Etiket: HASTALIK

  • “MS, korkulacak ve endişelenecek bir hastalık değil”

    Doç. Dr. Murat Terzi, MS’in korkulacak ve endişelenecek bir hastalık olmadığını belirterek, “Erken dönemde tanısı konulduğunda, erken dönemde tedavisi planlandığında ve hastalık belirli aralıkla kontrol edildiğinde hastalık, iyi seyir gösterebiliyor. MS tedavisinde yeni bir çağa giriyoruz” dedi.

    Dünya MS günü, bu yıl ’MS’li yaşam’ sloganıyla küresel dayanışma ve geleceğe yönelik umutlarla kutlanıyor. Uluslararası Multipl Skleroz (MS) Federasyonu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl Mayıs ayının son haftası çeşitli etkinliklerle gündeme taşınıyor. MS üzerine uzun yıllara dayanan deneyime sahip olan ilaç firması Merck, MS’ten etkilenen herkes için farkındalık oluşturmak ve bilgi paylaşmak için İstanbul’da toplantı düzenledi. Toplantıda MS hastalığı ile ilgili bilgiler paylaşıldı. Toplantıya 19 Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Terzi, sosyal medya üzerinden görüntülü olarak Merck MEA Bölgesi Nöroloji Tedavi Alanı Başkanı Nazih Ammoury ve Merck Türkiye Genel Müdürü Şehram Zayer katıldı.

    Doç. Dr. Murat Terzi, “MS alanındaki en umut verici gelişme, son 10 yıl içerisinde yapılan araştırma ve geliştirme çalışmalarının son derece artmış olmasıdır. MS tedavi yönetimi, özellikle hastalığın ciddiyeti ve varolan tedavilere cevap kriterlerinin artması ile beraber yeni tanı, tedavi ve takip kriterlerinin gelişmesi ile son birkaç yıl içinde çok hızlı bir gelişim gösterdi. Bu çok heyecan verici bir durum, çünkü 1993 yılından önce MS için onaylanmış hiçbir tedavi bulunmamaktaydı; ancak bugün diğer ilaçlara ek olarak 7 enjeksiyonluk ilaca, 4 oral ilaca ve birden fazla damar yolundan uygulanan ilaca sahibiz. MS tedavisi ile ilgili çalışma ve araştırmalar hızla devam ederken bu hastalığın tedavisinde yeni bir çağa giriyoruz. Merck geçtiğimiz 20 yıl içinde MS alanındaki en temel tedavilerden birini geliştirerek MS’li kişilerin hayatında önemli rol oynadı. Şu anda; daha kısa sürelerde, daha kolay uygulanan ve daha etkili yeni bir tedavi modeli üzerinde çalışıyoruz. Türkiye’den hem bizim hem de diğer bazı merkezlerin yer aldığı bazı araştırmalarda bu tedaviyi uygulama fırsatı bulduk ve bazı deneyimler kazandık. Dünyadaki gelişmelere paralel olarak diğer ilaç gelişmelerinde olduğu gibi bu tedavi uygulamasını da yakın zamanda daha fazla hastamızda uygulayacağımız düşüncesindeyim” ifadelerini kullandı.

    Doç. Dr. Terzi, MS’in korkulacak ve endişelenecek bir hastalık olmadığını, erken dönemde tanısı konulduğunda, tedavisi planlandığında ve belirli aralıklarla takip edildiğinde kontrol altında tutulduğunu vurgulayarak “Hastalarımız yıllar geçse de herhangi bir özürlülük olmadan, herhangi problem olmadan hayatlarına devam edebiliyorlar. Yeter ki bizimle olan ilişkisini kesmesinler, nöroloji uzmanlarına ve MS merkezlerinde takiplerine devam ettirsinler” dedi.

    “Daha çok kadınlarda görülüyor”

    MS’in beyin ve omurilik hastalığı olduğunu belirten Doç. Dr. Terzi, “Hem beyni hem de omuriliği tutan ve bağışıklık sisteminin işin içinde olduğu bir hastalık. Vücudun bağışık sistemi, beyin hücrelerini bir yabancıymış gibi algılayıp ve bunlara saldırıyor, beyinde plak dediğimiz hasarlı bölgeler oluyor. Genellikle 20 ile 40 yaş aralığında görüyoruz. Daha çok kadınlarda görülüyor. 3 kadında görülüyorsa 1 erkek hastada görülen hastalık” şeklinde konuştu.

    Hastalığın belirtileri hakkında bilgi veren Doç. Dr. Terzi, “Genç hasta grubunda özellikle ilk görme kaybı, çift görme, dengesizlik, kol ve bacak güçsüzlüğü, yürüme zorluğu, ellerde ve ayaklarda uyuşma gibi şikayetler gibi ilk gördüğümüz şikayetler. Hastalık seyri içinde yorgunluk, idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon bozukluğu gibi şikayetler de görebiliyoruz. Bu şikayetler ile gelen hastalarda tanısını erken dönemde koymayı önemsiyoruz. Hastaları muayene ediyoruz, daha sonra MR istiyoruz. Beyin ve omurilikte MS’e ait plaklar, lezyonlar ve hasar var mı? Bunları görüyoruz. Kan tahlilleri yapıyoruz. Beyin omurilik sıvısı analizi yapabiliyoruz ve hastaya tanı koyuyoruz. Tanı koyduktan sonra da erken dönemde tedavi planlıyoruz” diye konuştu.

    “3 türlü tedavimiz var”

    Hastalığın 3 türlü tedavisinin bulunduğunu söyleyen Doç. Dr. Terzi, “Bir tanesi atak tedavisi. Hastanın var olan şikayetlerini ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Hastanın şikayetini ortadan kaldırdıktan sonra hastaya tekrar atak gelmesin, tekrar özürlü olmasın ve hastanın yeni bir problemi olmasın diye hastaya vücudun bağışıklık sistemine koruyucu olarak bazen cilt altına yapılan ilaçlar bazen ağızdan verdiğimiz ilaçlar bazen de damar yoluyla belli aralıklarla uyguladığımız ilaçlar veriyoruz. Hastalarımız belli aralıklarla takip ediyoruz. Yorgunluk idrar kaçırma, stres, cinsel fonksiyon bozuklukları varsa bunlar yönelik tedavilerimiz uyguluyoruz” açıklamasında bulundu.

    “Akdeniz tipi beslenme ve aktif yaşam MS’i olumlu etkiliyor”

    Hastalığın genetik olduğunu söylemenin mümkün olmadığını ifade eden Doç. Dr. Terzi, “10 aileden bir tanesinde MS hastalığı görüyoruz. Bir genetik yatkınlık olmakla birlikte MS’in genetik bir hastalık olduğunu söylemek mümkün değil. Kesin bir genetik hastalık değil. MS hastalığına sebep olan pek çok faktör var. Hafif genetik yatkınlık, çevresel bazı faktörler, D vitamin eksikliği, stres, travma, havadaki bir mikrop bu hastalığı tetikleyebiliyor. MS hastalığı bulaşıcı bir hastalık değil. Evlenebilinir ve çocuk sahibi olabilinir. Günlük işlerinde ne yapmak istiyorlar onu yapabilirler. Bu hastalarımız özellikle ağır spor yapmamalıdır. Yürüyüş, yüzme gibi hafif egzersizler yapabilirler. Akdeniz tipi mutfak beslenme alışkanlığını öneriyoruz. Sebze ve meyve ağırlıklı beslenmelerini, çok tuz tüketmemelerini ve çok yağlı yememelerini öneriyoruz. Bol bol su tüketmelerini istiyoruz” şeklinde konuştu.

    Türkiye’de 30 binin üzerinde MS hastası bulunuyor

    Toplantıya katılan Şehram Zayer ise “Firmamız önümüzdeki sene 350’nci yılını kutlayacak. Bu zaman zarfında hastalarımıza yenilikçi tedaviler sunmak istedik. Çalışmalarımız, hastalarımızın karşılanmamış tıbbi ihtiyaçlarına katkıda bulunmak ve tedaviler sağlayabilmek. MS hastalarına baktığımız zaman Türkiye’de 30 binin üzerinde bir popülasyondan bahsediyoruz. Yaklaşık 22 bini tedavi alabiliyor ve günlük hayatlarına devam ediyorlar. MS tedavisi bizim için çok önemli. Şuanda daha fazla nasıl tedavi seçenekleri sağlarız durumu bizim için önemlidir. Bunun üzerine ciddi çalışmalarımız devam ediyor” dedi.

    Dünyada 2,3 milyon MS’li var

    Sosyal medya üzerinden görüntülü olarak toplantıya bağlanan Nazih Ammoury ise, “MS için yeni tedavi seçeneklerine yönelik çabalarımız sürüyor. Bireylerde engelliliğe neden olabilen multipl skleroz hastalığıyla mücadeleye yönelik tedaviler geliştirmek için çalışıyoruz. Ataklar ve iyileşmelerle seyreden MS için çoklu terapiler mevcut olsa da, etkililik ve güvenilirliğe odaklanmaya ve güvenilirliğe, kolaylığa eğilmeye devam edecek, önemli karşılanmamış tıbbi ihtiyaçlar bulunuyor. MS, genç erişkinlerde engelliğe neden olabilen en sık 2’nci nedendir. Bir dizi öngörülemeyen nörolojik semptomlara neden olan ve tüm dünyada 2,3 milyon kişiyi etkileyen, kronik bir hastalıktır. Merck, MS tedavisinde uzun süreli bir tecrübeye sahip olup ataklar ve iyileşmelerle seyreden MS için yeni bir tedavi seçeneğinin geliştirilmesi üzerinde çalışmaktadır” şeklinde konuştu.

  • Annesinin hastalık dönemini kitap haline getirdi

    Zonguldak Türkiye Taş Kömürü Kurumundan Emekli Şükran Belekoğlu Yamak, 94 yaşındaki yaşlılık hastası olan annesinin hastalık dönemindeki komik hikayelerini kitap haline getirdi.

    Zonguldak Türkiye Taş Kömürü Kurumundan Emekli Şükran Belekoğlu Yamak, (Of’li Balekoğun Arife) anlatımlarından yola çıkarak 94 yaşındaki yaşlılık hastası olan annesinin günlük hayatta kullandığı komik hikayeleri kitap haline getirdi. “Kurdar beni daa!” isimli kitabı için Atatürk Kültür Merkezi salonunda imza günü düzenleyen Yamak, sevenlerinin karşısına çıktı. Sevenlerinin büyük ilgisi ile karşılaşan Şükran Yamak, sevenlerine ilk kitabını imzaladı.

    Yaşlılık hastası olan annesinin hastalık döneminde yaşadığı komik hikayeleri kitap haline getirdiğini ifade eden Türkiye Taş Kömürü Kurumu’ndan emekli Şükran Yamak, “Bu kitap benim 94 yaşındaki annemin yaşlılık hastası annemle ilgili annemin hastalık dönemini anlattım. Çok büyük duygu değişiklikleri oldu. Çok tatlı dilli çok zarif bir kadındı. Ama yemek yerken biraz aksi oluyor. Onunla ilgili komik hikayelerimiz var. Aslında kitap yazmak düşüncem yoktu. Yaşantımın genelinde not alırım unutulmasın diye o notları sosyal medya hesaplarında paylaşırdım annem bugün şunu dedi falan diye çok beğeni aldı devam ettik. İlla kitap olsun diyenler oldu. Sonunda kitap oldu. Bu ilk kitabım ilgi çok iyi bundan sonra başka bir proje ile sevenlerimin karşısına çıkacağım” şeklinde konuştu.

  • Hızla yaygınlaşan bir hastalık: Karpal tünel sendromu

    Acıbadem Altunizade Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ufuk Nalbantoğlu, ciddi bir el hastalığı olan karpal tünel sendromundan basit önlemlerle korunmanın mümkün olduğunu vurgulayarak, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.

    Son yıllarda özellikle teknoloji kullanımındaki artışın elleri ciddi ölçüde tehdit eder hale geldiğini belirten Prof. Dr. Ufuk Nalbantoğlu, “Hızla yaygınlaşan sorunun adı karpal tünel sendromu, bir başka deyişle sinir sıkışmaları içinde başı çeken el-bilek kanalı hastalığı. Gün içerisinde tüm yükü taşıyan, kullanamadığımızda başkasına bağımlılığımız işten bile olmayan ellerimiz, buna karşın en hoyrat kullandığımız ve sorunlarını en az önemsediğimiz organımız. Hal böyle olunca ihmalkarlık ve canımıza tak etmedikçe önemsememe nedeniyle sorunu kolayca tedavi edilebilecek noktadan işin içinden çıkılmaz hale getirebiliyoruz. Ancak yanlış yapıyoruz. Karpal tünel sendromu son yıllarda hızla yaygınlaşan bir hastalık. Teknoloji kullanımındaki aşırı artış, akıllı telefonlar, bilgisayar kullanımının iş yeri ile sınırlı kalmayıp eve de taşınması, sosyal medya ve bilgisayar oyunları, bilinçsiz yapılan spor aktiviteleri derken bu ciddi hastalık günümüzde ellerimizi önemli ölçüde tehdit ediyor. Ellerde şişme, uyuşma, hissizlik ve yetenek kaybıyla başlayan şikayetler doğru zamanda doğru müdahale yapılmadığı takdirde kaslarda erime, güçsüzlük hatta felce kadar gidebiliyor” ifadelerini kullandı.

    “El ve parmak egzersizlerinin büyük faydası var”

    Prof. Dr. Ufuk Nalbantoğlu, gün içerisinde birkaç kez yapabilecek el ve parmak egzersizlerinin büyük faydası olduğuna vurgu yaparak, “Güne başlarken, sabah uyanır uyanmaz ele kaynar olmayacak ısıda sıcak bir duş uygulayın, sıcak su torbası ile elinizi ısıtın. Böylece o bölgedeki yapışıklığı azaltmış oluyorsunuz. Ardından bileğinizde gece boyunca oluşan sertliği azaltmak için germe egzersizleriyle bilek ve parmaklardaki eklemleri, bağları rahatlatın. En son yumuşak, süngerimsi, stres topu gibi toplarla gün içerisinde minik minik aç-kapa egzersizleri yapın. Bu egzersizleri yaparken günde bir iki kez antiinflamatuar kremlerle ödemleri açmak için bileğin iç tarafına dokunuşlarda bulunun. Böylece o bölgede gelişebilecek ödemlerin önüne geçersiniz. Gün sonunda da özellikle elinizi çok aktif çalıştırıyor, klavyeyle uzun zaman geçiriyor, spor yapıyorsanız elinize soğuk uygulama veya soğuk duşlarla (su buz gibi dondurucu olmamalı) bileğinizde akşam oluşabilecek ödemin ve ödemle birlikte sıkışmaların önüne geçebilirsiniz. Bilgisayar ve klavye kullanırken bileğin uzun süre bükülü kalmamasına dikkat edin. Bilekler 20 derecenin üzerinde aşağı veya yukarı doğru kalkarsa, bilekte parmakları hareket ettiren sinirlerdeki dolaşım bozuluyor. Mouseların yanlış tutulması, laptopun kucakta veya yatar pozisyonda kullanımı, ergonomik olmayan klavyede uzun süre çalışma, cep telefonlarında bileğin uzun süre aynı pozisyonda tutulması, bilekte karpal tünel denen dar bir alan içinden geçen sinirleri sıkıştırıyor. İş veya iletişim yoğunluğa teslim olup, bu çok önemli kuralları ihmal ederek sinsi el hastalığına davetiye çıkarmayın” şeklinde konuştu.

    “Aşırı kilosu olanlarda karpal tünel sendromu sık görülüyor”

    “Ellerimizi vuran karpal tünel sendromu; diyabet hastalığı, romatoid artrit, hipotiroidi, aşırı şişmanlık, gut gibi hastalıkların etkisiyle de ortaya çıkabiliyor” diyen Prof. Dr. Nalbantoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “El bileğinin iç kısmında parmakları hareket ettiren median sinirin geçtiği ve karpal tünel olarak adlandırılan kanalın içindeki dokuları şişiren karaciğer, böbrek hastalıkları ve metabolik bozukluklar da rahatsızlığı artırıyor. Ancak hastalığın altında yatan sağlık problemlerini kontrol altına almak, düzgün bir şekilde tedavi olmak elinizdeki bu ciddi sorunu da ortadan kaldırabiliyor. Vücudumuzda en ağır metabolizmaya sahip dokulardan biri sinirler. Spor, kardiyo egzersizleri vücuttaki yağ oranını ve ödemi azalttığı, aynı zamanda bütün dokulara giden kanlanmayı artırdığı için bileğimizdeki sinirlere de fayda sağlıyor ve karpal tünel sendromuna karşı güçlü bir koruma kalkanı oluşturuyor. Ancak özellikle ağırlık egzersizleriyle çalışanlar, özellikle atel veya bandaj destekle bileği korumadan yapılan ağır egzersizler fayda yerine zarar verebiliyor. Haftada en az 3 gün ve en az 45 dakikalık düzenli tempolu yürüyüş de sporun yerine geçebiliyor. Günümüzde fazla kilonun sağlığa zararları yapılan birçok bilimsel araştırma ile ortaya konulmuş durumda. Fazla kilonun zarar verdiği organlarımızdan biri de ellerimiz. Özellikle de aşırı kilosu olanlarda karpal tünel sendromu sık görülüyor. Bu nedenle ideal kiloda olmaya gayret edin.”

    “Tedbirlerden biri de aşırı diyetlerden kaçınmak”

    Irksal ve genetik faktörlerle de bu hastalığın kapıyı çalabileceğini ama bunların engellenemeyen nedenler olduğunu söyleyen Prof. Dr. Nalbantoğlu, “Oysa günlük yaşantınızda alacağınız bazı tedbirlerle hastalığı önlemeniz veya bir sorun başlamışsa tedavi sürecini hızlandırmanız mümkün. O tedbirlerden biri de aşırı diyetlerden kaçınmak. Özellikle B vitamini sinirin metabolizmasını hızlandırdığı ve sağlıklı olmasını sağladığı için bu konuda çok önemli. B vitaminini ileri derecede kısıtlayan diyetler, bu sorunların görülmesini sıklaştırıyor. Karpal tünel sendromunun belirtileri genellikle yavaş yavaş başlıyor, özellikle başparmak, işaret parmağı, orta parmak ve avuçta yanma, karıncalanma, uyuşma, kaşıntı ya da his kaybı ile kendini gösteriyor. Hastalık en çok başparmağı etkiliyor ki, başparmağımız sadece elimizi değil, hayatımızın yüzde 50’sini yönetiyor. Karpal tünel sendromu’da medikal tedaviden sonuç alınamazsa cerrahi yönteme başvuruluyor. Tedaviye ne kadar erken başlanırsa o kadar başarılı sonuçlar alınıyor. Cerrahi tedaviye gerek kalmayabildiği gibi cerrahi tedavide de tam iyileşme sağlanabiliyor” dedi.

  • ’İnternetten hastalık arama’ hastalığına dikkat

    İnternetin sonsuz bilgi kaynağı olduğunu ifade eden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, vücuttaki küçük bir belirtinin abartılarak daima internetten araştırılması durumunun ’İnternetten hastalık araştırma hastalığı-Siberkondria’ olabileceğini söyledi.

    Psikoterapist/Aile Çift ve Evlilik Terapisti Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Bilişim çağında olduğumuz düşünüldüğünde ihtiyacımız olan birçok bilgiye internet üzerinden ulaşmaya çalışmak doğaldır. Bilimsel birçok bilgiden, eğlenebileceğiniz birçok mecraya internet yoluyla ulaşabilirsiniz. İnternet üzerinden her tür bilgiye kolayca ulaşabilirken; bu bilgilerin doğruluğu ve ne kadar işimize yarayabileceği belirsizdir. Buraya kadar her şey normal kabul edilebilir. Ancak en önemlisi sağlık ile ilgili birçok bilginin de internette araştırılmasıdır. Vücudunuzda ortaya çıkan bir ağrı, acı, sızı ve birçok belirtinin ilk önce internette araştırılarak neyin habercisi olduğuna bakılmaktadır. Veya doktorunuzun sizden istediği bir tahlilin amacının, verdiği bir ilacın etki-yan etkilerinin internette araştırılarak kullanılması artık herkesin yaptığı bir durumdur” dedi.

    İnternetten hastalık ve belirti araştırmanın abartılarak koldaki bir ağrı ile ilgili binlerce doküman incelemeye başlandığını ve en kötü hastalıklardan olabileceği düşünüldüğünde bunu sadece hastalık hakkında bilgi edinmeye çalışmak olarak tanımlanmadığını kaydeden Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Vücudunuzdaki küçük bir belirti abartılıyor ve daima internetten araştırılıyorsa bu durum ’İnternetten hastalık araştırma hastalığı-Siberkondria’ olabilir. Kişinin bedeninde bir bozukluk olmadığı halde sürekli hastalık kaygıları taşıması ve çeşitli bedensel yakınmalarla doktora başvurması hastalık hastalığı-hipokondriyazis’in belirtisidir. Kişi bedeninde bir hastalık olduğunu düşünerek daima doktorlara gider ve kimsenin anlayamadığı bir rahatsızlığı olduğunu düşünür. Bedenindeki en küçük bir ağrı, sızı gibi belirtileri büyük bir rahatsızlığın habercisi gibi görür. Hastalık hastalığında kişi daha çok doktorlara giderek doktor doktor dolaşırken; siberkondria’de durum bundan farklı olarak çoğunlukla internet ortamında hastalıklar araştırılır” diye konuştu.

    “İnternete olan güven tam, doktorlara inanç düşük”

    Bedenindeki küçük bir belirti nedeniyle doktora başvurulduğunu ancak doktorlara inancın oldukça düşük olduğunu belirten Tokaç, “İnternette sağlıkla ilgili birçok sayfa araştırılır, forumlar, akademik makaleler okunur, hatta yabancı sitelere bile bakılır. Uzmanların söylediklerine çoğunlukla inanılmayarak internet ortamında edindikleri bilgilerle kendisi hastalığının ne olduğunu bulmaya çalışır. En kötü durumu ise bedendeki günlük yorgunlukla bile oluşabilen sıradan belirtileri bile abartarak kanser, lösemi, beyin kanaması gibi bir rahatsızlığın habercisi olarak düşünmektir. Siberkondria; Hastalık hastalığı-Hipokondriyazis’in bir türü olup bedende hastalık arayışının internet ortamında yapılmasıdır. Kişi gece yatmış bile olsa hastalıkla ilgili aklına gelen küçük bir bilgi ile ilgili araştırma yapabilir. Bu kişiler hissettikleri hastalık belirtilerini doktora giderek sormaktan ziyade internet ortamında edindikleri bilgilere daha fazla güvenebilirler. Bu kişiler internette hastalık araştırmadan duramazlar” açıklamalarında bulundu.

    “Hastalık belirtilerini internette aramak bunaltının belirtisi”

    “Kişinin zihninin bu kadar hastalıkla meşgul olması ve hastalık belirtilerini internette araştırması aslında yaşadığı bir bunaltının belirtisidir” diyen Uzman Psikolog Tokaç, “Bunaltı; bilinç dışı çatışmaların bilince çıkmak istemesi ve kişi tarafından bastırılması sonucu ortaya çıkar. Bilinç dışı çatışma; yer değiştirerek bedende bir eksikliğe bağlanır, günümüzde her şeyi internet üzerinden yapan kişi ise hissettiği hastalık belirtilerini de internetten araştırmadan duramaz” ifadelerini kullandı.

    “Siberkondria hastalarını genellikle internette fazla vakit geçiren, birçok işlerini internet üzerinden halleden kişilerdir” diyen Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Aynı zamanda sosyal desteklerinin, arkadaş ortamının daha az olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal hayatlarında fazla başarılı olamamakla birlikte internette etkin bir sanal ortama sahip olabilirler. Bu kişilerin benlik saygılarının düşük oluşundan dolayı, toplumsal olarak kendisini ifade etmede yeterli olamamaktadırlar. Kendisini yeterince sevemeyen kişi kendisine yeterince değer de verememektedir. Siberkondria; Nevrotik bir bozukluk olup tedavi gerektiren bir durumdur. Eğer kişi günlük hayatını etkileyebilecek düzeyde internette hastalık araştırması yapıyor, uzmanların söylediğine güvenemiyor, uzmanların söylediği yerine internette belirtilen tedavileri uygulamaya çalışıyorsa hastalığın ciddi boyutlara ulaştığını söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

  • Bu hastalık erkeklerde 3 kat fazla

    Uzmanlar, idrar kaçırma rahatsızlığının erkeklere nazaran kadınlarda 3 kat daha fazla olduğunu söyledi.

    Cinsiyet ve yaşa göre idrar kaçırmanın değişik tipleri, sebepleri ve tedavileri olduğunu belirten VM Medical Park Bursa Hastanesi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Özcan Atahan, “İdrar kaçırma kadınlarda erkeklere nazaran 3 kat fazla görülmektedir. Kadınlarda görülme sıklığı yüzde 20 li 50 arasındadır. Gebeliğin son dönemlerinde görülen idrar kaçırması doğumdan sonra düzelmektedir. Kadınlarda fazla kilo, vajinal doğum, hormonal ilaç kullanımı, şeker hastalığı, rahmin ameliyatla alınması, nörolojik hastalıklar, ışın tedavisi sonrası risk artmaktadır. Erkeklerde idrar kaçırma oranı yüzde 12 civarında olup, parkinson hastalığı, bunama, ilaç kullanımı, prostat büyümesine bağlı veya taşma tarzında olabilir. Prostat ameliyatı sonrası da gelişebilir” dedi.

    İdrar kaçırma sıklığının ilerleyen yaşla birlikte arttığını ifade eden Özcan Atahan, “Yaşlanma ile birlikte organ sistemlerinin dolum kapasitesi azalmaktadır. Benzer şekilde her iki cinsiyette yaşlanma ile birlikte mesane kapasitesi, mesane elastikiyeti ve idrar akma hızı azalır. Genelde 4 tip idrar kaçırma durumu vardır. Öksürme, hapşırma, ağır bir şey kaldırma, egzersiz yapma ile idrar kaçırma durumuna stres tipi idrar kaçırma adı verilir. Sıkışma tipi idrar kaçırma, aniden gelen idrar yapma hissi sonrası tuvalete yetişemeden idrar kaçırma durumudur. Karma tip idrar kaçırma ise bu iki halin beraber eşlik ettiği idrar kaçırma durumudur. Taşma tipi idrar kaçırmada idrar torbasının tam boşaltılamaması sonucu damlama tarzında sürekli idrar kaçırma olur. Bazen pozisyon değiştirmekle, hissetmeden, sürekli bir şekilde, cinsel ilişki esnasında veya uykuda farkında olmadan idrar kaçırma da görülebilir” diye konuştu.

    Prof. Özcan Atahan, “Fiziki muayene, tam idrar, idrar kültürü, radyolojik filmler, ultrasonografi gibi görüntüleme yöntemleri uygulanır. Kaçırma tipi, sorunun şiddeti ve altta yatan sebebine göre tedavi planlanır. İdrar kaçırma, toplumda sık görülen ama hastalar tarafından fazla önemsenmeyen, hekimler tarafından da yeterince sorgulanmayan önemli bir rahatsızlıktır” şeklinde konuştu.