Etiket: Hastalığının

  • Şeker Hastalığının Cerrahi Tedavisi Tüm Türkiye’ye Yayılıyor

    Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı, Tip 2 Diyabet Hastalığının tedavisinde uygulanan metabolik cerrahi ameliyatları ile ilgili olarak Türkiye çapında başlattığı eğitim çalışmaları kapsamında Denizlili hekimlere eğitim verdi.

    Tip 2 diyabetin (şeker hastalığı) tedavisinde uygulanan metabolik cerrahi ameliyatlarını tanıtmak amacıyla eğitim çalışmaları yürüten Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı bünyesindeki Metabolik Cerrahi Çalışma Grubu, Denizlili hekimlere yönelik eğitim çalışması gerçekleştirdi. Bu kapsamda Denizli Özel Tekden Hastanesinde yapılan sempozyumda ilk olarak, Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı Genel Başkanı Doç. Dr. Alper Çelik tarafından Denizli’deki özel ve kamu hastanelerinde görev yapan hekimlere metabolik cerrahi ameliyatı hakkında bilgi verildi. Tip 2 diyabetin ameliyatla tedavisi olan metabolik cerrahi ameliyatlarını gerçekleştiren dünyadaki 8 hekimden biri olan Doç. Dr. Alper Çelik, yaptığı konuşmada, vakıf olarak metabolik cerrahi ameliyatlarının tüm Türkiye çapında yaygınlaştırılmasını istediklerini söyledi.

    İzmir ve Elazığ’ın ardından üçüncü durak olarak Denizli’ye geldiklerini anlatan Çelik, “Metabolik cerrahi ameliyatları günümüzde tip 2 diyabetin tedavisinde kalıcı çözüm sunmaktadır. Tedavide başarı oranı yüzde 90’ın üzerindedir. Ameliyat sayesinde ilaç ve insülini tamamen bırakan hasta hem diyabet gibi hayati tehlikesi bulunan önemli bir hastalıktan kurtulmakta, hem de diyabete eşlik eden obezite, yüksek tansiyon, kolesterol, trigliserid, kilo fazlalığı ve uyku apnesi gibi sorunlara kalıcı çözüm bulunmaktadır” dedi.

    Doç. Dr. Çelik, metabolik cerrahinin, metabolik sendromun cerrahi tedavisi olduğunun altını çizerek, “Yaptığımız ameliyatlar ülkemizde ’diyabet ameliyatı’ ya da ’şeker ameliyatı’ olarak da bilinmektedir” diye konuştu.

    Metabolik Cerrahi Sempozyumu kapsamında metabolik sendrom, yani tip 2 diyabet, obezite, hiperlipideni ve hipertansiyon tanısı konulan bir hastanın ameliyatı gerçekleştirildi. Türkiye Metabolik Cerrahi Vakfı Başkanı Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Alper Çelik ve Tekden Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Namık Özkan’ın katılımıyla gerçekleştirilen ameliyat, katılımcılar tarafından canlı olarak izlendi.

  • Kalp Damarlarında Oluşan Darlık Kalp Hastalığının En Sık Sebeplerinden

    Özel Koru Ankara Hastanesi Radyoloji Uzmanı Dr. Ömer Koçak, kalp damarlarında oluşan darlıkların kalp hastalığının en sık sebeplerinden olduğunu belirterek, bu darlıkların direkt olarak görülerek değerlendirilmesi için kullanılan iki tetkik olduğunu, bunların da klasik koroner anjiyografisi ile koroner BT anjiyografi olduğunu söyledi.

    Klasik koroner anjiyografinin kalp damarlarının görüntülenmesinde uzun süredir kullanılan bir tetkik olduğunun altını çizen Dr. Ömer Koçak, “Bu incelemede kasık damarından bir kateter teli ile girilir. Bu tel damar içerisinden kalbe kadar ilerletilir ve kalp damarlarına ulaşılır. Damar içerisine x-ışını cihazı ile dışarıdan görülebilir bir boya maddesi verilerek damarın iç yapısı ile darlık gösteren kesimleri değerlendirilir” diye konuştu.

    Tetkikin ortalama 30 dakika sürdüğünü fakat hazırlık ile tetkik sonrası iyileşme süreci de eklendiğinde saatler alabildiğini ifade eden Dr. Koçak, birçok hastanın bu test için tüm gününü hastanede geçirdiğini belirtti.

    Koroner BT anjiyografi tetkikinin ise bilgisayarlı tomografi teknolojisinin gelişmesi ile mümkün hale gelen yeni bir teknik olduğunu söyleyen Dr. Koçak, “Klasik anjiyografide olduğu gibi kasık damarından girilerek kateter teli ile kalbe kadar ilerlenmesine bu tetkikte ihtiyaç yoktur. Ağrısız ve oldukça konforlu bir işlemdir. Kısa bir hazırlık ardından çekim saniyeler içerisinde tamamlanır. Bir saatlik bir öğle molası dahi çoğunlukla bu tetkikin tamamlanması için yeterlidir ve tetkik sonrasında günlük işlerinize hemen geri dönebilirsiniz” dedi.

    Koroner BT anjiyografi çekiminin gerekli olup olmadığının cevabının kardiyoloji uzmanı tarafından verileceğini ifade eden Dr. Koçak, bu tetkikin özellikle ailede korner kalp hastalığı hikayesi, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, obezite, sigara kullanımı, egzersiz azlığı, sağlıksız beslenme, stres gibi kalp hastalığı açısından risk oluşturan özelliklere sahip kişilerde tercih edildiğini söyledi. Dr. Ömer Koçak sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Temel olarak şu şartlarda koroner BT anjiyografi tetkiki uygun bir seçim olabilir; koroner arter hastalığı açısından risk sahibi olan kimselerde kalp hastalığı açısından şüphe uyandıran belirtiler olması, koşu bandı testinde güvenilir olmayan veya yetersiz sonuç alınması, kalp damarlarında doğumsal anomali şüphesi olması, koroner by-pass cerrahisi geçiren hastalarda değişen damarların değerlendirilmesi.”

    Koroner BT anjiyografi tetkiki için 2 saatlik açlığın yeterli olduğunun altını çizen Dr. Koçak, bu süre içerisinde su içilebileceğini veya kullanılan ilaçların alınabileceğini ifade etti. Dr. Koçak, kahve ve kafein içeren diğer içeceklerinse tetkik esnasında kalp hızını arttırarak görüntülere olumsuz katkı yapacağından tavsiye edilmediğini belirtti. Tetkikin hemen öncesinde hastanın kalp hızına bakılarak gerekli görülürse kalp hızını düşürecek bir ilaç verilebileceğini söyleyen Dr. Ömer Koçak, “İnceleme öncesinde, işlem esnasında verilecek ve damarların görüntülenmesini sağlayacak ilaç için koldan damar yolu açılır. Hasta tomografi cihazının masasına yatırılır ve EKG incelemelerinde olduğu gibi göğüse kalp atımlarının kaydedilmesi için yuvarlak bant şeklindeki yapışkan elektrodlar yerleştirilir” dedi.

    Çekim başlamadan önce teknisyenin hastanın nefesini tutmasını istediğini belirten Dr. Ömer Koçak, “Yaklaşık 10-15 saniye süren bir nefes tutma süresi içerisinde işlem tamamlanır. İşlem sonrasında kolda bulunan damar yolu çıkarılır ve tüm çekim prosedürü tamamlanmış olur. Bu aşamadan sonra yemek yiyebilir, araba kullanabilir ve günlük aktivitelerinize normal şekilde devam edebilirsiniz” diye konuştu.

    Tetkik esnasında alınan görüntülerin bu inceleme için özel yazılımlarla donatılmış bilgisayarlara aktarıldığını anlatan Radyoloji Uzmanı Dr. Koçak, “Radyoloji uzman doktorları bu bilgisayarlardaki görüntüler üzerinden kalbinizin ve kalp damarlarınızın iki boyutlu haritalarını ve üç boyutlu görüntülerini oluşturur. Kalp damarlarının çizimleri yapılarak damar duvarlarındaki plaklar ve darlıklar kaydedilir. Oluşturulan üç boyutlu kalp çizimlerinden kalbin ve damarların anatomileri ve varsa anatomik anormallikleri değerlendirilir. Ek olarak kalbin hareketli videoları oluşturularak kasılma esnasındaki kalp kası hareketleri yorumlanır ve kalbin pompalama fonksiyonlarına ait değerler hesaplanarak kaydedilir” diyerek sürecin önemli noktalarından bahsetti.

    Dr. Ömer Koçak, radyoloji uzman doktoru tarafından oluşturulan detaylı raporun iki ve üç boyutlu görüntüler ile birlikte dosyalanarak hastaya teslim edildiğini ifade etti. Özel Koru Ankara Hastanesi’nde rutin olarak çekilen ve değerlendirilen bu tetkik için radyoloji kliniğinde mevcut bilgisayarlı tomografi cihazının kullanıldığını ifade eden Dr. Koçak, hastaların tetkik öncesinde ve tetkik esnasında sakin olmasının kalp hızını etkilediğini ve tetkik kalitesine direkt olarak etki ettiğini belirtti. Bu sebeple de klinikte tetkik öncesi dinlenmek için özel hazırlık odalarının bulunduğunun altını çizen Dr. Ömer Koçak, “Standartların üzerinde bir genişliğe sahip BT çekim odamız, aydınlatması da dahil olmak üzere bu tarz tetkikler için özel olarak tasarlanmıştır” dedi.

  • Tip 2 Şeker Hastalığının Cerrahi Tedavisi

    Genel Cerrahi, Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel, tip 2 şeker hastalığı cerrahi ameliyatları ile hastaların besin, kalsiyum ve mineral takviyelerine gerek kalmadan kan şekerinin kontrol altına alınabildiğini söyledi.

    Metabolik cerrahinin, metabolik hastalıkların cerrahi tedavisi olduğunu belirten Büyük Anadolu Çiftlik Hastanesi Genel Cerrahi, Bariatrik ve Metabolik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Kerim Güzel, “Günlük pratikteki kullanımı daha çok tip 2 şeker hastalığının cerrahi tedavisi olarak kullanılmaktadır. Tip 2 şeker hastalığında artık klasik tedavi yöntemlerinin yanında cerrahi yöntemleri de mevcuttur. Önce tip 2 hastalığında klasik tedavi yöntemlerinde diyet, hastanın eğitimi, ilaç tedavisi ve insülin geliyor. Artık günümüzde bu kategoriye cerrahi de girdi. Çünkü klasik yöntemlerle hastanın şekerini kontrol altına almakta zorlanıyoruz. 100 hastadan ancak 20’sini kontrol altına alabiliyoruz. 80’i doktorun dediğine ve öğütlerine uymuyor. Yapılan 3 yıllık çalışmalarda doktorun dediğini yapanlar yüzde 5’i geçememiş. Cerrahi tedavinin de doğuş nedeni budur” dedi.

    Tip 1 şeker hastalığında cerrahi tedavinin olmadığını ifade eden Güzel, “Tip 2 şeker hastalığında cerrahi tedavi vardır. Endejön insülin rezervi dediğimiz bir olay var. Yani bu ameliyatı yapabileceğimiz hastalar mutlaka insülin üreten bir pankreasa sahip olmaları gerekiyor. Biz bu insanların kullanamadığı insülini kullanmasına yardımcı olacak işlemler yapıyoruz. Bu bir obezite ameliyatı değildir. Tip 2 şeker hastalarında obez olanlar da var olmayanlarda var. Bu ameliyatlar ister kilolu olsun, ister olmasın her türlü uygun tip 2 şeker hastalarına yapılabiliyor. Bunların obezite ameliyatlarında farkı da, obez olmayan hastalara da yapılıyor. Bu ameliyatlarda sindirim sisteminin tüm organları eksiksiz sindirim işleminde kullanıldığı için ne bir besin alımında ne de besinin kullanımında kısıtlılık meydana geliyor. Bu ameliyatlar sonrasında biz hastaya ‘şu vitamini veya kalsiyumu kullanacaksın’ demiyoruz. Çünkü bunların çoğunda tip 2 şeker hastalığı ameliyatlarında, metabolik cerrahi ameliyatlarında hastalarda besin takviyesine, kalsiyum takviyesine ve mineral takviyesine gerek kalmaz” diye konuştu.

    Ameliyatların kapalı olarak yapıldığını belirten Güzel, “Bu ameliyatı tip 2 şeker hastalarına, endejön insülini olanları yapıyoruz. Bunun için hastayı biz önceden tetkik ediyoruz, bir takım hormonal değerlere bakıyoruz. Ameliyatları kapalı yapıyoruz. Genelde 3-5 gün arasında hastanemizde kalıyorlar. Ameliyatlar kapalı olarak yapıldığı için hastalar ameliyattan 1 hafta sonra kendiişlerinin başına dönebiliyorlar. Çok fazla ağrıları olmuyor. Her ne kadar kapalı ameliyatlar hekimler için zor olsa da hastalar için büyük bir avantajdır. Ameliyat sonrası hastalara çok fazla perhiz veya diyet önermiyoruz. 1 aylık süreçte yaralar iyileşene kadar bizim dediklerimizin dışına çıkmamalarını istiyoruz. Ama genelde çok fazla perhiz önermiyoruz. Şeker durumu, insülinde kullansa eğer uygun hasta ise hastaneden çıkmadan bile şekerin normale geldiğini görüyoruz. Bu ameliyat güvenle yapılan bir ameliyattır” şeklinde konuştu.

  • Prof. Dr. Bahçeci: “Erken Teşhis Şeker Hastalığının İlacıdır”

    Türkiye’de diyabetik hasta oranının yüzde 13 olduğu belirtilerek diyabette erken teşhisin önemine dikkat çekildi.

    Çağın önemli hastalıkları arasında yer alan diyabet için harekete geçen Karşıyaka Belediyesi, ilçede diyabete karşı vatandaşları bilgilendirmeye devam ediyor. Diyabetle Yaşam Derneği İzmir Şubesinin katkılarıyla ilçede bir seminer düzenlendi. Seminere konuşmacı olarak katılan Prof. Dr. Mitat Bahçeci, diyabette önemli noktalara dikkat çekti. Yoğun ilgi gören seminerde vatandaşlara çeşitli bilgiler aktaran Bahçeci, Türkiye’de diyabetik hasta oranının yüzde 13 olduğunu söyledi. Diyabette erken teşhisin önemli olduğuna vurgu yapan Bahçeci, “Hastalıktan değil ama geç kalmaktan korkun” dedi.

    Öte yandan ilçede şeker hastalığı ile daha etkin mücadele edebilmek adına, kentin en işlek noktalarına ve kalabalık alışveriş merkezlerinin iç kısımlarına stant kurulmaya başlandı. Buradaki ücretsiz şeker ölçümlerine vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.

  • İstikrar Ve Uyum Vitiligo Hastalığının En İyi İlacı

    Dünya’da kanser, tiroid hastalıkları, iltihaplı romatizmal hastalıklar gibi pek çok hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlar veren İmmunoterapi, Vitiligo hastalarına da umut oluyor.

    10 yaşındaki Deniz Toylak da yaklaşık 5 yıl önce tanışmış Vitiligo hastalığı ile. Hastalıkla mücadelede pes etmeyen Toylak ailesi bundan 14 ay önce İmmunoterapi yöntemi ile tanışmış. Disiplinli bir tedavi dönemi sürecinde umut verici sonuçlar aldıklarını ifade eden anne Saaadet Toylak, “Deniz’in tamamen iyileşeceğine dair inancımız tam” dedi. İç hastalıkları Uzmanı Dr. Ülkü Görmez ise uyardı,” Adı geçen tedavi şekli tamamen kişiye özel olarak gerçekleşmesi gereken bir tedavi. Uzun süreç ve sabır istiyor. Hasta uyumu tedavinin başarısındaki en büyük etken. Eğer hasta uyum gösteremeyecekse tedaviye hiç başlamamalıdır.”şeklinde konuştu.

    Yaşadıkları süreçle ilgili bilgi veren Deniz Toylak’ın annesi 41 yaşındaki ev hanımı Saadet Toylak,”Deniz’de Vitiligo başladıktan sonra çok zorlu bir süreç yaşadık. Vücudunun büyük bir bölümü ve yüzü beyaz lekelerle kaplandı. Oğlum arkadaş ortamına girmek istemiyordu, okulda diğer çocuklardan farklı olduğunu düşünüyor ve arkadaşlarından kaçıyordu. Öğretmeni kendilerini tanıtan bir resim çizmelerini istediğinde, o resme beneklerini çiziyordu. Köyde hayvanlarımızın içine dahi girmekten korkar olmuştu. ‘ Anne hayvanlar bana bakıyor’ diyordu. Deniz için de bizim için gerçekten çok zor günlerdi. Yaptığımız araştırmalarda İmmunoterapi tedavisi ile bu tarz hastalarda olumlu sonuçlar alınabileceğini duyduk. Bizim için büyük bir umuttu. Bundan 14 ay önce tedavi için başvurduk, bilgi aldık. Çeşitli detaylı inceleme ve tetkiklerin ardından bize tedavi süreci ile ilgili bilgi verildi. Uzun bir yolun bizi beklediğini öğrendik ama iyileşme umudumuz vardı. 14 aydır Deniz İmmunoterapi tedavisi alıyor. Beslenme alışkanlığı baştan düzenlendi, bir defterle tedavide uyması gerekenleri ve yasakları bizzat kendisi takip ediyor. Tedaviye başladığımızdan bu yana epey aşama kat ettik, yüzde 80-90 oranında lekelerimiz iyileşti. Deniz’in öz güveni oluştu, arkadaş ortamına giriyor. ‘Anne ben de diğer insanlar gibiyim artık’ diyor. Doktorumuz bize tedavinin en başında disiplinin ne kadar önemli olduğunu anlattı. Bu yüzden şu anda da Deniz artık iyileşiyor düşüncesi ile verilen tedavi ve beslenme programının dışına çıkmıyoruz. Harfiyen uygulamaya dikkat ediyoruz. Deniz’in tamamen iyileşeceğine dair inancımız tam.” Dedi.

    Deniz ise,”Kendimi arkadaşlarımla aynı hissediyorum, sağlıklı hissediyorum. Derslerim çok başarılı ve büyüyünce araba ve uçak tasarımcısı olmak istiyorum. Doktor Ülkü ablama çok teşekkür ediyorum, onu çok seviyorum.” Dedi.

    İMMUNOTERAPİ KİŞİYE ÖZEL VE DİSİPLİN GEREKTİREN BİR TEDAVİ

    İmmunoterapi’nin kişiye özel bir tedavi olduğunu ve hasta disiplini gerektiğini ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı ve İmmunoterapist Dr. Ülkü Görmez, en az 2 yıllık uzun bir tedavi programının hastaları beklediğine vurgu yaptı. Görmez,”İmmunoterapi bağışıklık sistemini tedavi eden bir yöntemdir. Kanser, tiroid hastalıkları, vitiligo, iltihaplı romatizmal hastalıklar, hepatit, sedef hastalığı, MS, AS gibi pek çok rahatsızlığın tedavisinde iyi sonuçlar verebiliyor. Ancak tüm tedavilerde olduğu gibi hasta disiplini çok büyük önem taşıyor. Verilen tedaviye harfiyen uyulması gerekiyor. Tedaviler tamamen kişiye özel planlanmak zorunda. Tedaviyi belirlemede kılavuz olacak çeşitli test ve muayenelerin yanı sıra hasta hikayesinin de dinlenerek iyi analiz edilmesi gerekir. Tedaviye başlamadan önce en çok etkilenen organlar tiroid bezi, pankreas ve karaciğer aksı taranıyor. Barsak flora analizi yapılıyor. Hastanın gluten, laktoz, fruktoz gibi gıdalara karşı intoleransının olup olmadığının araştırılması yapılıyor. Bu doğrultuda kişiye özel bir tedavi programı hazırlanıyor. Hastaların tedavilerinde en önemli prensip hasta uyumunun sağlanmasıdır. Hasta uyum göstermeyecek ise tedaviye hiç başlamamalıdır. En az 2 yıl sürecek bir süreçte hasta kendisine verilen tedavi programı doğrultusunda hareket etmek zorundadır. Bu programda hastanın beslenme programı çıkarılır; vitamin, mineral, gıda takviyeleri ve sporla bağışıklık sistemi güçlendirilerek hastalıklarla savaşılır. Gerek vitiligo, gerekse adı geçen diğer hastalıklarda bu hastalığa neden olan faktörler bulunup önce onlar yok edilir. Deniz’de de Vitiligo’yu tetikleyen hastalıkları tespit edildi ve tedavi edildi, bağışıklık sistemi güçlendirildi. Vitiligosu da bu süreçte iyileşmeye başladı. Tedavisi hala devam ediyor. Vitiligo’nun tedavi sürecinde; hem içten hem dıştan, dermatoloji uzmanı meslektaşlarımızın da desteği ile uygulayacağımız koordineli bir tedavi ile daha başarılı sonuçlar alacağımıza inanıyorum.”dedi.