Etiket: HASTALIK

  • Bebeklerde el tercihi hastalık belirtisi olabilir

    Medical Park Gaziantep Hastanesi, Çocuk Nöroloji Bölümü Doç. Dr. Sedat Işıkay çocuklarda el tercihinin sebebi hakkında merak edilenler hakkında bilgi verirken, tercihin hastalık haberci olabileceğini ifade etti.

    Bebeklerde el tercihi iki yaşından önce olursa ne olur, bebeklerde el tercihi olmasa ne olur üzerinde değerlendirme yapan Çocuk Nöroloji Bölümü Doç. Dr. Sedat Işıkay, böyle tür durumlarda en yakın hastanedeki Çocuk Nöroloji bölümüne götürülmesi tavsiyesinde bulundu. İnsanlarda el tercihi iki yaşından sonra geliştiğini belirten Işıkay, “İki yaşından küçük tüm bebeklerde her iki el ve kol aktif olarak kullanılmaktadır. Bebeklik döneminde gelişim ile parelel olarak yüksek beyin fonksiyonlarının gelişimi ile ya sağlak ya da solak olunmaktadır. Erken yaşlarda el tercihinin olması kesinlikle normal bir durum değildir. Böyle bir durumun erken aylarda gelişmiş olması bir beyin hastalığına işaret eder. Biz klinikte erken el tercihi gelişimini beyin felci gelişmiş bebeklerde sıklıkla görmekteyiz. Bilindiği üzere beynimiz bir cevizin iki parçası gibi iki ana parçadan gelişmiş olup arasında korpuskallosum dediğimiz bir yapı ile birbirlerine yapıştırılmıştır. Beynin sağ tarafı vücudumuzun sol tarafını, sol tarafı da sağ tarafının fonksiyonlarını düzenlemektedir” dedi. Doç. Dr. Sedat Işık ay, “Beynin bir tarafında gelişebilecek bir hadisede vücudun karşı tarafında fonksiyon bozukluğu olacaktır. Ülkemizde serebralpalsi yani beyin felci hastalığı bin canlı doğumdan yanlızca 3 bebekte görülmektedir. Bu bebeklerin de çoğunda erken aylarda el tercihi gelişmektedir. El tercihi gelişiminde serebralpalsi dışında başka hastalıklarda olabilmektedir. Özellikle bebeklik döneminde zor doğuma bağlı doğum travmaları, boyun ve kol sinirinin incinmesine bağlı felçler, beyin kanaması, beyin tümörü, kas ve bağ hastalıkları ve ortopedik sorunlar neden olabilmektedir. Bir bebekte iki yaştan önce el tercihi gelişmiş ise mutlaka bir Çocuk Nöroloji Uzmanı tarafından değerlendirilmelidir. Böylelikle, altta yatabilecek ciddi problemlerin erken saptanması ile tedavi mümkün olacaktır” şeklinde konuştu.

  • Türkan Şoray: ‘‘Cushing denen bir hastalık geçirdim, şimdi iyiyim’’

    8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Eyüpsultanlı kadınlarla bir araya gelen Türkan Şoray, “Cushing denen bir hastalık geçirdim, ameliyat oldum şimdi de kortizon alıyorum. Hastalığımdan dolayı uzun zamandır inziva da gibiydim, şimdi iyiyim’’ dedi.

    Eyüpsultan Belediyesi, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde Türk Sinemasının değerli ismi Türkan Şoray’ı ağırladı. Eyüpsultan Kültür ve Sanat Merkezi’nde düzenlenen programa Eyüpsultan Belediye Başkanı Remzi Aydın’ın yanı sıra çok sayıda vatandaş katıldı. Eyüpsultan Kadın Emeği Programı (ESKEP) kadınlarının atölye çalışmalarının sergisiyle başlayan etkinlik Türkan Şoray söyleşisiyle devam etti. Sevenleriyle bir araya gelmiş olmanın mutluluğunu yaşayan Şoray, zaman zaman duygusal anlar yaşarken, kimi zaman da mutluluktan kahkahalar attı. Tüm dünyaya 8 Martı Dünya Kadınlar Günü mesajı veren Türkan Şoray “Yaşasın Kadınlar” dedi.

    ‘‘Kadınların ekonomik gücünü eline alması çok önemli’’

    Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutlayarak sözlerine başlayan Türkan Şoray, “Kadın olarak kadınları ilgilendiren konulara çok farklı bakıyoruz, kadınca bakıyoruz. O kadınların dramlarını da çoğu filmimizde gerçekleştiriyoruz. Kadın ölümlerinin olmaması, genç ve küçük kızların eğitim gördüğü, eşit şartlarda ve toplumun her kesiminde kendini göstermesi çok önemli. Kadınların okuması ve ekonomik gücünü elde etmesi kadına çok büyük bir özgüven veriyor hayata karşı. Çok insanın sizi sevmesi görmediğiniz insanlarla bile gönül bağınızın olması ve bunu hissetmek çok güzel. Afrin’deki o kahraman askerlerimize duacıyız. Yüreğimiz titriyor, Allah onları korusun. Anneler yetiştirdi onları, aslan gibiler. İnşallah dualarımızla hepsi sağ salim dönüp gelecekler. Kaybettiğimiz askerlerimize de, hep kalbimizde, nurlar içinde yatsınlar’’ dedi.

    “Hastalığımdan dolayı uzun süredir inzivada gibiydim”

    “Sizinle hem mutlu oldum hem de duygulandım” diyerek sözlerini sürdüren Şoray, ‘‘Bundan 7 ay önce bir rahatsızlık geçirdim ve ameliyat oldum. Cushing denen bir rahatsızlık, ender görülen bir rahatsızlık. Böbrek üstü bezlerinin çalışmaması. İşte bu yüzden ameliyat oldum şimdi de dışarıdan takviye kortizon alıyorum. Bu hastalık kilo ve yürüme zorluğu yapıyor. Bundan dolayı bir süredir, inziva da gibiydim. Hastalığım geçiyor Allah’a şükür, şimdi daha iyiyim, kilolarımı da veriyorum. Bundan daha kiloluydum, bir dahaki karşılaşmamızda beni daha zayıf göreceksiniz. Şimdi ki diziler de o kadar yorucu ki, göze alamıyorum. Şimdi eskiye bakıp hasret gidermek istemiyorum ama ara sıra rastladığım Türk filmleri oluyor. Gerçekten çok farklı ve samimiymiş, insanlar birbirini seviyor, ölümsüz ve gerçek aşklar vardı’’ diye konuştu.

  • Migren tedavi edilebilir bir hastalık

    Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel, kişinin günlük yaşantısını aksatan, yaşam kalitesini düşürerek adeta kabusa döndüren, ciddi anlamda maddi yüke sebep olan migrenin tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu söyledi.

    Migren tedavisinde hastaya ağrı kesici vermektense hastanın baş ağrısını engelleyici bir tedavi yöntemi uygulanması gerektiğini belirten Samsun Büyük Anadolu Hastanesi Nöroloji Bölümünden Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, migren tanı ve tedavisi hakkında önemli bilgiler verdi.

    Migren nedir nasıl oluşur?

    Yücel, “Migren, akut dönemlerde hastanın işgücü kaybına yol açan bir baş ağrısıdır. Günlük hayatımızda çok sık karşılaştığımız hastalarımız bize poliklinikte en çok bu yakınmayla gelen bir sağlık problemidir. Aslında migren tarihsel çağdan yaygın bir rahatsızlıktır. Önce migren baş ağrısı teşhisini koymak gerekiyor. Bütün baş ağrıları migren değildir. Boyundan, sırttan kaynaklı baş ağrıları olabilir. Küme baş ağrısı dediğimiz migrenin daha şiddetli formu olarak nitelendirebileceğimiz baş ağrıları olabilir. Önce baş ağrısı tedavisi tanısını koyup ona göre tedavi edilmesi gerekmektedir” dedi.

    Migrene sebep olan nedenler

    Dr. Dilek Kasım Yücel, migrene sebep olan nedenler hakkında şu bilgileri verdi: “Genellikle yoğun çalışan insanlarda günlük hayatımıza iş stresi fazla olduğu için daha çok migren baş ağrısı görülür. Polikliniğe baş ağrısı şikayeti ile gelen hastalarda öncelikle biz baş ağrılarının sebeplerini ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu kansızlık olabilir, vitamin eksikliği olabilir, tiroit ile bozukluk baş ağrısına yol açıyor olabilir. En kötü ihtimallerle beyindeki tümör, yer kaplayıcı lezyon bunlar baş ağrısının diğer sebeplerindendir. Biz bunları ortaya koyabilmek için öncelikle hastaya nörolojik muayenesini yaparız. Şikayetlerini dinleriz. Daha sonra önce tanı yapabilmek için hastanın gerekirse beyin görüntüleme, gerekirse kan tahlil tetkiklerini isteriz. Sonucuna göre hastanın tedavi planlarını düzenleriz.”

    Tiroit migreni tetikliyor

    Yücel, “Karadeniz Bölgesi’nde genellikle tiroit hastaları çoktur. Mutlaka hastanın tiroit fonksiyonlarına mutlaka bakarız. Bu hastanın baş ağrılarını şiddetle ve sıklıkla arttırır. Muayeneye gelen hastaların çoğu bu tetkik ve değerlendirmeler yapıldıktan sonra migren veya gerilim tipi baş ağrısı tanısı alır. Sıkıntı stres, yorgunluk, uykusuzluk şikayetleri arttırır. Biz hastaya genelde migren teşhisini koyarken muayene başlamadan, tetkiklerini görmeden şikayetini anlatırken tanısını koyarız. Yaptığımız tetkik ve incelemeler baş ağrısı diğer nedenlerini dışlamak içindir. Hastalar bize genelde şu şikayetle gelir: ‘Ne der hasta ışıklı sesli ortamda çok başım ağrıyor. Yemek yemeye geciktirdiğimde baş ağrısında bir artmalar oluyor der.’ Bunlar bize migrenin karakteristik özelliklerini gösterir. Migren daha çok bayanlarda görülür. Adet dönemine yakın sıklıkla baş ağrısında artış olabilir” şeklinde konuştu.

    Her hastaya ayrı kriter

    Dr. Dilek Kasım Yücel şu bilgileri verdi: “İki tane yöntem vardır. Atak tedavisi ve önleyici tedavi. Önleyici tedaviye tıbbi olarak biz profilaktik tedavi diyoruz. Hastalar bize atak döneminde gelir. Ama hastayı sorguladığımızda geçmiş dönemlerde hastanın hemen hemen her gün sızlayıcı bir baş ağrısı olduğunu görürüz. Bu hastayı rahatsız ettiği zaman doktora başvurur. Biz hastaya ilaç başlama kriterlerini şöyle belirleriz. Hastanın eğer bir hafta içerisinde ağrı kesici ihtiyacı beş ve altıdan yüksek ise ya da işini gücünü yapmasını engelleyecek baş ağrısı ayda sekiz on günden fazla ise hastaya migren profilaksisi dediğimiz tedaviye başlamak gerekir. Profilaksi tedavisi dediğimiz migren baş ağrısında hastaya ağrı kesici vermekten ziyade hastanın baş ağrısını engelleyecek tedaviler vermeye çalışmaktır.”

    Migreni tedavi eden ajanlar

    “Profilaksi için kullandığımız birinci kuşak ajanlar betabilakör dediğimiz ajanlardır. Bunlar daha çok kalp hastalarında ve el titremelerinde kullanılabilir. Hastalarımıza ilaç yazdığımız zaman hocam bu tansiyon ilacı değil mi?, sinir ilacı değil mi? diye sorduklarında biz hastalara migren tedavisinde kullandığımızı anlatırız. Hastayı kontrole çağırıp bakarız. Eğer bu tedaviden fayda görmediyse epilepsi tedavisinde kullanılan antipleptik dediğimiz ilaçlar kullanmaya geçeriz. Bunlar da migreni tedavi eden ajanlardır. Ama bunun dışında hastanın ilaçlar versek bile akut atakları olacaktır. Yani bunlar şiddetli baş ağrısı, bulantı kusmanın eşlik etmesi veya ağrı kesiciye etki etmeyen ataklar olacaktır. O zamanda biz hastaya ağrı kesici ilaçlar atak döneminde veririz.”

    Atak dönemlerinde ilaç alımı

    “Atak dönemindeki ilaçları çok almaması gerekir. Dayanamayacak hale geldiğinde ilaç almasını öneririz. Ağrı kesiciyi verdiğimiz zaman genellikle basit ağrı kesici dediğimiz nansiteroitanfitrematuvar ağrı kesicilerdir. Bu tedaviden fayda görmez ise tiriptan dediğimiz bir gruba geçeriz. Tiriptan dediğimiz grupta şiddetli baş ağrısında verdiğimiz ilaçlardır. Buna rağmen baş ağrısında hasta rahatlamayabilir. Kronik ağrıları devam edebilir. Ağrı devam ettiğinde diğer yöntem olan ilaçla tedavi olamayan yöntem olabilir. Bunlardan birçok yöntem vardır. Bunlardan başlıca uyguladığımız Nöralterapi dediğimiz yöntemdir. Bu yöntemde normalde baş ağrısına yol açan sinir beynimiz yüzeysel kafatası derisinden kaynaklı nervusokbitalismayor dediğimiz bir sinirimiz var. O siniri anestezik ajanlarla bloke ederiz. Bu blokasyon bazen hastayı bir ay bazen de altı ay baş ağrısızlık sağlayabilir. Buda kullandığımız diğer yöntemdir.”

    Migrende ozon tedavisi

    “Bunun dışında yine baş ağrısına sebep olabileceği boyun rahatsızlıkları olabilir. Bunun için servikal sinirlerin dermatomal alanlarına uyacak şekilde nöralterapi dediğimiz serumfizyolojik enjeksiyonu yapabiliyoruz. Bunu kullandığımız ilaçlar kortizon gibi bir ilaçlar değil, tamamen vücudun kendi iyileşme sistemini aktif hale getiren ilaçlardır. Bunun dışında yine hasta bunların dışında tedavi görmez ise hastalara ozon tedavisi kullanılabilir. Ozonu vücuda verdiğimiz aman biz bunu kan yolu ile de verebiliyoruz. Lokal dediğimiz kulak yolu ile verebiliyoruz. Rektal yolla verebiliyoruz. Ozon tedavisi vücudun kendi kendine tedavi etmesine fayda ediyor ve baş ağrısını azaltıyor.”

  • Guatr tek bir hastalık değil

    Endokrinoloji Uzmanı Dr. Gülçin Ecemiş, ‘guatr’ sözcüğü şemsiyesi altında çok sayıda hastalığın yer aldığını söyledi.

    VM Medical Park Samsun Hastanesi Endokrinoloji Kliniğinden Uzm. Dr. Gülçin Ecemiş ’guatr hakkında bilgi verdi. Dr. Ecemiş, “Halkımızda guatr denildiğinde sanki tek bir hastalıkmış gibi yanlış bir algı mevcuttur. Guatr sözcüğü şemsiyesi altında çok sayıda hastalık yer almaktadır. Tiroit bezinin her türlü hastalığına guatr denilmektedir. Bezin aşırı çalışması, yetersiz çalışması, büyümesi veya içinde nodüldediğimiz yapılanmaların oluşması gibi durumların her biri ayrı bir guatr nedenini oluşturmaktadır” dedi.

    Hipotiroidizm nedir, belirtileri nelerdir?

    Uzm. Dr. Gülçin Ecemiş şöyle devam etti: “Hipotiroidizm tiroit bezi hormonlarının kısmen veya tam olarak yapılamaması ve kan dolaşımına verilememesinden kaynaklanan bir hastalıktır. Halsizlik, uyuşukluk, güçsüzlük, baş ağrısı, kilo alma, üşüme, kadınlarda adet kanamalarında düzensizlik (genellikle kanama şiddetlenir ve uzun sürer), deride kuruluk, saç, kaşlar ve diğer kıllarda dökülme, tırnaklarda kırılma, kabızlık, seste boğukluk, terlemede azalma, el ve ayaklarda karıncalanma, yüz, kol ve bacaklarda şişlik, işitmede azalma, eklem ve kas ağrıları hafızada azalma, ruhsal değişiklikler görülür. Ancak, hafif seyirli hipotiroidi vakalarında belirtiler silik olur veya herhangi bir belirti görülmeyebilir.”

    Hipertiroidi nedir, klinik bulguları nelerdir?

    Dr. Ecemiş, “Hipertiroidi, tiroit bezinin fazla çalışmasına bağlı olarak tiroit hormonlarının fazla miktarda salgılanması sonucu ortaya çıkan klinik tabloya verilen isimdir. Tirotoksikoz, değişik nedenlerle örneğin fazla miktarda tiroit tableti alınması yada tiroiditlerde olduğu gibi tiroit depolarından kana ani olarak tiroit hormonlarının boşalması sonucu kanda tiroit hormonlarının yükselmesine verilen isimdir. İki durumda da klinik olarak aynı tablo ortaya çıkar. Klinik belirtileri; sinirliik, aşırı heyecan ve duygusallık, kilo kaybı, sıcağa tahammülsüzlük, titreme, çarpıntı, saç dökülmesi, cilt ve tırnaklarda değişiklik, adet düzensizliğidir” açıklamasında bulundu.

    Nodüler guatr hastalıkları neden önemlidir?

    Tiroit bezinde bir yumru mevcutsa buna ‘tiroit nödülü’ denildiğini söyleyen Dr. Gülçin Ecemiş şunları söyledi: “Eğer tiroit bezi hem iri hem de nodüllü ise buna nödüler guatr, hem iri hem de birden çok yumru mevcutsa buna da muti nodüler guatr denilir. Nodüllerin hasta ve hekim açısından üç önemli özelliği vardır. Birinci özellik nodülün kanser olup olmadığıdır. İkinci özellik nodül veya nodüllerin otonom yani başına buyruk çalışarak aşırı hormon üretimi ile hipertroidi denilen hastalığa yol açıp açmadığıdır. Üçüncü özellik ise iri nodüllerde rastlanan nefes borusuna baskı yapıp yapmadığıdır. Her üç durum hasta için değerlendirildikten sonra nihai tedavi planı yapılmalıdır.”

    Guatr hastalıklarında tanı nasıl konulur?

    Guatr şüphesi ile polikliniğe gelen hastaların öncelikle palpasyon ile boyun bölgesinin muayene edildiğini söyleyen Dr. Gülçin Ecemiş, “Muayene sırasındaki cilt bulguları, ağrı hassasiyeti önemlidir. Sonrasında ultrasonografi ile tiroit bölgesi ve komşu yapılarak dikkatlice değerlendirilir. Laboratuar tetkiklerinde sT3, sT4, TSH ve gereğinde tiroit otoantikorları (anti-tiroglobulin, anti-TPO ) istenerek tanısal değerlendirme tamamlanmış olur” diye konuştu.

    Guatr hastalıklarında tedavi?

    Tedavinin nedene göre değiştiğini vurgulayan Dr. Ecemiş şu bilgileri verdi: “Tiroit fonksiyon testlerindeki bozukluk hipotiroidi ile uyumlu ise tedavi eksik olan hormonların yerine konması esasına dayanır ve levotroxinreplasmanı yapılır. Eğer hastada mevcut bozukluk tirotoksikoz ile uyumlu ise metimazol ve propiltiurasil gibi anitiroidal ilaçlarla tedavi uygulanır. Burada tirotoksikoz nedeni önemlidir. Hastanın ultrasonografi ile değerlendirilmesinde nodül ya da nodüllerin varlığı tedavide belirleyicidir. Bu çeşit fonksiyon bozukluğu olan hastalarda nükleer tıp bölümünce uygulanan tiroit sintigrafisi tetkiki önem arz etmektedir. Tirotoksikozu olan hastalarda nodül olup olmaması ve eğer nodül/nodüller mevcut ise tiroit sintigrafisindeki karakterine göre nihai tedavi seçenekleri; medikal tedavi, bazı hasta grubunda operasyon ya da radyoaktif iyot tedavi seçenekleri olarak değerlendirilebilir. Hastanın tiroit ultrasonografisinde nodül/nodülleri tespit edildiğinde özellikle 1cm üzerindeki nodüllerden tiroit ince iğne aspirasyonbiopsisi, tiroidfonsiyon testleri ve bazı durumlarda sintigrafi sonucuna göre uygulanabilmektedir.”

    Guatr hastalıklarında ameliyat ne zaman uygulanır?

    Endokrinoloji Uzmanı Dr. Gülçin Ecemiş, “Hipotiroidi ile uyumlu guatr hastalıklarında nodül yok ise levotroxin tedavİsi ile takip yeterlidir. Bu grupta ameliyata bası semptomu gibi bir durum yoksa ihtiyaç duyulmaz. Hipertiroidi durumunda; nodül ya da nodüller varlığı, büyüklükleri ve ultrasonografik özellikleri, tiroit sintigrafisindeki nodül karakteristiği ve tiroit ince iğne aspirasyonbiopsi sonucuna göre ameliyat önerilmektedir. Burada hastanın yaşı ve mevcut rahatsızlıkları da arz etmektedir. Ameliyat sonrasında hastalar ömür boyu levotroxinreplasmanına ihtiyaç duyarlar. İlacı düzenli kullanmaları belirli aralıklarla tiroit fonksiyon testleri ile takip edilmeleri gereklidir. Estetik olarak topikal bir takım tedavilerle yara izi nerdeyse fark edilmeyecek kadar azaltılabilir” bilgilerini verdi.

  • Recep Akdağ: “Refah seviyemiz arttıkça yeni hastalık grupları ortaya çıkıyor”

    Sağlık Hizmetleri Değerlendirme İl Toplantısına katılan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, burada yaptığı konuşmada, “Refah seviyemiz arttıkça yeni hastalık grupları ortaya çıkıyor. Bulaşıcı olmayan hastalık grupları, sigaraya bağlı, şişmanlığa bağlı, hareketsizliğe, şeker ve kalp hastalıklarına bağlı kanserler yepyeni bir hastalık yükü ve berberinde de riskleri getiriyor “ dedi.

    Sağlık Bakanı Recep Akdağ, CVK Bosphorus Otel’de düzenlenen Sağlık Hizmetleri Değerlendirme Toplantısı’na katıldı. Toplantıya Bakan Akdağ’ın yanı sıra İstanbul İl Sağlık Müdürü Prof. Dr. Kemal Gümüşoğlu, İl Halk Sağlığı Müdürü Dr. Emre Güner, Kamu hastaneleri kurumu yöneticileri, İstanbul Sağlık Tesisleri temsilcileri, Özel Üniversite temsilcileri ve özel hastane temsilcileri katıldı. Bakan Akdağ, bu yıl 6’ıncısı düzenlenen toplantıda özel hastaneler ve üniversite hastanelerini değerlendireceklerini belirtti.

    “Refah seviyemiz arttıkça yeni hastalık grupları ortaya çıkıyor”

    Türkiye’de İhtiyaçların değişmesiyle yeni hastalıkların ortaya çıktığını aktaran Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Sağlık sektörü açısından yeni bir döneme başlıyoruz. Türkiye’nin ve Türk insanının ihtiyaçları değişti, hastalık yükümüz de değişti. Geçmişte çocukları ishalden, aşıyla korunabilir hastalıklardan, zatürreden, eksik beslenmeden hayatını kaybeden ülkenin sağlık sisteminden bahsediyorken artık bu durum değişti ve bunları artık aştık. Sağlıkta değişim programıyla yeni bir noktaya geldik ama bazen başarılarınız aynı zamanda sizin gelecekle ilgili risklerinizi oluşturur. Bulaşıcı hastalıkları ortadan kaldırdıkça bir taraftan memlekette refah seviyesi artan bir ülke olunca yeni hastalık grupları ortaya çıkıyor. Bulaşıcı olmayan hastalık grupları, sigaraya bağlı, şişmanlığa bağlı, hareketsizliğe, şeker ve kalp hastalıklarına bağlı kanserler yepyeni bir hastalık yükü ve berberinde de riskleri getiriyor. Bunlarla baş etmek için sistemimizi tanzim etmemiz gerekiyor” diye konuştu.

    “2023’e kadar bütün İstanbul Kamu Hastane binaları mükemmel bir noktaya gelmiş olacak”

    2023 yılına kadar Kamu Hastane binalarının mükemmel bir noktaya geleceğini belirten Bakan Akdağ, “İstanbul‘da aile sağlık merkezlerini bir taraftan mükemmel hale getirirken, yeni sağlıklı yaşam merkezleri yapacağız. Öte yandan insanların daha fazla hareket etmesini sağlamak için belediyelerimizle iş birliği halinde imkanlar oluşturacağız ve bunları destekleyen medya kampanyaları yapacağız. Vatandaşlarımızın doğru beslenmeleri ve şişmanlamamaları için sağlık merkezlerimizde yol göstereceğiz, destek olacağız ama her halükarda insanımız hastalanmışsa en mükemmel şekilde hastane tedavisi alması için çaba sarf edeceğiz. Bunun için binalarımızı da yeniliyoruz İstanbul’da 2020-2021’e kadar binalarımızın büyük bir kısmını yenilemiş olacağız. 2023’e kadar bütün İstanbul Kamu Hastane binaları mükemmel bir noktaya gelmiş olacak” şeklinde konuştu.