Etiket: Hastalıkları

  • 6. Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu düzenlendi

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı ev sahipliğinde Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği’nin bilimsel katkıları ile birinci basamak hekimlere ve çocuk hekimlerine yönelik “6. Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu” düzenlendi.

    SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Toplantı Salonu’nda gerçekleşen ve sunuculuğunu SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi dördüncü sınıf öğrencisi Cansu Türkmen’in yaptığı sempozyumun açılışında konuşan Rektör Prof. Dr. Güner Dağlı, “Üniversitelerin birinci görevi öğrenci yetiştirmek ve öğrenciye o bilgiyi nasıl kullanacağını öğretmek olduğu kadar, aynı zamanda çatısı altında bilgi de üretmektir” dedi.

    Prof. Dr. Dağlı, üniversitelerin önemli olan bir başka görevinin ise bölgesindeki bilim insanlarıyla bu bilgileri paylaşmak olduğunu ve SANKO Üniversitesi olarak bu bilgilerin dağıtımına yardımcı olmaya ve aracılık etmeye çalıştıklarını söyledi.

    Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde akraba evliliklerinin fazla olduğunu anımsatan Prof. Dr. Dağlı, şöyle devam etti:

    “Genetik yapı yıllar içinde çok fazla değişikliğe uğrasa da pek çok genetik hastalıkların hem tanısındaki değişikliklerden, hem sosyo-ekonomik koşullardan dolayı maalesef tanıda gecikmeler yaşanabilmekte. Bu nedenle de genetik hastalıklar üzerine bu bölgede durulması ve hassasiyetle çalışılması gereken bir konu. Genetik hastalıkların ilerleyen yaşlarda tanısının konmasıyla maalesef zaman kaybı çok fazla olmakta, tedavi şansı azalmakta. Erken dönemde tanı konmasıyla pek çok genetik hastalığa müdahale etmek mümkün. İşte bugün bunları tartışacağız. Üniversite olarak biz de bu konuda gereken çalışmaları başlattık. Kalkınma Bakanlığımıza güzel bir proje sunduk. Bakanlığımızdan çok büyük bir destek bekliyoruz. Eğer bunu alabilirsek yeni kampüsümüzde çok daha güzel ve bölgesel genetik tanı laboratuvarı oluşturabileceğimizi tahmin ediyorum.”

    Prof. Dr. Salih Murat Akkın

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Salih Murat Akkın ise “Fakültemiz 5. yılında. 4 yıl önce tıp yolunda mezuniyet öncesi eğitim yolculuğuna başladı. İlk yıldan beri tıp fakültesi çerçevesinde de bilimsel etkinlikleri gerçekleştirmek üzere önemli çalışmalar yaptık ve yıllar geçtikçe bu arttı” diye konuştu. Bugünkü toplantının, bu ay içerisinde düzenledikleri 4 önemli bilimsel kongreden birisi olduğunu, ancak birkaç yönüyle çok farklı özellik ve önem taşıdığını anlatan Prof. Dr. Akkın, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Birincisi, toplantının konusu bölgeye de özgü önemli sağlık sorunları grubu içinde yer alıyor. İkincisi, mezuniyet sonrası eğitim çerçevesinde özellikle birinci basamak hekimlerine yönelik çok önemli bir eğitim programı. Bir diğer önemli unsur da, bu sempozyumda öğrencilerimizin stajyer doktor kimliğiyle de aramızda bulunmasıdır. Bilimsel açıdan yararlı verimli bir sempozyum olmasını diliyorum.”

    Prof. Dr. Ergül Tunçbilek

    Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Ergül Tunçbilek de Birinci Basamak Hekimleri için Çocuk Genetik Hastalıkları Sempozyumu’nun altıncısını Gaziantep’te yaptıklarına dikkat çekti. Toplantıların amacının özellikle birinci basamakta çalışan hekimler ile çocuk hekimlerine hem bu konudaki önemli bazı temel konuları hatırlatmak, hem de genetik teknolojideki son gelişmelerin ışığında, hangi seviyedeki genetik bozukluklar tanımlanabiliyor, bu hastalıkları doğumdan önce ve sonra tanımlayabilmek için hangi laboratuvar testlerinin kullanılması gerektiği sorularına yanıt vermeye çalışmak olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Tunçbilek, “Genetik hastalıkların tanımlanması çok önemli. Çünkü bu hastalıklardan korunmak ve tekrarlanmasını önlemek için, önce akla getirmek sonra da uygun teknolojiyi kullanmak çok önemlidir” ifadelerine yer verdi.

    “İl Sağlık Müdürlüğü’nün de katılımları ile yapılan bu toplantılarda varsa o ile özgü genetik hastalıklar tartışıldığı gibi özel bazı genetik hastalıklar da gözden geçirilmektedir” diyen Prof. Dr. Tunçbilek, şu bilgileri paylaştı:

    “Bu toplantımızda da ’Ailevi Akdeniz Ateşi’ ve ’Kistik Fibrosis’ konuları iki ayrı oturumda tartışılacaktır. Akraba evliliğinin görülme sıklığının arttırdığı bu hastalıklar tartışılırken şüphesiz bölgenin önemli bir sorunu olan akraba evliliklerinin riskleri de ele alınacaktır. Çocuk Genetik Hastalıkları Derneği ve SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nın birlikte gerçekleştirecekleri toplantımızda, katılan hekim arkadaşlarımızın soru ve yorumları ile canlı bir tartışma ortamı yakalayacağımızı ve diğer toplantılarda olduğu gibi olumlu görüşler alacağımızı düşünüyorum.”

    Prof. Dr. Fadıl Vardar

    SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fadıl Vardar ise konuşmasına SANKO Üniversitesi’nin bilimsel aktivitelerle eğitime desteklerine katkıda bulunmasından duyduğu mutluluğu dile getirerek başladı. “Bölgemizde sık karşılaşılan bazı önemli çocuk hastalıklarında görülen problemlere klinik değerlendirme ve çözümünde genetik açıdan yaklaşımda büyük zorluklarla karşılaşmaktayız” diyen Prof. Dr. Vardar, özetle şunları kaydetti:

    “Genetik hastalıkların büyük bir bölümü çocukluk çağında karşımıza çıkmaktadır. Hatta tüm hastalıkların, buna enfeksiyon hastalıkları da dahil, hepsinin genetik yatkınlığının olduğu söylenebilir. Bilişim ve biyomedikal gelişmelerin hızla ilerlediği günümüzde, tüm bilim dallarının multidisipliner çalışma içinde olması gerekir. “Bu bağlamda, hastalarımızda klinik genetik yaklaşımlarımıza ışık tutacak hocalarımızın bilgi ve deneyimlerinden yararlanma şansına sahip oluyoruz. Konuşmacıların değerli sunumları ile çocuk genetik hastalıkları başta olmak üzere, pediatrinin diğer bilim dalları, birinci basamak sağlık hizmeti veren tüm hekimlerin ve öğrencilerimizin de izleyerek faydalanacakları bilimsel bir şölen şeklinde geçmesini dilerim.”

    Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Serdar Tolay, İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Serdar Sarıfakı, SANKO Üniversitesi Genel Sekreteri Dr. Yusuf Ziya Yıldırım, Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanı Dr. Mehmet Emin İnce ve Başkan Yardımcısı Uzm. Dr. Burcu Gürsoy ile çok sayıda akademisyen, hekim ve öğrenci katıldığı sempozyumun açılış konuşmalarının ardından bilimsel kısmına geçildi.

  • Vatandaşlar ishal hastalıkları konusunda bilgilendirildi

    Hakkari İl Sağlık Müdürlüğü sağlık için yaşam aracında vatandaşlar ishalli hastalıklardan korunma yolları hakkında bilgilendirildi.

    İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Halk Sağlığı Başkanlığı ve Hakkari Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğüne Bağlı Gıda Kontrol Birimi çalışanları, İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı ’Sağlık için yaşam’ aracı ile stant açarak, ishalli hastalıklardan korunma yollarını içeren broşürler dağıtarak vatandaşlara yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapıldı. Vatandaşlara içeriğinde “İshalli hastalıklar, bulaşma yolu, belirtiler, tedavi, su güvenliği, korunma ve gıda güvenliği” yazılar bulunan broşürler dağıtıldı.

  • İç Hastalıkları Kongresi’nde “Grip soğuk algınlığı değildir, şakaya gelmez” mesajı

    20. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’nde konuşan Prof. Dr. Serhat Ünal, gribin şakaya gelmeyeceğini belirterek, “Ülkede anlamadığım şeyler oluyor. Fol yok, yumurta yok ‘grip aşısı zararlıdır’ diyorlar. Bazı isimleri belli doktor arkadaşlarımız çıkıp ‘aşıya ne gerek var?’ diyor. ‘Şunu karıştırın için’ gibi bilimsel bazı olmayan şeyler söylüyor. Tıbbın yolu bellidir” dedi. Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler ise karbonmonoksit zehirlenmelerinde elektrik düğmelerinden uzak durulması gerektiğini belirterek, o anda camların açılması gerektiğini söyledi.

    20. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi, Belek’te bir otelde yapıldı. Kongreye konuşmacı olarak Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Güler, Türk İç Hastalıkları Uzmanlık Derneği Genel Sekreteri ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD. Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Ertenli, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD. Romatoloji BD Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sedat Kiraz, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastanesi ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Ünal, Başkent Üniversitesi Gastroenteroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Birol Özer, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tufan Tükek, Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Özil katıldı. Kongrede ‘Karbonmonoksit zehirlenmeleri’, ‘Grip’, ‘Uzun süreli eklem ağrıları artrit habercisi’, ‘Bel ağrıları’, ‘Gebelik ve romatizmal hastalıklar’, ‘Diyabet tedavisi ve sorunlar’, ‘Akut pankreatit’ ve ‘Hipertansiyon alanında gelişmeler’ konu başlıkları ele alındı.

    Karbonmonoksitin renksiz, tatsız, kokusuz, yanıcı zehirli bir gaz olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kerim Güler, “Vücuda solunum yolu ile girer ve doğrudan kana geçerek oksijen alımını engeller, zehirlenme ve ölüme neden olur. Karbonmonoksit zehirlenmeleri sıklıkla kapalı ortamlarda açık ocaklar, bacası çekmeyen soba, şofben, bacasız gaz sobalarında yakıtın iyi yanmaması nedeniyle meydana gelir” dedi.

    “Halkın bilinçlenmesi zehirlenmeleri azaltacaktır”

    Karbonmonoksit zehirlenmelerinin kısa süre içerisinde tıbbi müdahale yapılmazsa ölümle sonuçlandığını belirten Güler, bir karbon ve bir oksijen atomundan oluşan, zehirli bir gaz olan karbonmonoksitin (CO) doğalgaz, tüp gazı, gaz yağı, benzin, kömür ve odun gibi yakıtların yanması ya da tam olarak yanmaması sonucu oluştuğunu kaydetti. Gazın kendisinin havadan hafif, kokusuz, tatsız, renksiz olması ve tahriş edici olmaması nedeniyle fark edilmediğinden “sessiz katil veya sinsi düşman” denildiğini dile getiren Güler, şöyle konuştu:

    “Yapısında karbon içeren yakıtların havalandırması az olan yerlerde yanmasıyla, maden ocaklarında, garaj veya benzeri yerlerde egzoz dumanına bağlı olarak, tüp gaz ve şofben kullanılan yerlerde, lodos rüzgarları zamanında sobadan çıkan dumanlarla, yangınlarda diğer toksik gazlarla birlikte karbonmonoksit zehirlenmesi çok sık görülür. İlkyardım yapacak kişinin öncelikle kendisini de karbonmonoksit dumanından koruması gerekir. Camlar açılmalı ya da kırılmalı, elektrik düğmelerinden kesinlikle uzak durulmalı ve zehirlenen kişi o ortamdan hızla uzaklaştırılarak açık havaya çıkarılmalıdır. Açık havaya çıkıldığında ya da tehlikeden uzaklaşıldığında, ağız ve burun temizlenmeli, zehirlenen kişinin nefes alıp vermesi durmuşsa, suni solunuma başlanmalıdır. Halkın bilinçlenmesi zehirlenmeleri azaltacaktır.”

    “Tıbbın yolu bellidir”

    Prof. Dr. Serhat Ünal ise grip hastalığıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Gribin ciddi bir solunum yolu enfeksiyonu olduğunu kaydeden Ünal, gribin şakaya gelmeyeceğini söyledi. Sağlıklı yaşam kurallarına uymamız gerektiğine dikkat çeken Ünal, “Sigara, alkol, hareketsiz yaşamdan uzak durun. Sık sık ellerinizi yıkayın. Uykunuzu düzenli alın. Ama bunlar yetmiyor. Daha etkin yöntem grip aşısı. Ülkede anlamadığım şeyler oluyor. Fol yok, yumurta yok ‘grip aşısı zararlıdır’ diyorlar. Bazı isimleri belli doktor arkadaşlarımız çıkıp ‘aşıya ne gerek var?’ diyor. ‘Şunu karıştırın için’ gibi bilimsel bazı olmayan şeyler söylüyor. Tıbbın yolu bellidir” şeklinde konuştu.

    “İnfluenza aşısının koruyuculuğunu tartışıyorlar ama dünya artık tartışmıyor”

    Korunma kısmında mutlaka İnfluenza aşısının yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ünal sözlerine şöyle devam etti:

    “Zaman zaman televizyonda görüyoruz, influenza aşısının koruyuculuğunu tartışıyorlar ama dünya artık tartışmıyor. ‘İnfluenza aşısının etkinliği düşüktür’ dedikleri, birincil koruma etkinliği zaman zaman suşların uygunsuzluğundan dolayı yüzde 30-40’lara düşük zamanlar olsa bile, o yıllarda ikincil koruma yani aşı yapılmış-yapılmamış kişiler arasında her türlü hastalıktan ölüm, her türlü hastalıktan hastaneye yatış farkına bakıldığında; hastaneye yatışlarda yüzde 50-60, mortaliteden yüzde 80’e kadar çıkan bir fark var. Bu yüzden belli indikasyonlarda; -belli indiksiyonlarda derken, ABD bu indikasyonları da kaldırdı- 6 aydan büyük herkesi aşılıyor. Yılda 250-260 milyon doz aşı yapıyorlar. Bizdeki durumsa, o kadar aşımız yok. Belli indikasyonlar var; 65 yaş üstü mutlaka yapılmalı. Ayrıca diyabet, KOAH, sol kalp yetmezliği, kronik karaciğer yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, immünsüpresif hastalar, streoid kullananlar, kanser tedavisi görenler, HIV pozitif hastalar. iki tane önemli grup; gebeler ve ekzojen obezitesi olanlar mutlaka bu mevsimde influenza aşısıyla aşılanmak durumundadır.”

    “Kalıcı şekil bozukluklarına neden oluyor”

    Bel ağrılarının bir kısmının ciddi nedenlere karşılarına çıktığını ifade eden Prof. Dr. Sedat Kiraz, bel ağrısının en sık karşılaşan ağrı nedenlerinin başında geldiğini dile getirdi. Erişkinlerin yüzde 80’inin yaşamlarının bir döneminde en az bir kez bel bölgesinde ağrıdan yakındığını vurgulayan Kiraz şöyle konuştu:

    “Bu hastalığı tedavi edemezsek kalıcı şekil bozukluklarına neden oluyor. Bu bel ağrısının kendine has özellikleri var. 2000’li yıllardan sonra romatizmada çığır açıldı. İnsanlar iyi olunca doğum yapmak istiyorlar. Günlük yaşama normal devam etmek istiyorlar. Romatizmal hastalıklarda gebelik sorun yaşatabiliyor. Bir diğer gebelikle ilgili sorun yaşadığımız, ilaçların bir kısmı gebelikte kullanıldığında çocukta anormalliklere neden olabiliyor. Hekim kontrolünde hamile kalmaları ve hamile kaldıktan sonra gerekli tedavilerin yapılması gerekiyor.”

    “Birbirine sürtünmesini engeller”

    Artrit hastalığıyla ilgili bilgiler veren Prof. Dr. İhsan Ertenli, 12 Ekim Dünya Artrit Günü olarak anıldığını söyledi. Artritin eklem ağrısı olduğuna dikkat çeken Ertenli, “Hastalıkların zamanında teşhisi çok önemli. Hastaların hekime başvurmasını arttırmak gerekiyor. Eklem, kemiklerimizin birleştiği, çoğu oynar bölgelere verilen isimdir. Bazı eklemlerimiz çok hareketlidir (örnek; dirsek, diz, parmak, ayak bileği eklemleri); bazı eklemlerimiz ise, sadece kemiklerin birleşmesini sağlar (kafatasımızdaki eklemler). Omurgamızda da boyun ve belimizi hareket ettirmemizi sağlayan eklemler vardır. Eklemlerde bulunan kıkırdak dokusu kemiklerin birbirine sürtünmesini engeller” diye konuştu.

    Uzun süren artritlerin eklemlerde şekil bozukluğuna ve eklemin hiç hareket edememesine yol açabileceğini dile getiren Ertenli şu ifadeleri kaydetti:

    “Halsizlik ve yorgunluk, artritli hastalarda diğer belirtilere sıklıkla eşlik eder. Eklemlerin yapısının, özellikle kıkırdağın bozulması (dejenerasyon) ile seyreden ve halk arasında kireçlenme olarak da adlandırılan osteoartrit (artroz) en sık görülen eklem hastalığıdır. En çok diz ve kalça eklemlerini etkiler, çok sayıda eklemi tutması nadirdir. Genellikle elli yaşından sonra görülür. Bu hastalıkta ağrı genellikle hareket sonrasında ortaya çıkar, sabah yoktur. Eklemlerde bulunan zarın (sinovya) ve daha sonra eklemin iltihaplanmasının ön planda görüldüğü romatoid artrit, yıllar içinde eklemlerin tahrip olmasına yol açabilen, sık görülen, müzmin bir hastalıktır. Çok sayıda eklemde iltihap görülür. Tüm vücudu etkileyen (sistemik) ve iç organları da tutabilen bir hastalıktır. Erken tanı konulması ve uzun süre ilaçlarla tedavi edilmesi gerekmektedir.”

    “Maliyetlerin artması kaçınılmazdır”

    Ülkemizde diyabet tedavisiyle ilgili kısıtlıklar olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Tufan Tüfek, konuyla ilgili çeşitli bilgilendirmelerde bulundu. Türkiye’de 14 milyon diyabetli hasta olduğunun tahmin edildiğini söyleyen Tüfek, “Hal böyleyken diyabet tedavisinde şu ana kadar yapılan tedavilerle başarı oranlarımız, hastalığı kontrol altına alma oranlarımız maalesef çok iyi değildir. 1/3 hastada ancak hedef kan değerlerini yakalayabilmekteyiz. İç hastalıkları uzmanları bu hastalıkla mücadelede en ön sırada yer almaktadır. Hastalıkla ve onun komplikasyonları ile mücadelede önemli bir görev üstlenmiştir. Ancak ne yazık ki ülkemizde komplikasyonlar nedeni ile milyarlarca para kaybedilmesine ve tedavide başarılı olamamasına rağmen SGK yeni çıkan ve dünyada kılavuzlarda en ön sıralarda yer alan ilaçları ve insülinleri iç hastalıkları uzmanlarının yazmasını yasaklamıştır. Geri ödemeden çıkarmıştır. Bu anlamsız ve bilimsel olmayan yasak nedeniyle birçok hasta yeni çıkan diyabet ilaçlarından mahrum kalmıştır. Bu durum hastalıkla mücadelede önemli bir sıkıntı yaşamıştır. Bu tutum nedeniyle 5-10 sene sonra diyabete bağlı komplikasyonların ve dolayısı ile maliyetlerin artması kaçınılmazdır” dedi.

    “Bir diğer sebebi ise ilaçlar”

    Prof. Dr. Birol Özer ise akut pankreatit hastalığıyla ilgili bilgilendirmelerde bulundu. Özer, “Kişide safra taşı varsa veya alkol kullanıyorsa bu hastalarda pankreatitle karşılaşıyoruz. Bu rahatsızlığın yüzde 80’i damardan sıvı tedavisiyle düzeltilebiliyor. Bir diğer sebebi ise ilaçlar. Birçok ilaç pankreatit sebebi. Biz hekimler hatalar böyle bir tabloyla karşılaştığımızda ilaçları mutlaka sorguluyoruz. Obez kişiler, obez olmayan kişilere göre pankreatit olma oranı 2 ila 3 kat arasında değişiyor” ifadelerini kullandı.

    “12-8 düzeylerine indirin”

    Prof. Dr. Bülent Özin ise hipertansiyonun tehlikeli ve korkutucu bir rahatsızlık olduğuna dikkat çekti. Türkiye’de hipertansiyonun farkındalığının düşük olduğunu belirten Özin, “Birçok hasta kan basıncının yüksek olduğunu bilmiyor. Farkında olanların çoğu tedavi olmuyor. Birçok hasta, ‘Benim tansiyonum zaten böyle’ diyerek tedavi almıyor. Dünyadaki en yaygın en korkunç hastalıktır. Sinsi, hiçbir şikayet vermez. Beklenmedik ölümlere neden olur. Kan basıncını 14 seviyesinde tutmak iyi değil. Kalp hastalığınız varsa tansiyonunuzu 12ye indirin. 12-8 düzeylerine indirin. O düzeylerde tutun” şeklinde konuştu.

  • Besni Devlet Hastanesine çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı atandı

    Türkiye’nin 18. Anne Dostu Hastanesi ve HIMSS Dijital Hastane Seviye 6 olma başarısını gösteren Adıyaman’ın Besni Devlet Hastanesi, uzman doktor alanını genişletmeye devam ediyor.

    Her geçen gün hizmet kalitesini daha da yükselten Besni Devlet Hastanesine Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Baran Yayla atandı. Yayla’nın hastaneye atanmasıyla hastanede uzman doktor sayısı 24’e ulaştı.

  • Doç. Dr. Erhan Özyol SANKO Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniğinde göreve başladı

    SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nde Doç. Dr. Erhan Özyol hasta kabulüne başladı.

    2018 yılı Mayıs Ayı itibariyle ile SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda öğretim üyesi olarak göreve başlayan Doç. Dr. Özyol, Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nde hasta kabulüne başladı. Doç. Dr. Özyol’un ulusal ve uluslararası indeksli oftalmoloji dergilerinde yayınlanmış çok sayıda makalesi, oftalmoloji kitap bölüm yazarlığı, ulusal ve uluslararası oftalmoloji kongrelerinde sunulmuş çok sayıda bildirisi bulunuyor.

    Ayrıca ulusal ve uluslararası oftalmoloji dergilerinde danışman ve konsültan editör olarak da görev yapmaktadır. Türk Oftalmoloji Derneği, TOD Katarakt ve Refraktif Cerrahi Birimi, Avrupa Katarakt ve Refraktif Cerrahi Derneği üyelikleri bulunan Doç. Dr. Özyol’un temel ilgi alanları vitreoretinal cerrahi, katarakt cerrahisi ve glokomdur.

    Malatya 1978 doğumlu olan Doç. Dr. Özyol, 1995-2002 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde tıp eğitimini, 2003-2008 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Göz Hastalıkları ihtisasını tamamladı. Askerlik hizmeti ve mecburi hizmetisonrası Muğla Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nde görev aldı.

    2013 yılında Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Retina Kliniği’nde Vitreoretinal Cerrahi eğitimi, 2016 yılında Dr.Agarwal’sEyeHospital, Chennai, Hindistan’da Vitreoretinal Cerrahi ve Glued IOL Cerrahisi eğitimi aldı.

    2017 yılında “Doçentlik” unvanını, 2018 yılında ise Paris/Fransa’da düzenlenen “European Board of Ophthalmology” sınavında başarılı olarak “FEBO” unvanını kazandı.

    Göz Hastalıkları Kliniği Katarakt Cerrahisi Ve Refraktif Katarakt Cerrahisi

    SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi’nde kısa sürede, ağrı duymadan ileri bir teknik olan FAKO yöntemiyle katarakt ameliyatı yapılmakta, katlanabilen göz içi merceği yerleştirilerek net görme sağlanmaktadır. Uzak ve yakın görme için ya da astigmatizmanın giderilmesine yönelik çok odaklı ve/veya astigmatik Premium Lens uygulanması yapılmaktadır Bunun yanı sıra yüksek miyopi durumlarında saydam mercek değişimi ya da göz içi mercek yerleştirilmesi gibi cerrahiler uygulanarak lazerle düzeltilemeyecek kadar yüksek bozukluklar düzeltilebilmektedir.