Etiket: HASTALIK

  • Bu Hastalık Acil Tedavi Edilmeli

    ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi doktorlarından Op. Dr. Uğur Çerçi, kulakta oluşan kolesteatom hastalığının acil olarak tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.

    Kolesteatom denilen maddenin kulak içerisinde zamanla duymayı sağlayan örs, çekiç ve üzengiyi erittiğine dikkat çeken ENTO Kulak Burun Boğaz Cerrahi Tıp Merkezi doktorlarından Op. Dr. Uğur Çerçi, hastalıkla kulakta akıntı olduğunu söyledi. Op. Dr. Çerçi, hastalığının tedavi edilmediğinde menenjit, yüz felci ve ileride işitme kaybına yol açabileceğini ifade ederek, kalesteatom hastalığı saptandığı anda kişinin yaşına bakılmaksızın en kısa sürede tedavi edilmesi gerektiğini dile getirdi.

    Operasyonda akıntının (kolesteatom) temizlendiğini ve kulak zarının yenilendiğini anlatan Op. Dr. Çerçi, “Akıntının yayıldığı bölge beyne ve yüz sinirlerine yakın olduğundan, daha ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabiliyor. Bu yüzden en kısa zamanda temizlenmesi ve yeni bir zar yapılması gerekir. Normalde bizim kulak zarımız 2-2 buçuk cm kadar kulak yolundan içeri ilerlediğimizde karşımıza çıkan bir membrandır. Bazı durumlarda kulak zarı delinmesi, geçirilmiş olan enfeksiyonlara ya da travmaya bağlı olabiliyor. İlk delinmeden sonra altı ay içerisinde yüzde 80-85 oranında bu delik kendiliğinden kapanabiliyor. Eğer altı ay sonunda kapanmadıysa bu deliğin kalıcı olma riski olabilir. Bunun bir operasyonla kapatılması uygundur. Bu operasyon kulak içerisinden ya da kulak arkasından bir kesikle yapılabilir. Bu operasyonda kulağın ön tarafındaki kıkırdağın üzerindeki zar alınıp deliğin altına yerleştiriliyor ve delik o zarı bir vektör olarak görüyor. Yaklaşık üç hafta sonunda delik kapanıyor. Yani dışarıdan yabancı bir madde kullanılmıyor. Sonuç olarak zarın kendi kendini tamir etmesi sağlanmış olunuyor. Kulak zarı delik olan, bu delikten dolayı sık sık akıntı şikayeti olan ve işitme kaybı yaşayan kişilerde bu operasyonun yapılması gerekiyor. Yaş olarak eğer çocuk hastaysa ve acil bir durum yoksa 12 yaşına kadar beklemek uygun olur” dedi.

  • Her Üç Hastalıktan Biri ’Nadir Hastalık’

    Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Tıbbi Genetik Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Atıl Bişgin, her üç hastalıktan birisinin nadir hastalık olduğunu söyledi.

    Doç. Dr. Bişgin, yaptığı açıklamada, insan genom projesi sonrası gelişen genetik teknolojileri sayesinde artık her 3 hastalıktan birinin genetik hastalık olmasıyla birlikte bu alanın önemini daha da ortaya çıkardığını söyledi. Nadir hastalıkların bugün için sayısının 8 bini bulduğunu belirten Doç. Dr. Bişgin, bu hastalıkların toplumda görülme sıklığının ise yüzde 6-8 arasında olduğunu, hastanelerin tüm poliklinik başvurularının ise yüzde 20’sini oluşturduğuna dikkat çekti.

    Tüm hastaların 5’te birinin neredeyse nadir hastalıklarla ilgili olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Bişgin, “Bu hastaların bu kadar sık hastane başvuru yapmasının ana nedeni ise hem tanı almalarındaki zorluklar hem de hastaların genel olarak verilen sağlık hizmetinden memnuniyetsizlikleridir. Bu hastaların maalesef ki ortalama tanı konulma süreleri 5 yıldan fazla sürmekte ve hastaların da sadece yarısı tanı alabilmektedir” dedi.

    Bu kadar önemli bir grubu oluşturan nadir hastalıkların yüzde 80’inin genetik kökenli, geri kalan kısmının da alerji ve enfeksiyon hastalıklarından oluştuğuna ve bu hastalıkların çoğunun yine genetik kökenli olduğuna işaret eden Doç. Dr. Bişgin, hastalıklarla ilgilenen çok sayıda uzmanlık alanı olduğunu ve çoğunluğunun genetik hastalık olması nedeniyle tanıların büyük kısmının gerek laboratuvar gerekse Tıbbi Genetik Polikliniklerinde ve Genetik Hastalıklar Tanı Merkezlerinde konduğunu kaydetti.

    Doç. Dr. Bişgin, Balcalı Hastanesi’nde 2013 yılında kurulan Tıbbi Genetik Anabilim Dalının, Klinik Genetik Poliklinik hizmetini 2014 yılında vermeye başladığını ve 2015 yılı içinde toplam 4 bin hastaya hizmet verildiğini, bunlardan 2 bin 700’üne genetik tetkikleri de yapılarak nadir hastalık tanısı konulduğunu belirtti.

    Doç. Dr. Atıl Bişgin son olarak, hastaların poliklinikte mümkün olduğu takdirde yurt dışı bağlantıları kurularak en son ve yeni tedavi uygulamalarını almaları sağlanarak aynı zamanda ailelerinde sağlıklı çocuk sahibi olmaları için gerekli planlamalarının yapıldığını ve Adana’da bulunan çeşitli hastanelere de ayrıca hizmet verildiğini sözlerine ekledi.

  • ’İnternetten Hastalık Arama’ Hastalığına Dikkat

    Psikoterapist / Aile ve Çift Terapisti Uzman Psikolog Naciye Tokaç, internetten hastalık arama hastalığına dikkat çekerek, “İnternet üzerinden her tür bilgiye kolayca ulaşabilirken bu bilgilerin doğruluğu ve ne kadar işimize yarayabileceği belirsizdir” dedi.

    Psikolog Naciye Tokaç, “Bilişim çağında olduğumuz düşünüldüğünde; ihtiyacımız olan birçok bilgiye internet üzerinden ulaşmaya çalışmak doğaldır. İnternet sonsuz bilgi kaynağıdır. Bilimsel birçok bilgiden, eğlenebileceğiniz birçok mecraya internet yoluyla ulaşabilirsiniz. İnternet üzerinden her tür bilgiye kolayca ulaşabilirken; bu bilgilerin doğruluğu ve ne kadar işimize yarayabileceği belirsizdir. Buraya kadar her şey normal kabul edilebilir. Ancak en önemlisi sağlık ile ilgili birçok bilginin de internette araştırılmasıdır” diye konuştu.

    Vücudunuzda ortaya çıkan bir ağrı, acı, sızı ve birçok belirtinin ilk önce internette araştırılarak neyin habercisi olduğuna bakılmakta olduğunu ifade eden Psikoterapist / Aile ve Çift Terapisti Uzman Psikolog Naciye Tokaç, “Doktorunuzun sizden istediği bir tahlilin amacının, verdiği bir ilacın etki-yan etkilerinin internette araştırılarak kullanılması artık herkesin yaptığı bir durumdur. İnternetten hastalık ve belirti araştırma abartılarak koldaki bir ağrı ile ilgili binlerce doküman incelemeye başlanıyor ve en kötü hastalıklardan olabileceği düşünülüyorsa bunu sadece hastalık hakkında bilgi edinmeye çalışmak olarak tanımlayamayız. Vücudunuzdaki küçük bir belirti abartılarak ve daima internetten araştırılıyorsa bu durum “İnternetten Hastalık Araştırma Hastalığı-Siberkondria” olabilir. Kişinin bedeninde bir bozukluk olmadığı halde sürekli hastalık kaygıları taşıması ve çeşitli bedensel yakınmalarla doktora başvurması Hastalık Hastalığı-Hipokondriyazis’in belirtisidir. Kişi bedeninde bir hastalık olduğunu düşünerek daima doktorlara gider ve kimsenin anlayamadığı bir rahatsızlığı olduğunu düşünür. Bedenindeki en küçük bir ağrı, sızı gibi belirtileri büyük bir rahatsızlığın habercisi gibi görür. Hastalık hastalığında kişi daha çok doktorlara giderek doktor doktor dolaşırken; siberkondria’de durum bundan farklı olarak çoğunlukla internet ortamında hastalıklar araştırılır. Bedenindeki küçük bir belirti nedeniyle doktora başvurulur ancak doktorlara inanç oldukça düşüktür. İnternette sağlıkla ilgili birçok sayfa araştırılır, forumlar, akademik makaleler okunur, hatta yabancı sitelere bile bakılır. Uzmanların söylediklerine çoğunlukla inanılmayarak internet ortamında edindikleri bilgilerle kendisi hastalığının ne olduğunu bulmaya çalışır. En kötü durumu ise bedendeki günlük yorgunlukla bile oluşabilen sıradan belirtileri bile abartarak kanser, lösemi, beyin kanaması gibi bir rahatsızlığın habercisi olarak düşünmektir. Siberkondria; Hastalık Hastalığı-Hipokondriyazis’in bir türü olup bedende hastalık arayışının internet ortamında yapılmasıdır. Kişi gece yatmış bile olsa hastalıkla ilgili aklına gelen küçük bir bilgi ile ilgili araştırma yapabilir. Bu kişiler hissettikleri hastalık belirtilerini doktora giderek sormaktan ziyade internet ortamında edindikleri bilgilere daha fazla güvenebilirler. Bu kişiler internette hastalık araştırmadan duramazlar. Kişinin zihninin bu kadar hastalıkla meşgul olması ve hastalık belirtilerini internette araştırması aslında yaşadığı bir bunaltının belirtisidir. Bunaltı; bilinçdışı çatışmaların bilince çıkmak istemesi ve kişi tarafından bastırılması sonucu ortaya çıkar. Bilinçdışı çatışma; yer değiştirerek bedende bir eksikliğe bağlanır, günümüzde her şeyi internet üzerinden yapan kişi ise hissettiği hastalık belirtilerini de internetten araştırmadan duramaz. Siberkondria hastalarını genellikle internette fazla vakit geçiren, birçok işlerini internet üzerinden halleden kişilerdir. Aynı zamanda sosyal desteklerinin, arkadaş ortamının daha az olduğunu söyleyebiliriz. Sosyal hayatlarında fazla başarılı olamamakla birlikte internette etkin bir sanal ortama sahip olabilirler. Bu kişilerin benlik saygılarının düşük oluşundan dolayı, toplumsal olarak kendisini ifade etmede yeterli olamamaktadırlar. Kendisini yeterince sevemeyen kişi kendisine yeterince değer de verememektedir. Siberkondria; Nevrotik bir bozukluk olup tedavi gerektiren bir durumdur. Eğer kişi günlük hayatını etkileyebilecek düzeyde internette hastalık araştırması yapıyor, uzmanların söylediğine güvenemiyor, uzmanların söylediği yerine internette belirtilen tedavileri uygulamaya çalışıyorsa hastalığın ciddi boyutlara ulaştığını söyleyebiliriz” şeklinde konuştu.

  • Fındıkta 600 Üreticiye ‘Hastalık’ Eğitimi

    Ordu ve Giresun’da fındık dalının en büyük zararlısı olarak bilinen ‘fındık kozalak akarı’ ile mücadele konusunda 600 üreticiye ‘fındık hastalık ve zararlıları ile bakım ve besleme’ konusunda eğitim çalışması verildi.

    Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından uygulanan, Fındık Tanıtım Grubu tarafından desteklenen çalışma kapsamında Giresun’da 12, Ordu’da 12 olmak üzere toplam 24 ilçede çiftçi eğitim ve yayım çalışması yürütüldü. 600’ün üzerinde üreticiye ‘fındık kozalak akarı’ başta olmak üzere diğer fındık hastalık ve zararlıları ile bakım ve besleme konusunda bilgiler verildi.

    Ordu Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürü Kemal Yılmaz, bu çalışma ile fındıkta önemli zarara neden olan kozalak akarıyla ilgili üreticilerin bilinçlendirilmesine ve daha sonra bu üreticilerin kendi bahçesinde mücadele yapmalarını amaçladıklarını belirtti.

    “YAĞLI VE PALAZ FINDIKLARA DİKKAT”

    Yılmaz, fındık kozalak akarının özellikle yağlı ve palaz fındıklarda görüldüğünü, bu nedenle yağlı ve palaz fındığın yoğun olarak yetiştirildiği Giresun ve Ordu illerinde bu çalışmayı yürüttüklerini söyledi. Kozalak akarının fındık dalına iki türlü zarar verdiğini belirten Yılmaz, şu bilgileri verdi: “Bu zararların birincisi sürgün gözlerinde kozalak oluşumu ile ikincisi ise kozalak akarının kozalak oluşturmayarak mevcut meyve ve sürgün gözlerini tahrip etmek suretiyle oluşturduğu zararlardır. Kozalak akarıyla mücadele etmenin en önemli yolu mekanik mücadeledir. Mekanik mücadelede yapraksız dönemde bahçelerde kozalakların toplanarak yere atılması gerekmektedir. Bu şekilde yapılan mücadele ile bahçemizdeki kozalak zararının büyük ölçüde önüne geçmiş olunacaktır. Ancak gerekmesi durumunda ilaçlı mücadele de yapabiliyoruz. Nisan ayının sonuna doğru ilaçlı mücadele de yapmak suretiyle fındıkta kozalak akarına karşı mücadele etmemiz söz konusudur. Tabi ilaçlı mücadeleyi yaparken üreticilerimizin mutlaka İl-İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüklerimize başvurmak suretiyle kullanacakları ilacı uzman arkadaşlarımızdan öğrenebilirler. Üreticilerimizin de gelişi güzel ilaç kullanmasını tavsiye etmiyoruz. Unutmayalım ki biz fındıkta üretimde dünyada lider ülkeyiz. Üretimdeki bu liderliğimizin verim ve kalitede de devam etmesi adına bu çalışmaları üreticilerimizin mutlaka yapması gerekiyor.”

  • Kadınlarda Saç Kaybı Hastalık Habercisi

    Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr. İlhan Serdaroğlu, saç dökülmesinin ciddi hastalıkların habercisi olabileceğini belirtti.

    Op. Dr. İlhan Serdaroğlu, “Kadınlarda saç dökülmesinde genetik tipten sonra en sık görülen 2. sebep ‘Telogen Effluvium’dur. Bu klinik durumda saçlar büyüme döngüsünden çıkar ve hızla dökülmeye başlar. Günlük saç kayıp miktarı 150-700 tel olabilir ve bu durum genetik tip saç dökülmesi ile karışabilir” dedi.

    Op. Dr. İlhan Serdaroğlu, kadınlarda saç dökülmesinin sebeplerine değinerek şöyle konuştu:

    “Stres, anemi, lupus gibi sistemik bağ doku hastalıkları, kullanılan bazı ilaçlar, hormonal ve mevsimsel değişiklikler, beslenme problemleri, ağır diyetler, blumia, protein/kalori eksikliği, demir, kalsiyum, çinko ve esansiyel amino asit eksikliği, malabsorbsion (barsak ve sindirim problemleri), A vitamini fazlalığı, genel anestezi, duygusal durum bozuklukları saçlarda telojen effluvium denilen duruma sebep olabilirler. İlaç kesildiğinde, stres yok olduğunda ya da beslenme problemi düzeldiğinde dökülme durur ve saçlar yeniden çıkar. Hamilelikte saçların yaklaşık yüzde 95 kadarı anajen faza geçer ve saçlar gürleşir, sayısı artar. Doğumdan 3 ay sonrasında kadınların yaklaşık 1/3 ya da yarısı kadarında telojen effluviuma bağlı saçlarda dökülme görülebilir. Bu durum geçicidir ve saçlar tekrar normale döner. Kronik telojen effluvium, teşhisi zor koyulan bir klinik durumdur ve saç dökülmesi en az 6 ay devam eder. Kadınları genellikle 30-60 yaşları arasında sıkıntıya sokabilen bu durum, aniden ve belli bir sebep olmadan günde 150-700 tel saç dökülmesine neden olabiliyor. Telojen effluvium %90 kendiliğinden 6 ay ile 6-7 yıl arasında bir sürede geçer. Tam kellik oluşturmaz fakat şakak bölgesinde kişiden kişiye değişen oranlarda geçici bir incelmeye sebep olur. Telojen effluvium görülen kişilerde yaşam boyunca bu durum %40 oranında tekrarlayabilir ve saçlar yine dökülebilir.”