Etiket: Hastalığını

  • Şeker Hastalığı Akalazya hastalığını da tetikliyor

    Şeker Hastalığı Akalazya hastalığını da tetikliyor

    Doç. Dr. Fahri Yetişir, Şeker hastalığının Akalazya hastalığını da tetiklediğini belirtti.

    Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Fahri Yetişir, bir çok enfeksiyon hastalığının, şeker hastalığının ve oto immün hastalıkların Akalazya hastalığına sebep olabileceğini ifade ederek, “Normal şartlarda insanda yemek borusu ile mide arasında bir kapakçık mevcuttur. Bu kapakçık özellikle midenin kasılmaları sırasında kasılarak kapanır ve midenin asit içeriğinin yemek borusuna kaçmasını engeller. Bu kapakçık bir nevi bisiklet pompaları gibi çalışır yemek borusu tarafında bir içerik varsa bunun mideye geçişini engellemezken, mide tarafından yemek borusu tarafına geçişi olabildiğince azaltmaktadır. Akalazya hastalarında yemek borusunun alt ucunda yer alan bu kapakçık sisteminde bulunan dairesel kasın sürekli kasılarak bu kapağın sürekli kapalı kalması sonucunda yemek borusundan mideye geçişleri de engellenmektedir. Hastalığın oluşmasına kapakçık sistemini uyaran ve denetleyen sinir ağındaki hücrelerin ölmesinin sebep olduğu gösterilmiştir. Fakat bu hücrelerin neden öldüğü kesin olarak bilinmemektedir” dedi.

    Hastalığın her yaşta kendini gösterebileceği gibi daha çok 2030 yaşlarında başlayan ve yavaş ilerleyiş gösteren seyre sahip olduğunu belirten Doç. Dr. Yetişir, “ Normal bir insanda yutulan bir besin yaklaşık 710 saniyede mideye ulaşabilmektedir. Akalazya hastalarında bu süre hastalığın şiddetine bağlı olarak çok uzamaktadır, bazen günler almaktadır. Bu hastalar yedikleri besinin midelerine gitmediğini ve göğüslerinde biriktiğini tarif ederler. Hastalığın ilerlemiş dönemlerinde hem katı, hem de sıvı gıdalara yutma güçlüğü gelişir. Çoğu hasta yediklerini tekrar kusarak rahatladığını söyler. Hastalar hastalığın şiddeti ile doğru orantına beslenme sorunu yaşarlar ve kilo kaybederler. Hastalık ilerledikçe yemek borusu genişler ve normal yapısını kaybeder mega özefagus oluşur. Hastalık çok nadir görülür(milyonda 4) teşhis koymak için akalazyanın akılda tutulması gerekir. Bu hastalara çoğunlukla yanlış teşhis konulur ve psikiyatrik tedaviler verilir ve tanıda geç kalınır. Yutma güçlüklerinde akalazya hastalığının da akılda tutulması gerekir” şeklinde konuştu.

    Ameliyat yapılan hastanın hastanede kalış süresi bir sorun olmadığı takdirde genellikle 24 gün olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yetişir, “Ameliyattan sonra ilk gün ağızdan besleme yapılmaz bu nedenle damardan beslenmeye devam edilir. Ameliyat sonrası 1. Gün hastanın durumuna göre sıvı gıdaları almaya başlar. Ameliyattan sonra 2.günde opaklı film çekilerek yemek borusundan herhangi bir kaçak olup olmadığı kontrol edilir. Aynı filmde mideye geçişte teyit edilmiş olur. Yutma güçlüğünde bir düzelme olup olmadığı ameliyattan hemen sonra anlaşılır. Yemek borusu çok genişlemiş olan ileri evre Akalazya hastaları birkaç hafta sıvı gıdalara devam ederler ve daha sonrasında normal gıdalarına geçerler. Bu hastalar hastaneden taburcu olurlarken genellikle bir ağrı kesici, mide koruyucu ve antibiyotik verilerek gönderilir ve bir hafta sonra kontrole gelirler” ifadelerini kullandı.

    Doç. Dr. Fahri Yetişir, Akalazya tedavisinde dünya kılavuzlarının önerisini ise şöyle sıraladı:

    “Balon dilatasyonu veya funduplikasyonlu cerrahi miyotomi akalazyanın tedavisinde ilk sırada önerilmektedir.

    Balon dilatasyonu ve akalazya ameliyatı bu konuda deneyimli kişiler ve merkezlerce yapılmalıdır.

    Eğer hasta ameliyata uygun değilse botox tedavisi uygulanabilir.

    Akalazya hastalarında ilaçla tedavi sadece hastaların ameliyatı istemediği veya bir şekilde ameliyat edilemediği, borox tedavisinin ve balonla genişletmenin yapılamadığı durumlarda uygulanmaktadır.

    Akalazya hastalığı kronik bir durumdur ve tamamen tedavi edilme diye bir şey söz konusu değildir. Akalazyanın güncel tedavisinde, aşağı özefagial sifinkterin hipertonisitesini bir şekilde azaltmayı amaçlar. Bunu ilaçlarla, balon genişlemesi ile botox enjeksiyonu ile veya ameliyat ile yapabilmektedir. Yemek borusunun kasılma hareketleri hiçbir tedavide geri getirilmemektedir. Yapılan bu tedavilerin hepsinde belirli oranlarda nüksetme şansı mevcuttur. Ameliyat bu tedaviler içerisinde başarı oranı en yüksek olanıdır ve nüks oranı en düşük olanıdır.”

  • Halk Sağlığı Genel Müdürü İlter: “Kızamık hastalığını hayatımızdan tamamen çıkarmayı hedefliyoruz”

    Halk Sağlığı Genel Müdürü Dr. Hüseyin İlter, Kızamık hastalığını Türk insanının hayatından tamamen çıkarmayı hedeflediklerini söyledi.

    Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odasında Sağlık-Der Kastamonu Şubesinin Olağan Genel Kuruluna katılan Halk Sağlığı Genel Müdürü Dr. Hüseyin İlter, “Türkiye’de Kızamık hastalığını Türk insanın hayatından tamamen çıkarmayı hedef aldık. Ama bugünlerde özellikle Avrupa ve Rusya’dan gelen kızamık vakalarıyla uğraşıyoruz. Avrupa bunu başaramamışken, biz kızamık hastalığını tamamen insanlarımızın hayatından çıkarmayı hedefliyoruz” dedi.

    Şehir Hastanelerini dünyanın gelişmiş ülkelerinin bizzat ziyaret ettiğini söyleyen Dr. İlter, “Şehir hastanelerimizi dünyanın gelişmiş ülkeleri, bunu nasıl becerebiliyorsunuz diye yerinde ziyaret ediyorlar. Bu noktada Türk insanı olarak gururluyuz. Bunların hepsi sadece Sağlık Bakanlığı personeli tarafından başarılmadı. Bunlar çok paydaşlı çalışılan hususlardır. Paydaşların en önemlisi de sivil toplum kuruluşlarıdır” diye konuştu.

    Türkiye’nin tütünle mücadelede dünyada ilk sırada yer aldığını anlatan Dr. İlter, “Sağlık-Der derneği, Türk insanın hayatından sigarayı nasıl yok ederiz, kaldırırız diye çalışma yapıyorlardı. Bu çalışmalar kapsamında kahvehanelerde sigarayı yasaklayalım dendiğinde içimden gülmüştüm böyle bir şey yapılabilir mi diye. Ama yapıldı, sonrasında da devam etmek bizlere nasip oldu. Türkiye, tütün ile mücadelede Dünya 1.si oldu. Bu noktada çok ciddi adımlar attı. Biz, sadece Türk insanı değil, ümmet bilinciyle yetişmiş bir grup olarak ümmetin sağlık derdine nasıl çözüm olabilirizin kaygısındayız. Dünya İslam Sağlık Birliğinin kurulmasında Sağlık-Der öncülük etmiştir, halende bayrağı taşıyan bir dernektir” şeklinde konuştu.

    Öncelik verdikleri illerin başında Kastamonu’nun da geldiğini sözlerine ekleyen Dr. İlter, “Kastamonu, bizim gerçekten öncelik verdiğimiz illerden bir tanesidir. Kastamonu’ya gelirken arkadaşlar bana sizi gezdirelim dediler. Ben de kendilerine zaten Kastamonu’yu biliyorum dedim. En az 20 kez gelmişimdir. Adım adımda gezdim. Önümüzdeki süreçte Kastamonu’yu sağlık alanında çok daha güzel sağlık hizmetleri bekliyor. Kastamonulular bunu hak ediyor. Çünkü biraz dışarıdan kopmuş gibi görünen ama yüreği vatan sevdası ile dolu bir şehirdir. Ben öyle bilirim, öyle tanırım” ifadelerini kullandı.

    “Tek bir kimlikte istediğiniz yerde muayene olabiliyorsunuz, dünyada böyle bir sistem daha yok”

    Genel Kurulda konuşan Sağlık-Der Genel Başkanı Dr. Kazım Sezen ise, tek bir kimlikle Türkiye’nin her yerinde ve her hastanesinde muayene olabilindiğini hatırlatarak, dünyada daha böyle bir sistemin olmadığını kaydetti.

    Dr. Sezen, “İsterseniz 5 tane fakülte bitirin, nereyi bitirirseniz bitirin eğer bu bakış açımız, iman gözüyle bakamıyorsa, insan gözüyle bakamıyorsanız karşınızda insanlara insani değerle bakamıyorsanız yaptığınız hizmetten ne siz zevk alırsınız ne de karşınızdaki insanı mutlu ederseniz. Onun için bir hizmet veriliyor. Allah razı olsun. Şuan Türkiye’de Dünyada ilk 5 içerisinde yer alıyor. Bir MEDULA sistemi var, bu sistem ne Avrupa’da ne Amerika’da ne de başka bir ülkede var. Bizim insanımızın şuanda yüzde 99’u sağlık sistemimizin içerisinde bulunuyor. Sadece nüfus cüzdanını göstererek istediği yerde Ankara’da profesöre bile muayene olabiliyor. Dünyada böyle bir şey yok” dedi.

    Türkiye’de e-nabız sistemi ile MEDULA sisteminin olduğunu ve bunun yanında 3 milyon Suriyelinin de bunduğunu hatırlatan Dr. Sezen, şöyle konuştu: “Bırakın Türk vatandaşlarını Suriyeliler bile, çıkartılan kimlik kartlarını göstererek istediği doktora muayene olabiliyor, ilacını alabiliyor. O ülkelerin kendi vatandaşları bile duruma şaşırıyor. Ben, Malezya’dan 10 gün önce geldim. Malezya’nın milli geliri Türkiye’nin iki katı, yani 25 bin dolar oluyor. Ama doktora gittiğinizde elinize faturayı tutuşturuyorlar. Bu kadar imkana sahip ülke bunu başaramamış”

    ABD’de Türkiye’deki gibi sosyal güvenlik kurumuna benzer bir kurumun bulunmadığını anlatan Dr. Sezen, şunları kaydetti:

    “Resmi bir sosyal güvenlik sistemi yok. Özel sağlık sigortacılığı kuruluşları var. Ciddi primler ödüyorsunuz. Prim ödemediğiniz zaman sağlık hizmeti alamıyorsunuz. 30 milyon insan Türkiye’nin nüfusunun yarısına yakın insan, sokakta yatıyor. Evi yok. Bizim Müslüman teşebbüsler, yardım kuruluşları sokakta kalanlara yardımcı olmaya çalışıyor, sağlıklarıyla ilgileniyor. Kapitalizmde paran yoksa öl. Avrupa, 80 yıldır sosyal devlet iddiasıyla gidiyor. Bugün biz diyoruz ki, 80 milyon vatandaşımızı sosyal güvence altına aldık. Evde sağlık hizmeti veriyoruz. Kastamonu’da yok ama 15 tane ilde evde fizik tedavi hizmeti veriliyor. Şehir merkezine en uzak bir köyde yatalak olarak yaşayan vatandaşa, fizyoterapistler giderek en iyi şekilde fizik tedavi hizmeti veriyor. Bunları anlattığımız zaman Avrupa’dakiler bize, siz aklınızı mı kaçırdınız diyorlar. Bunlar çok pahalı bir hizmet, biz bundan kaçmaya çalışırken siz, daha çok bu hizmetleri vermeye çalışıyorsunuz. Bu bize, zenginliğimizi gösteriyor. Bu insana değer vermeyi gösteriyor. Gerçekten biz, dünyaya örnek olabilecek bir sağlık sistemi içerisindeyiz. Her ne kadar bizim hekimlerimiz, sağlık personelimiz, hemşireler, sağlık çalışanları, hayatlarından memnun olmasalar da, problemler olsa da ama gerçekten çok büyük işler yapıyorlar”

    Türkiye’nin ümmetin duasıyla 50 yıl daha önünün kesintisiz açık olduğunu ifade eden Dr. Sezen, şunları söyledi:

    “15 Temmuz gecesini yaşadık, Afrin operasyonu yapıldı. Anadolu Müslüman bir memleket, inanmış bir memleket. Çok güzel bir vatandayız. Ama bu memlekette ne yazık ki bu memleketin hainleri de var. Her türlü tuzakları önümüze kuruyorlar. Yetmiyor dışarıda da bunların arkası var. Onlar destekliyor. Önümüze tuzaklar açıyorlar, engeller koyuyorlar ama bu milletin dualara sebebiyle darbeyi 3-5 saat öne almak zorunda kalıyorlar. Ondan sonra kendi kazdıkları çukura kendileri düşüyorlar. 15 Temmuz darbesi sonrasında bu millet ayaklandı, gözü açıldı. Fırat Kalkanı harekatını biz televizyon karşısında basit görüyoruz, Afrin harekatını basit görüyoruz ama bu milleti ayakta ve zihinde tutan, güç veren şehadettir. Biz, gitmişiz Afrin’de mazlumların elinden tuttuk. O teröristlerin elinden kurtardık. Onların duasıyla bu memleket inanıyorum ki belki bir 50 yıl daha önü açıktır. Hiçbir kafir pis çizmesiyle gelerek bu vatana ayak basamayacaktır.”

    “Kastamonu’da çıtayı yükselttik, aşağı düşmesi artık mümkün değil”

    Kastamonu’da çıtayı bir hayli yükselttiklerini anlatan Kastamonu Belediye Başkanı Tahsin Babaş da, “Yereldeki çalışmalarımızı sıcak bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Sağlık-Der’in güzel çalışmaları var. Elimizden geldiği kadar destek olmaya çalışıyoruz. Sağlık konusunda Türkiye çok mesafeler kat etti. Kastamonu’da Türkiye ile beraber aynı mesafeleri kat etti. Belediyeci olarak hizmette sınırımız yok. Her zaman vatandaş haklıdır. Prensibiyle çalışmaya gayret ediyoruz. Biz çıtayı çok yükselttik. Çıtanın aşağıya gelmesi mümkün değil. Ufak tefek sorunlarımızı beraber aşarak devam ediyoruz. Türkiye son 10 yılda her noktada çıtayı yükseltti. Sağlık en önemli faaliyet alanlarından birisidir. Halkın içinde biri olarak vatandaşın memnuniyetini biliyoruz. Vatandaşlar her türlü isteğini iletebiliyor. Hedefimiz belli. Herkesin sağlık, ulaşım, genel, yereldeki hedefleri de bellidir. Cumhurbaşkanımızın gösterdiği yolda devam edip gidiyoruz. Hizmetin daha sağlıklı olması için önümüze çıkan engelleri nasıl aşacağımızı düşünmeliyiz. Engelleri birlik ve beraberlikle aşmamız gerekiyor. Yereli, siyasetinde çok güzel bir kaynaşma var” diye konuştu.

    Kastamonu’nun 2018 yılında Türk Dünyası Kültür Başkenti ilan edildiğini hatırlatan Başkan Babaş, “Kastamonu için çok önemli bir konu. 81 il arasında tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla, dokusuyla Kastamonu’nun kadim bir şehir olduğu ve başkentliğe layık olduğu ifade edildi. TÜRKSOY’un teklifiyle oy birliğiyle Kastamonu seçildi. Bizde gurur duyduk. Turizm ve Kültür Bakanımız Numan Kurtulmuş gerçekten olması için Kastamonu’ya unvan verdiklerini söyledi. 21 Mart çok güzel bir açılış yaptık. Başbakanımız ve bakanlarımız açılış törenini çok beğendi. Emeği geçen tüm arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Kastamonu’yu gösterme, tanıtma ve duyurma imkanını bulmuş olduk. Yıl boyunca etkinliklerimiz ve çalışmalarımız devam edecek. Başbakanımız faaliyetler ve kalıcı eserler açısından Kastamonu için şanslı bir yıl olduğunu belirttiler” dedi.

    Konuşmaların ardından tek liste halinde gidilen seçimde Sağlık-Der Kastamonu Şubesi Başkanlığına Tugay Civelekoğlu seçildi.

  • Çölyak hastalığını ciddiye alın

    Masum zannedilen karın ağrısı ve şişkinliğin çölyak hastalığına işaret edebilir.

    Çölyak hastalığının ince bağırsakta besin maddelerinin sindiriminin ve emiliminin bozulmasına yol açan bir hastalık olduğunu belirten Özel Hayat Hastanesi Dr. Celalettin Çetin, “Çölyak hastalığı olan insanlar, buğday, arpa, çavdar gibi tahıllarda bulunan bir protein olan ’gluten’e karşı hassasiyet gösterirler. Bu kişiler gluten içeren gıdalarla beslendiklerinde, ince bağırsakların iç yüzünü örten hücrelerin oluşturduğu doku kıvrıntılarında immunolojik reaksiyonlar sonucu iltihaplanma ve hasar oluşur. Oluşan bu hasar sonrasında hastalık belirtileri ortaya çıkar” dedi.

    Çölyak hastalığının genetik olduğuna dikkat çeken Dr. Çetin, “Hastaların yüzde 10’u kadarında ailesinde çölyak hastalığı olan başka bireyler vardır. Cerrahi girişimler, hamilelik, doğum yapma, bazı viral enfeksiyonlar ve şiddetli ruhi sıkıntılar hastalığın ortaya çıkmasına sebep olabilir. Her yaşta ortaya çıkabilse de özellikle 8-12 aylık bebeklerde ve 30-40 yaş aralığında daha sık görülmektedir” ifadelerini kullandı.

    Çocuklarda ve erişkinlerde ortaya çıkan belirtilerin farklı olduğuna dikkat çeken Dr. Çetin, “Çölyak, çocuklarda gelişme ve büyüme geriliği hastalığın erken bulgusu olabilir. Karın ağrısı, bulantı, kusma, ishal, huysuzluk, uyuklama, davranış bozuklukları görülebilir. Bulguların ortaya çıkması ve şiddetlenmesi yıllar sürebilir. Özellikle yağlı gıdaların alınmasından sonra belirginleşen ishal, karında gaz ve rahatsızlık hissi, karın ağrıları, iştahı iyi olduğu halde kilo alamama, kilo kaybı, çabuk yorulma, yorgunluk ve eklem ağrıları, depresyon, erişkin yaşta ortaya çıkan çölyak hastalığın başlıca bulgularıdır” dedi.

    Erken dönemde teşhis edilmediğinde çölyak hastalığı ciddi problemlere yol açabileceğini vurgulayan Dr. Çetin, şöyle devam etti:

    “Belirttiğimiz yakınmaları olan veya ailesinde çölyak hastalığı öyküsü olanların vakit kaybetmeden gastroenteroloji uzmanına başvurmaları gerekir. Çölyak hastalığında tedavinin temelini glutensiz diyetin sıkı bir şekilde uygulanması oluşturur. Bu amaçla gluten içeren tahıl ürünleri (buğday, arpa ve çavdar) kullanılarak yapılan gıda maddelerinin kesinlikle yenmemesi gerekir. Pirinç, mısır, patates ve soya unundan yapılmış ürünler yenilebilir. Meyve, sebze, yumurta ve et ürünlerinin yenmesinde sakınca yoktur. Bu hastalarda laktoz eksikliği (laktoz intoleransı) de olabildiğinden başlangıçta süt ve sütlü gıdaların alınmaması önerilir. Piyasada satılmakta olan ve gluten içermediği sanılan birçok üründe (salata sosları, hazır pudingler vb.) gluten bulunabilmektedir. Sıkı diyet uygulayan bir çölyak hastasının günün birinde glutenle tekrar karşılaşması ciddi tablolara yol açabileceğinden bu durum özellikle önemlidir. Glutensiz diyete başlanmasından günler sonra şikayetlerde azalma görülmeye başlar. Şikayetlerin tamamıyla ortadan kalkmasına rağmen bağırsak mukozasının tamam olarak iyileşmesi bazen 2 yıl kadar sürebilse de bağırsak mukozasındaki iyileşme genellikle 3-6 ay içinde gerçekleşir. Tedavi edilmeyen vak’alarda uzun dönemde (20-30 yıl) ortaya çıkabilecek ciddi bir hastalıklar arasında; ince bağırsak adenokanseri ve lenfoma sayılabilir. Sıkı diyet ile kansere dönüşüm engellenebilir.”

  • Parkinson hastalığını nakış yaparak yendi

    Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde, emekli öğretmen Güner Özgenlik, 7 yıl önce yakalandığı Parkinson hastalığını panc nakışı ile yendi. Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünün açtığı panc nakışı kursuna katılın 60 yaşındaki 3 çocuk anası Güner Özgenlik, arkadaşları ile uyum içinde çalıştığını ve Parkinson hastalığını beyninde yendiğini söyledi.

    Burhaniye de emekli ilkokul öğretmeni Güner Özgenlik, hastalığı yenmek için panc nakışı yapmaya başladı. 4 yıldan bu yana Keziban Kiraz’ın öğretmenliğini yaptığı kursa katılan Özgenlik, birbirinden güzel eserler üretirken, hastalığı da büyük ölçüde yendi.

    Yaşadığı bir kaygı nedeniyle hastalığa yakalandığını anlatan Güner Özgenlik,” 2010 yılında bu hastalıkla tanıştım. O zaman çocuklarım uzaktaydı. Kaygı yaşamıştım. Acaba ne olacak bu gün akşam ne haber alacağım diye. Ama, daha sonra hastalıkla savaşmanın yolunu buldum. Bu hastalığı yenmeye karar verdim. Beynimde bitirdim. Dedim ki ben bu hastalığı yenerim. Ben Parkinson ile savaşa girdikten sonra 4.yılında hücrelerim dopamin üreten hücrelerim yenilenmeye başladı. Bunu arkadaşlara borçluyum. Çünkü arkadaşlarımla birlikte olunca çok mutlu oluyorum. Dopamin benim kaybettiğim hücrelerim. Dopamin mutluluk hormonu biliyorsunuz. Hoca hanımla karşılaşınca dünyam değişti. Çünkü bu işi yapabileceğimi o söyledi bana . Ben arkadaşlarımla birlikteyken gerçekten çok mutlu oluyorum. Yapamayacağım hiçbir şey yok. Yapacağım ve Parkinson’u yeneceğim” dedi. Kurs Öğretmeni Keziban Kiraz d,”Arkadaşların buraya ilgisi büyük. Birbirleriyle çok iyi anlaşıyorlar. Uyum içinde bir kursumuz var. Üretiyorlar. Hocamızın Parkinson rahatsızlığı var. Ona çok iyi geliyor. Çok güzel işler yapıyor. Uyum içinde çalışıyoruz” dedi.

  • Genç oyuncu sahne hastalığını yendi

    İstanbul Devlet Tiyatrosu Sanatçısı Burak Altay (36), İzmir’de geçirdiği mide fıtığı ve reflü ameliyatının ardından sağlığına kavuştu. Bir çok dizi ve filmde rol olan Altay, “Hastalık nedeniyle yaşadığım ses kısıklığı ve kuru öksürük mesleğimi olumsuz etkiliyordu. Operasyondan sonra adeta yeniden doğdum” dedi.

    Asmalı Konak’taki rolü ile büyük beğeni kazanan genç oyuncu Burak Altay, dört yıldır stresin de etkisiyle artan reflü hastalığı yakınmaları nedeniyle tedavi görüyordu. Ancak ses kısıklığı, ses yorulması ve öksürük gibi şikayetleri mesleğinde sorunlara yol açmaya başlaması nedeniyle Altay, ameliyat olmaya karar verdi. İzmir’deki Kordon Obezite Merkezi doktorlarından Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr. Türker Karabuğa, genç oyuncuyu muayene etti. Yapılan tetkiklerde mide fıtığı ve reflü hastalığı geliştiği tespit edildi. Doktorunun ameliyat kararına uyan Altay, geçtiğimiz günlerde başarılı bir operasyonla sağlığına kavuştu.

    “Artık sahneye güvenle ve sağlıklı olarak çıkıyorum”

    Hastalığının mesleğini olumsuz etkilemeye başlaması üzerine ameliyat kararı verdiğini belirten Burak Altay, “Rahatsızlığından dolayı sahne öncesi, ’sesim kısılır mı’ düşüncesiyle heyecanım daha da artıyordu. Dört yıldır çektiğim hastalık nedeniyle ses yorulması, ses kısıklığı ve kuru öksürük gibi şikayetleri yaşıyordum. Bazı anlarda konuşmamda zorlanma oluyordu. Mesleğimi olumsuz etkiliyordu. Sürekli ilaç almak zorunda kalıyordum. Artık ameliyat olmam kaçınılmaz bir hal almıştı. İzmir’de Genel Cerrahi Uzmanı Doktor Türker Karabuğa’ya ameliyat oldum. Türker Hocamın başarılı ameliyatının ardından adeta yeniden doğdum. Artık sahneye, oyunuma kendime daha çok güvenerek, sağlıklı bir şekilde çıkıyorum” diye konuştu.

    Şikayetleri ortadan kalktı

    Tedavi edilmeyen reflü hastalığının ileri dönemde yemek borusu kanseri riskini artırdığını ifade eden Dr. Türker Karabuğa, mide fıtığı ve antireflü ameliyatıyla oyuncunun sağlığına kavuştuğunu belirtti. Dr. Karabuğa, “Hastamızda uzun zamandır yer alan reflü hastalığı nedeniyle ses kısıklığı, kronik öksürük, göğüs kemiği altında şiddetli ağrıları oluyordu. Operasyondan sonra şikayetleri ortadan kalktı” dedi.