Etiket: hastalığıyla

  • Türkiye’de 5 bin çocuk Duchenne hastalığıyla mücadele ediyor

    Sakarya’da 7 Eylül ’Dünya Duchenne Farkındalık’ gününde hastalığa dikkat çekmek amacıyla düzenlenen etkinlikte konuşan Duchenne Kas Hastalığı ile Mücadele Derneği Sakarya Temsilcisi Gülcan Sezer, “Kas hastalıklarının teşhis ve tedavi merkezlerinin kurulmasını talep ediyoruz” dedi.

    Adapazarı Kültür Merkezi (AKM) önünde 7 Eylül ’Dünya Duchenne Farkındalık’ gününde hastalığa dikkat çekmek amacıyla etkinlik düzenlendi. Etkinlikte Duchenne Kas Hastalığı ile Mücadele Derneği Sakarya Temsilcisi Gülcan Sezer bu hastalıkla mücadele eden 5 bin çocuğun olduğunu ve hastalıkla ilgili teşhis ve tedavi merkezinin kurulmasını talep etti.

    İl Temsilcisi Sezer etkinlikte yaptığı açıklamada, “Ülkemizde 5 bin çocuğumuz bu hastalığın pençesinde. Biz aileler olarak toplumsal duyarlılık bekliyoruz. Ülkemizdeki insanların vicdanına güvendiğimiz için bunu talep ediyoruz. Devletimizden, Sağlık Bakanlığımızdan, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan duyarlılık bekliyoruz. Dünya’da bilimsel tedavi denemeleri son noktaya gelmişken, ülkemizde bu hastalığın uzman hekimleri mevcutken sorumluluk alınmasını, çocuklarımızın bu tehlikeli hastalıktan kurtulması için ülkemizde konuda uzman hekimlerin desteklenmesi, bilimsel çalışmaların yapılması için kas hastalıklarının teşhis ve tedavi merkezlerinin kurulmasını talep ediyoruz. Bir çok hastalıktan biliyoruz ki tedavi yurt dışında gelişmekte yüksek rakamlarla pazarlanmakta. Yaşadığımız ekonomik krizle bir kez daha görüyoruz ki milli yerli üretim her anlamda devletimizin ve toplumlumuzun lehindedir” dedi.

  • Piyeten hastalığıyla mücadelede ulusal aşı geliştirildi

    Selçuk Üniversitesi (SÜ) Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Hadimli tarafından Türkiye’de koyunlarda piyeten (Ayak Çürüğü) vakalarına karşı hazırlanan aşı projesi TÜBİTAK tarafından desteklendi.

    Projenin desteklenmesinin ardından aşı ve uygulama alanlarıyla ilgili bilgi veren Prof. Dr. Hadimli, “Bu aşıların koruma etkinliklerini belirleme çalışmaları Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Araştırma ve Uygulama Ünitesinde başlatıldı. Bu doğrultuda 4 farklı grupta 60 koyuna piyeten aşısı yapıldı. Projemiz, ülkemizde ciddi ekonomik problemlere sebep olan ve yetiştiricilerin muzdarip olduğu bir hastalığı önlemek için hazırlanmıştır. Proje ile piyeten hastalığını mücadelesinde kullanılan ve ülkemizde üretilmeyen bir aşının ulusal olarak geliştirilmesi ve üretilmesi hedeflenmiştir” dedi.

    Proje hakkında bilgi veren SÜ Veteriner Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Hüseyin Hadimli, “Koyunlarda ve keçilerde mevsimsel olarak her yıl Şubat-Nisan aylarında topallıklar görülüyor. Bu hastalığın adına piyeten veya ayak çürüğü denilmektedir. Kısacası, hayvanların tırnak aralarında ülserleşme, yaralanma ve tırnağın canlı dokudan ayrılması vakalarına rastlıyoruz. Bu da ülkemizde son yıllarda koyunculuğun önemli olduğu yerlerde yetiştiricilerin karşılaştığı ciddi bir problemdir. Yetiştiricinin bu problemini çözmek için ‘Türkiye’de Koyunlarda Piyeten (Ayak Çürüğü) vakalarından Dichelobacternodosus ve Fusobacteriumnecrophorum İzolasyonu, Mikrobiyolojik ve Moleküler İdentifikasyonu ve D. nodosus-F. necrohporum İzolatlarından hazırlanan Aşıların Etkinliklerinin Belirlenmesi’ projemizi hazırladık. Bu projemiz TÜBİTAK tarafından da desteklendi” diye konuştu.

    “Kışın sert olduğu bölgelerde görülüyor”

    Türkiye’nin soğuk bölgelerinde hastalığın daha çok görüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Hadimli, “Özellikle kışın sert geçtiği, yağmur ve kar yağışının yoğun olduğu yıllarda hastalık daha çok görülmektedir. Hastalık koyun sürülerinde her yıl tekrarlamakta ve önemli ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Hastalığın oluşmasında birçok faktör olmakla birlikte ana etkeni Dichelobacternodosus isimli anaerobic bakteridir. Bununla birlikte, Fusobacteriumnecrophorum isimli ikincil bir bakteri hastalığın oluşmasını kolaylaştırmaktadır” ifadelerini kullandı.

    “Aşı çalışmaları Selçuk Üniversitesi’nde başlatıldı”

    2015-2016 kış ve bahar aylarında ülkemizin farklı bölgelerinde (Konya, Sivas, Yozgat, Tunceli, Kars ve Antalya) topallık görülen koyun sürülerinden örnekleme yapıldığını ifade eden Prof. Dr. Hadimli, “Örneklerden Dichelobacternodosus ve Fusobacteriumnecrophorum bakterileri izole edildi. Bu bakterilerin arasından seçilen suşlardan 3 farklı Piyeten Aşıları hazırlandı. Bu aşıların koruma etkinliklerini belirleme çalışmaları Selçuk Üniversitesi Veteriner Fakültesi Araştırma ve Uygulama Ünitesi’nde başlatıldı. Bu amaçla, 4 farklı grupta 60 koyun piyeten aşıları ile aşılandı. Yaklaşık 45 gün sonra kuzulara canlı bakteriler verilerek aşıların etkinlikleri bütünüyle belirlenecek. Projemiz, ülkemizde ciddi ekonomik problemlere sebep olan ve yetiştiricilerin muzdarip olduğu bir hastalığı önlemek için hazırlanmıştır. Proje ile piyeten hastalığını mücadelesinde kullanılan ve ülkemizde üretilmeyen bir aşının ulusal olarak geliştirilmesi ve üretilmesi hedeflenmiştir” şeklinde konuştu.

  • Kemik iliği hastalığıyla mücadele eden küçük Zeynep gözlerini de kaybetti

    Bolu’da 2012 yılında kemik iliği hastası olarak dünyaya gelen Zeynep Gülcan, ailenin tüp bebek yöntemiyle dünyaya getirdiği kardeşinden alınan kordon kanı ile tekrar hayata tutundu ancak uzun süre uygun kan bulunamaması nedeniyle minik Zeynep gözlerini kaybetti.

    Bolu’da 5 yıl önce Hemofagositik Lenfohistiositoz (HLH) hastalığı teşhisi konulan Zeynep Gülcan, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi Hematoloji Bölümü’nde tedavi altına alındıktan kısa bir süre sonra hastalığı tekrar nüksedince kemik iliği nakli yapılmasına karar verildi.

    Bolu’da minik Zeynep’e uygun kan bulunabilmesi için kan bağışı kampanyasına 100 bin kişiye yakın vatandaş katılarak yardım etmek istedi. Ancak tüm çabalara rağmen uygun bir kan örneği bulunamayınca aile ikinci bir çocuk dünyaya getirmeye karar verdi. Nurcan ve Mustafa Gülcan çiftinin tüp bebek yöntemiyle dünyaya getirdikleri erkek çocukları Umut Eymen’in kordon kanı kardeşi Zeynep’e nakledildi.

    Minik Zeynep hem yürüyemiyor hem de göremüyor

    Kızının ilik nakli olalı 6 ay olduğunun ifade eden baba Mustafa Gülcan, “Zeynep, ilik nakli için yaklaşık 3,5 yıl geç kalındığından dolayı yürüyemiyor ama fizik tedavi ile inşallah tekrar yürüyecek. Göz sinirleri yüksek derecede hasar gördüğü için artık göremiyor da. İyi olur mu, olmaz mı bekleyeceğiz. Doktorların söylediğine göre bir tedavisi yok ama ileriki yıllarda sinirler kendi kendini tedavi edebilirmiş” dedi.

  • Erteleme hastalığıyla baş etmenin yolları

    Psikoterapist / Aile Çift ve Evlilik Terapisti Uzmanı Psikolog Naciye Tokaç, erteleme hastalığına dikkat çekerek, “Sık sık yapmanız gereken işlerinizi, faaliyetlerinizi erteliyor, kendinizi daha sonra yaparım derken buluyorsanız erteleme hastalığınız olabilir” dedi.

    Ertelemenin bir diğer nedeninin ise depresyon olduğunu ifade eden Tokaç, “Çoğu kişi öğrencilik yıllarında ödevlerini son güne bırakmış, sınavlara son gece hazırlanmıştır. Bu durumun öğrencilik dönemlerine özgü olduğunu düşünüyorsanız aile, iş, sosyal hayat ve ikili ilişkilerinizdeki tepkilerinizi gözden geçirerek tekrar düşünebilirsiniz. Sabahları çalar saatinizi ertelediğiniz için işinize geç kaldığınız, bitirmeniz gereken projeyi son güne bıraktığınız için yetiştiremediğiniz yada istediğiniz gibi yapamadığınız, yazlık kışlıklarınızı ayırmayı ertelediğiniz için dolabınızın dolup taştığı olmuştur. Buraya kadar söylediklerimizi birçok kişi zaman zaman yapmaktadır. Herkesin okuyacağı kitaplar, izleyeceği filmler, gideceği yerler, sevdikleri için yapmak istediği şeyler listeleri uzayıp gitmektedir. Telefonu çaldığında sonra ararım diye erteleyenler, görüşme taleplerini ertelemeler sıklıkla yapılmaktadır. Ancak daima yapılan bu ertelemeler, yapılacaklar listesi zaman geçtikçe artar gider” diye konuştu.

    Ertelemeyi aslında hiç kimsenin yapmak istemediği, hatta ertelemeden yaptığında iç huzurunun olduğu ve işler bitince ise oldukça mutlu hissettiği bir durum olduğunu kaydeden Psikolog Naciye Tokaç, “Ertelemenin birçok nedeni olmakla birlikte en önemlisi mükemmeliyetçi yapıdır. Mükemmeliyetçi bireyler herhangi bir işe başlamak için tüm şartların oluşmasını bekler ancak çoğu zaman şartlar işe koyulduktan sonra tamamlanır. Bu beklenti işe başlamayı geciktirdiği gibi başlanan işlerin ise tamamlanmasını erteler. Ertelemenin bir diğer nedeni ise depresyondur. Depresyondaki kişi yaşam enerjisini kaybetmiş, eski yaptıklarından zevk alamayan ve isteksizdir. Bu durum kişinin sorumluluğu olan konularda bile kendini gösterir. Kişi eskiden zevk aldığı faaliyetleri, yapması gereken sorumluluklarını yapmakta zorlandığından son ana kadar ertelemeyi tercih edecektir. Bir diğer önemli neden ise; kişinin yapacağı şeye nereden ve nasıl başlayacağı ve kendisinden beklenenin tam olarak ne olduğu konusunda yaşadığı belirsizlik ve kararsızlıktır. Her insan belirsizlikten hoşlanmaz. Bunun için de başına gelebilecekler hakkında önceden önlem almaya ve geleceği hakkında yatırım yapmaya çalışır ki başına gelebilecek olumsuz durumlara hazırlıklı olabilsin. İşte bunu yapamadığı ve belirsiz bir durum içinde kaldığı durumlarda ise çözümü ertelemekte bulur. Oysa ki ertelemek sorunu kemikleştirerek çözümü imkansız hale getirecektir” şeklinde konuştu.

    Tokaç, “Ertelemek aslında bir alışkanlık olsa da yapılma sıklığı ertelemenin patolojik bir hal almasını ve artık Procrastination olarak anılmasını sağlar. Patolojik ertelemek en küçük işlerden en büyük işlere kadar hayati önemi olan işlerde bile sürekli gerçekleşen ve kişinin kontrolünde olmayan bir bozukluktur. Ancak patolojik durumda olunmasa da ertelemek sıklıkla karşılaştığımız ve kişinin hayatını oldukça olumsuz etkileyen bir durumdur. Ertelenen şeye başlamak kişi için ne kadar zor ve istenmeyen bir durum ise ertelenen şeyin yapılmadığında ortaya çıkan durumu da istememektedir” dedi.

    Psikoterapist / Aile Çift ve Evlilik Terapisti Uzmanı Psikolog Naciye Tokaç, erteleme durumu değerlendirildiğinde eğer patolojik erteleme yani Procrastination bozukluk olduğunu düşünenler için psikolojik destek alınması tavsiyesinde bulunarak şöyle konuştu:

    “Erteleme ile etkin baş edebilmek için yapılmak istenen birçok iş ve hedefin öncelikle gerçekçi bir analizinin yapılması önemlidir. En az 5 ünite olan matematik dersinin son gecede çalışılarak sınava hazırlanılması pek de gerçekçi gibi görünmemektedir. Kendinize soracağınız ilk soru “Ben bu işi ne kadar zamanda bitirebilirim?” sorusudur. Size başlangıç noktanızın ne zaman olması gerektiği konusunda gerçekçi bir sonuç çıkaracak bu soru; erteleseniz dahi ne kadar erteleyebileceğiniz konusunda ortaya gerçekçi bir süre çıkaracaktır. Bir ders, ödev veya proje için hazırlık yapacağınız zaman dikkat dağıtıcı etkenleri çevrenizden uzaklaştırmanız; çalışma sırasında konsantrasyonunuzu sağlamanıza yardım edecektir. Özellikle telefon, bilgisayar gibi materyaller ile sosyal medya gibi daima dikkatinizi ve merak duygunuzu yönlendireceğiniz etkenlerden uzak durmanızda fayda var. Sabahları saati ertelemek, görüşeceğiniz bir kişi ile planlarınızı ertelemek, sizi arayan birini geri aramayı erteleme durumlarında ise görmekteyiz ki; çoğunlukla o iş yapıldıktan sonra huzurlu hissedilmekte ve mutlu olunmaktadır. Böyle durumlarda ise daha çok yapacağınız şeyin ardından karşınıza çıkacak durumu düşünmenizde fayda var ki; bu daha çok rahatlama, ferahlama ve mutluluk olacaktır.”