en az iki kez olmak üzere devam etmek büyük önem taşımaktadır. Ancak bu sayede ciddi diş ve diş eti hastalıkları erken dönemde teşhis edilebilir. Kontrollerin yanı sıra bireyin tüm yaşamı boyunca sağlıklı bir ağız-diş sağlığına sahip olabilmesi için, hekimi ile iş birliği yaparak ağız diş bakımına özen göstermeli, ağız bakımını öğretildiği şekilde doğru ve sürekli olarak uygulaması da önem arz eder” şeklinde konuştu.

  • Türkiye’den nadir hastalıkların tedavisi için uluslararası işbirliği

    Yerli ilaç firması TRPharm tarafından, hastaların erişimde zorluklar yaşadığı Fenilketonüri gibi nadir rastlanan hastalıkların tedavisinde kullanılacak üç yetim jenerik ilaç Türkiye’den 25 ülkeye ilaç ihraç edilecek.

    Türkiye merkezli bölgesel bir ticari aktör olmak amacıyla AR-GE ve gelişmiş biyoteknolojik üretim kapasitesi yatırımlarıyla yenilikçi olmaya odaklanan TRPharm, Türkiye ve Orta Doğu’da üç yetim jenerik ilaç için Dipharma ile bölgesel bir ticari, imalat işbirliği anlaşması imzaladı. Bu önemli işbirliği ile nadir hastalıklar olarak tanımlanan ve kalıtsal hastalıklar olan Fenilketonüri (PKU), Gaucher Hastalığı ve Herediter Tirozinemi hastalığı için tedavi alternatifi sunulacak. Ürünler Türkiye, Körfez Arap Ülkeleri ve diğer Orta Doğu ülkelerinde TRPharm tarafından ruhsatlandırılmalarının ardından piyasaya verilecek. Taraflar, yetkili otoritelerden alınan onay ve gerekli işlemlerin yapılmasının ardından Türkiye’ye teknoloji transferi gerçekleştirecek.

    Hastalıklar nadir ama etkisi çok fazla

    İşbirliği hakkındaki görüşlerini belirten TRPharm Genel Müdürü Mehmet Göker, “Nadir hastalıklar, en yenilikçi tedavileri mümkün olan en erişilebilir şekilde pazara sunmak açısından şirketimizin vizyonuyla daima uyumlu olmuştur. Bu ürünler çok ciddi hastalıklardan muzdarip olan hastaları tedavi etmek için geliştirilmiştir. Bu hastalıklardan etkilenen hasta sayısı nüfusun sadece küçük bir kısmını oluşturmasına rağmen, hastalığın; hastalar ve sevdikleri insanlar üzerindeki etkisi genellikle dramatiktir. Bu işbirliğinin, uzmanlaşmış ve maliyetli tedavilere daha uygun fiyatlı ilaç tedarikiyle sağlık bütçelerini destekleyerek bölgede daha geniş bir hasta grubuna erişilmesini sağlayacağına inanıyoruz. Girişimimizin amacı; Türkiye’yi bölgesel bir üretim merkezi olarak konumlandırarak Türkiye, Orta Doğu ve Kuzey Afrika için yerel üretim kapasitelerini daha genişletmektir. Bu önemli görevde, ilaç sektöründe uzun zamandır tecrübeli olan Dipharma gibi değerli bir İsviçre şirketi ile ortaklık kurduğumuz için onur duyuyoruz” dedi.

    Fenilketonüri ülkemizde daha sık görülüyor

    Kalıtsal metabolik bir hastalık olarak tanımlanan Fenilketonüri, tedavi edilmediğinde geri dönüşümsüz ve ilerleyici beyin hasarına neden oluyor. Doğumdan hemen sonra bebeğin topuğundan alınan bir damla kanla tespit edilebilen hastalık, Türkiye’de de sık görülüyor. Verilere göre, Türkiye’de doğan her 3 bin-4 bin 500 çocuktan biri fenilketonüri tanısı alıyor. Bu oranın yüksek olmasında akraba evliliğinin etkili olduğunu ifade ediliyor.

    Gaucher hastalığı da nadir, kalıtımsal bir lizozomal depo hastalığı olarak tanımlanıyor ve bazı yağlı maddelerin, dalak, kemik iliği, karaciğer ve akciğerde, bazen de beyinde birikmesine neden oluyor.

    Kalıtsal metabolik hastalıklar içinde yer alan Herediter Tirozinemine, yeni doğan veya çocukluk döneminde tanı konulabiliyor. İlgili enzimlerdeki sorunlara bağlı olarak karaciğer, böbrek, sinir sistemi etkileniyor ve kişinin göz ve cildinde değişiklik söz konusu oluyor.

    TRPharm Yenilikçi ilaçlara odaklanıyor

    TRPharm Türkiye’de yerel pazarın dışında MENA bölgesinde monoklonal antikor teminine yönelik bir biyoteknolojik üretim tesisi inşa etmenin yanı sıra ruhsatlandırmadan başlayarak klinik programların tüm evrelerinin gerçekleştirilmesine kadar yeni ve yenilikçi ilaçların piyasaya sürülmesine odaklanıyor. TRPharm başta onkoloji, viroloji, enflamatuar ve nadir hastalıklar olmak üzere geniş bir ürün portfolyosuna sahip.

    Dipharma S.A. ise nadir hastalıklar için yüksek kaliteli ve yenilikçi ilaçlar geliştirmede uzmanlaşmış bir İsviçre firmasıdır. Dipharma S.A. küresel bir varlık kazanmış üçüncü nesil aile şirketlerinin bir parçasıdır. Nadir genetik bozuklukların tedavisinde kullanılan bir ürün portföyüyle Dipharma S.A., doğuştan gelen metabolik hastalıklardan etkilenen insanlar için uygun maliyetle ve küresel erişime sahip gelişmiş çözümler sunmak için çalışmalarını sürdürmektedir.

  • Doç. Dr. Çetin: “Nadir hastalıkların Türkiye’de 6-7 milyondan fazla insanı etkilediği düşünülmektedir”

    SANKO Üniversitesi Moleküler Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zafer Çetin, nadir hastalıkların Türkiye’de 6-7 milyondan fazla insanı etkilediğini söyledi.

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesinde akademisyen, öğretim üyesi ve doktorlar, 28 Şubat Dünya Nadir Hastalıklar Günü’nü sembolize eden renkli eldivenler giyerek, nadir hastalıklar konusuna dikkat çekti. Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Zafer Çetin, toplumda görülme oranı 2 binde birden daha düşük olan hastalıkların “nadir hastalık” olarak tanımlandığını belirterek, “Nadir hastalık dememize rağmen bu hastalıkların sayısı düşünülenden fazladır. Bugüne kadar 7 binden fazla nadir hastalık tanımlanmıştır” dedi.

    Miyotonik distrofiler, akondroplaziler, fenilketonüri, kistik fibroz, konjenital adrenal hiperplazi, spinal müsküler atrofi gibi nadir hastalıkların Türkiye’de diğer ülkelere göre daha sık görüldüğüne dikkati çeken Doç. Dr. Çetin, Türkiye’de akraba evliliği oranının diğer ülkelere göre yüksek olmasının bu durumun başlıca nedeni olduğuna vurgu yaptı. Doç. Dr. Çetin, “Genelde kaynağı genetik olan nadir hastalıkların seyri kronik olup, hastanın yaşam süresini kısaltan nadir hastalıkların dünya çapında 300 milyondan, Türkiye’de ise 6-7 milyondan fazla insanı etkilediği düşünülmektedir” şeklinde konuştu.

    Nadir hastalıkların çoğunda hastalığın kesin tedavisinde kullanılan bir ilaç bulunmadığını vurgulayan Doç. Dr. Çetin, “Ancak son yıllarda nadir hastalıklar konusunda artan bilinçlenme ile birlikte Tip1, Tip2, Tip4 ve Tip6 Mukopolisakkaridozlar gibi nadir hastalıklarda hayat kalitesini artırmayı sağlayan enzim yerine koyma temeline dayalı ilaçlar geliştirilmiştir” ifadelerini kullandı.

    ADA geninde mutasyonlar sonucunda ortaya çıkan ağır kombine immün yetmezlik (ADA-SCID) hastalarının tedavisinde kullanılmak üzere gen tedavi temeline dayalı geliştirilmiş olan ilacın 2016 yılında European Medicines Agency (EMA) tarafından hastalarda kullanılabileceği müjdesini veren Doç. Dr. Çetin, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Bu gelişmeler umut vaat etse de tedavisi henüz bulunamayan nadir hastalıkların tedavisinde kullanılabilecek yeni ilaçların geliştirilebilmesi için daha çok Ar-Ge yapılması ve gerek tıp camiasında, gerekse toplumda farkındalığın artırılması gerekmektedir.”

    Erken teşhisin önemi

    SANKO Üniversitesi Moleküler Tıp Anabilim Dalı ve Tıp Fakültesi Tıbbi Biyokimya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. İlker Saygılı ise nadir hastalıklar ile mücadele eden hastaların yaşam kalitelerinin hastalıklardan dolayı etkilendiğini belirtti. Nadir hastalıklarla etkin mücadelede erken teşhisin çok önemli olduğunu anlatan Prof. Dr. Saygılı, “Erken teşhis ile hastalıkların tespit edilmesi, hastalığın seyri açısından çok önemlidir. Bunun için de erken dönemde hastalığın tanısını en kısa sürede koyabilecek yüksek standartlarda ve tam donanıma sahip laboratuvarların kolay ulaşılabilir olması gerekir” uyarısını yaptı.

    SANKO Üniversitesi olarak nadir hastalıklarla mücadele konusunda üzerlerine düşen görevi yerine getirmek amacıyla yaptıkları çalışmaların devam ettiğini bildiren Prof. Dr. Saygılı, farkındalık oluşturmak amacıyla bu çalışmayı organize eden SANKO Üniversitesi Bilimsel Araştırma Topluluğuna teşekkür etti.