Etiket: Hastalığın

  • Sağlık Bakanı Koca: “Hastalığın gündemden düşmesi mevcut şartlarda mümkün görünmüyor”

    Sağlık Bakanı Koca: “Hastalığın gündemden düşmesi mevcut şartlarda mümkün görünmüyor”

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “6 ayı geride kalan salgın insanlığın gündemindeki ciddiyetini koruyor. Hastalığın gündemden düşmesi mevcut şartlarda mümkün görünmüyor” dedi.

    Sağlık Bakanı Fahrettin Koca başkanlığından gerçekleştirilen Koronavirüs Bilim Kurulu Toplantısı saat 17.00’de başladı. Covid-19 salgınında gelinen son noktanın değerlendirildiği toplantının ardından Bakan Koca, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu.

    Virüsün ciddiyetini koruduğunu hatırlatan Bakan Koca, “6 ayı geride kalan salgın insanlığın gündemindeki ciddiyetini koruyor. Bu 6 ay sonunda toplam vaka sayısının 10 buçuk milyonu can kaybının ise 510 bini aştığı bildirilmiştir. Bir günde tespit edilen toplam vaka sayılarında gerileme yerine zaman zaman hayal kırıklığına yola açan artışlar olmuştur. Hastalığın gündemden düşmesi mevcut şartlarda mümkün görünmüyor. Hastalığın bütün hayatını yönetmesi ve aynı şekilde insanlığın kabul edeceği bir sonuç değildir. Bütün dünya için makul ve ortak çözüm yolu günlük hayatı önlemlerle düzene kavuşturmaktır. Zaman kazanmak için kısıtlarla elde edilen sonuçlar bir mücadele üstünlüğü sağlamamıştır” şeklinde konuştu.

    “Türkiye 83 milyon nüfusu ile süreç içerisinde tüm dünyada takdir toplamıştır”

    Türkiye’nin korona virüsle mücadele konusunda tüm dünyada takdir topladığını belirten Koca, “Türkiye 83 milyon nüfusu ile süreç içerisinde tüm dünyada takdir toplamıştır. İnsan sağlının hak ettiği ve kıymet gördüğü bir ülke olduğunu ortaya koymuştur. Tedavi başarımız yüzde 2.57’ye kadar düşen ölüm oranımız büyüklerimizi ve kronik hastalığı olanları riskten korumamızı tedbirlere uyum kabiliyeti dünyanın takdirle karşıladığı olaylardan bazılarıdır. Dünyaya örnek olan başarıyı kaldığımız yerden sürdürmeliyiz. Yeni vaka sayılarımız da binin altına inme başarısından sonra yakın günlerde ki artışlarla bazı tedirginlikler yaşamaya başladık. Bu artışların dünyadaki gelişmelerle tam olarak paralel olmadığını bilmeliyiz. Vaka sayılarındaki artışta kolaylıkla kontrol altına alınabilecek artıştandır. Riske karşı alınacak tedbirler birazcık çabayla uyulması gereken çoğu kolay tedbirlerdir. Yani yapmamız gereken gündelik hayatımızda tedbirlere uygun seçenekleri aramaktır. Salgınla mücadele bizlerden imkansız olanı istemiyor” ifadelerine yer verdi.

    “Kurallara uyum gösteren herkes hayat kurtaran kahramanlardan biridir”

    Sağlık çalışanların bu süreçte kahraman olduğunu vurgulayan Koca, “Hastanelerimizde ya da hasta sayısının oldukça yüksek ölüm oranlarının ise bugün ki çok fazla olduğu günlerde hekimlerimizin öz verisinden pek çok kez bahsettim. Onlar bu süreçte hay at kurtaran kahramanlar olarak görev aldılar. Kovid-19 salgınına karşı bilinçli davranan kurallara uyum gösteren herkes bugün şartlarında hayat kurtaran kahramanlardan biridir. Bulaşmanın önünü keserek hayat kurtaran kahramanlar arasında yer almalıyız. Güvence altına alınacak hayatlardan birisi ise kendi hayatımızdır” dedi.

    Virüsler ve tedbirler konusunda yanlış bilinen bazı noktalar bulunduğunu dile getiren Bakan Koca, “virüsün yayılma hızının azaldığı” düşüncesinin yanıltıcı, “virüsün hasta etme gücünün zayıfladığı” yönündeki düşüncenin bilimsel dayanaktan yoksun olduğunu vurguladı.

    “Günlük maskeler ertesi gün koruyuculuk özelliğini kaybetmektedir”

    Maske ve mesafe kuralı konusunda da yanlış kanılar bulunduğuna işaret eden Koca, “Maske mecburiyeti getirdiğimiz il sayısı 60’ın üzerindedir. Uygulama düşünce olarak büyük destek bulmuştur. Uyum ise aynı düzeyde değildir. Maske hayatımıza girmiş olmak birlikte gerekli her durumda kullanılmamaktadır. Maske kullananların bir kısmı ise kullanım koşullarında ise dikkatli olmadığı görülmektedir. Günlük maskeler ertesi gün koruyuculuk özelliğini kaybetmektedir. Tekrar kullanılmamalıdır. Pek çok durumda tek bir tedbir yeterli sayılmaktadır. Maskemizi takarak üstünlüğü mesafeden ödün vererek kaybetmemeliyiz” dedi.

    “Korona virüsün hayatımızın tek konusu olmasına izin ise vermemeliyiz”

    Bakan Koca, Toplum Bilimleri Kurulu adını taşıyan ikinci bir Bilim Kurulunda çalışmalar yaptıklarını, kurulun salgınla mücadelede olumlu yöndeki veya risk içermesi muhtemel toplumsal eğilimleri anlamaya, mücadele gücünü artırmaya yönelik analizler yürüttüğünü, tedbirlere yeterli uyumun gösterilmediği sosyal grupların koşullarını değerlendirdiğini bildirdi. Koca, “Bu kurulda üzerinde durulan şu düşünce dikkat çekici olmuştur; tüm dünyadaki sonuçlarıyla izlenen salgın toplumumuzda dramatik etkiye yol açmıştır. Psikolojik hayatımız hastalık gündemiyle sınırlanmıştır. Gündelik hayattaki değişme ve izole bireysel yaşam ruhsal gerilimi artırmıştır. Sizin de gözlemlerinizin bu tespitle paralel olduğuna inanıyorum. Kovid-19 ile mücadelenin bu döneminde yapıcılığımızı, iyimserliğimizi, karşılıklı ödev duygumuzu korumalıyız. Sağlığın bir bütün olduğunu, hiçbir yönden ihmal edilemeyeceğini unutmamalıyız. Korona virüsün hayatımızın tek konusu olmasına izin ise vermemeliyiz. Kendi ruhsal hayatımızın da bir normali olduğunu, onu korumak gerektiğini bilmeliyiz” şeklinde konuştu.

    “Son iki hafta içinde 5 ilimizin günlük vaka sayılarında dikkat çekici düzeyde artış olmuştur”

    1 Mart’tan bu yana Türkiye’deki toplam vaka sayısının 199 bin 906 olduğunu belirten Bakan Koca, “Vakaların yüzde 53,74’ünün tüm şehirlerle irtibat halinde olan İstanbul’da tespit edilmiştir. Son iki hafta içinde 5 ilimizin günlük vaka sayılarında dikkat çekici düzeyde artış olmuştur. Bu iller Ankara, Gaziantep, Bursa, Konya ve Diyarbakır’dır. Salgın boyunca nüfusa kıyasla toplam vaka sayılarının en düşük olduğu 5 il ise şunlardır, Gümüşhane, Tunceli, Kars, Burdur ve Bartın. Vaka sayısında istikrarlı şekilde azalma gösteren, tedbirleri uygulama başarısı ile örnek olan 5 ilimizi de anmak istiyorum, Tekirdağ 2 hafta içinde günlük ortalama vaka sayısını yüzde 31,35, Balıkesir yüzde 21,72, Samsun yüzde 20,42, Kırşehir yüzde 20,27, Düzce yüzde 19,91 oranında azaltmıştır. Gümüşhane’de ise 2 haftadır hiç vaka görülmemiştir. Verdiğim bilgileri tüm şehirlerimizi kapsayacak şekilde diğer bazı kriterleri de içeren ayrıntılarıyla yarından itibaren Bakanlığımızın web sitesinde bulabilirsiniz” dedi.

    “Mecbur kalmadıkça toplu tören ve kutlamalardan uzak kalmalıyız”

    Mecbur kalmadıkça toplu tören ve kutlamalardan uzak durulması gerektiğini ifade eden Bakan Koca, “Mecbur kalmadıkça toplu tören ve kutlamalardan uzak kalmalıyız. Düğün törenleri, hasta ziyaretleri, asker uğurlamaları ancak tedbirlere tavizsiz bir şekilde uyularak düzenlenebilir. Alışverişimizi kalabalık ortamlardan yapmak yerine başka seçenekler geliştirilebilir. Tatil için amacına uygun şekilde kalabalıktan uzak yerler seçilebilir” diye konuştu.

    Koca, en fazla vakanın 25-45 yaş arasında göründüğünü aktarırken şu ifadeleri kullandı:

    “Hareketlilik arttıkça daha fazla gencimizin taşıyıcı olduğu anlaşılıyor. Hastalığı hafif atlatmak bahane olamaz, virüsü bu yolla bir başka yakınına, annesine, babasına taşınmış oluyor. Büyüklerimizi, dün evde izole ederek korumayı başarmıştık. Sabırla, sebatla kurallara uyarak bize destek oldular ancak bugün dünden daha fazla risk altındalar. Salgın boyunca vefat edenlerde 60 yaş üzeri ve en az bir alt hastalığı olanların oranı yüzde 72’ye yakındır. Son günlerde yoğun bakım hastalarımızın sayısındaki artışla birlikte entübe hastaların yaş ortalaması daha da yükselmektedir. Entübe hastalarımızda bir önceki ay 65,2 olan yaş ortalaması, bu ay sonunda 67,4’e yükseldi. Hayatı eve sığdırdığımız, büyüklerimizi korumaya aldığımız günlerin avantajlarını koruyamıyoruz. Bunun sorumluluğu altında tedbirlerimize sıkı sıkıya uymak zorundayız. İçimizi acıtan her kontrolsüz davranış bir yakınımızın, bir büyüğümüzün kaybına yol açacak kadar riskli olabilir. Anlık sevincimize, heyecanımıza, anlık talep ve ihtiyacımıza yönelik kontrolsüz bir hareketimiz, farkında olamadığımız nicelerinin ardından üzüntü duymamıza kaynaklık edebilir.”

    “Vefat eden vatandaşların yaş ortalaması 74”

    Salgının 29 Mayıs-29 Haziran arasındaki seyrine ilişkin tabloları da paylaşan Bakan Koca, bu tabloda vefat eden vatandaşların yaş ortalamasının 74, entübe vatandaşların yaş ortalamasının 67,4, yoğun bakımda yatan hastaların yaş ortalamasının 64,9, hastanede yatan vatandaşların yaş ortalamasının 47,5, evde takip edilenlerin yaş ortalamasının 37,4, iyileşen hastaların yaş ortalamasının ise 36 olduğunu dile getirdi.

    Salgının ağırlıklı erkeklerde etkili olduğuna dikkati çeken Bakan Koca, uzun süre kontrol altına alınan 20 yaş altı ve 65 yaş üstü vatandaşlarda hastalığın şu an daha az görüldüğünü vurguladı.

    Virüs enfeksiyonunun erkeklerde ve ileri yaşlarda daha ölümcül olduğuna değinen Koca, hastalığa yakalanma riski yüksek olan 20-60 yaş arası grubun iyileşme oranının da yüksek olduğu bilgisini verdi.

  • Hastalığın vurduğu domateste bu yıl fiyatlar yükseldi

    Manisa’nın Şehzadeler ve Yunusemre ilçesinde domates hasadına başlanırken, bu yıl hastalık olması ve dolu yağışlarının yaşanması nedeniyle domatesin fiyatlarında artış yaşandı. Pazarda 1,2 lira civarında satılan domates fiyatları çiftçileri de mutlu etti.

    Manisa’nın merkez ilçeleri Şehzadeler ve Yunusemre ilçesinde domates hasadı başladı. Manisa il genelinde ve çevre illerde domates ekiminin azaldığı belirtilirken, bu yıl hastalık ve dolu yağışları da domates verimini oldukça azalttı. Virüsün vurduğu domateste bu yıl fiyatlar yükselirken çiftçilerin de yüzü güldü. Pazara 1,2 liradan domates satıldığını belirten Manisa Ziraat Odası Başkanı Hüseyin Altındağ, “Bu sene fiyatlar biraz pazarda uçuk da olsa biz üretici olarak 1,2 lira civarında İstanbul, İzmir, Mersin, Konya gibi yerlere sevkıyat başladı. Çiftçiyi memnun edecek para kazandıracak fiyatlar bunlar. Biz zaten 3 senedir bu domatesi maliyetine yetiştiriyorduk. Bu sene bir çok yerde hastalıktan dolayı domatesin hasar görmesi fiyatların bu seviyelerden olmasına sebep oldu. Bu sene fabrikalar da fiyatları düşürmeye çalışıyorlar ama fiyatlar düşmeyecek. Çiftçilerimiz mallarına sahip çıksın. Domates bu sene kıt. Yağışlardan dolayı ve bir virüs hastalığından dolayı bu fiyatların daha da yukarıya gideceğini umut ediyoruz. Geçen sene zarar eden çiftçinin bu sene alın terini almasından yanayız” dedi.

    Geçtiğimiz yıllara göre pazarda 60 kuruşa satılan domatesin bu sene 1,2 lira olduğunu ancak tüketiciye 2 ila 3 lira civarında domates satıldığını söyleyen Başkan Altındağ, bu durumun hem üreticiyi hem de tüketiciyi üzdüğünü söyledi. Başkan Altındağ, “Geçen sene 60 kuruş pazara, 25 kuruş da salçalık, 35 kuruş da kurutmalık almıştı. Bu sene şu anda salçalıkların fiyatlarını düşürmeye çalışıyorlar. 40 kuruş civarında salçalık domates satılıyor. Pazarda 1,2 lira, kurutmalık domateste ise 60-70 kuruş civarında bir fiyat oluştu. Bizim umudumuz daha yukarı tırmanacak. Bizim de pazarda duyduğumuz fiyatlar 2-3 lira arası. Tarladan çıkardığımız domatesi pazarda 1,2 lira civarında satıyoruz. Bunun ortası neresi. 6 ay, 1 yıl bunun peşinde koşturup 1,2 lira para kazanıyorsak, pazarda ertesi günü 3 lira oluyorsa bunun farkı bulunmalı. Biz esas hakkımızı istiyoruz. Eğer pazarda 3 liradan satıyorsak tarladan 2 liraya satmamız gerekiyor. Bizim 2 katımıza para kazanma dünyası yok. Domates kaç el değiştiriyor da tüketiciye ya da üretici mağdur oluyor? Bunların bir an önce önlenmesini istiyoruz. Aracı firmaların da tedbirli bir şekilde aldığı fiyatı, sattığı fiyatı belirleyecek kanunların çıkmasını bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

    Öte yandan, Başkan Altındağ çiftçilerin mahsullerine sahip çıkması gerektiğini ve önümüzdeki günlerde domates fiyatlarında artışın yaşanabileceğini söyledi.

    “Bu sene domates az”

    Bu yıl domates üretiminin az olduğunu belirten domates üretici Cumali Şanlıyurt, “Her yıl 250 dönüm domates ekiyoruz. Bundan 3 yıldır hiç para kazanamıyoruz. Fabrikalar kendi aralarında anlaşma yapıyorlar çiftçinin yüzü gülmüyor. Bu sene hastalıktan dolayı domates ekimi az. Kimisi de tarlasını sürdü. Şu an bende 230 dönüm var. 130 dönümü hastalıklı. 100 dönümü de randımanlı. İstanbul, Antalya, Afyon hallerine 1,2 liradan gönderiyoruz. Fiyatlardan memnunuz. Salçalıklarda da 40 kuruş civarındaki fiyatlardan memnunuz. Hastalıktan dolayı komşu tarlalar da zarar gördü. Ama bu sene domates az. Bazıları doludan, bazıları hastalıktan, bazıları hastalıktan sıkıntılı bir yıl. Domateste sıkıntılı olmayan bir tarla kalmadı” dedi.

  • Şeker hastalığı diğer birçok hastalığın habercisi olabilir

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Memduh Caymaz diyabetin beraberinde birçok hastalığı da getirdiğini belirterek şeker hastalarına dikkat etmesi gerekenler konusunda uyarılarda bulundu.

    Diabetesmellitus (DM) yani şeker hastalığı sürekli bakım gerektiren karmaşık ve kronik bir hastalık. Günümüzde oldukça yaygın ve maalesef giderek daha da yaygınlaşmakta. Araştırmalara göre, 2002 yılında Türkiye’de şeker hastalığı yüzde 7.2 oranında görülürken, 2010 yılında yüzde 13.7 civarına yükselmiş durumda. Artış neredeyse yüzde 100 olmuş ve korkutucu düzeyde. Tüm şeker hastalarının yaklaşık yüzde 90’ında Tip 2 şeker hastalığı mevcut. Medicana Anne Çocuk Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Memduh Caymaz diyabetin beraberinde birçok hastalığı da getirdiğini belirterek şeker hastalarına dikkat etmesi gerekenler konusunda uyarılarda bulundu.

    Şeker hastalığı uzun vadede birçok probleme neden olduğunu ifade eden İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Memduh Caymaz, bu yüzden sürekli kan şekerini istenilen düzeylerde tutabilmenin yanında, neden olabileceği problemlerin ve olası kötü sonuçlarının önlenebilmesi için hastanın sürekli olarak bu açılardan değerlendirilmesi ve gerekli müdahaleler yapılmasının gerektiğini belirtti.

    Şeker hastalığının yol açtığı diğer hastalıklar

    Şeker hastalığının yol açtığı diğer hastalıklara hakkında bilgi veren Dr. Caymaz, ’’Şeker hastalarının yaklaşık üçte ikisi kalp ve damar hastalığı (kalp krizi, kalp yetmezliği, felç gibi) nedeniyle ölmektedir. Şeker hastalığı olan erkeklerde kalp hastalığı 2 kat, şeker hastalığı olan kadınlarda ise kalp hastalığı riski 3-4 kat artmıştır. Şeker hastalığı süresi arttıkça kalp hastalığı riski artmaktadır. Şeker hastalarının neredeyse yarısı aynı zamanda yüksek tansiyon hastasıdır. Şeker hastalarının yine neredeyse yarısında aynı zamanda kan yağı yüksekliği vardır. Şeker hastalığı 20 yaşından sonra görülen körlüğün ana nedenidir. İyi takiple körlük riski yüzde 90 azaltılabilir. Böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize girmek zorunda kalan hastaların yüzde 40’ında neden şeker hastalığıdır. Şeker hastalığı özellikle ayak sinirlerinde hasara yol açarak nöropati dediğimiz ayaklarda uyuşma, yanma, ağrıyla giden duruma ve his kaybına yol açabilmektedir. Kaza harici ayak-bacak kayıplarının (kesilmesinin) ana nedeni şeker hastalığıdır. Şeker hastalarında uzun vadede demans dediğimiz (bilişsel fonksiyonlarda bozulma) her türlü bunama, diğer insanlara göre yaklaşık 2 kat daha fazla görülmektedir. Şeker hastalarında maalesef birçok kanser türü daha fazla oranda görülmektedir. Şeker hastalarının büyük bir bölümünde cinsel fonksiyonlar olumsuz etkilenmektedir. Şeker hastası kadınlar gebe kaldıklarında kendileri için; tansiyon yüksekliği, böbrek bozukluğu, nöbet geçirme, kan ve karaciğer hastalıkları gibi, bebekleri için ise; düşük, erken doğum, şeker ve kalsiyum düşüklüğü, sarılık, özellikle kalp ve beyin anomalileri olmak üzere doğumsal anomaliler gibi ciddi sorunlarla karşılaşabilmektedir’’ şeklinde konuştu.

    Sonuç olarak şeker hastalığı tüm vücuttaki şeker yüksekliği nedeniyle hemen hemen bütün organları olumsuz yönde etkilemekte olduğunu ve başka hastalıklara da davetiye çıkardığını söyleyen Dr. Cayman, ’’Bunlardan en önemlisi ise kardiyovasküler hastalıklardır. Bu yüzden bütün şeker hastaları kesinlikle sigara içmemeli, kilo vermeli, spor yapmalı ve yakından takip edilmelidir. İyi bir takiple, hasta ve hekim işbirliği ile tüm bu problemlerin oluşma riski belirgin derecede azaltılabilmektedir’’ ifadelerini kullandı.

  • D vitamini eksikliği kanser dahil birçok hastalığın nedeni

    Trabzon Özel İmperial Hastanesi Üroloji ve Fitoterapi Uzmanı Op. Dr. Ömer Fatih Çelik, D vitamini eksikliğinin vücutta birçok tahribata yol açtığını belirterek, “Kanser, D vitamini eksikliği ile ilişkilendirilmektedir” dedi.

    D vitamini dışarıdan alınsa dahi cildin güneş ışınlarına maruz kalması sonucu üretilen bir vitamin olduğunu kaydeden Üroloji ve Fitoterapi Uzmanı Op. Dr. Ömer Fatih Çelik, “Güneş ışınlarından uzak duruyorsanız, süt alerjisi gibi bir probleminiz varsa, sıkı bir vejeteryan diyet yapıyorsanız D vitamini eksiliğine yakalanmanız muhtemeldir. D vitamini dışarıdan alınsa dahi cildin güneş ışınlarına maruz kalması sonucu üretilen bir vitamindir. Özellikle bazı balık ve balık yağlarında, yumurtanın sarısında ve takviyeli bazı ürünlerde bulunur. D vitamini önceleri güçlü kemik yapıları ile ilişkilendirilmesine rağmen günümüzde sadece bununla sınırlı kalmayıp önemi gittikçe artmaktadır” dedi.

    D vitamini eksikliğinin birçok olumsuzluklara neden olduğuna dikkat çeken Çelik, “Kemik ağrıları ve kas zayıflığı D vitamini eksikliğinden kaynaklanabilir. Kardiovasküler rahatsızlıklara bağlı ölüm riski, yaşlılarda bilişsel beyin problemleri, çocuklarda şiddetli astım, kanser D vitamini eksikliği ile ilişkilendirilmektedir. Bütün bunlara rağmen D vitamini eksikliği hiçbir şikayet unsuru olmadan da görülebilir. Çünkü araştırmalar göstermektedir ki D vitaminin Tip 1 ve Tip 2 diyabet, hipertansiyon, glukoz intoleransı ile multpl skloroz (MS) hastalıkları ve tedavisinde rol oynadığı gösterilmiştir” diye konuştu.

    “D vitamini eksikliğinin birçok nedeni vardır”

    D vitamini eksikliğinin birçok nedeni bulunduğunu ifade eden Çelik, “Burada en önemli maddelerden biri D vitaminin yeterli alınmamasıdır. Bu maddede en önemli şey şiddetli yapılan vejeteryan diyet. Balık, sığır karaciğeri ve yumurta alımının çok kısıtlanması veya doğal ürünlerden veya fıtrata uygun olmayan ürünlerin tüketilmesi en önemli sorunlardan biridir. Özellikle güneşin tepede, yani öğle vakitlerinde güneşe maruz kalmanın kısıtlı veya hiç olmaması başka önemli nedendir. Vücudumuzun ihtiyacı olan D vitaminini sentezlemek için kısa bir süre güneş altında olmak yeterlidir. Güneş ışınlarının dünyaya çarpma açısına Zenith açısı diyoruz. Kış mevsiminde bu açı uygun olmayıp güneş ışınları dünyaya eğik açıyla girdiğinden ozon tabakasında daha uzun yol katetmekte ve buradaki emilimi daha fazla olmakta ve pek az miktarda UVB ışını dünyaya ulaşabilmektedir. Yazın öğle vakti dahi güneşin UVB ışınlarının sadece yüzde 1 kadarı dünyamıza ulaşabilmektedir (kalanı ozon tabakası tarafından emilmektedir). Bu yüzden de saat 10.00’dan önce ve 15.00’den sonra deride D vitamini yapılamamaktadır” şeklinde konuştu.

    Koyu cilt rengine sahip kişilerin daha şanssız olduğunu kaydeden Çelik, “Maalesef koyu cilt rengine sahip kişiler bu konuda daha şanssızlar. Çünkü melanin pigmenti güneş ışığına maruz kalma ile oluşan tepkiyi azaltır. Yani koyu renkli insanlar güneş ışınından bu konuda daha az faydalanırlar. Böbreklerimiz D vitaminini aktif formuna dönüştürmez. Yaşlandıkça veya böbrek rahatsızlıklarında D vitamini eksikliği riski artar. Bağırsaklarımızdan yeterince D vitamini emilemez. Çölyak hastalığı, kistik fibrozis ve crohn hastalığı da D vitamini emilimini etkiler. Eğer obezseniz yağ hücreleri dolaşımdaki D vitaminini dolaşımdan alır. Vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olanlarda D vitamini eksikliği sıktır” dedi.

    “Kan testi ile mümkün”

    D vitamini eksikliğini tespit etmenin basit kan testleri ile mümkün olduğunu belirten Çelik, “D vitamini eksikliğinde tedavi her zaman yerine koyma şeklinde, yani eksik olan D vitamini dışarıdan alma şeklinde yaklaşılmakta ve buna güneş ışınlarına maruz kalınmalı şeklinde tavsiyelerle de takviye edilmektedir. Ancak atlanmaması gereken bir durum normal şartlar altında D vitamini eksikliği çok görülebilecek bir şey değildir, mutlaka altında yatan bir neden vardır. Nedene yönelik olmayan tedavilerin uzun süreli başarı şansları düşüktür. Mesela normal şartlar altında bizler dengeli beslenme ile vitamin eksikliği yaşamayız. Ancak insanlar yeterince beslendiklerini iddia etseler de alınan besinlerin besin değerlenin veya bizleri hastalıklardan koruyacak sekonder (ikincil) metabolitlerinin ne kadar uygun olduğu hep tartışmalıdır. Tıpkı zamanımızın yumurtaları gibi; aslında bir tavuk 2-3 günde yumurtlaması gerekirken tavuğa yapılan işkence tarzı fıtratına uygun olmayan besin ve yaşam şartları ile her gün yumurtlamaya zorlanmakta. Sonuç itibarıyle olması gerekenin dışında bambaşka, vitamin ve besin değeri düşük yumurtalar yiyoruz. Yumurtada olan bu durum diğer gıda maddelerinde de değişik şekillerde olmakta, bu da değişik hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Zamanımızda bağırsak rahatsızlıkları çok olup, bu da vitaminlerden yeterince faydalanmamızı engellemektedir. Bağırsak problemlerinin altında yatan nedenler ise doğallıktan tamamen uzaklaşmış besinler ve bağırsak mikrobiyatasını veya doğal florasını koruyamamasıdır. Yaptığımız en önemli yanlış eksik olanı yerine koymak şeklinde, aslında bizim yapmamız gereken sorunun kaynağına inip onu çözmek olmalı. Yani D vitamini eksikliğinde elbette dışarıdan D vitamini alınabilir ancak D vitamini eksikliğine neden olan etkenleri de ortadan kaldırmak doğrusudur. Eğer böyle yapılmazsa dışarıdan D vitamini alımına bağlı ve aşırı D vitamini alımına bağlı başka problemlerle ve başka hastalıklarla karşılaşılabilir. İşin doğrusu fıtratta, fıtrata uygun beslenmekte ve yaşamakta. Eğer maliyetini düşürelim diyerek tavukların genetikleri ile oynanıp tüysüz tavuk oluşturma ve ardından bunu yetiştirme mantığı sonrasında birçok anlamsız yeni keşfedilecek hastalıklara davetiye çıkarmak demektir. Kaşıkla biriktirdiklerimizi kova kova vermek demektir” diye konuştu.

  • Ender görülen hastalığın tedavisi Özel Eskişehir Anadolu Hastanesi’nde yapıldı

    Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İbrahim Cenk Soğukpınar, çok ender görülen bir hastalık olan SüperiorMezenterik arter sendromunun teşhisinin ve tedavisinin zor olduğunu ancak, hastanelerine son olarak başvuran hastanın başarılı operasyonla sağlığına kavuştuğunu söyledi.

    Ender görülen bir hastalık olan SüperiorMezenterik Arter Sendromu tanısı koyulan 20 yaşındaki Mustafa Akman, bir çok sağlık kuruluşuna gitti ise de sağlığına kavuşamadı. Son 8 yıldır hastalıkla baş eden Akman, son olarak Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi’ne geldi. Burada hastaya yapılan kontroller sonucunda hastalığı tespit edilerek ameliyata alındı. Başarılı ameliyat sonrasında hasta sağlığına kavuştu. Op. Dr. İbrahim Cenk Soğukpınar, zor ve nadir yapılabilen bir ameliyat olduğunu ama ameliyatın çok başarılı geçtiğini belirtti.

    Hastalığın çok ender görüldüğünü aktaran Dr. Soğukpınar, ameliyat hakkında bilgi verdi.

    Soğukpınar, Mustafa Akman’ın yaklaşık 8 senedir yaşadığı sorunlar sonrasında hastaneye geldiğini belirterek, “Yemekten sonra ortaya çıkan bulantı, kusma ve 30 kilo kaybı şikayetiyle hastamız bize başvurdu. Bir senedir çeşitli sıkıntısı araştırılıyormuş. Tam olarak teşhis koymak zor bir hastalık. Çok ender görülen süperiormezenterik arter sendromu denilen bir sendrom. Damarların açısının doğuştan gelen bir sebeple ince bağırsağa baskı yapıp oranın tıkanmasına sebep oluşturuyor. Çok ender görülen bir hastalık olduğu için ameliyatı da çok az yapılan bir hastalık” dedi.

    “Nadir görülen sendromlarda kapalı ameliyat yapmak son derece zor”

    Ameliyatın kapalı yapıldığının altını çizen Soğukpınar, bu tarz nadir görülen sendromlarda, kapalı ameliyat yapmanın çok zor olduğunu söyledi.

    Soğukpınar, konuşmasının bir bölümünde hastalıkla ilgili şunları söyledi:

    “Laparoskopik olarak, kapalı olarak yaptık. Nadir görülen sendromlarda böyle kapalı ameliyat yapmakta son derece zor bir şey. Çok az merkezde yapılan bir operasyon. Tıkalı olan bağırsak bölümünü iptal ederek ince bağırsakla, daha sonraki bağırsak arasında yeni bir yol yaptık. Laparoskopik olarak bundan sonra bulantılar kusmalar geçecek. Yediği yemekler kestirme yoldan bağırsaklara gidecek. Çok ender milyonda bir görülen bir rahatsızlıktır mezenterik arter sendromu.

    Ben genel cerrahiye gireli 15 yıl oldu, ilk kez böyle bir hastayla karşılaştım. Kitabi olarak biliyoruz ama çok ender karşılaşılan rahatsızlıklardan.

    “İleri derecede kilo kaybı olur”

    Dr. Soğukpınar, Süperiormezenterik arter sendromu olan hastalarda çok fazla kilo kaybının olduğuna dikkat çekerek, “Hasta yemeklerden sonra kusar ve ileri derecede kilo kaybı olur. Bir tanı koymakta son derede zor. Uzun tetkikleri sonrasında kanın içerisindeki damarların açısını ölçüp ince bağırsağa baskı yaptığını görerek tanı koyuyoruz. Tanı koyma noktası da zor tabi. Ameliyat gerektiriyor. Tıkalı alan bölümünü iptal etmek gerekiyor. Normal bir boru sistemi gibi düşünürsek, ince bağırsakları yediği yemek borunun daralmış bir kısmı var, oraya gelip birikiyor. Bir süre sonra onu çıkarıp kusmak zorunda kalıyor. Hastamız 1 yıldır günde beş altı kez devamlı kusuyor. Yemek yiyor, ardından birkaç saat sonra gidip kusuyor. Dolayısıyla da böyle 30 kilo falan vermiş. Hatta bir ara beslenirken biz ona kanser hastalarında kullanılan beslenme solüsyonlarından falan kullandık. Yine de toparlayamadı sıkıntıları devem ediyordu” şeklinde konuştu.

    Hasta Mustafa Akman’ın 3-4 gün sonra normal hayatına döneceğini belirten Doktor Soğukpınar, yeni yapılan bağlantının normal çalıştığını, yediklerinin oradan geçtiğini gördükten sonra taburcu edeceğini belirtti.