Etiket: Hastalığı

  • Fındıkta külleme hastalığı hızla yayılıyor

    Düzce’nin Akçakoca ilçesinde fındık ağaçlarında gözlenen külleme hastalığı, üreticiyi tedirgin ediyor.

    Akçakoca’ya bağlı Arabacı köyü mevkisinde hemen hemen bütün fındık bahçelerinde görülen külleme hastalığına karşı üreticiler kendi imkanlarını kullanıyor. Ancak hastalığın giderek yaygınlaşması üreticiyi tedirgin ediyor. Akçakoca’da fındık üreticiliği yapan Ziya Denizgez, devletin hastalıkla mücadelede seferberlik başlatmasını istiyor.

    Fındık üreticisi tedirgin

    Fındık kalitesi ile rekolteyi çok olumsuz etkileyen külleme hastalığı karşısında tedirgin olduklarını söyleyen Denizgez, “2-3 yıldan beri bölgemizde bu hastalığa rastlıyoruz. Bununla ilgili yetkililerden hastalıkla mücadelede daha etkin olmasını istiyoruz. Zaten fındık fiyatları masraflarımızı karşılamaya yetmiyor. Bir de bu hastalık yüzünden ekonomik kaybımızın olmasını istemiyoruz. Yetkililerden üreticinin yanında olmalarını ve bizlere destek vermelerini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

  • Niğde’de patateslerde mildiyö hastalığı

    Türkiye’nin patates üretiminin 5’te birinin karşılandığı Niğde’de bazı patates ekili olan tarlalarda halk arasında ’geç yanıklık’ hastalığı olarak bilinen ’Mildiyö’ hastalığı görüldü.

    Patates ekiminin erken yapıldığı bölgelerde mildiyö hastalığı belirtilerinin görülmeye başlaması nedeniyle Niğde Patates Araştırma Enstitüsü Müdürü Uğur Pırlak, patates çiftçilerine uyarıda bulundu.

    Sahalarda yapılan ve enstitüye gelen bitki numunelerinin incelenmesi sonucunda patates mildiyö hastalığı belirtilerine rastladıklarını söyleyen Niğde Patates Araştırma Enstitüsü Müdürü Uğur Pırlak, ‘‘Enstitümüzün gerekli sahalarda yapmış olduğu çalışmalar gerek ise enstitümüze gelen bitki numuneleri incelenmesi neticesinde patateste mildiyö hastalığının belirtilerini tespit ettik.

    Patates mildiyösü ile ilgili olarak çiftçilerimizin mücadele etmelerini öneriyoruz. Mücadele yapılmadığı taktirde büyük oranda zararları olacaktır. Patates hastalığı olan mildiyö hastalığı ile mücadele etmemiz gerekiyor. Soleresan familyası dediğimiz gruba giren domates, biber, patates ve patlıcan gibi bitkiler bu hastalığın konukçuları. Bizim bölgemizde ilk bahar ve yaz ayları başlangıcı itibari ile bu hastalık görülmeye başlıyor. Hastalığın ilk belirtileri yapraklarda küçük soluk yeşil ve sarımsı leke şeklinde görülüyor. Daha sonra bu lekeler birleşerek kahve rengi şeklinin alıyor ve doku kuruyarak bitkide hasara neden oluyor” dedi.

    “Hastalık iki şekilde yayılıyor, bitkiden bitkiye, topraktan bitkiye”

    Mildiyö hastalığının yayılmasının iki şekilde olduğunu vurgulayan müdür Pırlak, “Birincisi bitkiden bitkiye olan yayılma. Bu yayılma şekli devam ettiği sürece vejeteryasyon süreci boyunca sekonder bulaşmalar gerçekleşiyor. İkinci bulaşma şekli ise yapraktan toprağa olan bulaşmalar. Bu bulaşmalar ise yağmur suları veya sulama suları ile birlikte yapraktaki hastalık etmeninin, toprağa bulaşması sonucunda topraktan bitkiye bulaşmasıyla oluyor” diye konuştu.

    “Hastalıkla mücadele edilmez ise zararları büyük olur”

    Patateste Mildiyö hastalığı ile mücadele edilmez ise büyük zararlara yol açacağını söyleyen Müdür Uğur Pırlak, ‘‘2015 yılında bölgemizdeki patates üretimi yapılan bir çok alanda patates mildiyösü hastalığı çok büyük zararlara neden olmuştu. Niğde bölgemizde 2015 yılında olan mildiyö hastalığı yüzde 15 oranında verim kaybına neden oldu. Eğer erken mücadele yapılmaz ise zararlarımız yüzde 70 ile yüzde 80’lere ulaşabilir. Mildiyö hastalığı ile mücadele etmezseniz, bir dekardan alacağınız ürün miktarı 4 ile 5 ton arasında iken bu aşağılara çekildiğinde kazançlardaki fiyatlara da etki edecektir” dedi.

    Mildiyö hastalığının ne zaman ortaya çıktığı hakkında da bilgi veren Müdür Pırlak, “Mildiyö hastalığı ilk belirtilerini hava sıcaklığının 16 derece olduğunda ilk belirtileri vermeye başlıyor. Orantılı nemi yüzde 80 ve 19 ile 22 santigrat derece arasında da salgın yapıyor. Bu sıcaklık derecelerine ulaştığında hastalıkla mücadele etmek gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    “Üreticiler hem kültürel tedbirler hemde kimyasal tedbir almalılar”

    “Üreticilerimizin zarar görmemeleri için hem kültürel tedbirler almaları hem de kimyasal tedbirler almaları gerekiyor” diyen Patates Araştırma Enstitüsü Müdürü Uğur Pırlak, “Kültürel tedbirler şu şekilde alınması gerekiyor; Temiz ve Sertifikalı tohum kullanılmalıdır. Hastalıklı bitki artıkları ve yumrular tarladan uzaklaştırılmalı, patates tarımı çiğ tutmayan güneye bakan yerlerde yapılmalıdır. Kimyasal tedbirler ise ; Hastalığın her yıl görüldüğü yerlerde ve büyük zarar yaptığı üretim alanlarında hastalık belirtileri görülmeden, günlük ortalama sıcaklığın 16 derece veya en düşük sıcaklığın 10 derece bulmasıyla ilaçlamaya başlanmalıdır. Hastalığın her yıl görülmediği alanlarda ise çevrede ya da tarlada ilk belirtiler görülür görülmez ilaçlamaya başlanmalıdır. Kimyasal mücadelede kullanılacak ilaçlar ve dozları il ve ilçe müdürlüklerinden reçete yazma yetkisi bulunan kişilerce belirlenmelidir” şeklinde konuştu.

  • Her cinayetin arkasında şizofreni ya da akıl hastalığı bulunmuyor

    Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Timuçin Oral, şiddet olaylarını konu alan kimi haberlerde şizofreni hastalığı ile ilgili toplumu yanıltıcı yönlendirmeler olduğunu belirterek, hastalığın “saldırganlık” ile eş anlamlı olarak algıladığını, bunun şizofreni hastalarına yapılan büyük bir haksızlık olduğunu söyledi.

    Şizofreni hastalığı hakkında yanlış bilinenler yüzünden şizofreni tedavisi gören bireyler ve yakınları zor durumda kalıyorlar. Özellikle toplum şizofreni hastalığını “saldırganlık” ile eş anlamlı olarak algılıyor. Konuyla ilgili konuşan Türkiye Psikiyatri Derneği Başkanı Prof. Dr. Timuçin Oral, yazılı ve görsel basında şiddet olaylarını konu alan kimi haberlerde şizofreni hastalığı ile ilgili toplumu yanıltıcı yönlendirmelerin dikkat çekici olduğunu söyledi. Prof. Dr. Oral, “Yeterince bilgilenmeden ve önyargılarla yansıtıldığını düşündüğümüz bu türden haberlerin şizofreni hastaları üzerindeki damgayı pekiştirici olumsuz etkileri olduğunu üzülerek görmüş bulunuyoruz” dedi.

    Toplumun şizofreni hastalığını “saldırganlık” ile eş anlamlı olarak algıladığını, bu algının ise şizofreni hastalarına yapılan büyük bir haksızlık olduğunu belirten Prof. Dr. Oral, 10 şizofreni hastasından birinde saldırganlık ortaya çıkabildiğini, eğer hasta tedavi ediliyorsa saldırganlık riskinin belirgin olarak azaldığını vurguladı.

    Şizofreni Dernekleri Federasyonu Başkanı Doç. Dr. Haldun Soygür ise, İngiltere ve İsveç’ten bilim insanlarının şizofreni ve şiddet arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla 1970 ile 2009 yılı arasında yapılmış 20 temel araştırmayı (toplam 18,423 şizofreni hastası) gözden geçirerek vardıkları sonuçlar hakkında bilgi verdi. Araştırma sonuçlarına göre şizofreni hastalarında şiddet görülme oranının toplumu oluşturan diğer bireylere göre hafif düzeyde yüksek olmakla birlikte bu farklılığın en önemli nedenini hastalığa eşlik edebilen alkol ve madde kötüye kullanımı oluşturuyor. Bu hastaların şiddet eyleminde bulunma riski, şizofrenisi olmayan fakat alkol ve madde kötüye kullanımı olan kişilerden farklı değil.

    Toplumun şizofreni hastalarından korkmaması, onlara sahip çıkması gerektiğini, tersi durumun, yani toplumun şizofreni hastalarını dışlamasının tedavi olanaklarını azalttığını ve saldırganlık riskini arttırabildiğini ifade eden Dr. Soygür, şizofreni hastalarına destek olmanın iyileşmede çok önemli yeri olduğuna ve korkunun şizofreni konusunda bilgi sahibi olarak ve bilinçlenerek aşılabileceğine dikkat çekti. Dr. Soygür, toplumun bütününde saldırganlığın görülme sıklığının yüzde 4-5 oranında olduğuna, şizofrenide bu oranın yüzde 10’u geçmediğine dikkat çekti. Her cinayetin arkasında şizofreni ya da akıl hastalığı bulunmadığını anlatan Dr. Soygür, sık olmamakla birlikte suç işleyen şizofreni hastaları için ise koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici halk sağlığı stratejilerinin yaşama geçirilmesi, bu alandaki evrensel insan hakları ve yasal düzenlemelerin özenle uygulanması gerekliliğinin altını çizdi.

    Şizofreni tedavisi gören bireylerin şiddetle ilişkilerine söylencelerden değil de gerçeklerden bakmak için anlamlı bir etkinlik düzenleyen Türkiye Psikiyatri Derneği ve Şizofreni Dernekleri Federasyonu, 7 Haziran 2017 Çarşamba günü İstanbul’da Şizofreni Hakkında Söylenceler ve Gerçekler Toplantıları‘nın ilkini gerçekleştirecek.

  • 8 yaşında 6 hastalığı var, günde 29 ilaç kullanıyor

    Adana’da 7 aylık olarak dünyaya gelen 8 yaşındaki Muhammet Emin Doğan, böbrek yetmezliği, idrar yapamama, yüksek tansiyon, epilepsi, kalp sorunu ve duymama rahatsızlıkları nedeniyle günde 29 ilaç alıyor.

    İmamlık yapan Ömer Doğan (37), bundan 10 yıl önce Meserret Doğan (31) ile evlendi. Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinde bir camide imamlık yapan Doğan’ın eşi bir süre sonra hamile kaldı. Hamilelik sürecinde doktora kontrole giden çifte bebeğin böbrek yetmezliği problemi olduğu, hamileliğe son verebileceğini söyledi. Ancak çift bebeği dünyaya getirmeye karar verdi. Çiftin Muhammet Emin (8) ismini verdikleri çocukları 7 aylık olarak dünyaya geldi. Ancak Muhammet Emin’de doktorların söylediği gibi böbrek yetmezliği, ayrıca idrarını yapamama problemi ortaya çıktı. Doktorlar idrar problemini çözmek için sonda taktılar. Böbrek yetmezliği için de Muhammet Emin doğuştan diyalize girmeye başladı. 5 yıl sonra sonda çıkartılarak Muhammet Emin normal yollardan idrarını yapmaya başladı ancak hala sorun yaşıyor. 2.5 yıl önce de Muhammet Emin’e uygun bir böbrek bulunarak nakledildi. Ancak böbrek yüzde 80 çalışıyor. Ameliyattan sonra Muhammet Emin’de yüzde 70 duyma kaybı, yüksek tansiyon, epilepsi, kalp arka duvarında kalınlaşma meydana geldi. Böbrek yetmezliği ve idrar yapamama ile boğuşan Muhammet Emin, 8 yaşında 6 hastalıkla boğuşmaya başladı. Oğlu epilepsiden dolayı sürekli bayılmaya başlayan baba Doğan, bu nedenle şehir merkezine tayin istedi. Adana’ya tayini çıkan baba, şehir merkezine 30 kilometre uzaklıktaki Yüreğir’in Gökçeli Mahallesi Camii imamlığına verildi.

    Muhammet Emin Doğan ise rahatsızlıkları nedeniyle günde 29 ilaç kullanıyor. Baba ilaçların saatini ve isimlerini bir kağıda not alarak veriyor. Baba Doğanş, oğlunu da kendisi okula götürüp getiriyor.

    “5 yıl boyunca diyalize girdi”

    Ömer Doğan, oğlunun 7 aylıkken doğuştan diyaliz hastası olarak dünyaya geldiğini belirterek, “5 yıl boyunca diyaliz oldu, bu sırada organ nakli için sıraya girmiştik. Sağlık Bakanlığı aracılığıyla sağ olsun bir hayırseverimiz organ bağışladı. Dokular ve kan değerleri uydu ve nakil gerçekleşti, biz çok sevindik, dua ettik. Fakat organ nakli olunca her şey bitti sanıyorduk ama öyle değilmiş. Nakilden sonra ilaçların ve o sıkıntılı sürecin sonunda ne kadar dikkat edildiyse de hastane, doktorlar ve biz olarak yinede birkaç hastalık meydana geldi. Kulakları yüzde 70 duymaz oldu, cihaz kullanmazsa olmuyor. Tam Türkçe’yi konuşamadı, öğrenemedi. Kalpte sorunlarımız var, epilepsi başladı” dedi.

    “Bir günde 29 kez ilaç alıyor”

    Şuanki mevcutta bulunan hastalıkları için ilaç listesi yaptığına dikkat çeken Doğan, şunları kaydetti:

    “O kadar çok ilaç var ki saatleri ve veriliş ölçülerini ona bakıp yanlış yapmadan doğru bir şekilde zamanında ilaçlarını vereyim diye liste yaptım. 1 günde 29 defa ilaç veriyoruz. İlaçlarını içmezse nöbet geçiriyor ve ilaç dozajları yükseltiliyor. Halk arasında ciğerimden bir parça denir, işte çocuk dediğiniz şey budur. Gözünüzün önünde hastalık halini bırakın, ilaçları dahi ben verirken tükeniyorum. İlaçları var, damar yolu açıyorlar. Hastane ortamı ruhen ve psikolojik olarak çökertiyor. Biz anne ve baba olarak ailece maddi, manevi çöktük bu durumda.”

    “Tayin istedik, uzağa verdiler”

    Baba Ömer Doğan, Kahramanmaraş’ın Göksun ilçesinden oğlunun tedavisi için tayin isteyip Adana’ya geldiğini anlatarak, “Merkeze uzak bir noktadayız, bizim için zor oluyor ve uzak olmamız, çocuğun acil olarak hastaneye yetişmesi gerektiği durumlar oluyor. Biz o anda saniyelerle yarışıyoruz. Evimizin ve hastanenin arasındaki uzaklık mesafesi çocuğumuzun sağlığına bayağı bir etkisi oluyor yani kötü anlamda. Devlet memuruyum, memleketimizde çocuk nefroloji bölümü olmamasından dolayı buraya tayin çıkartıp geldik ama burada da ne yazık ki hastaneye çok uzak kaldık. Tek isteğim oğlumun sağlığı için daha yakın bir camide görev almak. Bu evladımız, anne babamız olsa başka kardeşimiz bakar ancak çocuğumuz olduğu için bizden başka bakacak, hastaneye götürecek kimsesi yok” diye konuştu.

    Muhammet Emin Doğan ise okula babasının götürdüğünü, hasta olduğu için oyun oynayamadığını, hiçbir şey yapamadığını, günde tam 29 ilaç kullandığını belirterek, iyileşmek istediğini söyledi.

  • Boyunda kanal darlığı hastalığı

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Başar, boyunda kanal darlığı hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi.

    VM Medical Park Samsun Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği’nden Uzm. Dr. Ayşegül Başar, “Servikal myelopati, boyun bölgesinde omuriliğin baskıya uğraması sonucu gelişen üst ve alt ekstremitelerde (uzuvlar) işlev kaybını ifade eder. Servikal radikülopati, boyundaki spinal sinir kökünün tahrişi veya basısı sonucunda kolları belirli bir bölgesinde meydana gelen işlev kaybıdır. Bu problemler boyun fıtığına bağlı olabileceği gibi, romatizmal hastalıklara bağlı olarak da uzun sürede gelişebilir. Uzun süredir devam eden boyun hareket kısıtlılığı, herhangi bir kaza veya düşme sonrasında oluşan boyundaki şekil bozukluğuna bağlı oluşan kireçlenmeler, uzun süreçte boyunda kanal darlığına neden olabilir” dedi.

    Dr. Başar, servikal myelopatinin belirtileri konusunda şu bilgileri verdi: “Boyunda uzun zamandır devam eden ağrı, boyun hareketlerinde kısıtlılık ile başlayan boyundaki kanal darlığı birçok hastada, zaman içinde artarak ilerler. Boyun, sırt ve kollarda şiddetli ağrı, uyuşma, çabuk yorulma ve halsizlikler oluşabilir. Ellerin çalışma şeklinde hafif değişikliklere neden olabilir. Hastalar el becerilerinin azaldığını, eşyaları daha sık olarak düşürdüklerini, gömlek düğmelerini eskisi kadar kolayca bağlayamadıklarını ya da yazılarının eskiye göre daha kötü olduğunu fark edebilirler. Denge kaybı meydana gelebilir ve yürürken eşyalara tutunma ihtiyacı oluşturabilir. Yürüme de gözle görülür derecede dengesizlikler olabilir. İleri derecede olan hastalarda, kol ve bacaklarda ileri derecede kuvvetsizlik ve hissizlik meydana gelebilir.”

    Hastalık tanısı

    Dr. Başar hastalığın tanısı ile ilgili şunları söyledi: “Boyun, kol ya da bacaklarınızdaki şikâyetlerde bir ilerleme, güçsüzlük, gece devam eden ağrı olur ve aile hekiminiz bunun boyun omurlarından kaynaklandığını düşünürse, eğer kollarınızdan birinde kısa bir gözlem süresinden sonra hala geçmeyen bir uyuşukluk ya da kuvvetsizlik varsa mutlaka fizik tedavi hekimine gitmeniz gerekir. Şikayetlerinizin nasıl başladığını ve nasıl ilerlediği, ne zamandır devam ettiği önemlidir. Boynunuzun, ayrıca kol ve bacaklarınızdaki sinirlerin işlevine yönelik bir fizik muayene, dengenizi kontrolü, kas gücü ve refleks muayenesi önemlidir. Durumunuzun değerlendirilmesi için sizden röntgen istenebilir. Bazı hastalarda disk boşlukları ya da faset eklemlerde dejeneratif değişikliğe ait bulgular bu filmlerde görülebilir. Manyetik rezonans görüntüleme de (MR) istenebilir. MR, omurilik ya da sinir köklerinin üzerinde bası olasılığı olan dokuların görülmesini sağlar. Elektromyogram (EMG) ve sinir ileti incelemeleri servikal radikülopati (boyun köklerine bağlı rahatsızlık) ile karpal tünel gibi kol ve önkoldaki diğer sinir hastalıklarını birbirinden ayırmaya yardımcı olur.”

    Tedavi süreci

    Uzm.Dr. Ayşegül Başar tedavi süreci hakkında şunları aktardı: “Boyunda dar kanalı olan hastaların çoğu ilk başta medikal tedavi ve fizik tedavi ile tedavi edilirler. Aktivite değişiklikleri arasında bilgisayarınızın yüksekliğinin ya da iş yerindeki sandalyenizin yüksekliğini değiştirmek gibi basit önlemler bulunur. Ağrılı bölgeye sıcak uygulamanızı önerebilir. Bunun yanı sıra reçetesiz alınan ağrı kesiciler de önerebilir. Ancak, her ilacın aşırı kullanıldığı takdirde bir yan etkisinin olabileceği akılda tutulmalıdır. Uzun süreli yatak istirahati genellikle kondisyon kaybına neden olabileceği için tavsiye edilmez. Bu tedbirler ile ağrısı geçmeyen hastalarda, anti-infalamatuar ilaçlar, kas gevşeticileri ya da narkotik ağrı kesiciler gibi daha kuvvetli ilaçların kullanımı kısa bir süre için gerekebilir. Fizik tedavi, rehabilitasyon sürecinin önemli bir parçasıdır. Fizik tedavide, vücut işlevleriniz değerlendirilerek size doğru ergonomi konusunda bilgi verilecek, ayrıca germe ve esneklik için bir program başlanacaktır. Öncelikle fizik tedavi programında hastanın ağrısının azaltılması amacı ile derin ısıtıcılar, ağrı kesici akımlar, masaj, lazer tedavileri, traksiyon ve manuel tedaviler uygulanmaktadır.”

    Dr. Başar açıklamasını, “Ağrınız azaldıkça hafif güçlendirme egzersizleri programa dahil edilir. Fizik tedavi ile kondisyon kazanmanın önemli bir faydası, ağrı, kuvvet kaybı olan hastalarda omuz, dirsek, boyun ve kollarda sıklıkla oluşabilen ikincil sertliklerin gelişimlerinin engellenmesidir. Hastalar, omurga içindeki kanalların daralmasının gelecekte bir gün omurilik problemine (myelopati) yatkınlık oluşturacağını anlamalıdır. Hastalar, omuriliklerini riske sokacak durum ya da yaralanmalardan kaçınma konusunda dikkatli olmalıdırlar. Yumuşak bir boyunluk içinde kısa süreli bir hareket kısıtlaması bazı hastalarda faydalı olabilir. Düşmeleri engelleyebilecek doğru yürüme mekaniği ve baston ya da yürüteç (walker) kullanımı gibi uygulamalar konusunda bilgilendirme yapabilirler. Mesleki terapistler de banyo yapma, giyinme, kavanoz açma veya anahtar kullanma gibi günlük yaşam aktiviteleri konusunda önerilerde bulunabilirler. Omurilik boşluğunda daralma olan hastalarda ilerleyici sinir hasarı (myelopati) gelişimini tetikleyen sebepler arasında yaşla beraber meydana gelen yıpranmalar, zaten sıkışmış olan omuriliğin düşme veya trafik kazası ile yaralanması, omurgada anormal hareket ya da bütün bunların birlikteliği yer alır. Servikal myelopati şikayetleri belirgin ya da ilerleyici ise, omurga cerrahı tarafından değerlendirilmeniz gerekir” şeklinde sonlandırdı.