Etiket: Hastalıkları

  • Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Fatma Kutlusoy Güçlü Acıbadem Kayseri Hastanesi’nde

    Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Fatma Kutlusoy Güçlü, Acıbadem Kayseri Hastanesi’nde tam zamanlı hasta kabulüne başladı.

    Acıbadem Kayseri Hastanesi Kadın Doğum Bölümü ekibine katılan Dr. Fatma Kutlusoy Güçlü, 2009 yılından beri Kadın Hastalıkları ve doğum uzmanı olarak görev yapıyor. Dr. Fatma Kutlusoy Güçlü, 1977 Yozgat doğumlu. 2002 yılında Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun olduktan sonra 2004-2009 yılları arasında Gazi Üniversitesi, Tıp Fakültesi’nde uzmanlık eğitimini tamamladı. Birçok bilimsel çalışması olan Dr. Fatma Kutlusoy Güçlü, Acıbadem Kayseri Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü kadrosuna tam zamanlı olarak katılmasıyla ilgili olarak, “Görevime Acıbadem ailesinde devam edecek olmaktan mutluluk duyuyorum” açıklamasında bulundu.

  • Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Hülya Deveci:

    Türkiye’de yaklaşık 10 yıl sonra insanların yüzde 50’sinin gözlerinde miyopi gelişeceği öngörülürken, Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Hülya Deveci, “Türkiye’de her 2 kişiden 1’i gözlük takacak” dedi.

    Yurt dışında yapılan bilimsel araştırmalar sonucu Avrupa ve Amerika’da cep telefonu, tablet ve bilgisayar kullanımına bağlı olarak, uzağı görememe olarak tanımlanan miyopi hastalığının nüfusun yüzde 40’ından fazlasını etkilediği ortaya çıktı. Türkiye için de durumun aynı olduğu belirtilirken, yaklaşık 10 yıl sonra Türkiye’de yaşayan insanların yüzde 50’sinde miyopi gelişeceği öngörülüyor. Deveci, eskiden 9-10 yaşlarında başlaması beklenen miyopinin 5’li yaşlara kadar düştüğünü, yakın bir gelecekte her 2 kişiden 1’inin gözlük kullanacağını söyledi.

    İngiltere’deki Focus Kliniği’nde yapılan araştırmalar ve bilimsel çalışmalar miyopi hastalığının çok fazla arttığını gösterdi. Avrupa ve Amerika’da yakın bir geçmişte yüzde 20’ler seviyesinde olan miyopi oranı, günümüzde yüzde 40’ların üzerine çıkarak yüzde 50’ye yaklaştı.

    Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Hülya Deveci, eskiden 9-10 yaşlarında başlaması beklenen miyopinin 5-6’lı yaşlara kadar düştüğünü, 20’li yaşlarda duraklaması beklenirken de 40-50’li yaşlara kadar arttığının görüldüğünü söyledi. Avrupa ve Amerika’ya benzer bir durumun Türkiye’de de yaşandığını ifade eden Opr. Dr. Deveci, “Şu an günümüzde Türkiye’de yüzde 40’lar seviyesinde miyopi oranı var. Yaklaşık 10 yıl sonra bu oranın yüzde 50’ye çıkması bekleniyor. Bu da demek oluyor ki, çok yakında her 2 kişiden 1’i gözlük takmak zorunda kalacak” dedi.

    Uzak Doğu ülkelerinde göz yapılarından dolayı yüzde 90 seviyesinde miyopi olduğunu vurgulayan Opr. Dr. Hülya Deveci, bu durumun kalıtsal olduğunu ancak bir de çevresel etkenler olduğuna dikkat çekerek, “Bunlar içinde en önemli kısmı cep telefonları, bilgisayar ve tabletler. Uzun bir süre gözlerimizi bu teknolojik aletlere odakladığımızda bu sorun ortaya çıkıyor. Diğer etmenlerden biri de karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve strestir. Ayrıca çocukların gün ışığına maruz kalmamaları da önemli bir etken. Çalışmalar, cep telefonu, tablet, kitap ve bilgisayar gibi nesnelere 30 cm yakından bakmanın miyopiyi artırdığını söylüyor” ifadelerini kullandı.

    20’ye 20 kuralı

    Opr. Dr. Hülya Deveci, bu durumun önüne geçmek için, 3 yaşın altındaki çocuklara kesinlikle telefon ve tablet verilmemesi gerektiğini, daha büyük çocuklarda mesafenin uzatılmasının şart olduğunu ve günde 30 dakika ya da 1 saatten fazla bu aletlere maruz kalmalarının önüne geçmek gerektiğini ifade etti. Yetişkinlerin de dikkatli olması gerektiğini söyleyen Opr. Dr. Deveci, “20’ye 20 kuralı var. Bilgisayar kullanırken her 20 dakikada bir 20 saniye uzağa bakarak gözümüzü dinlendirmeliyiz. Böylece gözün yoğun kasılmasını engellemiş oluruz. Ayrıca çocuk ya da yetişkin televizyonla aramızdaki mesafenin en az 3 metre olmasına özen göstermeliyiz” diye konuştu.

  • Uzmanlarda sonbaharda cilt hastalıkları uyarısı

    Deri ve Zührevi Hastalıkları Uzmanı Dr. Ali Yaşar, mevsim değişikliklerinin cildi etkilediğini, bu ani değişimler karışsında cilt kanserine kadar gidilebileceği uyarısında bulundu.

    Cildiye Uzmanı Doktor Ali Yaşar, yaz boyunca güneş ışınlarının olumsuz etkileri yüzünden hasar gören cildin yenilenmek için bir fırsat olduğunu belirterek, mevsim değişikliklerinde cilt hastalıklarının arttığını söyledi. Cildin, mevsim geçişlerinde yaşanan ani sıcak-soğuk hava değişimleri karşısında savunmasız kaldığını belirten Yaşar, bu durumun cilt esnekliğini sağlayan kolajen yapının bozulmasına ve ciltte protein kayıplarına, hücre yenilemede düşüşe sebep olarak, ileriki safhalarda cilt kanseri oluşumuna da zemin hazırlayabileceğini söyledi. Yaz sonrası görülen sağlık sorunlarının başında cilt problemlerinin geldiğini söyleyen Doktor Yaşar, “Güneş ışınları yüzünden oluşan cilt kırışıklığı-kuruluğu, güneş lekeleri, çillenme, cilt yapısında kalınlaşma, sivilceleşme, cilt sarkması ve kılcal damarların belirginleşmesi gibi rahatsızlıklar birçok kişinin ortak problemidir. Ancak cilt hasarı doğru analiz edildiğinde bu tarz sorunlardan kurtulmak mümkündür” diye konuştu.

    Cildin nem dengesini sağlayan temel faktörün su olduğunu aktaran Yaşar, günde en az iki litre su içilmesi gerektiğini belirtti. Yaşar sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Suyun derideki oranı yüzde 10’un üzerinde olmalıdır. Ciltteki suyun azalması, egzama, pullanma, bazı deri hastalıkları ve enfeksiyonlara da zemin hazırlar. Bu sebeple günlük sıvı ihtiyacının mutlaka karşılanması gerekir. Asitli içecekler, alkol, çay-kahve ve sigara kullanımı sınırlandırılmalı, her gün yaklaşık 2 litre su içilmelidir. Su tüketiminin haricinde bitkisel çaylar, doğal meyve suları ve süt de tüketilebilir.”

  • Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr.Melike Özge Çiçek Özek:

    Koru Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr.Melike Özge Çiçek Özek hamilelik ve sonrası dönemde idrar kaçırma sorunu hakkında bilgi verdi.

    Hamilelik sırasında idrar kaçırma probleminin oldukça yaygın rastlanan bir durum olduğunu belirten Op. Dr.Melike Özge Çiçek Özek, “Hamilelikte sık idrara çıkma hemen her zaman görülen bir durumdur ve normal bir durum olarak kabul edilir; bu duruma bazen idrar kaçırma eşlik edebilir. Bazı hamilelerde ara sıra ve az miktarda idrar kaçırma olurken bazı hamilelerde daha ciddi boyutlarda olabilmektedir. İdrar kaçırma şikayetine gebeliğin ilk 3 ayında nadiren rastlanır, 4. aydan sonra artmaya başlar, gebeliğin son aylarında da yaygındır” dedi.

    Bütün hamilelerin yaklaşık yüzde 50’sinin idrar kaçırma durumu ile karşı karşıya kaldığını ifade eden Koru Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr.Melike Özge Çiçek Özek, genellikle doğumdan sonra lohusalık döneminde idrar kaçırma problemi kendiliğinden ortadan kalktığını ancak nadiren devam edebildiğini söyledi.

    Doğumdan sonraki aylarda aşırı çay içmek, kahve tüketimi, kolalı içecekler ve alkol tüketiminin mesane kontrolünü azalttığını; bu tür içeceklerden kaçınmanınsa idrar kontrolünü kolaylaştırdığını vurgulayan Koru Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr.Melike Özge Çiçek Özek, “Bu tür çalışmalarda stres inkontinansın doğum eylemi sırasında pelvik taban doku ve kaslarında meydana gelen hasara bağlı geliştiği vurgulanmıştır. Bu önlemlere rağmen geçmeyen idrar kaçırma mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir” diye konuştu.

    Op. Dr.Melike Özge Çiçek Özek, “Üriner inkontinans sorununun tedavi yaklaşımında jinekoloji, üroloji, nöroloji, fizik tedavi, psikiyatri uzmanları ve sosyal danışmanların birlikte çalışmaları ile kişiye en uygun tedavi metodu saptanabilir.İdrar kaçırma problemi olan anne adaylarına muhakkak idrar kültürü ve antibiyogram yapılmalıdır. Bu işlemler idrar yolu enfeksiyonun mevcut olup olmadığının fark edilmesini sağlar. Eğer enfeksiyon var ise tedavisi gerçekleştirilmelidir. Gebelik sırasında bazı fizyolojik değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler sebebi ile doğum sonrası 6 hafta geçinceye dek diğer ürolojik tetkiklerin yapılması ertelenebilir.İdrar kaçırma şikayetlerinin giderilmesinde cerrahi olmayan medikal ilaç tedavileri yanı sıra uygulanan bir takım cerrahi ameliyatlar bulunmaktadır.” Diyerek tedavi yöntemlerini anlattı.

    Doğumdan sonra idrar kaçırma durumunun yüzde 20-30 oranında görüldüğünü söyleyen Op. Dr.Melike Özge Çiçek Özek, normal doğum sonrasında idrar kaçırmanın sezaryen doğumlara göre biraz daha fazla olduğunu, doğum eylemi sırasında pelvis taban ve kaslarında hasar meydana geldiğini ve bunun sonucunda idrar tutamama gibi sorunlar çıkabildiğini ifade etti.

    Op. Dr. Melike Özge Çiçek Özek sözlerini şöyle sürdürdü; “Ayrıca spinal,epidural anestezi alımı sonrası da idrar kaçırma şikayeti görülebilir. Kegel egzersizi adı verilen çok basit olan egzersizleri gebeliğin 16.haftasından sonra yapmaya başlamak ve doğum sonrası dönemde de düzenli bir şekilde devam ettirmek bu sorunların tedavisinde etkilidir.”

  • Dar kanal, damar hastalıkları ile karışabiliyor

    Çoğu zaman yaşlanmaya bağlı olarak omurganın yıpranması ile ortaya çıkan “Dar Kanal” rahatsızlığının çeşitli sebeplerden dolayı erken yaşlarda da görülebileceğini ifade eden Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Alper Kaya, bu rahatsızlığın damar hastalıkları ile karışabildiğini söyledi.

    Kaya, ”Dar kanal omurgamızdaki yıpranma nedeniyle oluşur. Dolayısıyla yaşlanma en önemli nedenidir. Ancak bazen genetik faktörlere, yüksek glisemik diyet ya da aşırı karbonhidratlı diyet gibi beslenme şekillerine, sigara ve alkol gibi alışkanlıklara bağlı olarak erken yaşlarda görülebiliyor. Erken yaşlarda görülmesinin bir diğer önemli nedeni de yaşam tarzımızdaki çevresel faktörler. Rutubetli ortam, ağır işlerde çalışma bunların başlıcalarıdır. Yıpranma sonucu omurgadaki diskler bozulmaya, kemik dokuda çıkıntılar oluşmaya, bağ dokusunda kalınlaşmalar ve yırtılmalar oluşmaya başlayarak içerisinden geçen omurilik kanalını daraltıp omuriliği sıkıştırmaya başlar” dedi.

    Dar Kanal rahatsızlığının felç riski taşıdığına değinen Prof. Dr. Alper Kaya, ”Dar kanal belirtilerini 2 grupta değerlendirmek gerekir. Boyun bölgesinde olan dar kanalın (servikal spinal stenoz) belirtileri ve bel bölgesinde olan dar kanalın (lomber spinal stenoz) belirtileri olmak üzere. Boyun bölgesinde; boyunda ağrı, tek ya da her iki kolda şiddetli ağrı, güçsüzlük, uyuşukluk şikayetleri olur. Tedavi edilmediğinde şikayetler artarak kollarda felce kadar gidebilen ciddi sorunlar ortaya çıkar. Bel bölgesi ise; bel ağrısı, tek ya da her iki bacakta ağrı, uyuşukluk ve güçsüzlük şikayetleri ile başlar. Daha ilerleyen dönemlerde yürümekle artan şiddetli bacak ağrısı, yürüme mesafesinin giderek kısalması ve oturup dinlenme ihtiyacı ile en sonunda bacakların tam felcine kadar gidebilen durumlar söz konusu olabilir.”şeklinde konuştu. Dar Kanal muayenesi ve tanısına da değinen Prof. Dr. Alper Kaya,”Dar kanal tanısı muayene bilgilerine ek olarak omurga ve omuriliğe yönelik yapılan MR ve tomografi görüntülemeler ile konulur. Aynı zamanda kollara ve bacaklara yapılan EMG testleri de tanıda yardımcı yöntemler olarak kullanılabilir. Özellikle kollara ya da bacaklara giden atar damar hastalıkları benzer şikayetler yaptığı için karışabilir. Ancak kolların ya da bacakların atar damarları doppler ultrasonografi ile incelenerek ayırım kolaylıkla yapılabilir” ifadelerini kullandı.

    Önce egzersiz ve fizik tedavi, olmuyorsa ameliyat

    Dar kanal rahatsızlığında tedavi sürecinde dikkat edilmesi gerekenlere değinen Prof. Kaya, ”Bu hastalığın basit formlarında ve başlangıçta ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlar, egzersizler, fizik tedavi gibi yöntemlerle tedavisi yapılır. İlerleyen dönemlerde bu tür tedavilerden fayda görmeyen ve muayenede fonksiyon kaybı gözlenen hastalarda ameliyatla tedavi yöntemleri devreye girer. Ameliyatta en son varılan tedavi yöntemi sorun hangi bölgedeyse boyunda ya da belde mikroskop altında omurilik kanalının tam olarak rahatlatılması işlemi yapılır. Bu işlemi takiben eğer hekim gerekli görürse sorunun bulunduğu boyun ya da bel bölgesinde titanyum vidalar ile (halk arasında platin diye bilinir) omurgayı destekleyici sabitleme işlemi yapılarak ameliyat bitirilir. Bu ameliyat eğer doğru hastada, tecrübeli bir cerrah tarafından yapılırsa yüz güldürücü sonuçlar verip bir daha nüks etmesini engelleyebillir. Ameliyat olan yerden tekrarlama olasılığı yoktur, ancak çok nadiren uzun dönemde, ameliyat bölgesine komşu omurga aralığından yeni daralmalar gözlenebilir ve bu bölgenin de yeniden ameliyat edilerek sisteme dahil edilmesi gerekebilir. Ameliyat sonrası kilo almamak, çok ağır yükler altına girmemek ve egzersizleri yapmak dikkat edilmesi gereken en önemli hususlardır” dedi.