Etiket: Hastalığı

  • Fındık’ta külleme hastalığı ile bilgilendirmeler devam ediyor

    Türkiye’nin en çok ihraç edilen tarım ürünlerinin başında gelen ve 90’ın üzerinde ülkeye ihracı yapılan fındık son yıllarda ‘Külleme’ ile mücadele ediyor.

    Ortaya çıktığı günden buyana ciddi rekolte kayıplarına sebep olan külleme hastalığı ile ilgili birçok çalışma yapılıyor. Çalışmalar kapsamında Giresun Ziraat Odaları ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı çiftçilere ‘külleme hastalığı’ ile ilgili bilgilendirme toplantıları düzenliyor.

    Tirebolu Ziraat Odası öncülüğünde bugün Tirebolu ilçesinde çiftçiler ile buluşan yetkililer düzenledikleri panel ile çiftçilere külleme ile ilgili mücadele teknikleri ve ilaç kullanım bilgileri verdiler.

    Panelde konuşan Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğü Genel Müdür Yardımcısı Dr. Yunus Bayram, Bakanlığın fındık ile ilgili çalışmalarının sürdüğünü belirterek “Geçmişte olduğu gibi günümüzde de söz konusu ekonomi olunca hastalıkla mücadele etmekten tutun da ihracat depolama koşulların gelecekte de gündemini koruyacaktır” dedi.

    2014 yılından bu yana hastalığı araştırdıklarını ve ilaçlama metotları geliştirdiklerini kaydeden Bayram, “Külleme hastalığıyla ilgili neler yapacağız özetleyecek olursak, 2014 yılında hastalığında çıkışından bu yana ilaçlama metodu oluşturduk. 2015 yılında küllenmeyle ilgili 3 tane geçici aktif maddeye geçici tavsiye ruhsatı verildi ve bölgede üç tane aktif madde geçici tavsiyeyle şu anda külleme hastalığına karşı kullanılmaktadır. Şu an itibariyle bir iki ay içerisinde ruhsat aşamasına gelen ruhsatlandıracağımız ilaçlar da var. Ruhsat başvurusu devam edip önümüzdeki dönemde de ruhsatlandırılacak ilaçlar var. 2016 yılı itibariyle fındıkta külleme hastalığın karşı ilaç ruhsat başvurularını değerlendirerek ihtiyacı karşılayacaktır” ifadelerini kullandı.

    14 ilde gıda kontrol genel müdürlüğü olarak eğitim çalışmaları başlattıklarını vurgulayan Bayram, “Bütün illerimizde fındıkta çiftçiye verilen eğitimleri rapor halinde topluyoruz ve ciddi bir şekilde takip ediyoruz. 500 bin üzerinde afiş basılarak 14 ile gönderildi. Giresun’a yönelik faaliyetlerde il müdürlüğümüzün, milli eğitim müdürlüğümüzle iş birliği yaparak küllenmeyle ilgili farkındalık çalışmaları yapılıyor” şeklinde konuştu.

    Küllemeye karşı yapılan uyarılar ve çiftçiler tarafından bu uyarıların dikkate alınması ile önümüzdeki yıllarda hastalığın gündemden çıkacağını ifade eden Bayram, “ Mart ayının 30’u fındıkta küllenmeyle ilgili yapılacak uyarıları çiftçilerimiz alırsa, uygulamaya koyarsa inşallah külleme hastalığını önümüzdeki yıllarda gündemimizden çıkaracağız. Bu yıl yapacağınız mücadele bu yılın verimi gibi önümüzdeki yılların verimini de etkileyecektir, hastalık nasıl artıyorsa yapılacak mücadelelerde azalarak devam edecektir mücadelelerle. Külleme hastalığını ciddi anlamda sorun olmaktan çıkaracağız. Geçmişten günümüze birçok hastalık olduğu gibi ileride de çıkacaktır, fındık kurdu kokarcası gibi. Bu sorularımız devam eder. Bu konuda ne kadar bilgilendirme yaparsak yapalım bu konuda üreticimiz başroldedir. Üreticilerimizin yapacağı çalışmalar önemlidir. Zamanında ilaçlamaları yapıp bu işi bütün olarak yerine getirme noktasında irade göstermezseniz ne kadar eğitim verirsek ne kadar uyarı yapılırsa yayılsın boş. Dolayısıyla devlet olarak bizim üzerimize düşen ilaçlara izin verilmesi, araştırmaların yapılması, onun dışında en büyük aktör çiftçimizdir.”

  • Sessiz katil 350 hastalığı taklit edebiliyor

    Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişinin ‘içimizdeki sessiz katil’ olarak nitelendirilen lyme bakterisi taşıdığını, bakterinin 350 hastalığı taklit ettiğini ve teşhis konulamayan birçok hastalığın altından lyme bakterisinin çıktığını belirten Dokuz Eylül Üniversitesinden Biyolog Prof. Dr. Barbaros Çetin, “Acilen bu hastalık tanınmalı. Birçok alanda çok iyi doktorlarımız olmasına rağmen biz lyme hastalığını ihmal etmiş durumdayız. Lyme doktorları yetiştirilmeli, lyme klinikleri açılmalı” dedi.

    Kene, sivrisinek, atsineği, bit gibi kan emen canlıların yanı sıra kedi ve köpeklerden de bulaşan “Lyme Hastalığı” dünyayı ve insanlığı tehdit ediyor. Son yapılan açıklamalara göre, halen 25 milyon lyme hastası olduğu tahmin ediliyor. Bay Area Lyme Foundation (Bay Area Lyme Vakfı) tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan verilere göre, bu sayının önümüzdeki birkaç yıl içinde 80 milyona çıkacağı öngörülüyor. “İçimizdeki sessiz katil” olarak nitelendirilen hastalık, kalp krizi, şizofreni, bipolar bozukluk, beyin tümörü, bazı kanser türleri, otizm, huzursuz bacak sendromu, ürtiker, haşimato tiroidi, alzheimer, parkinson, MS, ALS gibi kas hastalıkları, çölyak gibi pek çok hastalığı taklit ediyor.

    350 hastalığı taklit ediyor

    Dünyada George Bush, Ashley Olsen, Richard Gere, Rebecca Welles, New York Valisi George E. Pataki gibi ünlülerde de görülen hastalık, Türkiye’de de yaygınlaşmaya başladı.

    Lyme hastalığına karşı önlem alınması gerektiğini belirten Biyolog Prof. Dr. Barbaros Çetin, “Lyme hastalığı “Borrelia Burgdorferi (Spiroket Bakteri)” adlı bakterinin neden olduğu bir hastalık. Bugüne kadar biz biliyoruz ki bakteriler bir veya iki hastalığa sebep olur. Ama bilim tarihinin bugüne kadar rastlamış olduğu ultra süper spiroket bir bakteri bu. Biyolojik anlamda doğru dürüst ne bakterilere ne de virüslere benziyor, inanılmaz bir canlı. Son 30 yılda yapılan yoğun çalışmalar sonucunda bu bakterinin 350’den fazla hastalığı taklit ettiği ortaya konmuştur. Başta MS, ALS, rometolit artvit, lupus, behçet, haşimato tiroidi, kalp hastalıkları gibi birçok hastalığın altından lyme bakterisinin çıktığı bilimsel olarak ispatlandı. Son 10 yılda yapılan çalışmaların sonucunda örneğin Amerika’da 25 milyondan fazla lyme hastasının olduğu ortaya çıktı. Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri Lyme Derneğinin yaptığı açıklamaya göre birkaç yıl içerisinde en az 80 milyon lyme hastasının ortaya çıkacağını öngörüyor. Çin’de son 20 yılda yapılan çalışmalarda tespit edilmiş lyme hasta sayısı 75 milyon. Alman hükümetinin geçen yıl açıklamış olduğu resmi rakamlara göre Almanya’da her yıl yaklaşık 1 milyon kişi lyme hastası oluyor” diye konuştu.

    “Dünyada lyme klinikleri var bizde yok”

    Dünyada lyme doktorları ve klinikleri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Çetin, “Bugün dünyada Amerika başta olmak üzere Avrupa’nın bazı ülkelerinde 30 yıldır lyme klinikleri var. Yüzlerce lyme doktorları var. Ama bizim ülkemizde 50 yıl geçmişi olan lyme hastalığı ile ilgili ne gerçek anlamda lyme doktoru ne de gerçek anlamda lyme kliniği var. Türkiye’de de 7-10 milyon civarında lyme hastası var. Bu çok korkunç bir rakam, ben bunları defalarca söylüyorum ve bugüne kadar birçok insana yardımcı oldum. Değişik hastalıklarla bana gelip müracaat eden insanları yönlendirdim ve bunların birçoğu lyme çıktı. Bizim neyimiz eksik, hiçbir şeyimiz eksik değil. Birçok alanda çok iyi doktorlarımız var ama biz lyme hastalığını ihmal etmiş durumdayız” şeklinde konuştu.

    Lyme bakterisini açıkladı, maaş kesme cezası aldı

    Dokuz Eylül Üniversitesindeki öğretim üyelerinin odalarının bulunduğu bina ve çevresinde, bulaşıcı ’lyme bakterisi’ taşıyan kırmızı renkli ’Ixodes ricinus’ türü kenelerin olduğunu açıklaması ve halkı bilinçlendirmesi üzerine yönetim tarafından, ’İnfial oluşturup, üniversiteyi toplum önünde küçük düşürdüğü’ gerekçesiyle maaş kesme cezası verilen Prof. Dr. Barbaros Çetin, “Bu ceza beni çok üzdü. Suçlama üniversiteyi kamuoyu önünde küçük düşürmek. Oysa ben 35 yıl boyunca hiçbir zaman çalıştığım kurumu küçük düşürmedim. Tam tersine hem ulusal hem uluslararası ödüller aldım, uluslararası alanda birçok yayınlar yaptım. Bu olaydan birkaç ay sonra bana mektuplar gelmeye başladı. Bizim bu kampüsümüzde öğrenci olup da kene yapışıp da lyme olan hastalardan bana mektuplar gelmeye başladı. Bunu delilleri bende, hatta bu hastalara yardımcı oldum” ifadelerini kullandı.

    “Sağlık Bakanlığı Lyme Eylem Planı hazırlamalı”

    Bakterinin geçiş yollarının çok olduğu için bugün dünyada salgın hale geldiğini dile getiren Çetin, “Birincisi bir an önce özellikle büyükşehirlerdeki tıp fakültelerinde lyme araştırma merkezlerinin kurulması gerekiyor. Onlarca, yüzlerce asistanın, genç doktorun lyme hastalığına yönelmesi gerekiyor. Çünkü bu dünya çapında artık bir salgın ve 350 hastalığı taklit ediyor. İkincisi de devletin, Sağlık Bakanlığının bir an önce ’Lyme Eylem Programını’ hazırlaması gerekiyor” dedi.

    “Kedi, köpek, sivrisinekler bakteriyi taşıyor”

    Lyme bakterisinin kenelerin dışında pire, sivrisinek gibi kan emen bütün canlılardan bulaştığını dile getiren Prof. Dr. Çetin, doğada da en çok yabani hayvanlarda, memeli hayvanlarda, kuşlarda olduğunu; şehirlerde ise kedi ve köpeklerin lyme bakterisi taşıdığını söyledi.

    Lyme tedavisinin kişiye göre değiştiğini ifade eden Prof. Dr. Barbaros Çetin, “Doktorun çok tecrübeli olması gerekiyor. Bu tedavi gecikilmişse kronikleşmişse 1-10 yıla kadar sürebilir, bazen nadiren ömür boyu da sürebilir. Eğer birkaç haftalıkken yakalamış olursanız 3 haftalık bir antibiyotik tedavisi ile lymedan kurtulabiliyorsunuz” diye konuştu.

    Yıllarca doktor doktor gezdi teşhis konulmadı

    Yıllarca gitmediği doktor kalmayan, ancak hastalığına hiçbir teşhis konulamayan 37 yaşındaki Meryem Körhasan da Prof. Dr. Barbaros Çetin’in vesilesi ile hastalığından kurtuldu. Bir gün bir gazetede Prof. Dr. Çetin’in yazısını okuyan genç kadın, ilk defa duyduğu lyme hastalığını belirtilerinin kendisinde olduğunu gördü ve hemen ailesi ile birlikte test yaptırdı. Test sonuçlarına göre eşi, oğlu ve kendisi yüzde 75 lyme çıkan Meryem Körhasan, şunları söyledi:

    “Yıllardır doktor doktor dolaştım. Her gittiğim doktor ‘şu olabilir’ dedi ve hiçbir zaman doğru bir teşhis konmamıştı. Ben hocamın gazetedeki yazısını okuduktan sonra doğru teşhisin lyme olduğunu gördüm ve kendi kendime bu teşhisi koyarak laboratuvar testi yaptırma gereği duydum. Hocama ceza verildiğini öğrendim. Gerçekten çok üzgünüm. 2015’teki o demeci olmamış olsaydı benim ailemde 3 kişi belki ilerleyen dönemlerde daha fazlası çünkü biz daha dikkatli yaşamaya başladık. Hepimiz lyme hastası olduk ve onun sayesinde tedavi ile karşılaştık ve biz bir sürü rahatsızlıktan kurtulmuş olduk.”

  • Çağımızın hastalığı obezite

    Obezitenin sadece gelişmiş ülkelerin problemi değil Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin en önemli sağlık sorunlarından bir tanesi olduğu belirtildi.

    Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Medical Park Karadeniz Hastanesi Gastroenteroloji Cerrahisi ve Cerrahi Onkoloji Uzmanı Doç. Dr. Can Keçe, obezitenin geçmişte Avrupa’nın ve Amerika’nın hastalığı olarak kabul edildiğini ancak verilere bakıldığında Türkiye’de her 3 kadından biri, her 4 erkekten birinin obez olarak görüldüğünü söyledi. Keçe “Obezitenin en yaygın ülkeler Amerika ve Latin Amerika olurken, Arap ülkelerinde de sayı epeyce fazla. Arap ülkelerden tatilde Trabzon’u tercih eden turistler üzerinde yaptığımız incelemelerde çok kilolu oldukları görüyoruz. Arabistan’da bu oran erkeklerde yüzde 45, bayanlarda ise yüzde 55 olurken, Arabistan’da her 2 kişiden biri aşırı kilolu diyebiliriz” dedi.

    İnsanlardaki kilo görselliğin yanı sıra obezitenin bazı hastalıklara da davetiye çıkardığını söyleyen Keçe, “Bunlardan bir tanesi şeker hastalığıdır. Özellikle insülin direnci artıyor ve vücut şeker üretse bile hedef organlardan şekeri düşürücü etkinlikte gösteremiyor, duyarlılığı azalmış ve insülin direnci artmış oluyor. Bizim obezite cerrahisi ile beraber şeker hastalığının ameliyatlarında ’tip 1 diyabet’ dediğimiz çocukluk çağından olan şeker hastalığından bahsetmiyoruz. Bizim bahsettiğimiz ameliyat ettiğimiz grup ’tip 2’. Yani erişkin düzende ortaya çıkandır. Bunda insülin direnci fazladır ve aslında vücut insülin salgılıyor fakat direnç söz konusu etki edemiyor. Bu nedenle de şeker yükseliyor” diye konuştu.

    Obezitede mide küçültme ameliyatını herkesin olamadığına dikkat çeken Keçe, “Herkes bu ameliyatı olamıyor. Gelen hastalarımıza ilk önce diyet ve ilaç tedavisi yapılıyor. Ardından yapılan kontrollerden sonra ameliyat olabilir şeklinde sonuca ulaştık mı ameliyat yapabiliyoruz. Ayrıca kelepçe ameliyatı denilen yöntemlerde daha sonra kilo alma riski var. Bizim yaptığımız ameliyatlarda daha sonra kilo alma riski çok az” şeklinde konuştu.

    Keçe, hastalarından obezite cerrahisi yöntemi ile ameliyat yaptığı Faruk Uysal’ın şeker hastası olduğunu belirterek “Hastamızda ameliyat öncesi şeker hastalığı, uyku apnesi vardı. Şekeri çok yüksek seviyede gidiyordu, ameliyatı olduktan sonra uyku apnesi gitti. Şekeri de bir sisteme girdi” ifadelerini kullandı.

    Faruk Uysal ise yaptığı açıklamada, “Ameliyat öncesi sabah öğle akşam ve yatarken 4 kez insülin kullanıyordum. Şimdi hem insülinlerin hemde hapları kestim. Ameliyat sonrası sanki yeniden doğdum diyebilirim” dedi.

  • Çağın hastalığı kanser

    Göğüs Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. M. Ali Yılmaz, insan vücudunu oluşturan yaklaşık 37,2 trilyon hücrenin her birinden kanserin gelişebileceğini söyledi.

    VM Medical Park Samsun Hastanesi Göğüs Cerrahisi Kliniği’nden Yrd. Doç. Dr. M. Ali Yılmaz çağın hastalığı kanser konusunda, “Hücrelerin, kontrolsüz bir şekilde çoğalması ve yayılması olarak tanımlanan bir grup hastalıktır. Normalde, yaşlanan ve hasara uğrayan hücreler, kontrollü bir çoğalmayla yenisi ile yer değiştirir. Bu düzenli ve kontrollü süreç bozulduğunda tümör veya ur olarak tanımlanan yapılar oluşur. Cildimizdeki benler, yağ bezeleri en sık rastlanan tümörlerdendir” dedi.

    İyi ve kötü huylu tümörden bahseden Yrd. Doç. Dr.Yılmaz, “Tümör veya ur dediğimiz yapı, sadece olduğu yerde büyüyüp, çevre ve uzak dokulara yayılmaz ise ‘iyi huylu tümör’ olarak adlandırılır. Kanser olarak tanımlanan kötü huylu tümörler, çevre veya uzak dokulara yayılma eğilimindedir. Herhangi bir urun, erkek veya dişi olması söz konusu değildir ancak iyi huylu veya kötü huylu olabilir” dedi.

    Yrd. Doç. Dr M. Ali Yılmaz kanser teşhisi için şu bilgileri verdi: “Kanser hücreleri ile köken aldıkları doku hücreleri arasındaki fark sadece üremenin kontrollü olup olmaması değildir, şekil ve yapı açısından farklılıklar da vardır. Örneğin kemik hücresinden kaynaklanan kanser hücreleri hiçbir zaman ataları gibi işlev gösteremez. Bu yapısal farklılıklar kanser teşhisinin temellerini oluşturur. Dokudan alınan parçalar mikroskop ile incelenir ve çoğunlukla kanser olup olmadığı ve hangi dokudan kaynaklandığı belirlenebilir. Bu inceleme aynı zamanda tedavi yöntemi tercihinde önemlidir.”

    Kanser türünün farklılık göstermesine dikkat çeken Yrd. Doç. Dr. M. Ali Yılmaz açıklamasını, “İnsan vücudunu oluşturan yaklaşık 37,2 trilyon hücrenin her birinden kanser gelişebilir. Kanser türleri ise bu kadar fazla olmasa da 100’den fazladır. Her bir türün kendi içinde gruplandığını düşünürsek karşımıza devasa bir rakam çıkar. Tümörlerin bulunduğu yer de çok önemlidir. Akciğerdeki bir tümör; hastaya hiçbir rahatsızlık vermeden çok büyük boyutlara ulaşabilirken, beyinde bulgular erken dönemde başlar” şeklinde tamamladı.

  • Yüzyılın hastalığı ‘obezite’

    VM Medical Park Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Aytaç Sayın, yüzyılın hastalığı olan obezitenin tedavi edilmesi gerektiğini söyledi.

    Obezite cerrahisinin güvenli olduğunu ifade eden Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Aytaç Sayın, “Zannedilenin aksine kesinlikle yüksek riskli bir cerrahi grubuna girmez. Hastaların ameliyat sonrası dönemlerinde konforu, hayatını devam edebilmesi gibi artıları düşünüldüğünde, obezite cerrahisi değerlendirilmesi gereken alternatiftir. Ancak hasta takibi cerrahi operasyon sonrası önemlidir. Hastanın obeziteyle ilgilenen diğer branş ekipleriyle de muhakkak irtibat içerisinde olmalıdır. Yeme alışkanlığı ve hayat tarzını yeni baştan gözden geçirilmelidir. Bunlara dikkat edildiğinde kilo almaz” dedi.

    “Diğer rahatsızlıklara da zemin hazırlıyor”

    Şişmanlığın vücudu doğrudan ve dolaylı yoldan etkilediğini belirten Op. Dr. Sayın, obezitenin diğer rahatsızlıklara da zemin hazırladığını, en çok eklem, damar ve kalp rahatsızlıklarıyla şeker hastalığına sebebiyet verdiğini söyledi.

    Çağın gereği olarak insanların artık daha az hareket etmeye, daha fazla kalorili ürün tüketmeye başladığını ifade eden Op. Dr. Sayın, “Alkol tüketimin artması, yağlı gıdalar, fastfood tarzı beslenmenin artması sebebiyle insanlar bol kalori alıyor. Ayrıca her tarafa araçlarla ulaşır olduk. Asansörler, yürüyen merdivenler ve otomobiller kalori yakmamızı azalttı. Bu sebeple obezite toplum içinde yaygınlaşmaya başladı. Yüzyıl önce dünya nüfusunun yüzde 3’ünü etkileyen bu hastalık, şu anda yüzde 20’li seviyelere geldi. Yarım yıl sonra ise bu rakam yüzde 40’lara ulaşacaktır. Ayrıca bu rakam gelişmiş ülkelerde toplumun yüzde 60’ını etkileyecektir. Hiçbir hastalık bu denli hızlı ve istikrarlı bir artış göstermemektedir” dedi.