Etiket: Hastalığı

  • Kastamonu’da Hayvan Pazarı, Şap Hastalığı Nedeniyle Kapatıldı

    Kastamonu Canlı Hayvan Pazarı, şap hastalığı nedeniyle karantina altına alınarak, ikinci bir emre kadar kapatıldı.

    Kastamonu İl Hayvan Sağlık Zabıtası Komisyonu, Kastamonu’da il merkezi, Tosya ve Taşköprü ilçelerinde şap hastalığının yayılmasını önlemek için ikinci bir emre kadar Kastamonu Hayvan Pazarı’nın karantina altına alınarak kapatıldığını açıkladı.

    Kastamonu İl Hayvan Sağlık Zabıtası Komisyonu, yazılı yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

    “Kastamonu’da il merkezinde Bayındır köyü, Taşköprü’de Küçüksu köyünde, Tosya’da Kösen köyünde, il merkezinde Saraycık köyünde, Çatalçam köyünde ve Budamış köyünde alınan numunelerde şap hastalığının görülmesi üzerine belirtilen bölgelerde gerekli kordon ve karantina uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Yine Kastamonu’ya sınır köylerde, Çankırı, Çorum, Bartın ve Sinop illeri ile Kastamonu’ya yoğun hayvan hareketi gerçekleştiren Amasya ve Samsun illerinde şap hastalığı çıktığı ve hayvanlarda büyük ekonomik kayıplarla birlikte telefata neden olduğu ve Çankırı, Çorum, Samsun, Amasya, Sivas, Yozgat, Tokat, Kırıkkale, Adana, Kars, Muğla, Burdur

    illerinde şap hastalığından dolayı hayvan pazarlarının ikinci bir emre kadar kapatıldığı bildirilmiştir. Bu yüzden hastalığın daha fazla mihrak oluşturmaması ve hastalık çıkma ihtimali muhtemel mihrakların da kontrol altına alınmasını sağlamak üzere salgın hastalıklarda alınacak tedbirler kapsamında hastalıkla etkin mücadele için ilimiz merkezinde bulunan hayvan pazarının, 23.05.2016 tarihinden itibaren ikinci bir emre kadar kapatılmasına karar verilmiştir.”

    Öte yandan, Kastamonu Hayvan Pazarı 17 Aralık 2015 tarihinde şap hastalığı tehdidi nedeniyle karantina altına alınarak yine kapatılmış ve yaklaşık üç ay sonra açılmıştı.

  • Sakarya’da Çölyak Hastalığı Konuşuldu

    Sakarya’da son yüzyılın en önemli hastalığı olan “Çölyak Hastalığı” konuşuldu.

    Sakarya Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Daire Başkanlığı tarafından ‘Çölyak’ konulu konferans gerçekleştirildi. Erenler Belediyesi Meclis Salonu’nda düzenlenen programa Yrd. Doç. Dr. Ahmet Tarık Eminler ve Met-Der Başkanı Nesrin Atar konuşmacı olarak katıldı. Vatandaşlara çölyak hastalığı ve yaşama konusunda bilgi veren konuşmacılar, hastalığın kabullenilmesinin önemli olduğuna dikkat çekti.

    Çölyak hastalığı ilgili bilgi veren Yrd. Doç. Dr. Ahmet Tarık Eminler, “Hastalıkta bakıldığında en önemli etken çevresel faktörlerdir. Çevresel faktörlerden kasıt buğdaydır. Buğdayla karşılaştıktan sonra bu hastalık ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla da anne sütünün kısa süre kullanımı ve ek gıdalara erken başlamak riski arttırmaktadır bu hastalığın gelişmesiyle olarak. Buğday ile karşılaştıktan sonra hastalık çıktığı için genelde ek gıda almayan ve sadece anne sütü alan kişilerde bu hastalık sentomlarını görmüyoruz. Aynı zamanda çevresel faktörler yetmemekle birlikte kişinin bağışıklık sisteminin verdiği bir takım anormal yanıtlar ve genetik özellikler. Sadece genetik testi çölyak hastalığı tanısı konulmamaktadır” dedi.

    67 BİN KAYITLI HASTA VAR

    Türkiye’de kayıtlı 67 bin çölyak hastası olduğunu söyleyen Dr. Eminler, “Çölyak hastalığının sıklığı Dünya ülkelerinde ortalama yüz hastadan bir kişinin çölyak hastası olduğunu söyleyebiliriz. Bizim ülkemizinde içinde olduğu Avrupa grubunda 87’de bir hasta sayısı söylenebilir. Türkiye’de bu konuyla ilgili yapılan yerel çalışmalar var. En son yapılan genel Türkiye popülasyon çalışmasında okul çocuklarında 212 kişi de bir’dir. Yüzdelik orana vurursak 0, 42 gibi bir orana tekabül ediyor. Ama bu tabi diğer çalışmalarda yüzde birlere kadar çalışma olduğunu görebiliriz. Şuanda elimizde olan gerçek rakamlara bakacak olursak 2015 yılında yapılan değerlendirmede Türkiye rakamı binde bire yakın bir rakamı var. 77 milyonluk ülkemizde 67 bin kayıtlı çölyak hastası var. Çölyak hastalığın başlıca nedenleri En çok görülen sentomlarla bizim bu hastaları tanımamız gerekmektedir. Tipik hastaları kaçırmaz isek çölyak hastalığıyla ilgili farkındalığı daha iyi arttırmış oluruz. Çocuklarda büyüme, gelişme geriliği, ishal, karın ağrısı, kusma, halsizlik ve diş çürükleri başlıca belirtilerdir. Okul çağındaki çocuklarda öğrenme sorunları, davranış bozukluklarında da karşılaşabiliyoruz” şeklinde konuştu.

    ÖMÜR BOYU GLUTENSİZ DİYET

    Çölyak Hastalığına tedavi konusunda önerilerde de bulunan Eminler, “Tedavi Hekim olarak bizim size tavsiyemiz tanı konulduktan sonra ömür boyu glutensiz diyeti zaten unutmuyoruz. İkincisi klink biyopside tanısı konulmuş hastanın ciddi bir diyetisyen desteği alması gerekmektedir. Daha sonra 3-6 arası kliniklere çağırıyoruz hastalarımızı. Buralarda hem hastalığını takip ediyoruz hemde antikor dediğimiz düzeyi takip ediyoruz. O düzeyde düşüklük var ise hastalıkta iyi bir yoldayız denilebilir” ifadelerini kullandı.

  • As Hastalığı Erkeklerde Daha Çok Görülüyor

    Prof. Dr. Sedat Kiraz, erkeklerde kadınlardan daha sık görülen Ankilozan Spondilit (AS) hastalığına dikkat çekti

    Türkiye Romatoloji Derneği ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Romatoloji Bilim Dalı tarafından Bodrum’da “9. Anadolu Romatoloji Günleri” düzenlendi.

    Yaklaşık 500 katılımcı takip ettiği toplantıda, 11 adet Panel, 10 adet Konferans, 7 adet Uydu Sempozyum gerçekleştirildi ve 56 poster bildiri sunuldu. Her yıl Mayıs ayının ilk haftası Cumartesi günü “Dünya Ankilozan Spondilit Günü” olması nedeni ile Türkiye Romatoloji Derneği, romatizmal hastalıkların toplumun geniş kesimlerince tanınması ve romatizmalı hastaların mümkün olduğunca erken dönemde doğru tedaviye ulaşarak sağlıklı bir yaşam sürmesi konusu basın toplantısında anlatıldı. Bodrum Hilton otelde düzenlene basın toplantısına Kongre Başkanı Prof. Dr. İhsan Ertenli, Prof. Dr. Sedat Kiraz, Prof. Dr. Seza Özen, Prof. Dr. Şule Apraş Bilgen, Doç. Dr. Ömer Karadağ basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. İnsan sağlığı açısında birçok konuya değinen konuşmacılar özellikle internetten okunan birçok sağlık konusundaki yazılara ve bitki ilaçlarına inanılmamasını tavsiye etti.

    Kongre Başkanı Prof. Dr. İhsan Ertenli, her yıl Mayıs ayının ilk Cumartesi gününün Dünya Ankilozan Spondilit (AS) günü olduğunu belirterek, hastalığın bel ağrısı ile kendini gösterdiğini söyledi. Ertenli, bel ağrısı ile ilgili açıklamalarda bulunarak, “Türkiye Romatoloji Derneği “Bel Ağrınızı Sorgulayın” başlıklı bilinçlendirme kampanyası ile AS’nin erken dönemdeki en önemli bulgusu olan inflamatuvar bel ağrısı farkındalığını artırmayı ve inflamatuvar bel ağrısı olan hastaların en kısa sürede bir romatoloji uzmanına başvurarak uygun tanı ve tedaviye ulaşmasını sağlanmalı. Sıklıkla genç erkeklerde görülen, hayatı ve hareketi kısıtlayan, ağrıya, iş görmezliğe, psikolojik sorunlara ve ileri evrelerde bazı hastalarda kamburluğa neden olabilen Ankilozan Spondilit (AS) hastalığı için www.belagrinisorgula.com web sitesi üzerinden doğru teşhis ve tedavi için toplumda farkındalık yaratmak hedefleniyor. Türkiye Romatoloji Derneği, ’Bel Ağrınızı Sorgulayın’ kampanyası dahilinde, getirdiği fiziksel ve psikolojik sorunlarla toplumsal yükü ve maliyeti oldukça fazla olan engelleyici bir sağlık sorunu olan Ankilozan Spondilit (AS) hastalığı ile ilgili bilinç uyandırmayı hedefliyor” diye konuştu.

    3 AYDAN UZUN SÜREN VE İSTİRAHAT İLE ARTAN BEL AĞRISINA DİKKAT

    Kongre Başkanı Prof. Dr Sedat Kiraz, artan bel ağrılarına dikkat çekerek, “Türkiye’de yüzde 16,4 ile sağlık sistemine başvuruların başında bel ağrısı gelmektedir. Ülkemizde yaklaşık 2 yüz bin kişiyi etkileyen ciddi bir hastalık olan AS hastalarının yüzde 40’ı hasta olduklarını ve hangi doktora gideceğini ne yazık ki bilmemektedir. Bu hastalara romatoloji uzmanları bakmaktadır. Türkiye’de AS tanısı, hastaların doktora ilk başvurdukları tarihten ortalama 8 yıl sonra konabilmekte fakat hastaların başvurduğu ilk hekimin romatolog olması halinde bu süre kısalabilmektedir. Fakat bu sayı Türkiye’de 250’yi geçmemekte, bu nedenle hastaların doktora erişiminde sıkıntılar yaşanmaktadır. İnflamatuvar bel ağrısı, aralarında AS’nin de bulunduğu önemli bazı romatizmal hastalıkların erken dönemdeki en önemli bulgusudur. 40 yaş öncesinde başlayan, 3 aydan daha uzun süre devam eden, aniden değil yavaş yavaş başlayan, sabahları yataktan kalkmayı zorlaştıran, istirahat ile geçmeyip hareket etmekle azalan ve ’inflamatuvar bel ağrısı‘ adı verilen bu ağrıya sahip kişilerde AS olma olasılığı bulunmaktadır. Bu romatizmal hastalıklar erken teşhis edildiğinde kontrol altına alınabilmekte, böylece hastaların yaşamlarına ağrısız ve hareket kısıtlılığı olmadan devam etmeleri sağlanabilmektedir. AS hastalarının mümkün olan en kısa zamanda doğru teşhis ve tedaviye ulaşarak fonksiyonel durumlarının ve yaşam kalitelerinin iyileştirilebilmesi için inflamatuvar bel ağrısı farkındalığının artırılması gerekmektedir” şeklinde konuştu.

    ERKEKLERDE DAHA SIK GÖRÜLÜYOR

    Prof. Dr. Sedat Kiraz, erkeklerde kadınlardan daha sık görülen AS hastalığı olduğuna dikkat çekti. Kiraz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hastaların çocuklarını kucaklarına alıp kaldırmalarını, onlarla doyasıya oynamalarını, gece rahat uyumalarını, hatta çoraplarını, ayakkabılarını giymelerini bile engelleyebilmektedir. Hastalarda yol açtığı engellenme duygusu, psikolojik sorunlara yol açabilmekte, hastalığın neden olduğu problemlerin yelpazesini daha da genişletmektedir. AS çoğunlukla genç yaşlarda ortaya çıkan ve omurga, kuyruk sokumu kemiği ile leğen kemiğini birleştiren sakroiliyak eklemleri etkileyen bir romatizma hastalığıdır. Genç yaşlarda en üretken çağda ortaya çıkan bu hastalık, sabahları yol açtığı tutukluk nedeniyle işe gitmeyi zorlaştırmakta, çalışma hayatına ara verilmesine dahi yol açabilmektedir. Birçok kişi için hayatı anlamlı kılan gündelik rutin işler, doğru tanı ve tedaviye ulaşamayan AS hastaları için ne yazık ki mümkün değildir. AS’de bel ağrısı dışında sırt, boyun ve kalçaların arka kısımlarında da ağrı hissedilebilir. Hastalığın son aşamasında bazı hastalarda toplum arasında ’kamburluk‘ olarak bilinen sırt ve boyun deformasyonu görülebilir. AS’nin bel fıtığındaki ağrıdan en önemli farkı, ağrının istirahat halinde artması ve aktiviteyle (hareketle) azalmasıdır. Her 100 ankilozan spondilit hastasından 7’sinin öyküsünde bel fıtığı ameliyatına rastlanmaktadır. Ankilozan spondilit en çok bel fıtığıyla karışmakta, her 3 ankilozan spondilit hastasından biri en başta bel fıtığı tanısı almaktadır”

    GEBELİK VE ROMATİZMAL HASTALIKLAR

    Prof. Dr. Seza Özen ise, gebelik ve romatizmal hastalıklardan bahsetti. Özen, şu şekilde konuştu: “Romatizmal hastalıkların çoğu kadın hastaları, genellikle doğurgan oldukları yaşlarda etkilemektedir. Düzenli ve dikkatli hekim kontrolüyle, bu hastalıklara sahip birçok kadın sağlıklı ve başarılı gebelikler geçirebilmektedir. Ancak bu başarı için hasta ile hekim arasında sıkı bir iletişim ve uyum gereklidir. Temel prensip, altta yatan romatizmal hastalık kontrol altına alındıktan sonra gebeliğin planlanmasıdır. Gebelikten en az 3-6 ay öncesinden hastalıkları kontrol altına alınmalıdır. Gebelik sırasında romatizmal hastalıkların seyrinde değişiklikler görülebilmektedir. Gebelik sırasında, romatoid artritte (RA) hastalığın belirtileri azalırken, sistemik lupus eritematozusta (SLE) gebelik boyunca belirti ve bulgularda artış gözlenebilmektedir. Doğumdan sonraki dönemde ise her iki hastalıkta alevlenme görülebilir. SLE ve antifosfolipid antikor sendromu gebelik komplikasyonlarına yol açarak hem fetüs hem de anne için hayati tehlike oluşturabilmektedir. Romatizmal hastalık nedeniyle kullanılan ilaçların bazıları, gebelik kaybına ya da bebekte zararlı etkilere yol açabilir. Herhangi bir romatizmal hastalık nedeniyle tedavi alan her hasta, gebelik öncesi hekimi tarafından değerlendirilmeli ve ilaçları düzenlenmelidir. Gebelik seyrinde hastalığın alevlenme riski varsa; bazı ilaçlara gebelik sırasında hekim kontrolü altında devam edilebilir. SLE ve Sjögren sendromlu, kanlarında anti-Ro antikoru bulunan kadınların bir kısmının bebeklerinde doğuştan kalp ritim bozuklukları oluşabilmektedir. Bu tür gebeliklerde gebelik seyrinde ve doğum sonrasında bebeğin kalp ritm bozukluğu açısından yakın takibi gereklidir. Ailevi Akdeniz Ateşi ülkemizde sık görülen genetik bir hastalıktır. Hastalığın temel ilacı olan kolşisin gebelik ve emzirme döneminde güvenle kullanılabilir. Aksine gebelik sırasında kolşisin kesilmesine bağlı ataklar gebelik kayıplarına neden olabilir. Son yıllarda yaygın olarak kullanılan biyolojik ajanlar, nispeten yeni ilaçlar oldukları için gebelikte kullanımları ile ilgili bilgiler yetersizdir. Son dönemde güvenirlilikleri ile ilgili veriler artsa da; hala gebelik öncesinde bu ilaçların kesilmesi önerilmektedir. Ancak gebelik planlanıyor ve hastalık kontrolü için biyolojik ilaçlara ihtiyaç duyuluyorsa hekim ve hasta ortak kararı doğrultusunda bazı hastalarda kullanılabilir. Özetle; herhangi bir romatizmal hastalığı bulunan tüm kadınlar, gebelik öncesi hastalık kontrolü ve ilaç düzenlenmesi açısından hekim tarafından değerlendirilmeli, gerekli bilgilendirme ve önlemler alınmalıdır”

  • Faciadan Kurtulan Madencilerde Tozlu Akciğer Hastalığı

    Soma faciasından kurtulan madencilerde tozlu akciğer hastalığı görüldü.

    Türk Toraks Derneği (TTD) Mesleki ve Çevresel Akciğer Hastalıkları Çalışma Grubu üyesi Prof. Dr. Peri Arbak, Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 kişinin ölümüyle sonuçlanan toplu karbon monoksit zehirlenmesi faciası sonrasında bölgede yapılan “Soma Madeni Kazasında Yaşanan Toplu Karbon Monoksit Zehirlenmelerinin Özellikleri” başlıklı saha araştırmasının sonuçları hakkında bilgi verdi.

    Prof. Dr. Peri Arbak, çalışma kapsamında, faciadan kurtulan işçilerin ilk gece hastanedeki sağlık durumlarının değerlendirilmesi ile bir yıl sonraki sağlık durumlarının tekrar kontrol edildiğini belirtti. Araştırma kapsamında, Soma’da kazadan kurtulan işçilerin ilk gece hastane başvuruları sırasında sağlık verilerinin ve bir yıl sonraki sağlık durumlarının değerlendirmesi için 2015 yılının mayıs ayında 4 kişilik ekiple Soma Devlet Hastanesinde saha çalışması yapıdığını aktaran Prof. Dr. Arbak, şunları söyledi:

    “Soma faciasından kurtulan ve Soma Devlet Hastanesi’ne başvuran 90 işçinin sağlık kayıtları incelendiğinde, kaza alanından hastaneye başvuru süresi uzadıkça karbonmonoksit zehirlenmesine bağlı morarma, baş ağrısı, bilinç bulanıklığı, çarpıntı, bulantı, görme bozukluğu, nefes darlığı belirtilerinin anlamlı oranda arttığı belirlendi. Aynı şekilde hastaneye geç gelen işçilerin beyaz kan hücrelerinde, üre ve karaciğer enzimlerinde artış olduğu gözlendi. Bir yıl sonunda Soma Devlet Hastanesine gelen ve kazadan kurtulan 39 gönüllü işçi üstünde yapılan çalışmada, işçilerin yaklaşık yarısında solunumsal sorunlar çıktı. Yaklaşık üçte birinde tozlu (siyah) akciğer ile uyumlu akciğer film bulguları izlendi. İleri tetkik için çağrılan ve akciğer tomografisi çekilen 8 işçinin 2’sinde akciğerle ilgili 2 farklı hastalık, 6’sında ise tozlu akciğer sorunu çıktı.”

    Prof. Dr. Arbak, Soma faciası sonrası yapılan inceleme sonucunda; İşçilere maden kazalarında nasıl davranmalarının gerektiğine dair eğitim verilmiş olsaydı, İşçilere Soma madenine uygun maskeler dağıtılmış ve bu maskelerin nasıl kullanılacağı öğretilmiş olsaydı, İşçilerin kaza sonrası tahliyesi uygun olarak yapılsaydı bu kadar yüksek sayıda ölüm ve zehirlenmenin gözlenmeyeceğini belirtti.

    MADENLERDE YAŞAM ODALARI MUTLAKA OLMALI

    Prof. Dr. Arbak, 10 Mart 2015 tarihli Resmi gazetede yayımlanan 29291 sayılı Maden İşyerlerinde İş Sağlığı Ve Güvenliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelikte; eski yönetmelikten farklı olarak solunum koruyucuları yerine Oksijenli Ferdi Kurtarıcıların tanımlandığını ve bunun da eski yönetmeliğe göre bir ilerleme sayılabileceğini ekledi. Eski yönetmelikten farklı olarak kaçışı kolaylaştıran Hayat Hattı’nın tanımlandığını ancak ısrarla Yaşam Odalarının organizasyonundan kaçınıldığını belirten Prof. Dr. Arbak, “Yaşam odaları; Otuz günün üzerinde yaşama şansı, Kişi başı günlük 2 bin kalori yiyecek, Kişi başı günlük 1 litre içme suyu,Telefon bağlantısı, Oksijen deposu, Klima, Elektrik için batarya sistemi, Karbondioksit temizleme filtreleri, İlk yardım çantaları bulunan ve 40 kişiye kadar -daha büyükleri de var- barınma şansı bulunan odalardır” diye konuştu.

    KURTULAN İŞÇİLERDE SİYAH AKCİĞER HASTALIĞI GÖRÜLDÜ

    Prof. Dr. Arbak, faciadan kurtulan işçilerde Kömür İşçileri Pnömokonyozu (Siyah Akciğer) hastalığının genç yaşlarda dahi yüksek oranda gözlendiğinin tespit edildiğini dile getirerek, “Siyah akciğer ilk kez kömür madencilerinde tanımlanan bir hastalıktır. Akciğerlerde kömür tozlarının birikmesi ve solunum işlevlerinin bozulması, akciğer filmlerinde lekelenmeler ile özetlenebilir. Dünyada 1990’lı yıllarda yıllık 29.000 ölüme yol açan siyah akciğer, 2013 yılında 25.000 ölümle sonuçlanmıştır. Siyah akciğerin olağan gelişimi uzun yıllarda gerçekleşirken Soma kazası sonrası kontrol edilen işçilerin üçte birinde daha kısa sürede gelişmiş olduğu gözlendi. Bu durum madenlerde toz kontrolünün de düzgün yapılmadığını göstermiştir” dedi.

  • Epilepsi Hastalığı, 22 Yaşındaki Gencin Hayatını Kararttı

    1,5 yaşında geçirdiği ateşli rahatsızlık sonucu havale geçirerek hastalanan ve uzun uğraşlar sonucu sağlığına kavuşan 22 yaşındaki genç, 3 yıl önce yeniden yakalandığı epilepsi hastalığından kurtulmanın yollarını arıyor. Gencin tedavi masraflarını karşılayamayan ailesi yardımseverlerin desteğini beklediklerini ifade etti.

    Bartın’da yaşayan 22 yaşındaki koyu Beşiktaş taraftarı Mustafa Çalık’ın 1,5 yaşında geçirdiği ateşli hastalık hayatını kararttı. Uzun yıllar tedavi gören ve iyileşen Mustafa’nın hayatı 3 yıl önce tekrarlayan hastalığı yüzünden yeniden karardı. Doktorların ağır mental ve Sara (Epilepsi) teşhisi koyduğu gencin tedavi masraflarını karşılayamayan ailesi umutsuz bir şekilde çocuklarının düzeleceği günü bekliyor.

    “TEK AMACIMIZ MUSTAFA’NIN İYİLEŞMESİ”

    1999 yılında geçirdiği iş kazası sonucu sağ kolunu kullanmakta zorluk çeken ve çalışamadığı için malulen emekliliğe ayrılan gencin 43 yaşındaki babası Haydar Çalık, yardımseverlerin çocuğunun tedavisi için destek olmalarını istedi. Kendileri için bir şey istemediklerini, amaçlarının sadece çocuklarının iyileşmesi olduğunu belirten baba Çalık, “3 yıldan bu yana ciddi şekilde rahatsız. İlgi ve alaka olmazsa daha da şiddetleniyor. Sağ kolumdan iş kazası geçirdiğim için çalışamıyorum. Mustafa’mın tedavisi için destek bekliyorum. Tek amacımız Mustafa’nın iyi olması ve daha iyi şartlarda yaşamını sürdürebilmesi” dedi.

    “İYİLEŞTİ, YENİDEN HASTALANDI”

    Oğlunun durumuna kahrolan anne 42 yaşındaki Hatice Çalık ise, çocuğunun sağlıklı günlerine kavuşacağı günlerin hayali ile yaşadığını kaydetti. Maddi imkansızlıklar nedeniyle çocuklarının tedavisine devam edemediklerini ifade eden anne Çalık, “1.5 yaşında havale geçirdi. Ne olduğunu anlayamadık. 7 yaşına kadar böyle devam etti. 7 yaşında okula gidemedi. Daha sonrasında okula gitti ve düzelmişti. 3 yıl önce yine havale geçirdi ve bu hale geldi. 3 yıldan bu yana uğraşıyoruz. 3 ay çay kaşığı ile besledik. Epilepsi olduğunu söylediler. Psikolojik olduğunu söyleniyor ve 3 çeşit ilaç kullanıyor. Sürekli olarak gezmek istiyor. Buna da gücümüz yetmiyor. Gezdirmeyince de huysuzlanıyor, ısırmaya başlıyor. Kendim de rahatsızım gücüm, dermanım da yetmiyor. Ben oğlumun yürüyüp, kendisine bakabilmesini istiyorum” ifadelerini kaydetti.

    “OĞLUM İÇİN YARDIM İSTİYORUM”

    Yardımseverlerin oğlunun elinden tutmasını isteyen anne Çalık, “Tedavisi için İstanbul’da bir hastaneye gidiyorduk. İlaçlarla düzelmeye başladı. Haplarla sakinleşiyor, ilaçlarını vermezsek de hırçınlaşıyor. Şu anda maddi imkansızlıklar yüzünden hastaneye götüremiyoruz. Eşim malulen emekli, çalışamıyor. Bu nedenle de ihtiyaçlarını karşılayamıyoruz. Mustafa’mın bir an öne iyileşebilmesini istiyorum. Mustafam için yardım istiyorum. Büyüklerimizden, yardımsever vatandaşlarımızdan sadece oğlum için yardım istiyorum” şeklinde konuştu.