Etiket: HASTALIK

  • Dr. Karayağız: “Sansasyonel dil kullanılan sağlık haberleri insanları hastalık hastası yapıyor”

    Doktor Öğretim Görevlisi Şaban Karayağız, sansasyonel dil kullanılan sağlık haberlerinin, hastalık hastalığı adı verilen psikiyatrik bozukluğun görülme sıklığını artırdığını belirtti.

    Psikiyatride kaygı bozukluğu çerçevesinde değerlendirilen ‘hastalık hastalığını’, en ufak rahatsızlığın altında bile ölümcül hastalıklar olduğunu düşünerek defalarca kez aynı branşta farklı doktorlara gitmek olarak tanımlayan Dr. Öğretim Görevlisi Şaban Karayağız, hastalığın görülme sıklığının geçmiş yıllara oranla artış kaydettiğini ifade etti. Karayağız, “Bu hastalıkta örneğin kişinin başı ağrır ama kişi bu baş ağrısını normal görülen bir baş ağrısına yormaz, altında mutlaka kanser gibi ölümcül bir hastalık arar. Bu arayışların sonucunda da defaatle doktora gider. Gittiği doktoru beğenmez veya doktorun verdiği tedaviden emin olmaz. Defalarca kez aynı şikayetlerle birlikte farklı aynı branşta farklı doktorlara gitmek, poşet poşet ilaçlar ve gereksiz tetkikler bu hastalığın bulguları içerisinde yer alır” diye konuştu.

    Sağlık haberleri korkutuyor

    Hastalığın görülme sıklığındaki artışın nedenini, yaygınlaşan kitle iletişim araçlarıyla birlikte sağlık haberlerine dair enformasyonun artmasına bağlayan Karayağız, “Bu tür hastalık ya da sağlık haberlerinin kullandığı dil sakıncalı; çoğunlukla aşırı korkutmaya yönelik bir dil de kullanılıyor; ‘başın ağrıyorsa dikkat beyin kanseri olabilirsin’ gibi insanların dikkatini cezbeden başlıklar da insanlarda paranoyak düşüncelerin yaygınlaşmasına neden oluyor” dedi.

    Kadınlarda daha fazla görülüyor

    Hastalığın kadınlarda daha sık görüldüğüne dikkat çeken Karayağız, bunun nedenini hormonal faktörler ve daha fazla strese maruz kalmak olarak açıkladı. Karayağız, hastalığın tedavisinin mümkün olduğunu ancak tekrarlama olasılığının da yüksek olduğunu sözlerine ekledi.

  • “Sedef hastalığı bulaşıcı olmayan bir hastalık”

    Temel olarak deride görünen lezyonlarla tanınsa da kalp damar sistemi başta olmak üzere tüm sağlığı tehlikeye atabilen sedef hastalığı hakkında bilgi verildi. Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Gürer, “Sedef hastalığı, kronik inflamasyonla seyreden ve bulaşıcı olmayan bir hastalıktır” dedi. Düzenlenen basın toplantısında sedef hastalığını tetikleyen faktörler, tedavi yaklaşımları ve hastaların yaşam kalitelerini yükseltecek bilgiler paylaşıldı.

    Psoriasis Derneği tarafından ‘29 Ekim Sedef Hastalığı Farkındalık Haftası’ nedeni ile düzenlenen basın toplantısında sedef hastalığını tetikleyen faktörler, tedavi yaklaşımları ve hastaların yaşam kalitelerini yükseltecek bilgiler paylaşıldı. Toplantıya Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer ile dernek üyeleri Prof. Dr. Sibel Alper, Prof. Dr. Emel Bülbül Başkan ve Prof. Dr. Nahide Onsun katıldı.

    Sedef hastalığının, herhangi bir yaşta ortaya çıkan ancak özellikle 30-39 ve 50-69 yaşları arasında pik yapan, yatkınlık geni taşıyanlarda daha sık rastlanılan bir deri hastalığı olduğunu anlatan Gürer, sedef hastalığının bulaşıcı olmadığı halde bulunduğumuz toplumda bulaşıcı olarak algılandığını belirterek hastaların yaşadığı damgalanma sorununa dikkat çekti.

    “Sedef bulaşıcı değil”

    Gürer şunları anlattı: “Sedef hastalığı, kronik inflamasyonla seyreden ve bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Bu hastalık en sık dirsek, diz, saçlı deri, el ve ayaklarda keskin sınırlı, kırmızı zeminde kepeklenme ile seyreden değişik büyüklükte lezyonlar ile karakterizedir. Hastaların hemen hepsi kaşıntı, yanma, batma ve ağrıdan şikayet ederler. Nadiren tüm deriye yayılıp, organizmanın genel metabolizmasını bozarak yaşamı tehdit edebilir. Hala kesin nedeni tam olarak açıklanamayan sedef hastalığı genetik olarak yatkın kişilerde hem iç hem de dış faktörlerin etkisiyle tetiklenebilmektedir.

    Damgalanma hala büyük sorun

    Sedef hastalığı yaşam kalitesini de önemli derecede etkilemektedir. Lezyonların yerleşim yeri ve şiddetine bağlı olarak hastalar önemli derecede fiziksel ve ruhsal sorunlar yaşayabilirler. Hastalar görünümleri nedeniyle kendilerini içe kapanık hissedebilirler ve bu bireylerde reddedilme korkusundan ve psikoseksüel kaygılardan kaynaklanan çekingenlik ve zayıf benlik duygusu olabilir. Bu hastaların özellikle çalışma hayatında ayrımcılığa ve sosyal izolasyona yol açabilen ‘damgalanma’ sonucu psikolojik sıkıntı çektikleri bilinmektedir.”

    Düzenlenen basın toplantısında konuşmacı olan Psoriasis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Emel Bülbül Başkan, psoriasis hastalığının gelişiminde bağışıklık sisteminin önemli rol oynadığını söyleyerek hastalığı tetikleyen faktörler hakkında bilgi verdi.

    Prof. Dr. Emel Bülbül Başkan, şöyle konuştu: “Nedeni tam olarak bilinmeyen psoriasis hastalığının bağışıklık sistemi, genetik ve çevresel faktörlerin karşılıklı etkileşimi sonucu geliştiği düşünülüyor. Psoriasis hastalığının gelişiminde bağışıklık sistemi önemli rol oynuyor. Bağışıklık sisteminin ana elemanlarından T hücreleri kan damarları yoluyla deriye ulaşıp derinin en üst katı olan epidermis tabakasını oluşturan keratinosit adlı hücrelerin daha hızlı çoğalmasına yol açar. Epidermis normalde kendisini 1 ayda yenilerken bu süre sedef hastalığında 3-5 güne iner. Bu hızlı hücre çoğalması sedefli deride pullanma ile sonlanır. Bağışıklık sistemini ve T hücrelerini neyin harekete geçirdiği bilinmemektedir. Hastalığı tetikleyen çeşitli faktörler bulunuyor

    Stres

    Çalışmalar stresin psoriasisi kötüleştirebileceğini göstermektedir. Psoriasis hastaların yüzde 68’i hastalık başlamadan 1-3 ay öncesinde stresli bir olay deneyimi tanımlamaktadır.

    Travma

    Psoriasis diz, dirsek ve kalça gibi sürtünme ve sıradan travmalara maruz kalan bölgelerde daha çok görülmektedir. Özellikle hastalığın aktif dönemlerinde hasardan yaklaşık 10-14 gün sonra travma yerinde yeni sedef lezyonları ortaya çıkabilir. Birçok fiziksel, kimyasal ve inflamatuvar olay hastalığı tetikleyebilmektedir. Fiziksel olaylar arasında sürtünme, kaşıma, çizik, kesi, basınç, traş ve cerrahi girişimler sayılabilir. Dövme, keseleme, akupunktur gibi deriye tekrarlayan travmalar uygulamaktan kaçınılmalıdır. Günlük yaşamda böcek sokmaları, sinek ısırıkları ve güneş yanıklarından korunmak gerekir.

    Enfeksiyon geçirmek

    Enfeksiyonlar özellikle tonsillit, viral veya bakteriyel üst solunum yolu enfeksiyonları hastalığı yüzde 15-76 oranında tetiklemektedir. Özellikle çocuk hastalarda bu tür enfeksiyonlardan yaklaşık 1-3 hafta sonra yaygın psoriasis döküntüsü ortaya çıkabilir. Ancak enfeksiyon tedavi edildiğinde psoriasis alevlenmesi de kontrol altına alınabilir.

    Sigara tüketimi

    Sigara içimi doğrudan psoriasisle ilişkili bulunmuştur. Sigara içimi hastalık riskini ikiye katlamaktadır. Sigara içen kadınlarda plak tip psoriasis gelişimi riski 3.3 kat daha fazladır. Günde içilen sigara miktarı ile hastalık şiddeti arasında da ilişki vardır. Günde 10 adetten fazla sigara içen erkeklerde ekstremitelerde daha şiddetli hastalık tablosu vardır. Sigarada bulunan nikotin, psoriasise yol açan doğal bağışıklık hücrelerini etkileyerek ve deride reaktif oksijen ürünlerini arttırarak hastalığa yol açar.

    İklim

    Kış mevsiminde kuru ve soğuk hava psoriazisi kötüleştirirken sıcak ve ılık mevsimler hastalığın kliniğini rahatlatır. İklimin etkisinde aslında anahtar nokta deriyi nemli tutmaktır. Banyodan sonra ve gün içinde nemlendirici kremler kullanmak yararlıdır. İritasyondan kaçınmak için parfümsüz ve hassas deriler için üretilmiş nemlendiricileri kullanmak önerilir. Kaşıntı ve hassasiyeti rahatlatmak için evde nemlendirme cihazı kullanılabilir. Yaz aylarında ultraviyole ışığa dikkatli şekilde maruz kalmak hastalığın belirtilerini hafifletse de yanık derecesinde güneşte kalmak hastalığı kötüleştirir”.

    Psoraisis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Nahide Onsun, hastalığın vücutta oluşturduğu olumsuz etkileri şöyle anlattı: “Hastalık en çok diz-dirsek gibi vücudun çıkıntılı bölümlerinde görülse de tüm vücudu kaplayabilir veya sadece saçta ve tırnaklarda görülebilir. Koltuk altı, kasık gibi vücudun kıvrım yerlerinde ise derinin özelliğinden dolayı sadece kızarıklık şeklinde ortaya çıkabilir. Çocuklarda, özellikle üst solunum yolu enfeksiyonundan sonra yaygın nokta veya damla şeklinde küçük lezyonlar görülür. Obez kişilerde kıvrım yerlerinde (koltuk altları, kasıklar, göğüs altları) kırmızı, ağrılı, şiddetli kaşıntı ve yanmaya neden olan psoriasis lezyonları oluşur.

    Sedef hastalarında insülin direnci ve obezite daha fazla görülüyor

    Psoriasis hastalığının deride oluşturduğu olumsuz görünüme ek olarak kalp damar sisteminde inflamasyon nedeniyle önemli değişikliklere yol açtığını, hipertansiyon, kan lipidlerinde yükselme ve ateroskleroz nedeniyle erken yaşta miyokard enfarktüsü riski oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, insülin direnci ve tip 2 diyabet ve diyabetin yol açacağı komplikasyonlarla karşı karşıya kalabilirler. Obezite ve obeziteye bağlı olarak bu hastalık risklerinin daha da artacağı söylenebilir.

    Psoriasis hastaları doktorundan habersiz ilaç kullanmamalı

    Bazı durumlarda bir enfeksiyon veya ilaç hastalığın alevlenmesine neden olur ve hastanın tüm vücudunda içi iltihap dolu gibi görülen küçük püstüller ortaya çıkabilir. Böyle bir durumda hastanın ateşi yükselebilir, genel durumu bozulabilir ve hastanın hastanede yatırılarak tedavisi gerekebilir. Bu nedenle psoriasis hastaları doktorundan habersiz ilaç kullanmamalıdır. Ağrı kesici ilaçlar sedef hastalığını şiddetlendirebilir kortizon içeren ilaçlar (ağızdan alınan veya enjeksiyon yoluyla verilen) ciddi alevlenmelere yol açabilir. Özellikle internet aracılığı ile veya elden satılan ne olduğu bilinmeyen karışımların ağız yoluyla veya sürülerek kullanılması da hastaya zarar verebilir”.

    Psoraisis Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Sibel Alper ise psoriasisin kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu belirterek psoriasis tedavisinin hastalığın yaygınlığı ve yerleştiği bölgelere göre seçildiğini söylerek şu bilgileri verdi: “Lezyonlar vücudun yüzde 5’inden az bir alanı kaplıyorsa dışarıdan uygulanan ilaçlar yani kremler ile tedavi etmek mümkündür. Ancak yaygınsa veya yaygın olmamasına rağmen ellere, genital bölgeye yerleşiyor ise şiddetli kabul edilip farklı seçenekler değerlendirilir.

    Psoriasis tedavisi 3 grupta toplanır: topikal tedavi (deriye dışarıdan uygulanan ilaçlar), ultraviyole ışınları ile tedavi (güneş ışınları), sistemik tedaviler (ağızdan alınan ilaçlar ve iğneler). Psoriasis hastaları aynı ilaca farklı klinik yanıtlar verebilirler.

    Hastanın durumuna göre seçilen tedavi yöntemi aksatılmadan doğru kullanıldığında ve hastalar iyi izlendiğinde sorunsuz bir tedavi süreci söz konusudur. Günümüzde tedavi sonucundan beklenti deri belirtilerinin tamamen veya tama yakın silinmesidir. Tedaviler uzun sürebilir ancak kullanımları zor değildir, yaşam kalitesini olumsuz etkilemezler. Zamanında doğru ve etkin tedavi almamak hastalığın ilerlemesine ve başka hastalıkların eklenmesine yol açabilir. Doktorunuzla sürekli iletişim halinde olmak çok önemlidir”.

  • Para, merdiven tutacakları ve kapı kolları hastalık saçıyor

    Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, sonbahardan itibaren sıkça görülen soğuk algınlığına neden olan virüslerin, para, merdiven tutacakları ve kapı kolları gibi çok dokunulan yerlerden bulaşabileceğini söyledi.

    Soğuk algınlıklarının mevsim itibariyle en sık görülen kulak burun boğaz hastalıklarının başında geldiğini söyleyen Acıbadem Kayseri Hastanesi Kulak Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Murat Doğan, hastalığın belirtilerini burun tıkanıklığı, burunda kaşıntı ve genizde yanma hissi, boğazda ağrı, yutma güçlüğü, ara ara görülen öksürük atakları olarak sıraladı.

    Toplu yaşam alanlarında dikkatli olunmalı

    Soğuk algınlığına neden olan virüslerin özellikle okul, kreş, alışveriş merkezi, sinema, toplu taşıma araçları gibi toplu yaşam alanlarında bulaştığını belirten Doğan, “Hastalarımızın virüsle karşılaştığı andan itibaren özellikle 2 ve 3’üncü günlerde şikayetlerinin başladığını, geri kalan sürecin de bir haftaya kadar devam ettiğini biliyoruz. Toplamda ortalama bir hafta ile 10 gün içerisinde hastaların virüsü vücuttan attığını ama nadiren ataklarla birlikte iki haftaya kadar uzayabildiğini görüyoruz” dedi.

    Hijyen önemli

    Doğan, özellikle hastalığın ilk 2-3 gününde, virüslerin daha çok yayılmaması için, para, merdiven tutacakları, kapı kolları gibi alanlara dokunduktan sonra ellerin sık sık sabun ve su ile yıkanması gerektiğine dikkat çekti.

    Korucu tedavilere ağırlık verilmeli

    Hastalığın şiddeti ve derecesine göre hekime görünmekte fayda olduğunu kaydeden Doğan, ”Tedavi aşamasında hastalığın daha rahat atlatılması ve şikayetlerin daha aza indirgenmesi için verilen tedaviler ilk 2-3 gününde hastalığın şiddetini belli bir seviyeye kadar indirebilir. Bu dönemde sağlıklı beslenme, bol sıvı tüketimi, özellikle sonbahar ve kış mevsiminde havanın soğumasıyla birlikte ortaya çıkan burun kurumalarına yönelik tedaviler planlanmalıdır. Ayrıca sigara kullanımının azaltılması, uyku düzenine dikkat edilmesi ve toplu yaşanan alanlarda hijyene dikkat edilmesi de önerdiklerimiz arasındadır. Bol sebze ve meyve tüketimi, özellikle C vitamini tüketimi, bitkisel olarak adaçayı, ıhlamur, rezene ve C vitamini çaylarının vücut direncini artırmasından dolayı kullanılması şiddetle önerilir. Yatak istirahatı muhakkak gerekir” ifadelerini kullandı.

  • “Ergenlik sivilcelerinin bir hastalık değildir”

    Gençlerin yaşadığı ergenlik sivilcelerinin doğal yöntemlerle çözülebildiğini vurgulayan Kozmetisyen Nesrin Sürer, “Ergenlik sivilcelerinin bir hastalık değildir. Doğal bir süreçtir” dedi.

    Kozmetisyen Nesrin Sürer, ergenlikte gençler için sorun haline gelen sivilce ile ilgili açıklama yaptı. Ergenlikte görünen sivilcelerin sebebi kişilerin çocukluktan gençliğe geçiş döneminde yaşadıkları değişimlerden kaynaklandığını belirten Sürer, bu kişilerin en güzel dönemlerinde beliren sivilcelerin psikolojik sıkıntılara yol açtığını ve kişileri mutsuz ettiğini ifade etti.

    Artan sivilce problemlerinin sebepleri

    Günümüzde maalesef sivilce problemlerinin oldukça arttığını, sebeplerinin başında gençlerin son derece sağlıksız beslenmesi olduğunu anlatan Nesrin Sürer, katkı maddeli gıdaları çok tükettiklerini, cilt temizliğine pek önem vermediklerini ve özellikle kızların çok fazla makyaj yaptıklarını, sonrasında da temizlemediklerini vurguladı.

    Bu tür durumların sivilcelerin çoğalmasına sebep olduğunu dile getiren Sürer, artık günümüzde bu sivilce sorunlarının doğal yöntemlerle çözümlendiğinin altını çizdi.

    Fiziksel olgunluğu sağlayan hormonların yağ bezlerinin daha çok yağ üretmesine neden olduğunu, bu yağın deri yüzeyine geçişini sağlayan kanalların, yoğunlaşmış yağ kütlesi nedeniyle tıkadığını, ciltteki gözeneklerin bu tıkanma sebebiyle nefes alamadığını, dış etkenlerden, yani toz, kir ve makyaj artıklarından dolayı siyahlaştığını sözlerine ekleyen Nesrin Sürer, ciltte görünen deri üstü siyah noktaların da bu şekilde oluştuğunu belirtti.

    Sürer, “Ciltteki yağların temizlenmemesi halinde bakteriler bu siyah noktaların üzerinden, yani tıkanmış yağ bezleri üzerinden, kanalların içine sızarak iltihaba yol açar. Bu durumda ‘iltihaplı sivilce’ye dönüşür. Gençlerin geçiş döneminde yaşadığı en büyük sorun budur” ifadelerini kullandı.

    “Doğal yöntemlerle sivilce sorunu çözülebiliyor”

    Günümüzde özel geliştirilmiş yoğun bakım yöntemleriyle gençleri aynalara küstüren sivilcelere 1-2 yıl değil, 1-2 ay gibi kısa sürede çözüm getirildiğini söyleyen Nesrin Sürer, “Bu noktada ‘oleonol acit, moris nigra’ içerikli, ciltte antibiyotik etkisi oluşturan ‘hydro lotion’, ‘bio heating mask’la birlikte uygulanır ve yüz güldürücü neticeler alınıyor. Bu yaklaşım cildin yağ üretimini düzenleyerek yağ azaltıcı etkisiyle ciltte sivilce oluşumunu ve ilerlemesini önlüyor” dedi.

    Yöntem nasıl uygulanılıyor?

    Kozmetisyen Nesrin Sürer, yöntemin uygulanma yöntemini şöyle açıkladı:

    “İlk aşamada temiz cilde yağlanmayı önleyen ‘hydro lotion’ serumu sürülür. Yağ dengesini düzenleyen serum özel bir cihazla birlikte cilde iyice nüfuz ettirilir. Ardından ‘bio heating mask’ açmak gerekirse, mineral içerikli maskenin tüm yüz, boyun ve dekolte bölgelerine sürülür. Maskenin ısısı doğal olarak 42 dereceye kadar ısınıp tekrar 0 dereceye kadar düşerek soğuyor. Bu ısınıp ve tekrar soğuma işlemi esnasında etken maddelerin cilt altına nüfuz etmesi, soğumayla birlikte cilt gözeneklerinin sıkılaşması sağlanıyor”.

    Süer, yöntemin düzensiz ve sağlıksız beslenme, yanlış kozmetik kullanımı, kimyasallar, stres, adet düzensizliği, cilt temizliğinin ihmal edilmesi ve dış etkenler gibi sorunlardan kaynaklanan sivilcelerin düzelmesinde de son derece başarılı sonuçlar verdiğinin altını çizdi.

  • Canan Karatay: “Zeytinyağı kullanımı artarsa hastalık kalmaz”

    İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, “Eğer bu ülkede zeytin meyvesi ve zeytin meyvesinin suyu olan zeytinyağı kullanımı artarsa hastalıkları önler, hiçbir hastalık kalmaz” dedi.

    Türkiye’de ilk zeytin hasadının gerçekleştirildiği Mersin’in Mut ilçesinde Belediye ve Kaymakamlık tarafından düzenlenen 4. Mut Zeytin ve Zeytinyağı Sempozyumu’na katılan ünlü Kardiyolog-Cerrah Prof. Dr. Canan Karatay, “Bugün zeytin ve zeytinyağı sempozyumunun 4’üncüsünü kutluyoruz. Burada bin 300 yaşındaki ağacı 4 sene önce tescil etmiştik ve zeytin ağacından bende toplamıştım. Hakikaten altın suyudur. Ben her zaman söylüyorum: Zeytin altındır zeytinyağı altın suyudur” ifadesini kullandı.

    Prof. Dr. Canan Karatay, bir kardiyolog olarak, zeytin ve zeytinyağının faydalarını halka anlatmak zorunda olduğunu belirterek, “Sağlığımızı korumak mecburiyetindeyiz. Bütün kurumları, hiçbir ayrım yapmadan zeytini ve tarımı desteklemeye çağırıyorum. Başka hiçbir şey yapmayın, oturup bina yapmayın, beton dikmeyin; zeytin ağacı dikin. Hepimizin geleceği, çocuklarımızın geleceği, torunlarımızın geleceği zeytindedir ve zeytinyağındadır. Bütün dünya buna yatırım yapmaktadır. Yolların yapılması önemli değil. 9 katlı binaların, 50 katlı AVM’lerin yapılması önemli değil. Medeniyet o değil. Medeniyet çiftçinin desteklenmesi, tarımın desteklenmesidir. Bir ülke tarımı ayakta tutarsa ayakta kalabilir” diye konuştu.

    Prof. Dr. Karatay, sözlerine şöyle devam etti:

    “Zeytinyağı dünyanın en önemli antioksidandır. Hipokrat, milattan önce beşinci yüzyılda zeytinyağıyla mide ülseri ve kolerayı tedavi etmiştir. Bağırsaklarımızdaki sıkıntıları götüren soğuk sıkım zeytinyağıdır. Yaşlılarda bağırsaklar çalışmamaya başlarsa beyin de gider. Çünkü bağırsaklarımız ikinci beyindir. Maalesef üzüldüğün nokta ise, ben çok iyi biliyorum Mut’tan zeytin alınıp başka markalarla piyasaya sürülüyor. Buna da o kadar çok üzülüyorum. Zeytin ve zeytinyağınıza mümkün olduğu kadar sahip çıkın.”

    Mut Belediye Başkan Nebi Yılmaz, yaptığı konuşmasında, “İlçe olarak 691 dekar tarım arazisine sahibiz. Bunun 281 dekarı zeytinle oluşuyor. Zeytin miktarına baktığın zaman yüzde 40’ına yakın bir bölümü Mut ilçesinde zeytinle kaplı ve ilçe genelinde tarımdan aldığımız bilgilerle 12 milyon 500 bin zeytin ağacı var” dedi.

    “Zeytinimiz ilaç kullanılmadan doğal ortamında yetişmektedir”

    Kaymakam Mehmet Ali Akyüz ise, “Zeytinimiz ve zeytinyağımız ilaç kullanılmadan doğal ortamında ilçemizde yetişmektedir. Bizi diğer üretim yapan yerlerden ayıran en önemli özellik ve ilçemizi avantajlı kılan budur. İlçemizin mikro klima iklim koşulları bunu bize kazandırmıştır. Yıllık 200 bin tonu aşan üretimiyle üretimde önemli bir pay sahibiyiz. Son yıllarda kurumlarımızla tanıtım atağına geçtik ve 4 yıldır önemli mesafe aldık. Artık Mut zeytini ve yağı belli bir marka değeri oluştu” diye konuştu.

    Mut’ta bulunan bin 300 yıllık anıt zeytin ağacından elde edilen zeytinyağının 1 kilosunu 20 bin liraya açık arttırmayla alan esnaf Abdullah Kestel, “Mut’ta tescili olan bin 300 yaşındaki zeytin ağacından toplanan zeytinlerden üretilen bu zeytinyağı benim için özel bir zeytinyağıdır yıllarca saklayacağım” ifadesini kullandı.

    Etkinlik kapsamında, yoldan geçen araçlar durdurularak sürücülere, Canan Karatay, Kaymakam Mehmet Ali Akyüz ve Belediye Başkanı Nebi Yılmaz tarafından şişelerde zeytinyağı ikram edildi.