Etiket: Hastalığı

  • LÖSEV’den tedavisi devam eden ve hastalığı atlatmış üyelere beyaz et desteği

    Lösemili Çocuklar Sağlık ve Eğitim Vakfı (LÖSEV), üyelerine beyaz et desteğinde bulunurken, yaklaşan Kurban Bayramı’nda vatandaşlara bağış çağrısında bulundu.

    Kurulduğu günden bu yana binlerce lösemili ve kanser hastasına yardımlarını ileten LÖSEV, bu süreçte aileleri de yalnız bırakmıyor. Son olarak LÖSEV Eskişehir Ofisi’nde lösemili tedavisi devam eden ve hastalığı atlatmış üyelere, beyaz et desteğinde bulunuldu. LÖSEV Eskişehir İrtibat Ofis Sorumlusu Meltem Durulgan, Kurban Bayramı’nda da vatandaşlardan bağış beklediklerini dile getirdi. Taze etin hastalar üzerindeki faydalarına dikkat çeken Durulgan, “LÖSEV olarak et ve et ürünleri yardımlarını yılın 12 ayı boyunca hastalarımıza düzenli olarak sunuyoruz. Değerli bağışçılarımızın kurban bayramında, vekalet verdiği, dini usullere göre, noter huzurunda kesilen kurban bağışları, bayram sonrası ve emanet yöntemiyle yıl boyu, her ay- taze et- olarak ailelerimize ulaşıyor. 9 yıldır her ay et ve et ürünleri dağıtımlarını nasıl bizler yapıyorsak, bayram süresince yapılan kesimlerin de kombinalarda başında bizzat bizler duruyoruz. Hastalarımızın tedavileri esnasında en önemli konu iyi beslenmeleridir. Yüzde 90’ı asgari ücret ve altında ücretle çalışan, sosyo-ekonomik güçlüklerle boğuşan hasta ailesi için bu destek, tedavileri boyunca taze et yemesi gereken hastalar için çok değerli” dedi.

    “Arkadaşlarımdan uzaktaydım, çok zor günlerdi”

    Lösemiyi yenen ve LÖSEV Eskişehir Ofisi’ne kendisi için hazırlanan paketi almaya gelen 15 yaşındaki Tuğçe Nur Karaduman, hastalık sürecinde yaşadıklarını anlattı. LÖSEV desteği ile yalnız kalmadıklarını aktaran Karaduman, “4,5 yaşımda lösemiye yakalandım ve 1 sene hastane, 3 sene de tedavi sürecinden geçtim. Sonrasında hastalığı yendim ve kontrollere başladık. Hastalık sürecinde sürekli odada kapalı kalmak benim çok canımı sıkıyordu. Sürekli televizyon izlemekten sıkılmıştım. Dışarı çıkamıyordum. Sürekli içeriye kapanmıştım yani. Arkadaşlarımdan uzaktaydım, çok zor günlerdi. Şu anda lösemili ile mücadele veren arkadaşlarım da benim yaşadıklarımı yaşıyorlar. Ama hepsi geçiyor. Bir gün iyileşecekler ve arkadaşları ile eski sağlıklarına kavuşacaklar. LÖSEV çok büyük bir kurum ve tüm Türkiye’ye yardım eden bir kurum. Lösemili çocuklara yarım edilmesi için LÖSEV’e yarım edilmesini istiyoruz. Yani lösemili arkadaşlarımızın iyileşmesi ve onlara bir moral açısından LÖSEV’e yarım etsinler” şeklinde konuştu.

  • Külleme hastalığı fındık verimini olumsuz etkiliyor

    Düzce Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Başkanı Doç. Dr. İsmet Yıldırım, fındıkta görülen küllenme hastalığının rekolte ve randıman yönünden olumsuz etkilediğini söyledi.

    Düzce Üniversitesi, Karedeniz Bölgesinin vazgeçilmez unsuru olan ve bölge ekonomisinin mihenk taşını oluşturan fındıktaki külleme hastalığını inceleme altına aldı.

    Bu kapsamda Düzce Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bitki Koruma Bölümü Başkanı Doç. Dr. İsmet Yıldırım, fındık üzerine yaptığı gözlemleri kamuoyuyla paylaştı. Fındıkta külleme hastalığına, Phyllactinia guttata adı verilen bir mikroorganizmanın (fungal) neden olduğunu belirten Doç. Dr. Yıldırım, gagalı fındık çeşidinde yine farklı bir fungus türü olan Erysiphe corylacearum’un da külleme hastalığını oluşturan etmenler arasında olduğunu söyledi.

    Hastalığın, ilkbahar döneminde fındığın yapraklarında oluştuğunu, bunun da başlangıçta küçük benekler şeklinde gözlemlendiğini ve daha sonra un serpmiş gibi tüm yaprağı kaplayan bir görünüm sergilediğini ifade eden İsmet Yıldırım, bu belirtilerden hastalığın kolayca tanınabildiğini dile getirdi. Yıldırım, “Hastalıklı yapraklar gelişmelerini sürdüremez, zamanla kahverengileşir ve dökülürler. Hastalık, havanın yağışlı olduğu yıllarda son derece şiddetli seyreder ve hasada yakın döneme kadar ilerlemesini sürdürebilir. Bu belirtiler, çotanaklar ve yeşil sürgünler üzerinde de görülür. Özellikle hastalığın şiddetli seyrettiği yıllarda, hastalık nedeniyle hasada yakın dönemde fındığın yaprak, çotanak ve yeşil sürgünlerinde kireçle badana yapmış gibi bir görünüm ortaya çıkar” dedi.

    Rekolte ve randıman olumsuz yönde etkilenir

    Doç. Dr. İsmet Yıldırım, birçok kaynakta hastalığın ekonomik bir zarara neden olmadığının söylenmesine rağmen hastalık için uygun iklim koşullarının olduğu, özellikle ilkbaharı yağışlı geçen ve erken yaz dönemi görece daha serin yörelerde hastalığın yoğun olarak görülebildiğini ve ekonomik kayıplara neden olduğunu ifade etti. Yıldırım, “Hastalık yumuşak çekirdekli meyvelerdeki külleme hastalıklarından farklı olarak doğrudan fındık içine zarar vermez. Buna karşın fındık içinin gelişimi için besin maddelerinin üretildiği yapraklarda fotosentezin azalması ve yaprakların gelişimlerini tamamlayamadan erkenden dökülmeleri, fındık veriminde önemli kayıplara yol açabilir. Hastalığın yoğun olduğu bahçelerde fındık, içini yeterince dolduramaz veya fındık içinin ağırlığı azalır. Bununla birlikte hastalığa bulaşmış genç dallar gelişemez, kışa hazırlanamaz ve kış soğuklarına karşı duyarlılıkları artar. Bu da bir yıl sonraki fındık verimini etkiler. Hastalık nedeniyle ortaya çıkan bu kayıpların, Ülkemizde yetiştirilen fındıkta hem verim hem de randımanın azalmasında önemli payı olduğu söylenebilir” şeklinde konuştu.

    Üniversiteden destek alabilirler

    Düzce’de yapmış olduğu gözlemlere göre külleme hastalığının ilkbaharda yapraklarda görüldüğünü söyleyen Doç. Dr. Yıldırım, oransal nemin yükseldiği yağışlı yıllarda ve özellikle bir önceki yıl hastalığın yoğun görüldüğü yerlerde, hastalık belirtileri görülür görülmez ilaçlama yapılması gerektiğine dikkat çekti.

    Önceki yıllarda hastalığın görülmediği bahçelerde ilaçlamaya gerek olmadığını dile getiren İsmet Yıldırım, ilaçlamalara fındığın 4-5 yapraklı dönemi veya çotanak bağlama döneminde başlanması gerektiğini, yağış durumuna ve hastalığın gelişimine göre ilaçlama işleminin sürdürülebileceğini sözlerine ekledi. İlaçlama aralığının, ilacın etkililik süresine göre yapılması konusunda çiftçileri uyaran öğretim üyemiz, ilaçlamadan kısa bir süre sonra yağmur yağarsa ilaçlamanın tekrarlanması gerektiğini vurguladı.

    İlaçlamalarda hastalığın şiddetli seyretmediği yöre ve bahçelerde kükürtün yeterli olacağını buna karşın hastalığın şiddetli seyrettiği, sürekli yağış alan yörelerde mutlaka sistemik etki bir fungisit (Örneğin; sistemik fungisit olarak Tebuconazole 200 g/L + Azoxystrobin 120 g/L veya Floupyram 200 g/l + Tebuconazole 200 g/l etkili maddeli ilaçlar kullanılabilir.) kullanılması gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. İsmet Yıldırım, hastalık konusunda Düzce Üniversitesi Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bitki Koruma Bölümü, Düzce İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü, İlçe Tarım Müdürlükleri ve Düzce Ziraat Odası’nın doğrudan üreticiye teknik destek sağladığını ve bunun yanında Ziraat Odası’nın, Bölümümüz öğretim üyeleri ve Düzce Ticaret Borsası’nın Giresun Fındık Araştırma Enstitüsü’yle birlikte üretici bilgilendirme toplantıları yaptıklarını ifade etti.

    Toprak analizine göre gübreleme yapılmalı

    Fındık bahçelerinde ilaçlı mücadeleyle birlikte kültürel önlemlere de dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen Yıldırım, özellikle yerdeki bulaşık dallar ve yaprakların sonbaharda toplanarak yakılmasının önemli oluğunu belirtti. Bununla birlikte dengeli gübreleme konusunun önemine değinen İsmet Yıldırım, 2-3 yılda bir toprak analizi yaptırıp ona göre gübreleme yapılıp yapılmayacağına karar verilmesinin ve aşırı azotlu gübrelemelerden kaçınılmasının da önemli olduğunu dile getirdi.

    Fındık üreticilerinin külleme hastalığının zararlarını yeni farkına vardıklarını ve yavaşta olsa bir mücadele içerisine girdiklerini ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, “Düzce’nin ilkbaharda ve erken yaz aylarında sürekli yağışlı geçmesi ve yaz aylarında Ülkemizin diğer yörelerine göre nispeten daha serin olması, oransal nemin yüksek seyretmesine ve sonuçta özellikle yüksek kesimler, Karadeniz kıyısı ve daha çukur yerlerdeki fındık bahçelerinde hastalığın şiddetli seyretmesine neden olmaktadır. Özellikle içinde bulunduğumuz yıl sürekli yağışlar ve üreticilerin küllemeyle yeterince mücadele etmemeleri, hastalığın bahçelerde yoğun olarak görülmesinde etkili olmuştur. Zaman zaman bilinçli çiftçiler, hastalığa karşı kullandıkları ilaçların etkisiz olduğundan yakınmaktadır. Akçakoca’da yapılan tüm ilaçlamalara rağmen bazı bahçelerde hastalığın durdurulamadığı bildirilmiştir. Bu bahçelerde hastalığın kontrol altına alınamamasında ana etken, ilaçlamanın zamanında, tekniğine uygun olarak yapılamaması ve ilaç seçimi olabilir. Hastalıkla mücadele konusunda üreticilerden bazıları kullanacakları ilaçlarla ilgili bilgi istemektedir” diye konuştu.

    Üniversitede fındıkla ilgili çalışmalar yürütülüyor

    Ziraat ve Doğa Bilimleri Fakültesi Bitki Koruma Bölümünde, Bilimsel Araştırmalar ve Projeler (BAP) Koordinatörlüğünün desteğiyle, hasat sonrası fındıktaki mikotoksinler ile ilgili proje yürütüldüğüne dikkat çeken Doç. Dr. Yıldırım, yıl içerinde Düzce Ziraat Odası’nın daveti üzerine üreticilere yönelik fındık hastalık ve zararlıları konularında bilgilendirme toplantısı yapıldığını ve fındıkta külleme hastalığı ile ilgili gözlemlerinin sürdüğünü sözlerine ekledi.

    Önümüzdeki yıl yeterli kaynakla desteklenmesi halinde Düzce’de fındıkta külleme hastalığının yaygınlığı ve hastalığa karşı savaşım programları üzerinde araştırmalar yapmayı planladıklarını ifade eden Doç. Dr. İsmet Yıldırım, çalışma alanını; bitki hastalıkları ve savaşımı, hastalıklarla savaşımda yeni stratejiler geliştirmek, alternatif savaşım yöntemleri ve bu hastalıklara karşı kullanılan fungisitlerin neden olduğu kalıntı, dayanıklılık gibi sorunların ortaya konması ve çözüm yollarının araştırılması şeklinde açıkladı.

    Doktora ve sonrasında yaptığı araştırmalarda bir diğer meyve olan bağlarda, külleme hastalığı ve alternatif mücadele yöntemleri üzerindeki çalışmalarının yanında ulusal ve uluslararası yayınlarının da bulunduğunu belirten Doç. Dr. İsmet Yıldırım çiftçilere; bereketli, verimli ve kaliteli bir fındık hasadı dileyerek sözlerini sonlandırdı.

  • Gut hastalığı hakkında bilgilendirici açıklama

    Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timuçin Kaşifoğlu, Gut hastalığı hakkında bilgilendirici bir açıklama yaptı.

    Prof. Dr. Timuçin Kaşifoğlu, açıklamasında, Gut’un kanda ürik asit isimli maddenin fazlalığı dolayısıyla ortaya çıkan bir hastalık olduğunu bildirdi. Bu hastalığın erişkin insanların yüzde 1’inde görüldüğüne dikkat çeken Kaşifoğlu, “Gut hastalığında ürik asit normal düzeylere indirilebilirse atakları önlemek mümkün olabilir. Ürik asidin düzeyi, bazı protein içerikli besinlerde bol miktarda bulunan pürinin vücutta işlenmesindeki bozukluk nedeniyle artabilir. Dolayısıyla diyet, Gut hastalığında tedavinin önemli bir parçasıdır. Gut hastaları, pürinden zengin yiyeceklerden sakınmalıdır. Bu yiyecekler arasında karaciğer, beyin, böbrek, işkembe, kalp, kokoreç gibi sakatatlar; kırmızı ve beyaz et, sucuk, pastırma, salam, sosis gibi et ürünleri; ördek, kaz, bıldırcın gibi av etleri; balık, kalamar, karides gibi kabuklu deniz hayvanları ve deniz ürünleri; tereyağı, margarin, iç yağı, kuyruk yağı gibi hayvani veya katı yağlar; nohut, kuru fasulye, bezelye, mercimek gibi bakliyatlar; mantar, mayalı yiyecekler, boza sayılabilir. Bunların haricinde kaymak, krema, mayonez, çikolata gibi çok yağlı yiyecekler, yağda kızartmalar az miktarda tüketilmelidir. Süt, proteinden zengin olmakla birlikte ürik asiti düşüren bir gıdadır. Bu nedenle süt ve süt ürünleri tüketilebilir, ancak az yağlı olmasına dikkat edilmelidir. Bunun haricinde meyveler, sebzeler, ceviz, fındık gibi çerezler, mısır, mısır ekmeği, beyaz ekmek, buğday unu gibi tahıllar, tarhana, şehriye, pirinç, makarna, hububat ve hububat ürünleri istenildiği ölçüde tüketilebilir” dedi.

    “Gut hastalığı tedavisi mümkün olan bir hastalıktır”

    Aşırı kilonun Gut hastalığı riskini artırdığına dikkat çeken ESOGÜ Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Romatoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Timuçin Kaşifoğlu, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Gut hastaları ideal kilolarını korumalı, kilo fazlaları varsa düşük kalorili kilo kaybettirici diyet yapmalıdır. Alkol kullanımı, hem ürik asit yapımını artırır, hem de böbreklerden atılımını azaltır ve kanda ürik asit düzeyinin artmasına neden olur. Bu nedenle Gut hastaları alkol kullanmamalı veya kullanımı sınırlandırmalıdır. Öte yandan, fruktoz ve fruktozdan zengin bazı alkolsüz içecekler de ürik asit düzeyini ve dolayısıyla gut riskini artırır. Bunlar arasında aşırı kola ve portakal suyu tüketimi sayılabilir. Ancak diyet içecekler Gut riskini artırmamaktadır. Özetle gut hastalığı, ürik asit düzeyi normal sınırlara çekilebilirse tedavi olabilecek bir hastalıktır. Bunun için uygun diyet tedavinin bir parçası olmalıdır. Ancak diyet, diyetisyen kontrolünde yapılmalıdır.”

  • Kanser Hastalığı Teşhisinde Yeni Yöntem

    Gün geçtikçe yeni gelişmelerin yaşandığı kanser hastalığının teşhisinde yeni bir yöntem daha geliştiriliyor. Konu ile ilgili açıklama yapan Prof. Dr. Ahmet Özet, “Hastaya acı veren bu tip biopsi yapılmamakta. Daha kolay bir şekilde hastayı değerlendirmekteyiz” dedi.

    Kanser hastalıklarında önemli gelişmelerin paylaşıldığı, Amerikan Klinik Onkoloji Derneği’nce (American Society of Clinical Oncology-ASCO ) bu yıl 52’ncisi düzenlenen bir kongre gerçekleştirildi. Kongre sonrası, alınan kararlar ve gelişmeler, Türk Tıbbi Onkoloji Derneği’nce düzenlenen Best Of ASCO’da hekimlere aktarıldı.

    Düzenlenen toplantının önemine ve amacını anlatan Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Ahmet Özet, “Bu toplantının özetinin sunulduğu toplantılar, yine farklı ülkelerde yapılabilmektedir. Ülkemizde de yine derneğimiz aracılığıyla bu toplantının 7’ncisi şu anda yapılmaktadır. Bu toplantının amacı ASCO sırasında kanser alanında ortaya çıkan önemli gelişmeleri ülkemizdeki bilim insanlarını tanıtmak ve sunmak amacıyla bu toplantıyı düzenliyoruz. Bir günlük süreli olarak bu toplantının özeti buradaki bilim insanlarımıza sunulacaktır. Yapılacak izleme sonucunda burada bunları izleme fırsatı da bulmuş durumdayız” dedi.

    “UZUN SÜRELİ HORMONEL TEDAVİ, MEME KANSERİNDEKİ BAŞARIYI ARTTIRMAKTADIR”

    Kongre sırasında ortaya çıkan 4 ana başlığı sıralayan Prof. Dr. Özet, meme kanserinde uzun süreli hormonel tedavinin kanserdeki başarıyı arttırdığı söyleyerek, “Bu kongre sırasında önlemli çalışmaların sunulduğu bir bölüm var. Bu bölümde başlıca 4 çalışma sunuldu. Bu çalışmalardan bir tanesinde özellikle meme kanserli hastalarda uzun süreli hormonel tedavinin daha yararlı olabileceğine ilişkin veriler paylaşıldı. Uzun süreli hormanal tedavilerin uygulanması antik hestrejonik tedavilerin verilmesi meme kanserindeki başarıyı arttırmaktadır. Diğer bir çalışma da yaşlılardaki beyin tümörü tedavisinde önemli çalışmalar sunuldu. Bu çalışma da yine yaşlılarda daha kısa süreli kemoterapi ile beraber radyoterapi uygulamalarının da yine gençlerde uygulamalarında başarılı ve tedavi şansını arttırdığı yine gözlendi. Bunun yanında yine çalışma, çocukluk çağındaki tümörlerde uygulanan tedavinin önemi, burada da tedavinin başarısının arttığı gösterildi” şeklinde konuştu.

    “SİGARA TOPLUMDAN UZAKLAŞTIRILMALI”

    Kanser oluşmasında sigaranın önemli rol oynadığını ifade eden Özet, “Önlemeyle ilgili olanları biz biliyoruz, kanserin ülkemizde önlenmesine yönelik en önemli yapılabilecek şey sigaranın toplumdan uzaklaştırılması tamamen yok edilmesi. Alkolün azaltılması, obezitenin önlenmesi eforun ve yürüyüş sporunun arttırılması, yeme içme alışkanlıklarımızın düzeltilmesi ki bunlar kanserin görülmesinde belirli oranda azalmaya yol açacaktır biliyoruz” diye konuştu.

    “DAHA KOLAY BİR ŞEKİLDE HASTAYI DEĞERLENDİRMEKTEYİZ”

    Kandan kanser teşhisi yapılmasının kanser tanısını ve tedavisi açısından faydasını aktaran Özet, “Kan da dediğimiz bir bölgede bir tümöral oluşum ortaya çıktığında bu ilerleyen süreçte burada ortaya çıkan tümoral dokuya ait hücreler kana geçmekte. Bunun yanında tümöre ait olan çeşitli materyaller, bunların gösterilmiş olması önem taşımakta. Bu şekilde uygulamalar yapıldığında, bu materyallerin dolaşan kanda gösterilmesi aslında hastaları yoran biopsi olarak adlandırdığımız işlemlerden uzak tutmakta. Hastaya acı veren bu tip biopsi yapılmamakta. Daha kolay bir şekilde hastayı değerlendirmekteyiz. Tanıya ulaşabilmektedir. Bu yönden bu yöntem önem taşımaktadır. Bu giderek yaygınlaşan bir yöntem, henüz standart değil. Ancak gelecek dönemde yaygın olarak birçok yöntemin yerini alacak gibi görünüyor” dedi.

    Kanser tedavisinde, tedavisinde immünoterapi uygulamaları önem taşımakta olduğunu söyleyen Ahmet Özet, “Bu imünoterapi dediğimizde vücudun savunma mekanizmalarının tümöre karşı yönlendirilmesi önem taşımakta ki bu amaca yönelik yıllardır çeşitli çalışmalar sürdürülmekteydi. Ancak burada sınırlı bir cevap elde edilmişti. Daha sonra tümöre yönelik, hücresel tedaviler uygulanmaya başlandı. Hücresel tedavilerde de belirli başarı elde edilmiş durumda. Takiben yine yapılacak diğer bir uygulama, son dönemde tümöre karşı vücudun cevabını kontrol eden, tedaviler geliştirilmiş durumda.  Bu tedavilerin pek çok kanser türünde etkinliği giderek artar. Bunlar daha az yan etki ile antitümör etkinlikleri ortaya çıkarabilmektedir. Ancak bu tedavilerin etkin olduğunu biliyoruz. Sınırlı bir etki ortaya çıkıyor” şeklinde konuştu.

  • (Özel Haber) Serdar Ortaç’dan Hastalığı Hakkında Açıklama

    Pop müziğinin en önemli isimlerinden olan Serdar Ortaç, “Hastalığım devam ediyor. Alıştım hastalığıma. Dışarıdan iyi görünüyorum, içi biraz yorucu. Ayaklar tutmuyor, eller bazen kesiliyor bazen tekrar düzeliyor’’ dedi.

    Pop müziğinin önemli isimlerinden biri olan Serdar Ortaç, İzmirli hayranlarıyla bir araya geldi. İzmir’in Menderes ilçesinde bulunan Sunis Efes Royal Palace Resort’de sahne alan ünlü sanatçı, konuklarına coşku dolu bir gece yaşattı. Ortaç, İzmirli hayranları için 1994’ten bugüne kadar yazdığı bir çok şarkısını İzmirli konuklarıyla beraber seslendirdi. Yaklaşık iki saat sahnede kalan Serdar Ortaç, şarkılarının yanı sıra ekibiyle hazırladığı birbirinden özel şovlarla konuklarını eğlendirdi. Konser öncesi İHA’ya hastalığı ile ilgili açıklamalardan bulunan Ortaç, “Hastalığım devam ediyor. Alıştım hastalığıma. Dışarıdan iyi görünüyorum, içi biraz yorucu. Ayaklar tutmuyor, eller bazen kesiliyor bazen tekrar düzeliyor. Bol bol spor yapmak lazım” diye konuştu.

    “GÜZEL BİR ALBÜM OLDU”

    Ünlü sanatçı albümü Gıybet hakkında da “Yeni albümümü çıkarttım. Gıybet, dedikodu anlamında. Ben manasını bile yeni öğrendim. Güzel bir şarkı oldu. Albümdeki 10 tane şarkı var, çok güzel oldu. Beş tane damar slow var, beş tane hit hızlı var. Güzel bir albüm, dinledikçe daha da tadını alacağız” dedi.

    “EMEKLİ OLUNCA İZMİR’E YERLEŞECEĞİM”

    İzmir’i çok sevdiğini söyleyen usta sanatçı Serdar Ortaç sözlerini şöyle sürdürdü: “İzmir benim her yaz geldiğim bir yer. İzmir’den Çeşme Alaçatı’ya geçiyorum. Alaçatı’da konserlerimi bitiriyorum. İzmir’i çok seviyorum. Tam yaşanılacak bir yer bence. İleride emekli olunca İzmir’e yerleşebiliriz ama kışın nasıl olur onu bilmiyorum. Emeklilik, daha şarkı yazdığım sürece gelmez ama herhalde 55 yaşında emekli olurum.’’

    YORGUNLUĞU DİKKAT ÇEKTİ

    Yaklaşık 2 saat sahnede kalan ünlü sanatçı, konserini sonlandırdıktan sonra konser alanını terk etti. Korumaların yardımıyla arabasına götürülen Serdar Ortaç’ın yorgun hali dikkat çekti.