Etiket: Hastalarında

  • Böbrek hastalarında aşı ile ilgili özel bir yan etki beklenmiyor

    Böbrek hastalarında aşı ile ilgili özel bir yan etki beklenmiyor

    Diyaliz hastaları, her türlü böbrek hastası ve böbrek nakilli hastalarda Covid-19 aşısı ile ilgili özel bir yan etki beklenmiyor.

    Türk Böbrek Vakfı Ahmet Ermiş Diyaliz Merkezi Başhekimi Dr. Bilal Görçin, “Covid-19 pandemisi süresince diyaliz ve böbrek hastalarında, hastalığın tedavi seyrinde edindiğimiz tecrübeler gösteriyor ki süreç hastalığa yakalanan sağlıklı bireylerden farklı olmadı. Özellikle nâkili hastalar olmak üzere, genellikle böbrek hastalarında, Covid-19 hastalığı sağlıklı bireylerde geliştiği gibi seyretti. Hastalık ve tedavi süreçlerinde ek bir sorunla karşılaşılmadı” dedi.

    Aşı ile ilgili de özel bir yan etki beklemediklerinin altını çizen Görçin, “Böbrek hastaları yıllardır grip ve zatürre aşısı yaptırıyor. Bu konuda seçimi hastalarımıza bırakıyoruz, ancak yaptırmamaları için hiçbir gerekçe de yoktur. Sağlık Bakanlığının hastanelere dağıtımını yaptığı, halk arasında Çin aşısı olarak bilinen Covid-19 aşısı, inaktif yöntemle üretilmiş bir aşıdır. Yani üretim prensibi grip aşısı ile aynıdır. Grip aşısı olabilen, aşıya alerjik reaksiyon göstermeyen tüm bireylerin aynı güvenle bu aşıyı olabileceğini ifade edebiliriz” dedi.

  • Şeker hastalarında kilo problemine dikkat

    Şeker hastalarında kilo problemine dikkat

    Genel Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Mehmet Yalım Uçtum, şeker hastalarında kilo problemine dikkat çekti.

    Uzun zamandır yaygın olarak çeşitli obezite ameliyatlarının tüm dünyada yapıldığını belirten Op.Dr.Mehmet Yalım Uçtum, “Bu ameliyatların bir kısmı mide hacmini kısıtlamaya yönelik (tüp mide), bir kısmı besin emilimini azaltmaya yöneliktir (gastrik bypass). Şişman şeker hastalarında ameliyatın hemen sonrasında daha kilo vermeden büyük bir kesiminde şekerin düzeldiği ve insüline olan ihtiyacın ortadan kalktığı fark edilmiştir” dedi.

    Obezite ameliyatı sonrasında şeker hastalığından kurtulmaya sağlayan başka etkenlerin olması gerektiği düşünülerek bu konuda detaylı araştırmalar yapılmaya başlandığını söyleyen Op.Dr.Mehmet Yalım Uçtum, “Bağırsakların yerini değiştirmenin bu etkilere neden olabileceği anlaşılmıştır. Obezite ameliyatı ile ince bağırsağın son kesimine geçen gıdanın arttığı, bu geçen gıdanın artışı ile doğru orantılı olarak ince bağırsağın bu kesiminde bulunan L hücresi denilen hücrelerden GLP-1 hormonun salgılanmasının da arttığı anlaşılmıştır.

    GLP-1 hormonundaki artışın da pankreasta insulin salgılayan beta hücre sayısını çoğalttığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak insülin üretimini artırdığı ve insülin cevabını güçlendirdiği anlaşılmıştır. Ayrıca GLP-1 karaciğer, kaslar ve yağ dokusunda insülin direncini ortadan kaldırdığı bu sayede hastaların ameliyat sonrasında kısa sürede daha kilo vermeden şeker düzenlemesinin yapılabildiği ve şeker hastalığından kurtulabildiği düşünülmektedir.

    Bunun üzerine ince bağırsağın son kısmından sindirilmemiş gıdaların daha çok geçmesine olanak verecek ameliyat modelleri geliştirilmiştir. Bu ameliyat yöntemlerine de şeker hastalığı ameliyatı denilmiştir” şeklinde konuştu.

    Op.Dr.Mehmet Yalım Uçtum, ameliyatla hastaların yaklaşık yüzde 90’ının şeker hastalığından tamamen kurtulduğunu belirterek, şunları söyledi;

    “Şeker hastalığından kurtulduğu gibi şeker hastalığının ve şişmanlığın beraberinde getirdiği yüksek tansiyon, kalp hastalığı, kolesterol yüksekliği, dislipidemi, karaciğer yağlanması ve uyku apnesi gibi pek çok yandaş hastalığı tedavi edebilmektedir.

    Metabolik Cerrahi kimlere uygulanmaktadır?

    Vücut kitle indeksi 30 ve üzerinde olan insülin depoları henüz tükenmemiş Tip 2 diyabet hastaları bu ameliyatı olabilirler. Ameliyata karar verildiğinde öncesinde bir takım tetkiklerle sizin ameliyatla düzelebilme şansınıza bakılmaktadır.

    Metabolik Cerrahi (Şeker hastalığı ameliyatı) nasıl yapılmaktadır?

    Bu ameliyat şişmanlık ameliyatları gibi laparoskopik yani kapalı olarak yapılabilmektedir. Genel anestezi altında yapılmaktadır, yaklaşık 2-3 saat süren bir işlemdir. Karna açılan 5 delikten girilen aletlerle yapılabilmektedir. Birinci aşamada tüp mide ameliyatı yapılır. İkinci aşamada ince bağırsak ile kalın bağırsağın birleşim yerinden yaklaşık 250 cm mesafeden ince barsak kesilerek alt ucu mide ile bağlanır. İnce bağırsağın son kısmı mide çıkışına yaklaştırılır. İleum denilen bu ince bağırsağın son kısmı GLP-1 adı verilen ve pankreas dokusundan insülin salınımını uyaran bir hormon salgılar ve ince bağırsağın son kısmının mide çıkışına yaklaştırması bu hormonun salgısını arttırır. Mideye giren besin maddelerinin 2/3 ü bu yeni yapılan yoldan geçecektir.

    Üçüncü aşama ise alt ucu mide ile birleştirilen bağırsağın üst ucunun (safra ve pankreas salgıları getiren kısım) ince bağırsak ile kalın bağırsağın birleşim yerinden yaklaşık 80-100 cm’ e bağlanmasıdır. Duodenum denen Oniki parmak bağırsağından GIP salınır. GİP insülin direncini arttıran bir hormondur. Gıdaların 2/3 ü yeni bağlantı yolundan geçtiği ve oniki parmak bağırsağından sadece 1/3 lük gıda geçtiği için GİP salınımı azalmaktadır.

    Hem hacim kısıtlayıcı hem emilimi engelleyen bir ameliyat yöntemidir.Ameliyat sonrasında her şey yolunda giderse birinci gün su içmeye başlamaktalar 2. veya 3. Gün sulu gıdalara geçilmektedir. Ekstra bir sorun olmazsa 3 veya 4. gün arasında taburcu edilmektedir. Bu ameliyatla şeker hastaları hem şeker hastalığından, hem fazla kilolarından hem de şeker hastalığının sebep olduğu diğer hastalıklardan büyük bir olasılıkla kurtulabilmektedir.

    Bu ameliyattan sonra şeker hastalığından ne ölçüde kurtulabilirsiniz ve daha sonrasında şeker hastalığı tekrar edebilir mi?

    Şişman tip 2 şeker hastasının pankreas rezervi tükenmemişse %90’ın üzerinde şeker hastalığından kurtulabilmektedir. Bu ameliyatın yapıldığı hastaların yaklaşık 5 yıllık takipleri sonucunda şeker hastalığının tekrar etmediği gösterildi.

    Metabolik Cerrahi ile şişmanlık ameliyatı arasında ne fark var?

    Bu ameliyatın şişmanlık ameliyatları ile benzer yönleri olduğu gibi farklı tarafları da mevcuttur. Bu farkların en önemlileri; Şeker hastalığını daha iyi kontrol etmesi; Devre dışı bırakılan ince barsak olmadığı için çok fazla emilim sorunu yaşanmamakta ve sonrasında çok fazla ilaç ve takviye tedavilere ihtiyaç olmamaktadır.”

  • MS hastalarında fizik tedavi ve rehabilitasyonun önemi

    Fizyomer Terapia Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. N. İrfan Ünver, Multipl skleroz (MS) hastalarında fizik tedavi ve rehabilitasyon konusunu anlattı.

    Ünver, “Multipl Skleroz (MS) kişinin bağışıklık sistemindeki bir bozukluk sonucu Beyin ve Omurilikte (Merkezi Sinir Sistemi) çok sayıda plakların oluşması ve sinirlerdeki myelin kılıfının hasarlaması sonucu ortaya çıkan nörolojik bir hastalıktır. Yani merkezi sinir sisteminin inflamatuar (yangısal ) bir hastalığıdır. Özellikle beyin ve omurilikteki beyaz cevher hastalanır. Beyaz cevher merkezi sinir sisteminin kendi içindeki iletişimi ve beyinden vücudun diğer kısımlarına veya vücudun diğer kısımlarından beyne olan iletişimlerini sağlar. Merkezi sinir sisteminde oluşan plaklar sinirleri çevreleyen, koruyan ve iletişimi sağlayan myelin kılıfında da hasarlanmaya neden olur. Bu nedenlerle de beyinden vücuda, vücuttan beyne gelen uyarılar aksar” dedi.

    HASTALIĞIN BELİRTİLERİ

    Hastalığın ilk belirtilerinin aniden ortaya çıkan ve birkaç gün süren görme, işitme, konuşma bozukluğu, yazının kötüleşmesi olabileceğinin altını çizen Ünver, “İlerleyen zamanlarda vücudun değişik bölgelerinde, değişik büyüklüklerde uyuşukluk, karıncalanma, iğnelenme, duyu kaybı, güç kaybı, spazm, kas sertliği, kramp, görme bozukluğu, bulanık görme, çift görme, konuşma bozukluğu, denge bozukluğu, yürüme bozukluğu, bulantı, kabızlık, idrar tutamama, idrar kaçırma, çabuk yorulma, depresyon, kısa süreli bellek sorunları, yutma güçlüğü, cinsel işlev bozukluğu, ısıya hassasiyet, yazının bozulması gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Zaman zaman ortaya çıkan ataklar halinde devam eder” şeklinde konuştu.

    HASTADAN HASTAYA FARKLILIKLAR GÖSTERİR

    MS’te hastalığın seyrini, reaksiyonlarını tahmin etmenin güç olduğunu belirten Ünver, “Hastadan hastaya farklılıklar gösterir. MS de merkezi sinir sisteminde tutulan ve etkilenen yere, etkilenme derecesine ve büyüklüğüne göre hastalığın tipi, şiddeti ve seyri hastadan hastaya değişebilir. MS Dünyada üç milyon, ülkemizde 35 bin kişiyi etkilemektedir. MS’in ortaya çıkmasında kalıtım ve genetik faktörler önemli rol oynar. Bunun dışında, çevresel faktörler (organik çözücüler, cıvaya maruz kalma, böcek ilaçları, radyasyon), etnik nedenler (Kuzey Afrika, Kuzey Avrupa, Amerika’da, Kanada‘da görülme sıklığı daha fazladır. Siyah ve sarı ırkta görülme sıklığı azalmaktadır), virüslerin (Herpes, Varisella Zonster) etkili olduğu düşünülmektedir. MS teşhisi güç bir hastalıktır. Beyin MR, beyin omurilik sıvısının tetkiki, EMG ( sinirlerin uyarılmasına dayanan, sinirlerin iletim hızların ve duyu sinirlerini ölçen bir tetkiktir) ,görme ve işitme muayeneleri tanıya yardımcı olurlar. Nöroloji uzmanı tarafından tanısı konulan hasta, nöroloji uzmanı tarafından ilaç tedavisi belirlenir. Hasta sürekli nöroloji uzmanınca takibe alınır. Hastalığın seyri, yerleşimi hastadan hastaya değişiklik gösterdiği için kişiye özel olmalıdır. Hastalık ne kadar erken yaşta başlarsa prognozu daha ağır seyredebilir. Hastalar zaman zaman ataklar geçirirler, bu ataklarda Nöroloji Uzmanına müracaatta gecikilmemelidir. Bazı hastalar sık ataklar geçirirken, bazı hastalar ömür boyu tek atak geçirebilirler. Bazı hastalarda düzelmeye izin vermeyen sürekli ilerleyen formları da vardır. Erken tedaviye başlamakla ilerde oluşacak hasarlara engel olunabilir veya oluşan hasar hafif atlatılabilir” dedi.

    MS’TE FİZİK TEDAVİ VE REHABİLİTASYONUN ÖNEMİ

    MS’de Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon çok önemli olduğunu belirten Ünver, “Hastanın yaşam kalitesini artırmak, işini veya mesleğini rahat yapabilmesini sağlamak bir başkasından bağımsız olmadan yaşamını sürdürebilmesi için her MS‘li hastaya özel farklı FTR programları hazırlanmalıdır. Günümüzde gelişmiş bilgisayar ve teknolojik imkânlarla bu mümkün olmaktadır. Hastaya el, ayak becerilerini artırmak için hazırlanan rehabilitasyon programlarının yanı sıra kas ve iskelet sistemine yönelik Nörolojik Rehabilitasyon programları fizyoterapistlerimizin eşliğinde cihaz, alet, malzemelerimiz ve ekipmanlarımız ile bilgisayarlı sanal gerçeklik cihazlarımızla da merkezimizde MS’li hastalarımıza rehabilitasyon uygulanmaktadır. Hidroterapi fizyoterapist ile havuz içinde egzersiz diğer bir rehabilitasyon yöntemidir. MS hastalarında idrar kaçırma problemi varsa; MS hastalarında idrar kaçırma problemi olursa merkezimizde manyetik alan stimülasyon koltuğunda tedavi uygulanmakta ve başarılı sonuçlar alınmaktadır. Doğru bir tedavi ile hastanın yaşam tarzı yeniden düzenlenmelidir. Hastanın yaptığı iş yorucu olmamalı, düzenli bir yaşam sürmeli sağlıklı bir beslenmesi olmalıdır. Sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Hamam, sauna ve aşırı sıcak ortamlardan kaçınılmalı, kişisel temizlik için ılık su tercih edilmelidir. Hasta üzüntü ve depresyondan uzak tutulmalıdır” şeklinde konuştu.

  • Tansiyon hastalarında diş problemlerine dikkat

    Dt. Zafer Kazak, tansiyon hastalarında diş problemlerine dikkat edilmesi konusunda uyarılarda bulundu.

    Dt. Zafer Kazak, “Kontrol altında olan ve tansiyonları regüle olan hastalarda adrenalinsiz lokal anestezik maddeler kullanılarak diş çekimi ve diğer tedaviler yapılmaktadır. Eğer hasta antikoagülan ilaç kullanmıyorsa pıhtılaşma zamanı normaldir. Ancak yine de diş çekimi veya cerrahi müdahaleleri takiben uzun süren kanamalar görülebilmektedir. Genel anestezi uygulayabilmek için ise yine tansiyon kontrol altında ve regüle olmalıdır. Anestezi öncesinde, anestezi altında ve anestezi sonrasında tansiyon sürekli kontrol altında tutulmalıdır. Orta şiddetteki bir hipertansiyonda genel aneztesi çok fazla komplikasyona neden olmaz. Anestezik maddeler tansiyon ilaçlarının etkilerini arttırabilir, böyle durumlarda hastanın tansiyonu normale gelinceye kadar sırt üstü uzanmalıdır. Antihipertansif ilaçların en önemli etkilerinden biri de postural hipotansitondur,yani yatar pozisyondan aniden kalkılması tansiyonun ani düşmesine ve bilinç kaybına neden olabilmektedir” dedi.

    Diş tedavisi korkusunun kan basıncını artırabildiğini ifade eden Dt. Kazak, “Bu bakımdan hastaların tedavisi öncesi hazırlanması gerekir. Bu amaçla güven telkin edilmelidir. Ağrılı müdahalelerden kaçınılmalıdır. Çok gerekli olduğu durumlarda sedatiflerden (sakinleştirici ilaçlar) faydalanılabilir. Hastaların randevuları sabah saatlerinde verilmeli ve çok uzun tutulmamalıdır. Özetle diş hekimleri hipertansiyon hastalarına gereken tüm önlemleri alarak hassasiyetle yaklaşmalı, hastalar ise diş tedavilerini geciktirmeden yaptırarak daha büyük sorunlardan kendilerini uzak tutmalıdır” şeklinde konuştu.

  • Şeker hastalarında tedavi kişiye özel olmalı

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Adem Demirel, her şeker hastasının özel olduğunu belirterek, “Her şeker hastasının tedavisi de hastaya özel olmalıdır. Aynı değerlere sahip 2 şeker hastasının aynı ilaçlara farklı cevaplar verdiği görülmektedir, dolayısıyla tedavi hastaya özel düzenlenmelidir” dedi.

    İnsan vücudunda midenin arka kısmında pankreas adı verilen bir bez bulunduğunu ve bu bezin kan şekerini düzenleyen hormonlar salgıladığını ifade eden Konya Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Adem Demirel, bu hormonlardan birinin de insülin olduğunu, hormonun bu bezden yetersiz salgılanması veya hedef dokuda etkisiz olması sonucu kan şekerini yükselttiğini söyledi. Oluşan bu duruma diyabet dediklerini vurgulayan Dr. Demirel, “Kan şekerinin vücutta yükselmesiyle beraber artık bu şeker olmaktan çıkıp zehir olmaktadır. Başta kalp, böbrek, beyin ve göz gibi organlarımız olmak üzere hemen hemen bütün organ ve dokulara zarar verebilmektedir. Şeker hastalığı riski bulunan kişiler, özellikle ailesinde diyabet bulunanlar, hareketsiz bir yaşam tarzı sürenler, kilolu olanlar, en az yılda bir hiçbir şikayetleri olmasa bile mutlaka şekerlerine baktırmalılar” dedi.

    Hastalığın belirtileri hakkında da bilgi veren Uzm. Dr. Demirel, “Çok su içme, çok idrara çıkma, özellikle geceleri yattıktan sonra 3-5 defa idrara çıkma isteğinin olması, çok yemek yeme ve buna rağmen hızlı bir kilo kaybı ya da hızlı bir kilo artışı gibi belirtiler varsa bunlar şeker hastalığının belli başlı belirtileridir” diye konuştu.

    “Şeker hastalığının tanısında çeşitli kimyasal testlere bakılmakta”

    Hastalığın tanısının yapılmasında kimyasal testlere de bakıldığına da dikkat çeken Uzm. Dr. Demirel, “10-12 saatlik bir açlıktan sonra açlık kan şekerinin 126 miligram/desilitrenin üzerinde çıkması şeker hastalığı tanısını koydurmaktadır. Herhangi bir zamanda açlığa tokluğa bakılmaksızın kan şekerinin 200 miligram/desilitrenin üzerinde olması veya 3 aylık kan şekeri ortalamasını gösteren değerinin 6 buçuğun üzerinde gelmesi diyabet tanısını koydurmaktadır” şeklinde konuştu.

    “Her şeker hastasının tedavisi hastaya özel olmalıdır”

    Şeker hastalığın tedavisi hakkında da konuşan Uzm. Dr. Adem Demirel, “Her şeker hastası özeldir. Her şeker hastasının tedavisi hastaya özel olmalıdır. Aynı değerlere sahip 2 şeker hastasının aynı ilaçlara farklı cevaplar verdiği görülmektedir. Dolayısıyla tedavi hastaya özel düzenlenmelidir. Şeker hastalığında diyet çok önemlidir. Şeker hastası diyetine uymalı ve bu hastalıkla iyi geçinmenin yollarını aramalıdır. İlaçlarını düzenli ve zamanında almalıdır. Yılda bir kez göz ve böbrek muayenesi, hiçbir şikayeti olmasa bile yine yılda bir kez diğer muayenelerin topluca yapılması gerekmektedir” dedi.