Etiket: Hastalıkları

  • Bakırköy Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde Yangın Paniği

    Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde trafoda çıkan yangın paniğe neden oldu. Trafo merkezinde çıkan yangın nedeniyle hastanenin acil servisi dumanla kaplanırken, hastalar çevredeki hastanelere sevk edildi.

    Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde saat 01.30 sıralarında Trafo merkezinde henüz belirlenemeyen bir nedenden dolayı yangın çıktı. Görevlilerin ihbarı üzerine olay yerine itfaiye ekipleri sevk edildi. Trafo merkezinde çıkan yangın nedeniyle Nöroloji Acil Servisi duman altında kaldı. Acil servisi kaplayan duman nedeniyle hastalar zor anlar yaşadı. Duman nedeniyle etkilenen hastalar ambulanslar yardımıyla çevredeki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.

    Trafo merkezinde çıkan yangını olay yerine gelen itfaiye ekipleri söndürerek kontrol altına aldı. Yangının kontrol altına alınmasının ardından duman tahliyesi yapıldı. Polis ekipleri olayla ilgili soruşturma başlatırken yangının çıkış nedeni araştırılıyor.

  • (Özel Haber) Göz Hastalıkları Uzmanından “Yağan Kara Uzun Süre Bakmayın” Uyarısı

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Afsun Şahin, kış aylarında daha çok rastlanan ultraviyole ışığının maruz kalma ve göz kuruluğu rahatsızlığı ile ilgili uyarı ve tavsiyelerde bulundu.

    Doç. Dr. Şahin, kışın sık rastlanan göz hastalıklarını iki madde olarak sıraladı. Şahin, “Birincisi, kış aylarında hepimiz ısınabilmek için kaloriferli veya klimalı ortamlarda bulunuyoruz. Tabi bu ortamlarda nem azaldığı için göz kuruluğuna davetiye çıkartıyoruz. Zaten ortam nemiyle direk ilişkili olan bir hastalık. Eğer mevcutta göz kuruluğu bir hastalığımız varsa kapalı ortamlarda uzun süre bulunduğumuz için bu da kış aylarında artış gösteriyor. İkinci sebebi de kar yağışı diyebiliriz. Kar örtüsü altında uzun süre doğada kaldığımızda ve çıplak gözle baktığımızda kar körlüğü dediğimiz sarı nokta harabiyetine neden olabiliriz. Bu konuda da vatandaşlarımızın bilinçli olması gerekiyor” dedi.

    “ULTRAVİYOLE KORUMALI GÜNEŞ GÖZLÜKLERİ HASTALIKTAN ÇOK RAHATLIKLA KORUYACAKTIR”

    “Kar örtüsünden dolayı havadaki ultraviyole ışını artıyor” diyen Şahin, “Böylelikle göz de çok fazla ultraviyole ışınına maruz kalıyor. Ultraviyole ışını da gözün kırıcı ortamları vesilesiyle sarı noktada toplandığı için orada hücresel boyutta bazı değişikliklere sebep oluyor. Bu da kırık görme, baktığınız yerin ortasını görememe, şekillerde bozukluk gibi şikayetlerle kendisini belli edebiliyor. Bunların aslında önlemi çok basit. Yapılması gereken tek şey var, ultraviyole korumalı güneş gözlüğü kullanmaktır. Yani ultraviyole ışınını yüzde 99’a kadar filtre eden güneş gözlükleri mevcut. Vatandaşların bu gözlüklerden takmaları kendilerini bu hastalıktan çok rahatlıkla koruyacaktır” ifadelerini kullandı.

    GÖZLERİNİZİ İSTEMLİ KIRPIN

    Doç. Dr. Şahin, iç ortamlarda rastlanan göz kuruluğuna ilişkin ise şu tavsiyelerde bulundu:

    “İç ortamlar da ise, göz kurumasının engellenmesi için ortamın nemini artıcı tedbirler alınabilir. Nedir bunlar? Klimalı ortamlarda soğuk buhar makineleri çalıştırılabilir veya kalorifer peteklerine bu iş için özel dizayn edilmiş su oluklarından takılabilinir. Ayrıca bilgisayar başında çalışanlar istemli olarak göz kırpılabilir. Çünkü bilgisayarda çalışırken refleks olarak göz kırpma sayısı dakikada 12-16’dan 5-6’ya düşüyor. İstemli kırparak göz kurumasının da önüne geçilebilir.”

    KAYAK YAPANLAR DİKKAT

    Kayak yapanların yoğun bir ultraviyole ışınına maruz kaldığına dikkat çeken Şahin, şöyle devam etti:

    “Kayak yapan vatandaşlarımız için mutlaka ve mutlaka özel kar gözlüğü tavsiye ediyoruz. Aynalı ve ultraviyole blokajı yoğun olan. Çünkü vatandaşlarımız kayak yaparken ister istemez yoğun bir ultraviyole ışınına maruz kalıyor.”

  • Safra Kesesi Hastalıkları Ve Cerrahisi

    Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, 20-60 yaş kadınlarda safra taşı görülme sıklığının, erkeklere göre 3 misli fazla olduğunu söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Meydan Hastanesi doktorlarından Genel Cerrahi ve Cerrahi Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Serdar Yol, safra kesesi hastalıkları ve cerrahisi hakkında bilgi verdi. Yol, “20 – 60 yaş kadınlarda safra taşı görülme sıklığı, erkeklere göre 3 misli fazladır. Çok doğum yapmış kadınlarda daha sıktır. Yaş ve şişmanlık görülme sıklığını artırır. 60 yaş üstü insanların yaklaşık yüzde 10-20’sinde safra taşı bulunur. Safra taşı olanların büyük çoğunluğunda (yüzde70-80) şikayet yoktur. Bunlar tesadüfen, başka tetkikler sırasında saptanırlar. Bunlara ‘sessiz taş’ denir. Sebep oldukları en önemli şikayet ise karın sağ üst kısmında, sırta da vurabilen ağrıdır. Bazen değişik komplikasyonlara (istenmeyen yan etkiler) neden olabilirler. Küçük taşlar safra kanalına düşüp burada tıkanıklığa yol açarak sarılık meydana getirebilirler. Bazıları pankreas ile ilgili şikayetlere neden olabilir. Bazen şişkinlik, hazımsızlık , özellikle yağlı gıdalara tahammülsüzlük gibi şikayetlere neden olabilirler. Safra kesesi taşı oluşumunda esas neden, kesenin konsantrasyon yeteneğindeki bozukluk olduğundan, hasta olan kesedir. Bu neden ile esas tedavi safra kesesinin ameliyatla çıkarılması yani kolesistektomi’dir. Böylece, hem safra kesesi taşı çıkarılmış, hem de tekrar taş oluşturabilecek kese ortadan kaldırılmış olur. Açık kolesistektomi, ya da halk arasındaki adı ile açık ameliyat, genel anestezi altında, karın duvarına yapılan cerrahi bir kesi ile karın boşluğuna girilmesi ve safra kesesinin çıkarılması işlemidir. Hastanın iyileşip taburcu olması için 3 – 4 günlük bir süreye ihtiyaç vardır. Kapalı kolesistektomi, kapalı ameliyat, ya da tıbbi adı ile ‘laparoskopikkolesistektomi’ 1990 larda ortaya atılan bir yöntemdir. Bunda da işlem safra kesesinin çıkarılmasıdır. Ancak, karın duvarında genişçe bir kesi yapmaya gerek yoktur. Tüm ameliyat 3 ila 4 kadar delikten karın içine sokulan aletler ve bir kamera yardımı ile ameliyat bir televizyon ekranından izlenerek gerçekleştirilir. Bu işlem de genel anestezi (bayıltılarak) ile yapılmakla birlikte, karın duvarında büyükçe bir kesi olmadığından hastanın konforu ve iyileşmesi çok daha iyidir. Hasta ertesi gün evine gidebilir” dedi.

    Dr. Serdar Yol, “Açık ameliyat mı, kapalı ameliyat mı tercih edilmeli?”sorusunu şu cevabı verdi: “Günümüzde kapalı ameliyat (laparoskopik) standart yöntemdir. Emniyetli bir kapalı ameliyat birinci tercih olmalıdır. Hatta, genellikle bu hastanın tercihi bile olmamalıdır. Birinci görevi hastasına ziyan vermemek olan doktor, doğal olarak karnın kesilmesi yerine birkaç delikten ameliyatı hastaya daha az zarar verici bulup onu tercih eder.”

    Prof. Dr. Serdar Yol açıklamasını şöyle tamamladı: “Safra taşlarının günümüzde kabul edilen tek tedavi şekli, safra kesesinin taşlarla birlikte çıkarılmasıdır. Ancak, ameliyatın çok riskli olduğu hastalarda, ameliyat dışı yöntemlerle çare aranabilir. Taşları eritmek için uzun süre ursodeoksikolik asit içeren ilaçlar kullanılabilir. Yüksek riskli (çok yaşlı, ciddi yandaş hastalığı olanlar…), ancak ameliyatın zorunlu olduğu durumlarda ameliyatı bir an önce sonlandırmak gerekçesi ile sadece taşların alınması ile yetinilebilir.”

  • Vali Büyük’ten Ruh Sağlığı Hastalıkları Hastanesine Ziyaret

    Adana Valisi Mustafa Büyük, Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ni ziyaret etti.

    Vali Büyük, Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi’ni ziyaret etti. İlk olarak Başhekim Uzm. Dr. Sinan Özler’den brifing alan Vali Büyük, daha sonra hastaneyi gezdi. Beraberindekilerle hastane bahçesinde dolaşan Vali Büyük’e hastalar da yoğun ilgi gösterdi.

    Daha sonra AMATEM biriminde incelemelerde bulunan Vali Büyük, AMATEM görevlilerinden de ayrıca bilgi aldı. Tedavi gören hastalardan biri “AMATEM çalışanlarından çok memnunuz, ailemizden görmediğimiz ilgiyi burada görüyoruz” diyerek kendilerine çok iyi bakıldığını anlattı.

    Başka bir hasta ise Vali Büyük ile satranç tahtasında dama oynadı. Çiçekçilikle uğraştığını belirten bir hasta, Vali Büyük’e gül fidesi hediye etti.

  • Uzmanlar Çocuk Hastalıkları Konusunda Aileleri Uyardı

    Şanlıurfa’da son yılların en yoğun kar yağışının görülmesinin ardından uzmanlar aileleri soğuk algınlığı ve grip konusunda uyardı. Şanlıurfa Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemil Kaya çocuklarda soğuk algınlığına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

    Soğuk algınlığının basit burun iltihabı olduğunu, gribin ise daha ağır geçtiğini belirten Kaya, gribin özellikle şiddetli baş ve vücut ağrıları, ateş düşürücülere zaman zaman cevap dahi vermeyen 39 derece civarı ateş, kusma, öksürük, ileri derecede halsizlik, iştahsızlık ile kendini gösterdiğini ve bir hafta sürdüğünü söyledi. Kaya, bu nedenle soğuk algınlığı deyip geçiştirmemesi gerektiğini ve hemen doktora gidip önlem alınması gerektiğini vurguladı.

    “KIŞ AYI TADINDA KALMALI”

    Kaya, soğuk kış aylarında sıcacık yorganların altına sokulmak ve mis kokulu, insanın içini ısıtan çaylar içmek ya da uzun akşamlarda aile fertleriyle sohbet etmek gerektiğini söyledi. Kaya, “Kış, sevdiklerinizle bir tabak sıcak yemek etrafında toplanmak anlamına geliyor. Bu yüzden kış, havanın buz gibi soğukluğuna inat, insanın içine sıcak mı sıcak bir duygu bırakıyor. Keşke kış sadece bu güzellikleriyle kalsa. Ağır kış soğuğunun kendini iyice hissettirdiği şu günlerde soğuk algınlığına bağlı şikayetlerde de büyük artış olmakta. Çünkü bu aylar bebek, çocuk ve yetişkinlerin en çok hastalandığı dönemdir. Hasta sosyal hayatın içinde var olduğu müddetçe virüs başkalarına da bulaştırır. En basitinden bir kişinin hastalanması tüm aile bireylerinin de rahatsızlanması anlamına gelebilir” dedi. Literatürde soğuk algınlığına yol açan yüzlerce virüs olduğunu söyleyen Kaya, “Özellikle rhinovirüsler soğuk algınlığı vakalarının yaklaşık yarısından sorumludur ve çocuklar yılda 6 ile 8 defa soğuk algınlığı geçirebilirler. Soğuk algınlığı her ne kadar tüm yıl boyunca görülebilse de en sık olduğu dönem sonbahar döneminde Eylül ile Kasım, ilkbahar döneminde Mart ile Mayıs arasıdır” şeklinde konuştu.

    ÇOCUKLARDA SOĞUK ALGINLIĞI

    Çocuklarda soğuk algınlığı belirtilerini sıralayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemil Kaya, “Burun akıntısı, ateş, hapşırma, öksürük, iştahsızlık, sinirlilik, uyuma güçlüğü bu belirtiler arasında yer alır. Çocuklar en çok kalabalık ortamlarda bu hastalığa yakalanır. Vücut direnci düşük olanlar, beslenme bozukluğu, kronik rahatsızlıklar, alerjik rahatsızlıkları olanlar, soğuk havada uzun süre kalanlar, çok kuru ortamlarda yaşayanlar, sigara içilen ortamda bulunanlar en çok bu hastalığa yakalanır” dedi.

    Soğuk algınlığı ile nezle arasındaki farka da dikkat çeken Kaya, “Soğuk algınlığı, basit burun iltihabıdır. Grip ise daha ağır, özellikle şiddetli baş ve vücut ağrıları, ateş düşürücülere zaman zaman cevap dahi vermeyen 39 derece civarı ateş, kusma, öksürük, ileri derecede halsizlik , iştahsızlık ile kendini gösterir ve tedavi altına alınsa bile en az bir hafta kadar süren bir tablo şeklindedir. Soğuk algınlığına has bir tedavi yoktur. Genel olarak hastanın konforunu sağlayacak tedaviler planlanmalıdır. Burun açıcı damla ve spreyler, çocuğun yaşına göre uygun tuzlu su içeren spreyler kullanılabilir. 3 ya da 5 gün süre ile burun açıcı burun spreyleri kullanılabilir, uzun süreli kullanım sakıncalıdır. Ağrı kesici, ateş düşürücü, iltihap giderici etkileri nedeni ile içinde parasetamol olan şuruplardan yanıt alınmaz ise ibuprufen içeren ilaçlar tercih edilebilir. Antibiyotikler, uzman doktor tavsiyesi dışında kesinlikle verilmemelidir. Bilinçsizce antibiyotik kullanımının faydası olmadığı gibi bağışıklık sistemini de olumsuz etkileyecektir. Balgam söktürücülerinin, öksürük ve alerji şuruplarının, ekinezya içeren preparatların, soğuk algınlığı ilaçları olarak bilinen kombine ilaçların ve gereksiz kullanılan vitaminlerin faydası olmadığı gösterilmiştir. Özellikle öksürük şuruplarının hekim tavsiyesi olmadan kontrolsüz kullanımlarında çok ciddi sorunlara yol açabildiği görülmüştür. Klasik olarak soğuk algınlığında sıvı alımının arttırılması önerilmektedir, fakat belirgin sıvı kaybı olmayan çocuklarda sıvı alımının arttırılmasının soğuk algınlığı üzerine olumlu etkisi saptanmamıştır. Burun kenarlarına vazelin sürmeniz burnunun tahriş olmasını önlemeye yardımcı olur. Bebeğinizin odasında bir nemlendirme makinesi ya da soğuk buhar makinesi kullanabilirsiniz. Bir diğer yol da bebeğinizi alıp banyoya götürerek sıcak suyu açıp kapıyı kapatır ve içeride 15 dakika beklerseniz. Bu da nemlendirme işlevi görür. Bebeğinize yaptıracağınız sıcak bir duş da aynı işi görür. Bebeğinizin nemlendirme cihazının içine ya da banyo suyuna damlatacağınız birkaç damla mentol, okaliptüs ya da çam yağı onun rahatlamasına yardımcı olur” diyerek anne ve babaların neler yapmaları gerektiğini vurguladı.