Etiket: Hastalıkları

  • Dünyada Her Yıl 17.1 Milyon Kişi Kalp Hastalıkları Ve İnmeden Ölüyor

    Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Haşmet Bardakçı, her yıl tüm dünyada 17.1 milyon kişinin yaşamını kaybettiği kalp hastalıkları ve inmenin başlıca ölüm nedeni olduğunu söyledi.

    Prof. Dr. Bardakçı, 25-31 Mart Dünya Kalp Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, her yıl dünyada yaşanan ölümlerin yüzde 6’sının hareketsizlikten kaynaklandığını belirtti. Günümüzde kalp sağlığının daha iyi anlaşılması, tanı yöntemlerindeki gelişmeler ve tedavi edici modellerdeki ilerlemelere rağmen dünyada ve Türkiye’de ölüm nedenlerinin başında hala kalp ve damar hastalıklarının geldiğini vurgulayan Bardakçı, “Hipertansiyon, kolesterol, obezite, şeker hastalığı ve sigara kullanımı kalp sağlığını tehdit eden unsurlar arasında yer almaktadır. Sigara kullanımı, kalp hastalıklarına, inmeye (felç), akciğer hastalıklarına ve çeşitli kanserlere neden olmaktadır” dedi.

    Kan basıncı yüksekliği, şeker hastalığı ve uyku bozukluğu ile ilgili olan sorunların üzerinde durulması gerektiğini söyleyen Bardakçı, hayata karşı iyimser olmak, aile ve çevre ile kaliteli zaman geçirmenin de kalp sağlığını olumlu etkilediğini kaydetti. Obezite, diyabet ve fiziksel aktivite yetersizliği gibi risk faktörlerinin çocukluk çağında görülmelerinin erişkinlikte kalp hastalığı gelişme riskini büyük oranda artırdığına dikkat çeken Bardakçı, “Haftada beş kez 30 dakika süreyle yapılan orta zorlukta aktiviteler, kalp hastalığı ve inme riskini azaltır” dedi.

    Günümüzde giderek daha fazla kişinin şeker, tuz, doymuş yağ ya da trans yağ içeriği yüksek olan işlenmiş gıdalar tükettiğini bildiren Bardakçı, “Sağlıksız beslenme alışkanlıkları dünyada önde gelen 10 ölüm nedeninden 4’ü ile doğrudan bağlantılıdır. Meyve ve sebzeler açısından zengin olan kalp sağlığı dostu bir beslenme şekli, kalp hastalığı ve inmeden korunmaya yardımcı olur” dedi.

    Sigarayı bırakmanın ve sigara dumanına pasif maruziyetten korunmanın kalp hastalığı ve inme riskini en aza indireceğini bildiren Bardakçı, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Günümüzde göğsü açmadan kalp ameliyatları da dahil olmak üzere kalp ve damar hastalıklarında son derece iyi gelişmeler elde edildi. İz bırakmadan küçük kesi ile koltuk altından yapılan bu ameliyatla da hasta, daha hızlı iyileşiyor ve taburcu oluyor. Buna rağmen esas önemli olan insanlarımızın hasta olmadan yaşamlarını sürdürebilmeleridir.”

  • Kadınlar, Kanser Hastalıkları Hakkında Bilinçlendirildi

    Dünyada ve Türkiye’de kadınları tehdit eden kanser türleri hakkında bilinmeyenler, Kağıthane’de masaya yatırıldı. Hiçbir doktorun kişiden daha erken tümörü yakalayamayacağını belirten Doç. Dr. Teoman Yanmaz, “Kişi kendi vücudunu tanırsa, ayda bir kendi muayenesini gerçekleştirirse erken teşhis koymuş olur” dedi.

    Kağıthane Belediyesi’nin hastalıklar konusunda vatandaşları bilgilendirmek amacıyla başlattığı, ’Hasta Okulu Seminerleri’ kapsamında ilçedeki kadınlar, kadın kanserleri konusunda bilgilendirildi. ’Meme ve Rahim Ağzı Kanseri’ konulu seminerde kanser türlerinin evreleri, tedavi yöntemleri ve sağlıklı yaşam için dikkat edilmesi gerekenler, Doç. Dr. Teoman Yanmaz tarafından katılımcılara anlatıldı.

    “SEMİNERLER VATANDAŞLARIN BİLİNÇLENMESİNE KATKI SAĞLIYOR”

    Bilgilendirme seminerlerinin vatandaşların bilinçlenmesi adına önemli katkılar sağladığını belirten Kağıthane Belediye Başkanı Fazlı Kılıç, “Daha önce de yapılan çalışmalarımızda tüp bebek projesini hayata geçirdik. Çekilişle bazı vatandaşlarımız ücretsiz hizmetlerden yararlandı. Bugün de çok önemli ve anlamlı bir konuyu alanında uzman doktorumuz sizlerle paylaşacak. Seminerlerin olumlu sonuçları olacağına inanıyorum” dedi.

    “HİÇBİR DOKTOR KİŞİDEN DAHA ERKEN TÜMÖRÜ YAKALAYAMAZ”

    Meme kanseri tanısında en önemli aşamanın kendi kendine muayene olduğunu belirten Doç. Dr. Teoman Yanmaz, “Bunu çocuklarımıza da öğretmeliyiz. Genç kız olduklarında annelerinin kızlarını uyarması gerekli. Burada temel konu kişinin kendi memesinin özelliklerini bilmesi. Hiçbir doktor kişiden daha erken tümörü yakalayamaz. Kişi kendi vücudunu tanırsa, ayda bir kendi muayenesini gerçekleştirirse erken teşhis koymuş olur. Çok büyük bir şeyi bile insan doktordan daha erken yakalayabilir. 2 santimin üzerinde olan tümörü bütün doktorlar yakalayabilir ama bir santimetre olan bir tümörü kadının kendisinden başka kimsenin yakalayabileceğini tahmin etmiyorum. Onların dışında 20 yaşından itibaren doktorda meme muayenesi öneriyoruz, sonra da mamografi. Mamografi 40 yaşından sonra öneriliyor ve yılda bir kez öneriliyor. Sağlık Bakanlığı Kanser Erken Teşhis Merkezlerinde ücretsiz olarak bu hizmetleri veriyor” ifadelerini kullandı.

    Konferansa katılanlara meme muayenelerinin nasıl yapıldığı ve meme sağlığı hakkında bilinmesi gerekenleri içeren bilgilendirici broşür ve kitapçık verildi.

  • Tiroid Bezi Hastalıkları Yaşam Kalitenizi Bozabilir

    Tiroid bezinde üretilerek salınan tiroid hormonlarının uygun miktarda olmamasının yaşam kalitesini bozacak birçok belirtiye neden olduğu bildirildi.

    Acıbadem Adana Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Aktaran, bu gibi durumlarda tanının erken dönemde konularak uygun tedavinin zamanında başlanmasının önemine dikkati çekti. Prof. Dr. Şebnem Aktaran, “Boynun ön bölümünde yer alan ve yaklaşık 15-20 gram ağırlığındaki tiroid bezinde üretilen tiroid hormonlarının bebeğin anne karnında gelişiminde, doğum sonrası zihinsel-bedensel gelişim ve büyümesinde ayrıca yaşam boyu metabolizma faaliyetlerinin düzenlenmesinde etkisi büyüktür” dedi.

    Prof. Dr. Aktaran, tiroid hormonlarının vücuttaki hücreler üzerinde etkileri olduğunu, bu nedenle tiroid hormonlarının dengesiz üretiminin diğer organ ve sistemlerin de çalışmasını olumsuz etkileyebileceğinden yaşamın her döneminde, özellikle gebelik döneminde bebek ve anne sağlığı için normal düzeylerde tutulması gerektiğini belirtti.

    Tiroid bezinin az çalışarak yeterli miktarda tiroid hormonu salgılamamasına hipotiroidi, aşırı çalışmasına ise hipertroidi dendiğini hatırlatan Prof. Dr. Aktaran, tiroid hastalıklarının birçok belirtiyle ortaya çıkabileceğini, bu nedenle söz konusu belirtileri olan kişilerin vakit kaybetmeden tiroid hormon seviyelerini ölçtürmelerini ve gerektiğinde tedavi altına alınmalarını söyledi.

    “TİROİT BEZİ HASTALIKLARININ NEDENLERİ DEĞİŞEBİLİR”

    Tiroid hastalıkları hakkında genel bilgiler de veren Prof. Dr. Şebnem Aktaran, “Tiroid bezi hastalıkları, tiroid bezinin az çalışması, aşırı çalışması, tiroid bezi iltihabı (tiroiditler) ve guatr (tiroid bezinin büyümesi nodüllü veya nodülsüz) olarak ortaya çıkar. Tiroid bezi hastalıklarının genellikle iyot eksikliği, genetik ve çevresel nedenlere bağlı olabileceği düşünülmektedir. İyot eksikliği ülkemizde guatrın en önemli nedenlerindendir” dedi.

    Tiroid bezi hastalıklarının belirtileri görülen kişilerde kanda tiroid hormonlarının değerlendirildiğini ve tiroid bezinin ultrasonografi (USG) ile görüntülendiğini belirten Prof. Dr. Aktaran, tiroid hastalıklarında tedavinin tiroid hormonlarının düzeyine, tiroid bezinin özelliklerine göre belirlendiğini; tedavide takip, ilaç, radyoaktif iyot veya operasyon seçeneklerinden uygun olanına karar verildiğini kaydetti.

    Guatrda, tiroid bezinin tümünün yaygın şekilde büyüyebileceğini veya bezde tek veya çok sayıda nodüller (yuvarlak, oval kitleler) olabileceğini belirten Prof. Dr. Aktaran, “Son yıllarda boyun muayenesi ile birlikte USG de yapıldığı için küçük tiroid nodülleri de tespit edilebilmekte ve bu nedenle tiroid nodülü tanısına da sıklıkla rastlanmaktadır. Tiroid nodüllerinde hastanın özgeçmişi, aile öyküsü ve USG bulguları önemlidir” dedi.

    Nodüllerin kötü huylu olma olasılığı, aşırı hormon üretimi varlığı ve iri nodüllerin nefes borusuna basısının değerlendirilmesi gerektiğini de anlatan Prof. Dr. Aktaran, şöyle devam etti:

    “Bu nedenle tanıda tiroid hormonları ölçülür, görüntüleme yöntemleri değerlendirilir ve tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) yapılır. Alınan materyal sitopatolog tarafından incelenir, operasyon veya izlem kararı verilir. Operasyon düşünülmeyen hastalar belirli aralıklarla izlenir. İzlem sırasında tiroid hormonları, tiroid USG ile kontroller yapılır, gerektiğinde tiroid İİAB yapılır. Nodüllerin takibi sırasında cerrahi operasyon önerildiğinde hasta tarafından gereği yapılmalıdır.”

    Prof. Dr. Şebnem Aktaran, trioidin az çalışmasında yorgunluk, deride kuruma, kilo alma, saçlarda kuruma, soğuğa tahammülsüzlük, reflekslerde ve hareketlerde yavaşlama, kas ve kemiklerde ağrı, uyuşma, tansiyon yüksekliği, kolesterolde yükselme, adet düzensizliği, kabızlık, şişkinlik, hafıza problemleri ve depresyon belirtilerinin görüldüğünü kaydetti.

    Prof. Dr. Şebnem Aktaran, trioidin aşırı çalışmasının belirtilerini de şöyle sıraladı:

    “Çarpıntı, terleme, sinirlilik, huzursuzluk, sıcak ve nemli deri, sıcağa tahammülsüzlük, kilo kaybı (iştahın iyi olmasına rağmen zayıflama), ellerde titreme, saçlarda incelme, kırılma ve dökülme, ishal, göz bulguları (canlı bakış), adet düzensizliği.”

  • Genetik Hastalıkları Önlemek Artık Mümkün

    Uzmanlar, genetik yollarla geçen hastalıkların gen testleriyle belirlenebildiğini ve gerekli önlem alınarak sağlıklı bebekler doğurmanın mümkün olduğunu söyledi.

    Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Tahsin Yakut, risk taşıyan bireylerde ailesinde genetik hastalıklar olup olmadığını öğrenmek isteyenlere hizmet verdiklerini ve alınan önlemlerle birlikte uygulanan yeni teknoloji yöntemleriyle hastalık genini taşımayan nesiller oluşturulmanın mümkün olduğunu söyledi. UÜ Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu da, doğum öncesinde anneden alınan kanla bebekte herhangi bir sendrom tehlikesi bulunup bulunmadığını çok güvenilir bir testle öğrenebildiklerini, ancak bu testin şimdilik sadece İngiltere’de yapıldığını kaydetti.

    Toplumda nadir görülen ancak 6 bini bulan hastalık çeşidine dikkat çekmek amacıyla Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığı ile Tıbbi Genetik Anabilim Dalının düzenlediği panelde, erken teşhis ve önlemleri tartışıldı. Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selim Gürel, Türkiye’deki 5 milyon kişinin nadir görülen hastalıklar taşıdığını, bunların yüzde 80’inin de genetik kaynaklı olduğunu kaydetti. Bu hastalıkları teşhis amacıyla yeni bir teknolojiyi aldıklarını ifade eden Gürel, daha kapsamlı bir genom taraması sistemini de en kısa zamanda Genetik Hastalıklar Tanı Labaratuvarlarına kazandırmayı düşündüklerini söyledi.

    Uludağ Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yusuf Ulcay da, ülkemizde akraba evliliklerinden kaynaklanan hastalıklara dikkat çekerek, bunun gibi konularda yapılan başarılı araştırmalara destek vereceklerini söyledi. Rektör Ulcay, Uludağ Üniversitesi’nin elindeki bilgi, teşhis ve tedavi imkânlarıyla üzerine düşeni fazlasıyla yapmaya çalıştığına işaret etti.

    Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Uncu, genetik hastalıkları olan çiftlerin sağlıklı bebekler doğurabileceklerini, bunun testlerinin mevcut olduğunu söyledi. Eskiden bebekte bazı sendromlara ilişkin risk olup olmadığını öğrenmek amacıyla amniosentez yapıldığını ve bebeğe ait dokuların genetik haritalarının çıkarıldığını anlatan Uncu, “Ancak bu testlerin bazı riskleri vardı, düşük tehlikesi olabiliyordu. Şimdi ise doğum öncesi prenatal tanı yöntemi var. Doğum öncesinde erken dönemde anneden kan alıyorsunuz ve bebeğin DNA’sını izole edebiliyorsunuz. Bu İngiltere’de başladı. Şu andaki Türkiye de yapılamıyor. Kanlar 2 bin lira karşılığında İngiltere’ye götürülüp inceletiliyor. Çok güvenli bir yöntem ama çok pahalı. İngiltere bu iş için yaptığı Ar-Ge masrafını çıkardıktan sonra 3-5 yıl içinde bu test dünyada ve Türkiye’de rutin testler arasına girecektir” dedi.

    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Çocuk Nöroloji Bilim Dalı Prof. Dr. Mehmet Sait Okan da, çocuklarda yüzde 2 oranında zekâ geriliği görüldüğünü ve Türkiye’de halen 1 milyon 400 bin hasta bulunduğunu ifade etti. Sağlıklı çocukların bile doğru dürüst eğitim almadığı azgelişmiş ülkelerde bu tür çocukların eğitiminin büyük sabır ve emek gerektirdiğini belirten Okan, hastalığın en zor yanının ise tanı konulduktan sonra ailelerin ve toplumun reddedici yaklaşımı olduğunu vurguladı.

  • “Uyku Ve Uyku Hastalıkları Hakkında Bilmek İstedikleriniz”

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Klinik Nörofizyoloji Bilim Dalı tarafından “Uyku ve Uyku Hastalıkları Hakkında Bilmek İstedikleriniz” konulu bilgilendirme toplantısı düzenlendi.

    Prof. Dr. Necla Özdemir Salonu’nda gerçekleşen toplantıda konuşan Klinik Nörofizyoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Oğuz Erdinç, uykuya eşlik eden bir çok hastalık olduğunu belirtti. Uykunun, yaşantımızın üçte birini geçirdiğimiz bir süreç olduğunu anlatan Prof. Dr. Erdinç, “Sanıldığının aksine uyku pasif bir süreç değil, aksine aktif bir süreç ve uykuda uyanıklıktakinden farlı olarak beynimizde çeşitli dalgalar elde edilmekte. Bunu biz elektroensefalografi dediğimiz cihazda görebiliyor, polisomnografide de izleyebiliyoruz. Uykuya eşlik eden ve uykuyla ilişkili olan pek çok hastalık var. Biz bugün şehrimizdeki hekim arkadaşlarımizla bir araya gelerek bilgi birikimimizi paylaşmak ve toplumda uyku ve uyku bozuklukları hakkında farkındalık yaratmak istedik. Bugün tanımlanmış 80’in üzerinde uyku hastalığı var. Fakat şikayetler uykuyla ilişkili de olmayabiliyor. Sürekli baş ağrısı çeken, tansiyonu yüksek olan, kan şekeri düşmeyen hastaların uykuları düzenlendiğinde bu şikayetlerinin düzeldiğini biliyoruz. Sık sık uyuklaması olan, uyanıklıkta zorluk çeken kişilerin; unutkanlık, depresyon veya sürekli çökkünlük durumu olan kişilerin yine uykularının araştırılmasını öneriyoruz. Bu vesileyle uyku hastalıklarının ve uykunun önemini tekrar vurgulamak istiyorum” dedi.

    “İNSANLARIN UYKU İLE İLGİLİ SORUNLARINI ÇÖZMEYİ AMAÇLADIK”

    Dr. Rabia Sedef Üre ise konuşmasında, uykunun insan fizyolojimizi destekleyen önemli bir unsur olduğunu anlatarak, “Uykuyla ilişkili birçok hastalık grubu bulunmaktadır. Bunlardan biri de ‘insomni’ dediğimiz uykusuzluk durumu. İnsomninin de türleri var ve gerçekten toplumda önemli bir sorun. Bugünkü eğitim programımızın konularından biri de bu. Etkinliğimiz aracılığıyla uykusuzluk çeken, uykusuzluk yakınması olan kişileri de bu açıdan bilinçlendirmek istedik” ifadelerini kullandı.

    Dr. Çiğdem Coşkun de, horlamanın insan hayatının hayat kalitesini belirlediğini vurguladı. Çoşkun, “Nöroloji polikliniklerinde gece uyurken horlama, nefes durması ya da gündüz uyuklama hali şikayetleriyle başvuran çok sayıda hastamız olmaktadır. Bu toplantımızla bu hastaları ve buna benzer şikayeti olan ama hiç doktora başvurmamış hastaları bilinçlendirmek istedik. Çünkü bu durum hayat kalitesi açısından çok önemli. Eğer hastanın uyku apnesi sendromu varsa bu, hipertansiyonlarının bile kontrol altına alınmasını zorlaştırıyor. Bu konulara değinerek biz insanların uyku ile ilgili sorunlarını çözmeyi amaçladık” diye belirtti.

    Dr. Gönül Akdağ ise, “Uyku ile ilgili bir diğer hastalık grubu ise uykuda hareket bozukluklarıdır. Periyodik bacak hareketleri ve huzursuz bacak sendromu ise bunlardan bazılarıdır. Hem diğer hastalıklara eşlik etmeleri, hem de hayat kalitesini bozmaları ve uyku etkinliğini azaltmaları nedeniyle bu hastalıkların önemini anlatmak ve tedavilerinin geciktirilmemesi gerektiğini vurgulamak amacıyla bu toplantıyı düzenledik” dedi.