Etiket: Hastalığına

  • Hastalığına 5 Yıl Sonra Doğru Tanı Konuldu

    Elazığ’da, 17 yaşından itibaren yanlış teşhis nedeniyle astım ve Akdeniz ateşi hastalığı tedavisi gören 22 yaşındaki Ahmet Tavuş’a, 5 yıl sonra tavsiye üzerine gittiği doktor tarafından doğru tanı konuldu. Gerçek hastalığı 5 yıl sonra ortaya çıkan Tavuş, 3 aylık tedavinin ardından rahat yürümeye ve spor yapmaya başladı.

    Elazığ’da ikamet eden 22 yaşındaki Ahmet Tavuş’a, 17 yaşındayken yaşamaya başladığı öksürük, balgam, nefes darlığı gibi sebepler yüzünden başta İstanbul ve Ankara olmak üzere gittiği birçok hastanede astım ve Akdeniz ateşi teşhisi konuldu. 5 yıl boyunca bu hastalıkların tedavisiyle hayatına devam eden ve günden güne zayıflayarak, yürümekte zorlanan Tavuş, tavsiye üzerine Medical Park Elazığ Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Gencer’e göründü. Tavuş’un yapılan muayenelerinde akciğer mantarı olduğu belirlendi. Prof. Dr. Gencer gözetiminde yaklaşık 3 ay tedavi gören Tavus, hastalığın verdiği sorunlardan kurtularak, yemek yemeye ve kilo almaya başlayıp, rahat bir şekilde hareket etmeye başladı.

    17 yaşında rahatsızlıklarının başladığını belirten Ahmet Tavuş, “Öksürük şikayeti ile hastanelere gittiğimde bana astım ve bronşit tanıları konuldu. Buna yönelik tedaviler uygulandı. İlaçlar kullandım ama fayda etmedi. Daha sonra şikayetlerim arttı. Öksürük şikayetime ek olarak mide ağrısı, iştahsızlık, kilo kaybı ve nefes darlığı gibi çeşitli şikayetlerim eklenince farklı illerdeki çeşitli hastanelere gitmek zorunda kaldım. İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelere gittiğimde hastalığıma farklı teşhisler konuldu, buna yönelik tedaviler uygulandı. Uygulanan tedaviler sonucunda kendimi iyi hissetmediğim için bir öneri üzerine Medical Park Hastanesinde Göğüs Hatalıkları Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Gencer’e geldim. Filmime baktığında akciğer mantarı olabileceğini söyledi. Buna yönelik tetkikler yaptıktan sonra tedaviye başladık. Yaklaşık 3 ay tedavi süreci geçirdim. Bu tedavi sürecinden sonra vücudum rahatladı, nefes darlığım ve öksürüğüm geçti. Kilo almaya başladım. 5 yıl sonunda Prof. Dr. Mehmet Gencer doğru tanıyı koydu. Tedavimin üzerinde geçen 3 aylık sürede iştahım açıldı, hastalığın zararlarından kurtulmaya başladım” dedi.

    “HASTAMIZ ŞU AN ÇOK RAHAT YÜRÜYOR”

    Ahmet Tavuş’un hastalığına teşhisi koyan Prof. Dr. Gencer, “Hastamız uzun yıllardan beri astım tedavisi görmesine rağmen bir türlü sentomları geçmemiş, günlerini zorla geçiren, şiddetli balgam ve nefes darlığı ile geceleri uyuyamayan, rahatlıkla yürüyemeyen bir duruma gelmişti. Akciğer filmlerinde, tomografisinde akciğerinde bir çeşit mantar hastalığı olabileceğini düşündük. Yaptığımız tedavi sonucunda Ahmet sağlığına kavuştu. Şuan çok rahatlıkla yürüyebiliyor, sporunu yapıyor, uykusunda bir sıkıntı yok ve normal sağlıklı bir insan durumuna geldi. Bu tür hastalıklar tedavi edildikten sonra daha sonraki yıllarda tekrarlayabilir. Hastamızın dikkatli olması, doktor takiplerinin iyi bir şekilde yapılması önemlidir” diye konuştu.

  • Alzheımer Hastalığına Yakalanma Riskini Belirlemek Artık Mümkün

    Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Adem Akkurt, “Bir kişinin APOE tipini belirleyerek ve kandaki ‘A beta 42’ protein miktarını ölçerek, alzheimer için ne kadar risk taşıdığı ortaya konabiliyor” dedi.

    Alzheimer hastalığı sıklığı son yıllarda artan bir hastalıktır. Unutkanlığı olan her kişide alzheimer olmasa da toplumda görülme sıklığı nedeniyle bu hastalığa yakalanma endişesi oldukça sıktır. Unutkanlık şikayeti olan her kişide alzheimer hastalığının habercisi olmadığı gibi özellikle ailede alzheimer hastalığı varsa genetik etkinlikten endişe edilmektedir.

    ALZHEİMER HASTALIĞINA YAKALANMA RİSKİ DEĞERLENDİRİLEBİLİYOR

    Alzheimer hastalığına yakalanma riskinin Medicana International Samsun Hastanesi Nöroloji Kliniği’nde değerlendirilebildiğine değinen Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Adem Akkurt “Kliniğimizde görülme sıklığı yaşla beraber hızla artan alzheimer hastalığına yakalanma riskini değerlendirebiliyoruz. Kliniğimizde ölçümü yapılan amyloid-beta ölçümü testinin yanında, APOE tipinin belirlenmesi ve yapılacak olan klinik değerlendirme ve beyin görüntülemesi ile erken yaşlarda dahi kişinin Alzheimer’a yakalanma riski belirlenebiliyor. Alzheimer hastalığında risk belirleme için yapılacak olan ilk adım hasta anamnez fiziksel muayene, hafıza değerlendirilmesi sağlayan nöropsikolojik testlerle beraber beyin görüntülenmesi ve kan sayımı, karaciğer fonksiyonları, vitamin B12, folik asit, tiroid testlerini içine alan kan tetkikleri yapılmasıdır” diye konuştu.

    ALZHEİMER HASTALIĞI RİSK BELİRLEME NASIL YAPILIYOR?

    Uzm. Dr. Adem Akkurt şu bilgileri verdi: “Alzheimer risk belirleme testinde ise kandaki A Beta 42 proteinin seviyesine bakılıyor. Bu proteinin yüksek olması kişinin hastalığa yakalanma olasılığıyla ilgili ciddi bilgiler veriyor. Ancak bu bir tarama testi değil, risk faktörü belirleme testidir. Bu test sonucunda A beta 42 proteini yüksek olan kişilerin, mutlaka alzheimera yakalanacağı anlamına gelmiyor. Testin yanı sıra uzman doktor tarafından yukarıda belirtilen ilk adım değerlendirilmesiyle risk belirleniyor. Amyloid-beta ölçümü ile beraber APOE tipinin belirlenmesi de alzheimera yakalanma riskini belirliyor. Alzheimera neden olan ‘A beta 42’ proteinini yapan genetik şifre APOE geninde saklıdır. Toplumda APOE-2, APOE-3, APOE-4 olmak üzere üç tipi bulunuyor. Yapılan çalışmalar, genetik yapısında APOE-4 geni taşıyan kişilerde alzheimera neden olan bu proteinin daha fazla biriktiğini gösteriyor. Dolayısıyla, APOE-4 geninin bulunması hastalık için bugün belirlenmiş risk faktörlerinden birini oluşturuyor. APOE geninin E4 tipini tek doz taşıyan bireyin hastalık için 2 çift doz taşıyan bireyin ise 4 kat artmış risk taşıdığı kabul edilir. Bir kişinin APOE tipini belirleyerek ve kandaki ‘A beta 42’ protein miktarını ölçerek, alzheimer için ne kadar risk taşıdığı ortaya konabiliyor.”

  • Başkan Turanlı, Septoria Hastalığı’na Dikkat Çekti

    Adıyaman’ın Kahta İlçesinde Ziraat Odası Başkanı Rüştü Turanlı, üreticileri uyardı.

    Başkan Turanlı, ürünlerde kalite ve verimde ciddi kapıların yaşanmaması için Septoria yaprak lekesi, pas ve küllenme gibi mantar kökenli hastalıkların ortaya çıkması durumunda İlçe Tarım Müdürlüğüne veya Kahta Ziraat Odası’na uğrayarak bu konuda bilgi alabileceklerini söyledi. Başkan Turanlı, “Değerli üreticilerimiz hububatta Septoria Hastalığı’na dikkat edin. Bu hastalık, buğdayın toprağa temas eden alt yapraklarında lekelenmeler şeklinde başlıyor. Daha sonra üst yapraklara doğru çıkıyor. Bulaştığı yaprağı en sonda öldürüyor. Ürününüzü kontrol edin böyle bir hastalık gördüğünüz zaman hemen İl ve İlçe Tarım Müdürlüğü’ne yada Kahta Ziraat Odası’na uğrayarak mücadele amaçlı bilgi alabilirsiniz” ifadelerini kullandı.

  • Fırat Üniversitesi, KKKA Hastalığına Karşı Geliştirilen Aşının Patentini Aldı

    Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Parazitoloji Anabilim Dalı öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Aktaş’ın yürütücülüğünde devam eden proje kapsamında Kırım-Kongo Kanalamı Ateşi hastalığı ile ilgili geliştirilen aşının patenti üniversite adına tescillendi.

    Fırat Üniversitesi koordinatörlüğünde 2010 yılında başlatılan TÜBİTAK destekli proje kapsamında Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığına karşı geliştirilen aşının Faz I çalışmalarında sona gelindi. Yapılan çalışma ile ilgili bilgi veren Parazitoloji Anabilim Dalı öğretim Üyesi Prof. Dr. Münir Aktaş, geliştirilen aşının immunojenitesi ve etkinliği deney farelerinde, doz ve toksisite deneyleri ise tavşanlarda başarılı bir şekilde sonuçlandırıldığını ve aşının koruyucu olduğunun belirlendiğini söyledi.

    Geliştirilen aşının Erciyes Üniversitesi İyi Klinik Uygulamaları Merkezi’nde 10 gönüllü insanda denendiğini ve ümit verici sonuçlar alındığını kaydeden Prof. Dr. Aktaş, “Faz I çalışmalarının 2016 yılında bitirilmesi planlanmaktadır. Geliştirilen aşı ile ilgili Türk Patent Enstitüsü (TPE) ve Avrupa Patent Ofisine (EPO) patent başvurusu yapılmış ve 2015 yılında her iki başvuru Fırat Üniversitesi adına tescil edildi” dedi.

    “2015 YILINDA 440 KİŞİ BU HASTALIKTAN ÖLDÜ”

    Faz I çalışmalarının 2016 yılında bitirilmesini planladıklarını kaydeden Aktaş, “Faz I çalışmaları tamamlandıktan sonra, Faz II ve III çalışmalarının hastalığın görüldüğü bölgelerden olan Tokat, Yozgat, Çorum gibi yerlerde yapılması gerekiyor. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı aşı çalışma ekibimiz, alacağı yeni proje destekleri ile bu çalışmaların önümüzdeki süreçte gerçekleştirecektir. Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı ülkemizde 2000’lı yılların başında görülmeye başlamış ve 2003 yılında hastalığın kesin teşhisi yapılmıştır. 2003 yılından günümüze gelindiğinde hastalık coğrafik olarak her geçen yıl genişleyerek devam etmiştir” diye konuştu.

    Aralık 2015 tarihi itibari ile hastalığın endemik seyir gösterdiği bölgede 9 binden fazla insanın bu hastalığa yakalandığını aktaran Aktaş, “Maalesef bu hastalarımızın 440’ı bu hastalıktan ölmüştür. Ülkemizde önemli halk sağlığı sorunu halini alan bu hastalığa karşı koruyucu bir aşı geliştirilmesi ve bu probleme çözüm olması, aşı çalışma grubumuzun temel hedeflerinden biridir” ifadelerinde bulundu.

  • Çölyak Hastalığına Biorezonans Terapisi

    Buğday, arpa, çavdar ve yulaf gibi tahılların içinde bulunan gluten adlı proteinin ince bağırsakta sindirimi sağlayan mukozal yapıların hasara uğramasına sebep olduğu kronik seyirli bir hastalık olarak bilinen Çölyak için, biorezonans terapinin önleyici olduğu belirtildi.

    Çölyak nedeniyle ince bağırsakta meydana gelen hasar sonucu vücudun besinlerden yararlanamadığını belirten Biorezonans Uzmanı Dr. Doğanay Kürkçü, “Bu hastalık genetik olarak bilinmekle birlikte hayatın herhangi bir döneminde meydana gelen ağır bir hastalık, geçirilmiş bir ameliyat, doğum, hamilelik, viral enfeksiyon, şiddetli duygusal stres gibi kalıtsal olmayan bir sebepten dolayı da ortaya çıkabilir” dedi.

    Çölyak’ın kimi kişilerde çocukluk, kimilerinde ergenlik, kimilerinde ise orta yaş grubunda ortaya çıkabildiğini belirten Kürkçü, şunları kaydetti:

    “Küçük yaşlarda kusma, ishal, karında şişlik, boy uzamasında yavaşlama, kilo alamama, gelişim geriliği sık bilinen belirtilerdir. İleri yaşlarda adale krampları, nöropati, sürekli ishal, kemik kırıkları, aşırı halsizlik, uyuşukluk şeklinde görülebilir. Çölyak hastalarında glutenin sindirilmesini sağlayacak şekilde alerjene karşı duyarsızlık geliştiğinde ve bağışıklık sistemi düzenlendiğinde hastalığı tamamen ortadan kaldırmak mümkün olacaktır. Alerjik hastalarda izlenilen metod gibi biorezonans ile bu hastalığın terapisi mümkündür. Burada ince barsak mukozasını iyileştirmek, bağışıklık sistemini güçlendirmek, glutene karşı meydana gelen alerjik cevabı düzenlemek uzun bir zaman alabilir ancak imkansız değildir.”