Etiket: HASTALIK

  • Doğum Günü Pastasındaki Mumlara Üfleme Mesafesi Hastalık Belirtisi

    Her sene doğum gününde üflenen mumların mesafesinin insan sağlığıyla ilgili önemli ipuçları verdiği bildirildi. Türk Toraks Derneği Başkanı Prof.Dr. Arzu Yorgancıoğlu, “Pastanızdaki mumları 40 santimden daha yakına yaklaşıp söndürüyorsanız göğüs hastalıkları hekimlerine başvurun” dedi.

    Akciğer hastalıklarına esprili bir şekilde yaklaşarak, tüm kamuoyunda farkındalık oluşturmak istediklerini söyleyen Prof. Dr. Yorgancıoğlu, konuyla ilgili olarak bir de kampanya filmi hazırladıklarını kaydetti.

    SOSYAL MEDYA ÜZERİNDEN MEYDAN OKUMA KAMPANYASI

    Yorgancıoğlu, “Kampanya filminde hazırladığımız özel tasarım pastadaki mumlara öncelikle hastalarımızın üflemesini istedik. Sonrasında ünlülerin bu kampanyaya katılımlarını rica edecek ve çıkan esprili görüntüleri film haline getireceğiz. Kampanyayı akılda kalıcı ve sürükleyici kılmak için ünlülerin arkadaşlarına ’meydan okumasını’ isteyeceğiz. Daha sonra Türk Toraks Derneği’nin sosyal medya hesapları kamuoyuna verilerek kampanyaya uygun videoların hesaplara taglenmesini planlamaktayız” diye konuştu.

    En sık ölüme neden olan, en sık sakat bırakan, iş gücü kaybına neden olan hastalıkların başında akciğer hastalıklarının geldiğine dikkat çeken Prof.Dr. Yorgancıoğlu, bu hastalıkların hemen hepsinin korunulabilir, önlenebilir hastalıklar olduğuna işaret etti. Burada bu hastalıkların nedenleri ve nedenlerinin çok önem kazandığını hatırlatan Yorgancıoğlu, “İstersek rahatlıkla önleyebileceğimiz bu hastalıklar için de halkımızın bilgisini artırmanın yaşamsal önemi olduğuna inanıyoruz. Türk Toraks Derneği, bu hastalıkların tıbbi tedavisinin yanı sıra onları ortaya çıkaran sosyal bileşenlere de kafa yormakta ve bunlarla mücadele etmektedir. Tütün ve ürünlerinin kulanımı, hava kirliliği, mesleksel akciğer hastalıkları, fakirlik, beslenme ve fiziksel aktivite gibi.” dedi.

    KAMPANYA NE İŞE YARAYACAK?

    Hemen hepsi korunulabilir, önlenebilir olan akciğer hastalıklarına dikkati çekmek ve bu hastalıkların mutlaka bir göğüs hastalıkları uzmanının takibinde olmasını vurgulamak adına derneğimizin ana sloganı “Hayat Nefesle Başlar” ile yola çıktıklarını söyleyen Prof.Dr. Yorgancıoğlu, “Evet, nefes hayattır. Erişkin bir kişi dakikada ortalama 15 kez soluk alıp verir ve bunun farkında değildir. Her nefes alışta ortalama 500 ml havayı akciğerlerimize çeker, nefes verirken bunu tekrar dışarı atarız. Nefes ölçümü bizim en önemli tanı yöntemimizdir. Bu testi basitleştirip akılda kalmasını sağlayabilmek adına herkesin yılda en az bir kez yaptığı basit bir üfleme hareketini, nefes ölçüm testimizi çağrıştırması açısından kullanmak istedik” ifadelerine yer verdi.

  • Delibal Filmindeki Hastalık ’Bipolar Bozukluk’

    Psikiyatrist/Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, bipolar bozukluk (Manik Depresif) hastalığının çok da bilinmeyen ancak toplumda neredeyse 50 kişiden birinde görülen bir ruh sağlığı sorunu olduğunu belirtti.

    Bipolar bozukluk hastalığının en basit haliyle; zaman zaman kişinin çökkünlük ve taşkınlık dönemler yaşaması olduğunu kaydeden Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Kadınlarda ve erkeklerde de aynı sıklıkta görülebilmektedir. Özellikle 20-25 yaşlarında başlar. Kişinin bu değişken ruh halleri nedeniyle hakkında filmler yapılmış, ünlülerin bir kısmında da gözükmesi nedeniyle ilgi odağı olmuştur. Bu sorunu yaşayanlar dönem dönem farklı ruhsal durumlarla karşımıza çıkar. Dönemlerden biri depresyondur. Bu dönemde en az iki hafta süren çökkünlük, isteksizlik, ilgi ve istekte azalma, uyku sorunları, iştah sorunları, konsantre olamama, enerji azalması, suçluluk duygusu, iç sıkıntısı, işine gidememe, huzursuzluk ve intihar düşünceleri görülebilir. İkinci dönem ise taşkınlık (mani) dönemidir. Bu dönem en az bir hafta sürer. Kişiye az uyku yetmeye başlar ancak buna rağmen aşırı enerjiktir. Neşeli, aşırı hareketli, aşırı konuşkan, dışa dönük, aşırı şakacı bazen cinsellikle ilgili yersiz şakalar yapan, kendisini önemli bir kişi gibi hisseden, aşırı harcama yapan bir kişi olarak karşımıza çıkar. Bazen bu dönemde kişi aşırı kavgacı, sinirli bir kişi olabilir. Bu dönemde uygunsuz ve sık cinsellik yaşanabilir. Hepimizin gün içerisinde ya da bir gün süren böyle dönemleri olabilmektedir. Ancak ailelere sorduğumuzda; bizim çocuğumuz böyle bir kişi değildi, bir anda değişti bambaşka biri oldu derler. Burada önemli fark uygunsuz ortamlarda uygunsuz davranmaktır. Esasen manyak kelimesi mani dönemini yaşayan kişi olmasına rağmen, toplumda bir aşağılama kelimesi olarak kullanılmaktadır. Bipolar bozukluğu olan kişiler sonbahar ve kış dönemlerinde depresyon dönemi daha sık yaşarlarken, ilkbahar ve yaz dönemleri daha çok taşkınlık dönemleri yaşayabilirler. Çoğunlukla bu dönemler başlarken stres yoktur. Ancak stresli durumlarda bu hastalığı başlatabilir. Kişiler bu hastalıkta hayatları boyunca bir hastalık dönemi ya da birden çok hastalık dönemi yaşayabilirler. Bu dönemler depresyon, mani, ya da her iki durumu da barındıran karma dönemler olabilir. Birçok kişi; arkadaş veya yakının önerisiyle, ya da eczaneden ricayla antidepresan ilaçlar kullanmaktadır. Böyle bilgisizce, takip edilmeden kullanılan ilaçlar depresyon hastalarında taşkınlık dönemi başlatabilmektedir” diye konuştu.

    Psikiyatrist/Psikoterapist Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, bipolar bozukluğu düşündüren durumlar hakkında şu bilgileri verdi:

    “1. Kişi içe kapanık bir dönem yaşarken birden aşırı neşeli taşkın bir dönem yaşamaya başlaması. 2. Normal giyimli bir kişinin kısa bir zaman içinde aşırı renkli dikkat çekici giyinmeye başlaması. 3. Çok konuşkan olmayan birinin günlerce hatta bazen sesi kısılmasına rağmen aşırı konuşur duruma gelmesi. 4. Kişinin az ya da hiç uyumamasına rağmen oldukça dinç olması. 5. Uygun olmayan bir ortam da uygunsuz davranışlar yapması. Örneğin cenazede şarkı söylemek, aşırı gülmek gibi. 6. Sebepsiz aşırı neşeli olması. 7. Böyle bir alışkanlığı olmamasına rağmen, aşırı ve kontrolsüz alışveriş yapma veya para harcama. 8. Aşırı alkol ve uyuşturucu kullanma. 9. Daha önce olmadığı halde; aşırı kendine güvenmesi, her yerde kavga etmesi. 10. Bahar dönemlerinde bu belirtilerin artması. 11. Antidepresanlarla tedavide iki hafta tedaviyi tamamlamadan depresyonun tersi bir döneme girerek aşırı neşeli olması. 12. Sıkça depresyon yaşayan kişilerin ara dönemlerde aşırı taşkınlık yaşaması. Hastalığın tedavisinde; o dönemi ne kadar ağır geçirdiğine bağlı olarak ayaktan tedaviden hastaneye yatışa hatta şok tedavisine kadar farklı tedavi yöntemleri kullanılabilmektedir. Hastalık yaşam boyu sürebilmektedir. Bu nedenle hastalık tekrarlamasın diye koruyucu ilaçlar kullanılmaktadır. Hastalığın en büyük risklerinden biri de intihar girişimleridir. Bu nedenle tedaviye özen göstermek ve psikiyatristin önerisi olmadan ilaç bırakmamak gerekir.”

  • Kulak Elleme Alışkanlığı Hastalık Habercisi Olabilir

    Özel Deva Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. Emre Polat Canbolat, elini durmadan kulağına götüren çocukta orta kulak iltihabı bulunabileceğini belirterek, aileleri uyardı.

    Op. Dr. Emre Polat Canbolat, orta kulak iltihabının daha çok küçük çocuklarda meydana gelen önemli bir sağlık sorunu olduğunu ve ciddi kulak ağrısına neden olabileceğini kaydetti. Orta kulak iltihabına bakterilerin neden olduğunu belirten Canbolat, “Orta kulak iltihabı, genellikle burun ve geniz kaynaklı olarak, aşağıdan yukarı giden (asendan) enfeksiyon şeklinde oluşur. Burun ve genizdeki iltihaplar, östaki borusu yoluyla orta kulağa ulaşır. Östaki borusu normalde kapalıdır. Yutkunma sırasında, burun ve genizde artan basınçla açılır. Sürekli emme, yutkunma ve yüksek volümlü basınçla sümkürme genizdeki enfeksiyonun orta kulağa ulaşmasını kolaylaştırır. Orta kulak iltihabı genellikle nezle, gribal enfeksiyon, sinüzit veya üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben ortaya çıkar. Çocuklarda sıklıkla görülmesi östaki borusunun yatay bir şekilde ve kısa olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden bakterilerin orta kulağa geçişi kolaylaşır. Çocukların büyük bölümü 5 yaşına kadar bu enfeksiyona bir kaç defa yakalanmaktadır” dedi.

    ORTA KULAK İLTİHABI BELİRTİLERİ

    Canbolat, orta kulak iltihabının en önemli belirtisinin kulak ağrısı olduğunu dile getirdi. Canbolat, “Hastalığın akut döneminde, ağrı çok şiddetlidir. Ağrıyla beraber genellikle orta kulakta biriken sıvıya bağlı olarak işitme kaybı ve yüksek ateş gibi belirtileri de olabilir. Basınç artışı olduğundan, kulakta dolgunluk hissi uyanır ve bunun sonucunda kulak zarı delinirse, basınç dengelendiğinde ağrı azalır. Bu durumda kanlı ya da yeşilimsi renkte akıntı meydana gelir. Ayrıca bebeklerde huzursuz olma, beslenme zorluğu, elini durmadan kulağına götürmesi gibi problemler ortaya çıkar. Okul çağındaki çocuklarda ise işitme kayıplarına yol açtığı için çocuğun öğrenme kapasitesini engeller” diyerek belirtileri anlattı. Dr. Canbolat, belirtilere rastlanıldığında tıbbi girişimde bulunduğunu kaydetti.

    TANI VE TEDAVİSİ

    Yapılan ilk muayene sonrası tanı konabileceğini belirten Canbolat, tedavi konusunda bilgiler verdi. Canbolat, “Otoskop denen aletle kulak muayenesinin ardından belirtiler doğrultusunda orta kulak iltihabının hangi tipi olduğu belirlenebilir. Orta kulak iltihabının tipine göre değişen belirtiler görülür. Bakteri sonucu oluşmuş iltihap varsa kulak zarı kızarmıştır ve şişmiştir. Kulak zarı bazı vakalarda deliktir ve akıntı görülebilir. Gerekirse bu akıntının kültürü yapılır. Bakterinin neden olmadığı, östaki borusunun tıkanması sonucu oluşan iltihapta, zar içe doğru çökmüş bir haldedir. Yaşanan durum kronik iltihaplanma ile alakalı ise işitme testi ve detaylı araştırmalar gibi birtakım farklı yöntemler gerekir. Orta kulakta basınç artışı mevcutsa bu durumda da basınç ölçümü yapılmalıdır. Hastanın ameliyat edilmesi gerekebilir ve bilgisayarlı tomografi ve film çekimi sonucunda bu işleme karar verilebilir. Orta kulak iltihabı tedavisinde amaç, orta kulaktaki iltihabın doğal yolla temizlenmesini sağlamaktır. Bu sebeple hastaya burun ve östaki borusunun açılmasını sağlayan ilaçlar verilir. Burun açıcı spreyler, antibiyotikler, ağrı kesiciler, burun içi ve orta kulaktaki ödemi çözücü ilaçlar hastalığın iyileşmesine yardımcı olur. Ağrının şiddetli olduğu dönemde kulak zarının cerrahi olarak çizilmesi de, kulak zarı deliklerini önlemekte kullanılan yardımcı bir tedavidir” dedi.

    KORUNMA YOLLARI

    Canbolat, orta kulak iltihabından korunma yolları hakkında bilgi verdi. Canbolat, “Bebeklerin anne sütüyle beslendiği andaki pozisyonu, biberonla beslenmeye göre hastalığı önlemede daha etkindir. Yapılan araştımalarda oturarak beslenen bebeklerin, orta kulak iltihabına daha az yakalandığı görülmüştür. Ayrıca anne sütündeki maddeler, bağışıklık sağlar ve hastalığa yakalanma riskini azaltır. Kulak ağrısı çeken çocukların doktora götürülmesi hastalığın ilerlemeden tedavisi için gereklidir. Kulak yolunun tahrip edilmesi, kulak çöpünün yanlış kullanılması,diş çıkarmak kulak ağrısına neden olabilir. Soğuk algınlığını önlemek için yapılan aşılar bakterilerin de üremesini engeller ve hastalığa yakalanma ihtimalini azaltır. Yapılacak düzenli kontrollerle, tedavinin nasıl devam edeceğine karar verilir. Kulaktaki sıvının boşalıp boşalmadığına bakılır. Kulağa sık sık su kaçmasını önlemek, üst solunum yolu enfeksiyonlarından korunmak orta kulak iltihabından korunmak veya şiddetlenmesini önlemek için gereklidir” ifadelerine yer verdi.

  • Kestane Üreticisini Hem Hastalık, Hem De İhracat Vurdu

    İzmir’in Ödemiş ilçesinde, 2015 Ekim ayında başlayan kestane sezonu kapanmaya hazırlanırken, bu yıl yurt dışı ihracatlarının fazla olmayışı ve kestane ağaçlarında hastalıklar üreticiyi sıkıntıya soktu.

    Ödemiş ilçesinde, 2015 Ekim ayında başlayan ve yaklaşık üç aydır devam eden kestane sezonunun sonuna doğru gelindi. Bu yıl sezonun ilk günlerinde fiyatlarda sıkıntı yaşanırken, bu sorun sonraki günlerde ise çözüme kavuştu. Öte yandan üreticiler, yurt dışına ihracatının olmaması ve kestane ağaçlarındaki hastalıklar nedeniyle bazı problemlerde yaşadı. Kestane ve kestane hastalıkları ile mücadele vakfı ya da birliği gibi bir yapı kurulmasının bölge üreticisine fayda sağlayacağını belirten üretici Ergün Sezgin, 3 TL ile 7 TL arasında kilogram fiyatlarının değiştiğini söyledi. Sezgin, “Geçtiğimi Ekim ayında başladığımız kestane sezonu artık kapanacak. Ocak ayı sonlarına doğru sezonumuz bu yılda sona erecek. Bu sezon geçen yıllara göre istenilen ekonomik değer yakalanmasa da üreticimiz çokta mağdur olmadı. Ürünün bol olması sevindirirken fiyat dengesinin olmaması onun yerine inişli çıkışlı bir dengenin olmasından dolayı üreticimiz bol düşüneli bir yıl geçirdi” dedi.

    “TÜRKİYE KESTANE İHRACATI YAPAMADI”

    İhracatta yaşanan sıkıntılara da değinen Sezgin, “Geçen yıllarda ihracatımız fazlaydı ve özellikle Avrupa ülkeleri sürekli Türkiye’den ürün çekiyordu. Bu yıl ise kestane de ürünün bol ama istenilen kalite olmamasından dolayı ayrıca bazı Avrupa ülkelerinde kestane üretiminin artmasından dolayı Türkiye kestane ihracatı yapamadı. Onun için sezon açıldığında fiyatlar çok kötüydü; ancak daha sonra iç piyasasının ürünü işlemesi bir nebze olsun piyasayı rahatlattı. Kestane üreticisinin durumu iyi diyebilir belki ama beraberinde hak ettiği değeri de ulaşamadı demek doğru olur” diye konuştu. Üretici Ergün Sezgin, şöyle devam etti:

    “Sezonumuz böyle geride kalırken üreticimizin ve bölgemizin sorun ise hastalıklara karşı mücadele edemememizdir. Bugün kestanemizde kestane yaprak galeri güvesi ve mantar rahatsızlıklar var. Bizler köylü üreticiler olarak kestane üretiminden vazgeçmek istemiyoruz. Onun içinde bilinçli hareket etmek, eğitimler almak, bilinçlendirilmek, hastalıklarla mücadele formüllerini öğrenmek istiyoruz. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızdan, Ziraat Odalarımızdan ve Belediyelerimizden bu konuda destek bekliyoruz. Aynı zamanda bizlerinde sivil örgütlenme içerisinde olması geleceğimiz için daha iyi olacaktır diye düşünüyoruz.”

  • Teşhisi Konulamayan Hastalık Konservatuvar Öğrencisini Yatağa Mahkum Etti

    Antalya’da 24 yaşındaki üniversite öğrencisi Halil Özçelik, teşhisi konulamayan hastalığı nedeniyle önce kör, ardından da yatağa mahkum oldu. Anne Gülsüm Özçelik, “Sürekli bağırıyor, artık dayanamıyorum. Teşhisinin konulması için yardım edilmesini istiyoruz” dedi.

    Antalya’da yaşayan Gülsüm ve İbrahim Özçelik çiftinin 24 yaşındaki oğulları Halil Özçelik, üniversite öğrencisiyken bir anda yatağa mahkum hale geldi. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde konservatuvar okuyan ve üniversiteye de dereceyle giren talihsiz genç, 4 enstrüman çalıp dans edebilen hayat dolu bir gençken 2 yıl önce görme kaybı yaşamaya başladı. Görme kaybını takip eden konuşmada zorlanma ve istem dışı hareketleri fark eden aile, oğulları için hemen hastaneye başvurdu. Yatağa mahkum hale gelen Özçelik, sadece sevdiği müziklere elleriyle ritim tutarak tepki veriyor.

    Gence ilk olarak kullandığı bir ilacın yan etki yapmış olabileceği teşhisini koyan doktorlar, hastanın durumu ağırlaşınca çocuklukta geçirilen kızamığın beyinde hasara neden olduğu Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) teşhisini koydu. Özel hastanelere de başvuran aile ise, hastalığın tam olarak SSPE olmadığını, başka bir hastalık olabileceğini söyledi.

    SÜREKLİ BAĞIRIYOR SADECE TEPKİ VERİYOR

    Yatalak olarak evde bakıma muhtaç olan gencin iki gözü de görmüyor ve sadece müziğe karşı tepki veriyor. Sevdiği türkülere eşlik edebilen ve eliyle ritim tutan Halil Özçelik’in annesi Gülsüm Özçelik, çocuğunun bu hale gelmesinin kendisini yıktığını söyledi. Çocuklarının hastalığına tam teşhis koyulabilmesi için yetkililerden yardım beklediklerini belirten anne Özçelik, “İki gözü birden kör oldu. Tabi bizim bu arada gitmediğimiz hastane kalmadı. Subakut Sklerozan Panensefalit (SSPE) teşhisi konuldu. Bu tanıya da soru işareti konuldu doktorlar tarafından. Çocuğum 2 yıldır sürekli bağırıyor gözleri görmediği için. Ben onun bağırmalarına artık dayanamıyorum. Hastalığı neyse gerçek bir teşhis konulmasını istiyorum. Bizim sesimizi duyan olursa yardım etsin. Denemediğimiz bir şey kalmadı. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde konservatuvar okuyordu. 300 kişinin içinden 4’üncü olarak girdi. 4 enstrüman çalıyordu, Latin dansı yapıyordu. Hayat dolu bir çocuktu. Birden böyle yıkılması beni çok yıktı. Şu anda tek isteğimiz hastalığının tam teşhisi. Gün içerisinde sürekli müzik dinletiyorum. Müziği duyunca ritim tutuyor. Sevdiği bir türküyü duyunca gerisini söyleyebiliyor. Acıktığı zaman hafızasını tam toparlarsa acıktığını söyleyebiliyor” dedi.

    Gencin iyi olduğu dönemden geriye ise hastanede tedavi görürken gitar çalıp şarkı söylediği görüntüsü kaldı. Görüntülerde gitar çalan Özçelik, “Evvelim sen oldun ahirim sensin” parçasını seslendiriyor.