Etiket: Hastalığına

  • “Varikosel hastalığına ağrısız çözüm; anjiografik embolizasyon”

    “Varikosel hastalığına ağrısız çözüm; anjiografik embolizasyon”

    Erkeklerde kısırlığa yol açabilecek varikosel hastalığına ilişkin bilgi veren Dr.Ali Yurtlak, tedavisiyle ilgili “Varikoselde anjiografik embolizasyon işlemi, deneyimli ekipler tarafından yapıldığında, hasta için son derece ağrısız, kolay ve konforlu bir yöntemdir” dedi.

    Girişimsel Radyoloji Uzmanı Dr. Ali Yurtlak varikosel hastalığı ve varikosel hastalığında anjiografik embolizasyon işlemi tedavisi konusunda önemli bilgiler verdi.

    Dr. Ali Yurtlak, erkeklerde yüzde 10-20 oranında görülen testiküler venlerin genişlemesi ve varisleşmesiyle ortaya çıkan varikosel hastalığının ergenlik döneminde başladığını ve yıllar içinde ilerlediğini vurguladı.

    Varikosel tanısı ve tedavisi

    Klinik şikayetleri taşıyan hastaların muayene ve Renkli Doppler USG yardımıyla incelendiğini ve tanı konduğunu anlatan Dr.Ali Yurtlak, söz konusu hastalığın tedavisine ilişkin şu bilgileri verdi: “Yıllardır yapılan cerrahi tedavi ve anjiografik embolizasyondur. Cerrahi tedavi; hasta için daha zor, komplikasyon oranı ve başarısızlık oranı daha yüksektir. Cerrahi tedavide yüzde 30-40’lara ulaşan başarısızlık, hidrosel gelişimi, yara yeri enfeksiyonu ve iyileşme süresinin uzun olması büyük dezavantajlardır.

    Başarı oranı yüksek

    Anjiografik embolizasyon yeni bir tedavidir. Başarı oranının çok yüksek olması, herhangi bir operasyon kesisinin olmaması, hastanede yatış gerektirmemesi ve genel anestezi uygulanmaması nedeniyle varikoselde ameliyatın yerini alacak, son yıllarda yaygınlaşmaya başlayan bir tedavidir.

    Varikoselde anjiografik embolizasyon işlemi, deneyimli ekipler tarafından yapıldığında, hasta için son derece kolay ve konforlu bir yöntemdir. Kasık bölgesinden lokal anestezi yardımıyla toplar damara girildikten sonra gerekli ekipmanla bozuk olan testiküler toplar damara ulaşılıp, damar özel maddelerle kateter aracılığıyla kapatılır. İşlem toplardamar anjiosu olduğundan ağrısız ve konforludur. İşlem süresi ortalama 45 dakika olup işlem sırasında ağrı yoktur, hasta tamamen uyanıktır ve hastanede kalma gerektirmez. Embolizasyondan sonra sperm sayılarında ve kalitesinde artış, ağrı ve şikayetlerde düzelme olur.”

  • Domateslerdeki ‘Mildiyö’ hastalığına karşı ilaçlama tavsiyesi

    Domateslerdeki ‘Mildiyö’ hastalığına karşı ilaçlama tavsiyesi

    Kula İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, domates yetiştirilen alanlarda inceleme yaptı. Yapılan denetimlerde hastalık risklerinin artacağı dikkate alınarak, üreticilere hastalıklarla ilgili bilgiler verilerek ilaçlama yapılması tavsiyesinde bulunuldu.

    Üretimin sezonlarında çalışmalarına hız veren İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekipleri, domates yetiştirilen alanlarla inceleme yaptı. Teknik personeller tarafından yapılan incelemelerde meteorolojik verilere göre sebze tarlalarında hastalık risklerinin artacağı dikkate alınarak, domates yetiştiricilerine bilgilendirmeler yapıldı. Domates yetiştiricilerinin Mildiyö ve bakteriyel hastalıklara karşı sistemik ve ruhsatlı bitki koruma ürünleri ile ilaçlama yapması tavsiye edildi.

  • Nadir görülen hastalığına yakalanan Hira bebek için 60 bin euroluk ilaç yurt dışından getirildi

    Nadir görülen hastalığına yakalanan Hira bebek için 60 bin euroluk ilaç yurt dışından getirildi

    Nadir görülen hastalıklardan ’hipofosfatazya’ya yakalanan Hira bebek 60 bin euro karşılığında yurt dışından getirilen ilaçla hayata tutundu. Hira bebeğin aynı hastalık teşhisi konulan abisi ise hayatını kaybetmişti.

    Van’da yaşayan Fatih Bilici 7 aylık kızı Hira’nın hastalanması üzerine kızını tedavi için Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesine getirdi. Yapılan tedavilerin ardından Hira bebeğin yıllar önce ölen abisi gibi hipofosfatazya hastalığına yakalandığı tespit edildi.

    Kızlarının da oğulları gibi hastalığa yenik düşeceğini düşünen aileye müjdeli haber ise Sağlık Bakanlığından geldi. Hira bebek yapılan girişimlerin ardından 60 bin euroya yurt dışından getirilen ilaçla sağlığına kavuştu. Daha önce bir çocuklarını aynı hastalıktan kaybeden aile bu kez aynı kaderi yaşamamanın mutluluğunu yaşadı.

    Erzurum Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi (BEAH) Çocuk Endokrinoloji Bölümü uzmanlarından Doç. Dr. Atilla Çayır, hipofosfatazyanın dünyada nadir görülen genetik hastalıklardan birisi olduğunu ifade ederek, “Uzun yıllar öncesine kadar tanı konulsa bile tedavisi olmayan bir hastalıktı. Ama artık tedavisi olan bir hastalık oldu. Bu hastalık çeşitli şekillerde oluşan hastalık türü. Bebeklik döneminde geçirilen havaleler, kemik sorunları, kemiklerde kırıklar, büyüme ve gelişme gerilikleri, böbrek taşları gibi hastalıklarla bir hasta hastaneye gelebilir. 7 aylık Hira Bilici bu hastalıklardan birisi olan kalsiyum yüksekliği denilen kandaki bir mineralin fazlalığı ile bize geldi. Bu hastalığın tanısının konulabilmesi için öncelikle düşünülmesi gerekiyor. Hira bebeğin diğer bir kardeşi vardı, onda da bu hastalığı görmüştük ve benzer bir tanı koyduğumuz için bu hastalığı hasta geldiğinde de düşündük, yapılan tetkikler sonucunda da hem biyokimsayal tetkikler hem de genetik analiz sonucunda Hira bebekte bu bebeklik döneminde hipofosfatazya tanısını koyduk. Hira bebeğe tedavi sürecinde, öncelik olarak şunu söyleyeyim bu tür hastalıklar nadir olduğu için, ayrıca tedavinin de bir an önce başlanılması için gereken işlemler yapıldı, öncelikle bunun için devletimizin belirlediği bazı kanallar var, İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü’ne başvuruldu, bu süreç zor ve yorucu bir süreç oldu. Hem devlet büyüklerimiz hem de hastanemiz başhekimliği olmak üzere bizlere çok yardımcı oldular, onlara da teşekkür ederim. Sonuçta Hira bebek tedavisine kavuştu” diye konuştu.

    Baba Fatih Bilici ise ilacı kendi imkanlarıyla karşılayamayacaklarını kaydederek, “Tedavinin yapılabilmesi için gereken ilaç ülkemizde yok ve yurt dışında da çok pahalı olduğu için ailenin bu ilacı karşılama şansımız yoktu. Devlet büyüklerimiz ve hastane yetkilileri gereken girişimlerde bulunarak, gerekli ilacı yurt dışından getirterek tedaviye başlanıldı. İlacımıza kavuştuk, çok mutluyuz. Bizlere kim yardımcı olduysa başta devlet büyüklerimizden Allah razı olsun. Ayrıca hocamızın bizim ailemizde ve Hira’da çok emeği vardır. En azından diğer çocuklara da bir umut oldu” dedi.

    Minik Hira son testlerin yapılmasının ardından bugün hastaneden taburcu edilecek.

  • Şap hastalığına karşı tedbir için yıl sonuna kadar 3.5 milyon hayvan aşılanacak

    Şap hastalığına karşı tedbir için yıl sonuna kadar 3.5 milyon hayvan aşılanacak

    Türkiye’nin önemli tarım ve hayvancılık bölgeleri arasında yer alan Erzurum’da hayvanları hastalıklardan korumak amacıyla her yıl uygulanan sonbahar dönemi şap aşısı çalışmaları başladı. Yıl sonuna kadar 3.5 milyon hayvanın aşılanacağı açıklanırken aşı yaptırmayan işletmeleri ise büyük para cezaları bekliyor.

    Hayvan hastalıkları ve zararlıları ile mücadele kapsamında önemli çalışmalar yürüten Erzurum İl Tarım ve Orman Müdürlüğü, 2019 yılı Sonbahar Şap Aşılama Kampanyası başlattı. 2 Eylül tarihinde başlatılan kampanya 15 Kasım’a kadar devam edecek.

    Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Erzurum İl Tarım ve Orman Müdürü Osman Akar, şap hastalığının ülkeler arası canlı hayvan ve hayvansal ürün ticaretini olumsuz yönde etkilediğini, büyük ekonomik kayıplara neden olan; sığır, manda, koyun ve keçi gibi çift tırnaklı hayvanların akut ve çok bulaşıcı viral bir hastalık olduğunu belirterek, “Halk arasında “Dabak” olarak bilinen şap hastalığı, meydana getirdiği ekonomik kayıplar ve uluslararası ticarete getirilen kısıtlamalar nedeni ile dünya hayvancılığının en önemli problemlerinden birisidir. Hastalık etkeninin çok sayıda ve zamanla değişebilen serotiplerinin varlığı, kolay ve hızlı bulaşması, uygun tip aşı üretimi ve uygulama zorlukları, ortak sürü-mera-su kullanımı, yoğun hayvan hareketleri, komşu ülkelerde yetersiz mücadele ve bu ülkelerle uzun karasal sınırlarımızın olması gibi fazla sayıda bileşenle ilişkili olması gibi etmenler mücadeleyi zorlu kılmaktadır. Hastalığın ortaya çıkmadan önce önleyici tedbirler, hastalık ortaya çıktıktan sonra alınacak tedbirlerden her zaman daha az maliyet doğurmaktadır” dedi.

    Akar, hastalıkla ilgili mücadelenin iki kademeli olarak belirlendiğini belirterek, ”İlk kademede; şap aşısı yapılmalı, yeni alınan hayvana şap aşısı yapılıp yapılmadığı bilinmeli, ahır girişinde sürekli olarak kireç veya dezenfektan bulundurulmalı, ahıra hayvan bakıcısından başkası girmemeli, sağımdan önce ellerin ve sağımda kullanılacak malzemelerin temizliğine dikkat edilmeli. İkincisi hastalıkta ise şüpheli hayvanlar derhal başka yere alınmalı, ahıra giriş, çıkış yasaklanmalı, hastalık bulaşan yem ve otlar yakılmalı, hasta hayvana ait sütler satışa sunulmamalı, satıcılar ahıra sokulmamalı” şeklinde konuştu.

    Erzurum’da yıl sonuna kadar 3.5 milyon hayvanın aşılanmasının tamamlanacağını, aşı yaptırmayan işletmeleri ise büyük para cezalarını beklediğini kaydeden Akar, “Erzurum’da 127 veteriner sağlık personeliyle; 2018 yılında; 2,9 milyon aşılama, 451 bin hayvan sevki, yaklaşık 490 bin küpeleme ve 60 bin aktif işletmenin kontrolü yapılarak son yıllardaki mihrak sayılarımız önemli oranda düşürülmüştür. Bu kapsamdaki çalışmalarımız hız kesmeden devam etmektedir. 2019 yılında şu ana kadar 1.7 milyon aşılama çalışması yapılmıştır, yıl sonuna kadar 3,5 milyon aşılama yapılması hedeflenmektedir. Şap aşısı 2 aylıktan büyük tüm sığır cinsi hayvanlara uygulanmaktadır. İlk kez aşılanan buzağılara ise ilk aşılamadan 1 ay sonra rapel (tekrar) aşılama yapılmaktadır. Sonbahar dönemi aşılama kampanyası Bugün itibari ile başlayıp 15 Kasım’a kadar devam edecektir.5996 sayılı kanun gereği hayvan sahiplerinin kampanya döneminde büyükbaş hayvanlarına aşı yaptırmaları mecburidir. Aşı yaptırmayanlara ilgili kanun çerçevesinde işletme başı 11 bin 368 TL ceza uygulaması söz konusu olacaktır. Ayrıca hayvancılık desteklemelerinde aşılama ön şartlardan biridir. Başka bir deyişle destekleme almak için aşının yapılması zorunludur. Hayvan sevklerinde aşının yapılması mecburidir” açıklamasında bulundu.

  • Şeker hastalığına ve fazla kiloya karşı üşüyün

    Vücutta bulunan kahverengi yağ dokusunun yararları hakkında bilgiler aktaran Uzm. Dr. Lütfiye Derya İnal, soğuk havada uyarılan kahverengi yağ dokusunun ısı düzenleyici olduğunu belirterek, “Kahverengi dokusu, yağ yakıyor. Hatta bu işlemi yaparken sadece yağı değil, şekeri de kullanıyor” dedi.

    VM Medical Park Kocaeli Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Lütfiye Derya İnal, soğuktan korunmanın yolları hakkında önemli bilgiler verdi. Soğuk havalarda korunmanın yolları hakkında önemli bilgiler aktardı. Yağ dokusunun organları ve vücudu soğuk gibi dış etkilere karşı koruduğunu ifade eden Uzm. Dr. Lütfiye Derya İnal, insanların üşümesi sonucunda vücuttaki artan kahverengi yağ dokusunun ısı düzenleyici bir etkiye sahip olduğunu ifade etti. İnal, fazla kiloların yararlı olmadığını, hem birçok hastalığa zemin hazırladığını hem de vücudun ısı dengesini sağlayan kahverengi yağ dokusunun aktivitesini olumsuz yönde etkilediğini söyledi. İnsanların kısa süreli soğuğa maruz kalarak kahverengi yağ dokusunu uyarabileceklerini belirterek, soğuk havada yürüyüşe çıkmalarını, oda sıcaklıklarını düşürmeleri ve ılık su ile duş almalarını önerdi.

    “Basen ve göbeğin nedeni beyaz yağlar”

    Kahverengi yağ dokusunun yararlarından bahseden İnal şunları söyledi: “Yağ dokusu bizi ve iç organlarımızı dış etkilerden koruyan bir dokudur. Fazlalığında ise hiç de hoşlanmadığımız; göbekli, basenli ve gıdılı bir görünüme sahip oluruz, üstelik bel çevresindeki yağlanma insülin direnci, hiperlipidemi ve diyabet hastalığına da davetiye çıkarır. Bebekler üşüdüklerinde bizim gibi titreyerek ısı üretemezler dolayısıyla onları soğuktan kahverengi yağ dokusu korur. Uzun yıllar bu dokunun sadece bebeklerde olduğu bilinirken 2009’da bilim insanları yetişkinlerde de bu yağ dokusunun varlığını saptadılar. Yetmedi, arttırılabildiğini gördüler. Nedir bu dokuyu bu kadar ilginç yapan? Beyaz yağ dokusu fazla enerjiyi yağ olarak depolarken, kahverengi dokusu yağ yakıyor. Hatta bu işlemi yaparken sadece yağı değil, glikoz; yani şekeri de kullanıyor. İnsülin duyarlılığını artırıyor. Dolayısıyla diyabet ve obezite karşıtı bir yağ dokusu olarak karşımıza çıkıyor. En çok iki kürek kemiği arasında, omurga etrafında ve köprücük kemiklerinin üzerinde bulunur. Soğuk, sempatik sinir sistemini aktive ederek kahverengi yağ dokusunu uyarır.”

    “Kat kat giyinmeyin, kaloriferi sonuna kadar açmayın”

    Alınan fazla kiloların kahverengi yağ dokusunun işlevini azalttığını dile getiren Uzm. Dr. Lütfiye Derya İnal, “Yapılan çalışmalarda kısa süreli soğuğa maruz kalan farelerde ve insanlarda kahverengi yağ dokusunun arttığı görülmüştür. Ancak yaşlı ve aşırı kilolu bireylerde bu dokunun aktivitesi, zayıf ve genç bireylere göre daha azdır. Öyle hem beyaz hem kahverengi yağım olsun diyemiyoruz. Aldığımız fazla kilolar yararlı olmadığı gibi hem birçok hastalığa zemin hazırlıyor hem de kahverengi yağ dokusunun aktivitesini azaltıyor. Abartılı soğuk maruziyetlerini önermemiz mümkün değil, ancak yaşam alanlarınızda oda sıcaklıklarını düşürün. Kat kat giyinmeyin. Soğuk havalarda yürüyüşe çıkın. Soğuğa yakın ılık su ile banyo yapın. Kahverengi yağ dokusunun etkileri halen daha araştırılan bir konudur. Diyabet ve obezitenin önlenmesinde ve tedavisinde ne derece yer alır şu an için bilinmiyor. Daha çok çalışmaya ve araştırmaya ihtiyaç var” dedi.