Etiket: Hastalığı

  • ’DMD’ hastalığı için özel kitap

    Bir kas hastalığı olan ’DMD’ ile mücadele eden çocukların ve ailelerin zorlu yaşamları ’Gölge Fesleğeni’ isimli kitabına taşındı. Alaattin Taymaz imzalı kitapta, yüz bin çocuğun ve ailelerinin yaşamı anlatılıyor.

    Polatlı İstiklal Gazetesi köşe yazarı Alaattin Taymaz, DMD (Duchenne Muscular Dystrophy) hastalığına farkındalık oluşturmak amacıyla, hastalıkla mücadele eden çocukların ve ailelerin zorlu yaşamlarını ’Gölge Fesleğeni’ isimli kitabına taşıdı. Geçtiğimiz günlerde düzenlediği imza günü ile tanıtımı yapılan kitabıyla aynı adı taşıyan ’Gölge Fesleğeni’ isimli hikayesinde DMD hastası Arda’nın, kas hastası yüz bin çocuğun ve ailelerinin yaşamını, ruha dokunan bir anlatım ve kendine özgü öykü kurgusuyla okuyucularıyla paylaşan yazar Alaattin Taymaz’ın imza günündeki konuklarından biri de DMD hastası Arda Şentürk ve ailesi oldu.

    Taymaz, kitabında 11 yaşında bu ağır kas hastalığı ile mücadele eden Arda’nın çocuk kalbiyle tekerlekli sandalye mahkumiyetine ayak direyişini, tedavi sürecinde yaşanan zorluklara rağmen Arda’nın çocuk gülümseyişini, umuda yürüyüşünü, kas hastası yüz bin çocuğun ve ailelerinin yaşamını, ruha dokunan bir anlatım ve kendine özgü öykü kurgusuyla okuyucularıyla paylaşıyor.

    DMD nedir?

    Duchenne Muscular Dystrophy (DMD) kas hastalıkları arasında en sık karşılaşılan ve sadece erkek çocuklarda görülen bir hastalıktır. Bu hastalıkta kas fonksiyonu için gerekli olan temel bir proteinin eksiktir. Bu proteinin yokluğunda kaslar giderek zayıflar, kas dokusunun yerini yağ dokusu alır. 2-5 yaşları arasında sıklıkla teşhis konulur. Bazı DMD’li çocuklar doğumdan sonra büyümenin her aşamasında yaşıtlarından geri kalırken (yürümenin gecikmesi, sık düşme gibi) bazıları da yaşıtları ile benzer özellikler göstererek büyürler. Hastalığın semptomları erken yorgunluk, yerden kalkma, yokuş çıkma ve merdiven çıkma gibi aktivitelerde zorlanma şeklinde kendini gösterir. Bazı çocuklarda aileler baldır kaslarındaki şiş ve sert görüntüyü de fark ederek doktora başvurabilirler. Çocuklar ortalama 9-11 yaş arasında yürüme yeteneğini kaybederek tekerlekli sandalye kullanmaya başlarlar. Bu aşamadan sonra kol kasları da giderek zayıflar ve çocuk kollarını kullanmakta da zorlanır.

    Günümüzde DMD’nin kesin tedavisi yok. Ancak fizyoterapi uygulamaları, cihazlama ve steroid tedavisi sonucu çocukların yürüme yeteneklerini 2-3 yıl daha devam ettirdikleri ve yaşam kalitelerinin daha iyileştiği bilinmektedir. Tedavide yüzmenin çok önemli bir yeri vardır. Çocuğun bazı hareketleri su içinde yapması kolaylaşır ve özellikle egzersizin zorlukla yapıldığı küçük çocuklarda çok faydalıdır.

  • Fındıkta küllenme hastalığı

    Ordu’da son 3-4 yıldır fındık bahçelerinde görülmeye başlanan küllenme hastalığına karşı üreticiler uyarıldı. Uzmanlar bahçe temizliğine önem verilmesi gerektiğini söyledi.

    Ziraat Mühendisi Haluk Şensoy, özellikle geçen yıl fındık bahçelerinde zararlara sebep olan külleme hastalığının kış döneminde hastalıklı bitki artıklarında ortaya çıktığını, baharla birlikte yaprak ve yeni oluşan çotanaklara bulaştığını ve rüzgarla birlikte yayıldığına dikkat çekti. Küllenmenin başlamasıyla birlikte yapraklarda zamanla kahverengi lekeler ortaya çıktığını, yaprakların matlaştığını ve ilerleyen dönemde de kuruma, kıvrılma ve vaktinden önce döküm meydana geldiğini belirtti.

    Bu şekilde yayılan hastalığın fındıkta hem verim hem de kalite kayıplarına neden olduğunu belirten Şensoy, “Küllenme hastalığı ile mücadele iki şekilde yapılıyor. Kültürel mücadele alanında bulaşma kaynaklarının azaltılması için yere dökülen yapraklar ile hastalıklı bitki artıklarının toplanması gerekir. Bulaşık dip sürgünleri kesilmeli ve imha edilmelidir. Bahçede nemi azaltmak, iyi bir hava sirkülasyonu ve yeterli ışıklanma sağlamak için budama ve yabancı ot mücadelesine önem verilmelidir” dedi.

    Kimyasal mücadele olarak ilaçlama yapılması gerektiğini vurgulayan Şensoy, “Kimyasal mücadele iyi bir kaplama sağlayacak şekilde yapılmalıdır. Çisentili ve mevsim için anormal derecede sıcak olan günlerde ilaçlama yapılmamalıdır. İlaçlama esnasında arıların su içtiği kaynaklara ilaç bulaştırılmaması son derece önemlidir. İlaçlama esnasında tüm koruyucu önlemler alınmalı, hiçbir şey yenilip içilmemeli, koruyucu maske gözlük ve eldiven mutlaka bulundurulmalıdır. İlaçlama bittikten sonra bütün vücudumuz bol sabunlu su ile yıkanmalıdır” uyarısında bulundu.

  • Uzm. Dr. Becerir: “Kanser hastalığı dünyanın en önemli sağlık sorunudur”

    Tekirdağ Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Uzm. Dr. Cengiz Becerir, kanser hastalığının dünyanın en önemli sağlık sorunu olduğunu söyledi.

    Tekirdağ Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğine bağlı Tekirdağ Devlet Hastanesi Onkoloji Ünitesinde ‘Kanserde Farkındalık Etkinliği’ düzenlendi. Programa Tekirdağ Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri Uzm. Dr. Cengiz Becerir, Halk Sağlığı Müdürü Hacı Bayram Zengin, Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar, Programlar ve Kanser Şube Müdürü Dr. Hülya Becerir ve hastane yöneticileri ile onkoloji ünitesi doktor ve personeli katıldı.

    Genel Sekreter Uzm. Dr. Cengiz Becerir etkinliğin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ederek, kanserde erken teşhisin hayat kurtardığını söyledi. Uzm. Dr. Becerir, “Kanser hastalığı, dünyanın en önemli sağlık sorunudur. Kanserle savaşın bilerek zararlarını azaltabilmek, halka hastalığın önemini ve kanserle savaş yollarını anlatmak gerekir. Tıp biliminin gelişmesi, insanların eskiye göre daha bilinçli ve yardım istemeleri, pek çok insanı kanserden kurtarıyor. Normal vücut hücreleri belli bir düzen içerisinde büyür, çoğalıp ve ölüyor. Kanser genetik hasarlanma sonucu hücrelerin kontrolsüz ve anormal bir şekilde büyümesi ve çoğalmasıyla ortaya çıkıyor. Genlerdeki değişim, yaşam tarzı ve çevresel faktörler, kanserin oluşum riskini belirliyor. Radyasyon, sigara, alkol, sağlıksız beslenme, fiziksel aktivitenin azlığı ve diğer etkenler dünya genelinde ana risk faktörleri arasında yer alıyor” şeklinde konuştu.

    Konuşmanın ardından Uzm. Dr. Cengiz Becerir, Halk Sağlığı Müdürü Dr. Hacı Bayram Zengin, Şube Müdürü Dr. Hülya Becerir ve diğer yöneticiler onkoloji ünitesindeki hastaları ziyaret etti.

  • Kıbrıs’ta, “Tularemi hastalığı”, avcılık ile artma eğiliminde

    GAÜ Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer Çağatan av hayvanı olarak nitelenen canlılardan bulaşma faktörü yüksek olan “Tularemi” ile ilgili olarak açıklamalarda bulundu.

    Avcılığın “bir spor” olarak algılandığı Kıbrıs’ta; geçtiğimiz av sezonunda küçük çocukların ellerine, avlanarak öldürülmüş hayvanlarının verilmesi, özellikle sosyal medyada büyük yankı uyandırmıştı. Doğa ortamındaki hayvanlardaki bulaşıcı hastalıklar konusunda yeterli bilgisi bulunmayan avcıların, çocuklara yönelik bu tür davranışlarda bulunması, yine çocuk gelişimi uzmanlarına göre de; çocuk psikolojisinin sağlıklı gelişimi konusunda, yapılmış bir hata olarak nitelendirilmişti.

    Öte yandan, halk sağlığı uzmanları da, konu ile ilgili olarak; bilinçli veya bilinçsiz olarak gerçekleştirilen bu eylemlerin, sağlık açısından yüksek riskler taşıdığına dair uyarılarda bulunmuştu.

    Girne Amerikan Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer Çağatan; avcılığın bir spor olarak algılandığı ve avcı popülasyonunun yüksek olduğu Kıbrıs Adası’nda ve özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde, av hayvanı olarak nitelenen canlılardan bulaşma faktörü yüksek olan “Tularemi” ile ilgili olarak açıklamalarda bulundu.

    “Avlanmadan uzak durmak ve av hayvanı eti tüketmemek, en ideal korunmadır”

    Kıbrıs’ta son yıllarda görülme olasılığı artan bulaşıcı hastalıklar arasında bulunan ‘Tularemi’ konusunda bilgisine başvurulan Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer Çağatan; “Bu enfeksiyondan başlıca korunma yöntemleri arasında en temel yaklaşımımız; kendisini ‘avcı’ olarak nitelendiren bu kişilerin, konu hakkında eğitilip bilgilendirilmesinin gerektiğidir. Hatta avlanmadan uzak durulması ve av hayvanlarının etlerinin tüketilmemesi en ideal korunma şekli olacaktır” şeklinde konuştu.

    Tularemi hastalığının; hayvanlardan bulaşabilen bir enfeksiyon olduğunu vurgulayan Yrd. Doç.Dr Çağatan “Glandüler ateş, tavşan ateşi, kene ateşi veya geyik sineği ateşi olarak da bilinen bu enfeksiyonun etkeni; ‘Francisella tularensis’ adlı bakteridir. Enfeksiyon kuşlarda, kan emen eklem bacaklılarda ve insanların da dahil olduğu 200’den fazla memeli türünde gözlenebilmektedir. Bu enfeksiyonun; Ada’mızda görülmesi ise, bir tesadüf değildir; çünkü iklim koşulları, bu bakterinin yaşaması için uygundur. Ayrıca, avcılar avlanma dönemlerinde enfeksiyonun sıklıkla gözlendiği hayvanlar olan; yaban tavşanı veya ada tavşanı avladıklarından ve bu dönem içerisinde de, sıklıkla kemirgenlerin yaşadığı alanlarda bulunduklarından, özellikle avcılar, aileleri ve evcil hayvanları bu enfeksiyon açısından yüksek risk altındadırlar. Genellikle avcıların, bu enfeksiyon hakkında yeterli derecede bilgiye sahip olmamaları ve korunma yöntemlerini bilmemeleri, enfeksiyon riskini daha çok arttırmaktadır.” dedi.

    “Yüksek düzeyde bulaşıcı “

    Oldukça yüksek düzeyde bulaşıcı olan bu bakterinin; deri, gözler, ağız ve akciğerler aracılığı ile insan vücuduna girebildiğini ifade eden GAÜ Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Seyer Çağatan; Belirtilerin, genellikle bakteriye temas, yani hasta hayvanlarla temastan 3-5 gün sonra ortaya çıkabildiği gibi, bu sürenin 14 güne kadar uzayabildiğini de anlattı. Ani ateş, döküntü, baş ağrısı, diyare, kas ağrıları, eklem ağrıları, kuru öksürük, ileri derecede halsizlik ve zatürre gözlenebildiğini de kaydeden Çağatan, “İnsanlar, özellikle de avcılar, tularemi enfeksiyonuna, kene ısırığı ile dişisinin geyik, sığır ve insanların kanını emen bir tür at sineğinin sokması, veya tularemi ile enfekte olmuş hayvanlar ile deri teması sonucu, hastalığın bulaşmış olduğu suların içilmesi veya ortamın solunması yolu ile yakalanabilirler. Hastalığın ilk aşamasında gözlenen belirtiler, diğer enfeksiyon hastalıkları belirtileri ile aynı olduğundan, tularemi enfeksiyonu anlaşılamayabilir veya yanlış teşhis edilebilir.” değerlendirmesinde bulundu.

  • Mantar hastalığı yaz aylarında artış gösteriyor

    Medicana Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Necla Eryılmaz, mantar hastalıklarının her mevsim görüldüğünü belirterek, hastalığın sıcak ve nemli yaz aylarında arttığını söyledi.

    Havaların ısınmasıyla birlikte mantar hastalığının arttığını belirten Dermatoloji Uzman Dr. Necla Eryılmaz, sık karşılaşılan mantar hastalıkları arasında bulunan ayak mantarı hastalığının erkeklerde daha sık görüldüğünü belirtti. Dr. Eryılmaz, “Ayak mantarı parmak aralarında ve ayak tabanında; soyulma, kaşıntı, bazen kuruluk ve sulantılı kabarcıklar şeklindedir. Uzun süreli ayakkabı içinde kalma, ortak kullanım alanı veya eşyalar aracılığıyla mantar bulaşma riskini artırır. Yazın terleme artınca hastalık pik yapar, tedavi edilmezse yıllar boyu sürer. Tırnaklara geçerek sararma, kalınlaşma ile tırnak mantarını oluşturur. Ayak kokusu yapar. Daha da önemlisi parmak aralarındaki ince çatlaklardan bakteriyel enfeksiyonla bacakta şişlik ve damar problemlerine yol açar. İyi bir tedavi ile hastalık biter” dedi.

    “Gövde mantarları aşırı terleme, fazla kilo, diyabet, kötü hijyen nedeniyle sık görülür”

    Bir diğer mantar türünün gövde mantarları olduğunu kaydeden Dr. Eryılmaz, “Gövde mantarları aşırı terleme, fazla kilo, diyabet ve kötü hijyen nedeniyle erişkin dönemde sık görülür. Çocuklarda en sık sebebi ise kediler başta olmak üzere evcil hayvanlardan bulaşır. Kırmızı, kaşıntılı, çevreye doğru genişleyen döküntü şeklindedir” diye konuştu.

    Saçlı deri mantarlarının ise ergenlik öncesi çocuklarda görülen bir mantar türü olduğunu ifade eden Dr. Eryılmaz, “Tedavi gecikirse kalıcı saç kaybına yol açan ciddi bir tablodur. Çocuklarda saçlı deride kaşıntı, kepeklenme ve kırık saçlar görülürse acilen bir dermatoloğa başvurulmalıdır” şeklinde konuştu.

    “Mantar hastalığına eşlik eden diyabet gibi hastalık varsa kontrol altına alınmalıdır”

    Mantar hastalıklarında uygulanan düzensiz tedavinin mantar hastalığının en büyük sebebi olduğunu vurgulayan Dr. Eryılmaz, “Tedavi süresi bazen aylar olabilir. Eşlik eden diyabet gibi hastalık varsa kontrol altına alınmalıdır. Düzensiz tedavi, geçmeyen mantar hastalıklarının en büyük sebebidir. Ayak mantarlarında tekrarlayan enfeksiyonlar bacakta ciddi lenfödem, damar problemleri ile sonuçlanabilir” dedi.

    Dr. Eryılmaz, mantar hastalıklarından korunma yollarını ise şöyle sıraladı:

    “Sıcak havalarda sıkı giysilerden kaçınmak. Özellikle ayakları yıkadıktan sonra kurulamak. Enfekte hayvanlarla temastan kaçınmak. Havuz gibi ortak kullanım alanlarında dikkatli olmak.”