Etiket: HAMİLELİK

  • Hamilelik sonrası sarkmalar konusunda uyardı

    Hamilelik sonrası sarkmalar konusunda uyardı

    Estetik Plastik Ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op.Dr.Erkin Önsal, hamilelik sonrası sarkmalara dikkat çekti.

    Abdominoplasti yani karın germe ameliyatının karın bölgesinin orta ve alt kısımlarındaki fazla yağ dokusunun ve bu bölgedeki yağların alınması ile gerçekleşen bir ameliyat olduğunu dile getiren Op.Dr.Erkin Önsal, “Karın bölgesinde yoğun bir şekilde sarkma ve gevşeme olan kişiler için karın germe ameliyatı önerilir. Kadınlarda görülen karın sarkmasının sebepleri çoğunlukla hamilelik ve aşırı kilo kaynaklıdır. Sık kilo alıp vermek de karın bölgesindeki kasların elastikiyetini etkileyerek sarkma ve gevşemeye yol açabilir. Aynı şekilde aşırı kilo vermek de karın bölgesindeki derinin bollaşmasına ve zamanla sarkmasına sebep olur. Eğer kontrollu bir şekilde kilo veremiyorsanız karın sarkması problemi kaçınılmaz olur. Bunların yanı sıra kişinin genetiğinde karın sarkması varsa bu durumdan kaçmak neredeyse imkansızdır. Karın germe estetiğinde fazla olan karın dokusu kesilerek fazla olan deri çıkartılır. Karın bölgesi gerilerek dikilir. İhtiyaç duyulursa gevşeyen ve ayrışan karın kasları onarılarak kişiye daha sıkı bir karın bölgesi oluşturulur” diye konuştu.

    Op.Dr.Erkin Önsal, karın germe estetiği kimlere uygun olduğunu konusunda ise; “Abdominoplasti, abdominal duvarınızdaki fazla olan bölgesel yağların, cilt dokusunu ve kasların sıkılaştırılmasını temel alan bir estetik girişimdir. Karın germe ameliyatı, hamilelikten 10 ay sonra yapılabilir. Fakat kişiler tekrar doğum yapmayı planlıyorsa bu sürecin sonunda karın germe ameliyatı olmalarını öneriyoruz. Karın germe ameliyatı kalıcı sonuçlar ortaya çıkarsa da kişi tekrar kilo alır veya hamilelik yaşarsa karın bölgesinde sarkma tekrarlayabilir. Bunun yanı sıra karın germe estetiği aşırı kilolu hastalar için uygun değildir. Kilolu olan kişiler için genellikle kilo verme sürecinin sonunda karın germe estetiği yaptırmalarını öneriyoruz” diye cevap verdi.

    Karın germe ameliyatının bir zayıflama tekniği olmadığını anlatan Op.Dr.Erkin Önsal, “Tam tersine karın germe ameliyatı kilo verme işleminin sonunda yapılan bir vücut şekillendirme yöntemidir. Bu nedenle karın germe estetiğini vücut hatlarını düzeltmek isteyen kişilere önerilir. Karın germe ameliyatından önce sigarayı bırakmalı, aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçları almayı kesmelisiniz” dedi.

    Op.Dr.Erkin Önsal, Tam karın germe ameliyatı hastanede genel anestezi altında gerçekleştirildiğini ifade ederek, “Mini karın germe ameliyatı ise sedasyon ve ya lokal anestezi altında yapılabilir. Size hangi ameliyatın uygun olduğuna doktorunuz karar verecektir. Karın germe ameliyatı ortalama olarak 5-6 saat sürer. Göbeğinizin altından açılan 8-10 cm arasındaki bir kesiden içeri girilerek fazla olan karın derisi kesilir. Kalan karın derisi toparlanarak daha sıkı ve düz bir karın meydana getirilir. Ameliyat sırasında ihtiyaç halinde kişinin fazla olan karın yağlarıda alınabilir. Kombine ameliyat seçenekleri sayesinde daha etkili bir değişim yaşayabilirsiniz.

    Karın germe ameliyatından uyandıktan sonra karın çevrenizi sarmalayan bir sargı göreceksiniz. Bu sargının amacı ameliyat sonrasında oluşabilecek şişme ve kanamayı en aza indirmek içindir. Bunların yanı sıra deri altına yerleştirilen dren tüpleri de ameliyattan sonraki 24-48 saat içinde alınır. Dren tüpleri alındıktan sonra taburcu olabilirsiniz. Karın germe ameliyatından sonraki birkaç gün karın bölgeniz de gerginlik hissi duymanız çok doğaldır. Bu his birkaç gün içinde kendiliğinden kaybolur. Ameliyat sonrası dizlerinizin arkasına 1-2 yastık koymanız size rahatlatır.

    Tam karın germe ameliyatı yaptırdıysanız iç çamaşırı altına gizlenen 10 cm civarında bir iz kalacaktır. Bu iz çamaşır altına gizlendiği için plajda çok belirgin olmayacaktır” şeklinde konuştu.

    Mini karın germe estetiğinin ise karın bölgesinde minimal bir sarkıklık yaşayan kişiler için uygun olduğunu belirten Op.Dr.Erkin Önsal, “Kasık üzerinden girilen küçük bir kesiden mini karın germe ameliyatı gerçekleştirilir. Bu ameliyat sonrasında göbek deliği biraz aşağı çekilmiş gibi görünebilir.

    Mini karın germe estetiği 1 ila 2 saat arasında sürer. Tam karın germe ameliyatına göre mini karın germe estetiğinde daha az bir iz kalır.

    Karın germe ameliyatından sonra 2-3 gün hastanede kalmanız önerilir. Karın bölgesinin iyileşmesini hızlandırılacak özel korse giymeniz gerekecektir. Ameliyattan bir hafta sonra iş hayatınıza geri dönebilirsiniz. İkinci haftadan itibaren spor hayatınıza hafif egzersizlerle geri dönebilirsiniz. Yoğun spor rutini için en az 3 ay beklemeniz gerekir” şeklinde konuştu.

  • Sağlıklı ve mutlu hamilelik için Medicana Gebe Okulu açıldı

    Medicana Bursa Hastanesi, Gebelik Akademisi açtı.

    Doğumda ve doğum sonrasında anneliğe hazırlamak, anne adaylarının karşılaştıkları sorunları en aza indirmek ve böyle bir süreçte en çok ihtiyaç duyduğu sağlık bilgisi ve duygu durum açısından iletişim sağlanması amacıyla Medicana Bursa Hastanesi bünyesinde açılan Medicana Gebe Okulu hizmete başladı. Konferans salonunda başlayan eğitim programının ilkinde gebelik sürecinde merak edilen tüm sorular Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doç. Dr. Müzeyyen Uyanık tarafından cevaplandırıldı. Ardından Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Reşit Mıstık gebelikte el hijyeni konusunda bilgilerini anne adaylarıyla paylaştı. Gebelikte doğru beslenme konusunda ise Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Tuğba Küçük küçük tüyolar verdi. Seminerin sonunda sportif danışman Nurgün Abik gebelikte spor hakkında bilgiler vererek, uygulamalı hamile platesi gerçekleştirdi.

    Katılımın yoğun olduğu Gebelik Akademisi, katılımcılara hediyelerinin verilmesi ile sona erdi.

  • Hamilelik varis riskini artırıyor

    Op. Dr. Muhammed Fatih Yılmaz, hamileliğin varis riskini artırdığını söyledi.

    Medical Park Ankara Hastanesi Kalp Damar Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Muhammed Fatih Yılmaz, “Anne adaylarının hamilelikte sık karşılaştığı problemlerin başında varisler geliyor. Bu durum anne adaylarının güzelliğini tehdit etmekle birlikte sağlık açısından da problemlere sebep oluyor” dedi.

    Hamilelik sorunlarının kişiden kişiye değişkenlik gösterdiğini ifade eden Op. Dr. Yılmaz, “Ancak hamilelikte oluşan varisler birçok bayanın derdi. Varis yüzeysel toplardamarın özelliğini yitirerek fonksiyon gösterememesi ve vücuda zarar vermesi ile seyreden bir hastalıktır. Hamilelik varise zemin hazırlayacak nedenlerden biridir. Çünkü anne karnındaki bebeğin ihtiyaçlarının karşılanması için kan hacmi belirgin şekilde artar. Bu nedenle de bacaklarda oldukça biriken kan miktarı meydana gelir. Kan miktarı artışına bağlı olarak damarlar genişler ve kalp damar sisteminde kanın geriye yani ayaklara doğru kaçmasını engelleyen kapakçık sistemi kapansa dahi kanın geri kaçmasına mani olamaz. Engellenemeyen bu durum nedeniyle ince damarlar belirgin hale gelir, sonrasında da damarlar varisleşmeye başlar. Diğer yandan hamilelik hormonu progesteron da varis oluşmasında önemli rol oynar. Progesteron damar duvarlarını gevşeterek daha kolay genişlemelerine sebep olur. Ailevi yatkınlık söz konusu ise yine varis oluşması kaçınılmazdır. Varis hamile bayanların birçoğunda meydana gelebilir. En çok diz arkasında ve baldır bölgesinde oluşur” diye konuştu.

    “Hamilelik sonlanana kadar varis çorabı giyilmesi ve hareketsiz kalınmaması gerekiyor”

    Varis oluştuktan sonra yani damar genişleyip reflü oluştuktan sonra müdahale gerektiğini kaydeden Op. Dr. Yılmaz, “Hamilelik döneminde haliyle kilo artışına bağlı olarak variste ciddi bir artma beklenmektedir. Ancak doğacak bebeğe zarar vermemesi için kesinlikle ilaç kullanılmaz. Hamilelik döneminde yapılabilecek tek şey hastanın varis çorabı kullanması ve mümkün mertebe egzersiz yaparak hareketsiz kalmamasıdır. Hamilelik dönemi bitene kadar bebeğe zarar vermemek birinci önceliğimiz olmalıdır. Bu dönemde anestezi kullanmadan uyguladığımız venablock yöntemi de dahil hiçbir müdahaleyi tavsiye etmiyoruz. Anestezi ve ilaç kullanılmasa dahi bir ameliyat stresi oluşacağı için ve bu stresin bebeğe zarar vermemesi için müdahale önermiyoruz. Hamilelik sonlanana kadar varis çorabı giyilmesi ve hareketsiz kalınmamasını öneriyoruz. Ayrıca bacak bacak üstüne atılmamalı ve sandalyede otururken baldırın sıkışması önlenmelidir. Ayrıca hamilelik öncesi kişide varis mevcutsa varislerini kontrol ettirmek için mutlaka kalp damar ve cerrahi uzmanına gitmeli. Çünkü var olan varis hamilelik boyunca daha da artış göstereceği için ön tedbir alınması gerekir. Bu sayede varis problemi yaşamadan hamilelik mümkün hale gelebilir” açıklamalarında bulundu.

  • Hamilelik döneminde sağlıklı beslenme

    Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, gebelik döneminde doğru beslenmeyle ilgili açıklamalarda bulundu.

    Yakın Doğu Üniversitesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Uzmanı Dr. Özlen Emekçi Özay gebelik döneminde sorulan “gebelik döneminde neler yemeliyim?” soruna cevap verdi. Yaptığı açıklamada, hamilelik döneminde gelişmekte olan bebeğin gereksinimlerini karşılamanın rahat ve sorunsuz bir hamilelik geçirmek açısından dikkat edilmesi gereken bir husus olduğunu vurguladı.

    “Gebe olan kadınların kalori gereksinim farkı sadece 300 kaloridir”

    Ciddi beslenme bozukluğuna sahip olan kadınların çocuklarının sağlık problemleri yaşadığını belirten Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, hamilelik sürecinde temel besin kaynakları olan karbonhidrat, protein, yağ ve vitamin gereksinimlerinin vücutta artığını, buna bağlı olarak kalori miktarında da artış görüldüğünü ifade ederek şunları söyledi: “Gebe olan kadınlar ile gebe olmayan kadınlar arasındaki kalori gereksinim farkı sadece 300 kaloridir. Bu her öğünde 1 – 2 kaşık fazla yenilerek karşılanabilecek bir farktır. Önemli olan fazla miktarda yemek ve kilo almak değil, gerekli olan maddeleri dengeli ve yeterli miktarda almaktır. Anne adayı yeterli beslenerek ortalama 11 – 13 kg almalıdır. Gebelikte kilo takibi yapılmalıdır. İlk üç ayda ortalama 0.5 kg – 1 kg, sonraki dönemlerde ise ayda ortalama 1.5 kg – 2 kg alınması normaldir”dedi.

    Hamilelikte öğün sayısını beşe çıkarın

    Hamilelik döneminde beslenme düzeninde değişiklik yapılması gerektiğini söylenen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, normal zamanlarda uygulanan günde üç öğünün, hamilelik döneminde artırılarak beşe çıkarılması gerektiğini belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu dönemde anne adaylarının öğün sayısını artırarak erken dönemde yaşanabilecek bulantı ve kusmaların önüne geçebileceğini, midede yanma ve şişkinlik problemlerini de önleyebileceklerini ifade etti.

    Fastfood yiyecekler tüketmemeye gayret edin

    Yüksek kalorili bir yeme şekli olan fastfood yeme şeklinin, gerekli besin takviyelerini sağlayamadığını söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, fastfood yeme düzeninin yüksek oranda katkı maddesi içerdiğinden dolayı hamilelik döneminde önerilmediğini belirtti. Gebelikte kalorinin üç nedenden dolayı gerekli olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu üç nedenin; gebeliğe bağlı yeni dokuların yapımı, bu dokuların idame ettirilmesi ve vücudun hareketi olarak belirtti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti: “Gebe bir kadın gebe olmayana göre günde yaklaşık fazladan 300 kaloriye ihtiyaç duyar. Bu durum fazla beslenmenin değil dengeli beslenmenin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Gebelikteki kalori tüketimi ilk 3 ayda en az düzeydeyken bu dönemden sonra hızlı bir artış gösterir. İkinci 3 ayda bu kaloriler başlıca plasenta ve embriyo gelişimini karşılarken, son 3 ayda ise temel olarak bebeğin büyümesine harcanır. Normal sağlıklı bir kadında tüm gebelik boyunca önerilen kilo artışı 11 – 13 kilodur. Bu 11 kilonun 6 kilosu anneye, 5 kilosu ise bebeğe ve ona ait oluşumlara aittir” dedi.

    Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay: “Fazla miktarda karbonhidrat tüketimi aşırı kilo alınmasına neden olur”

    Vücudun kalori ihtiyacını karşılayan üç temel enerji kaynağı bulunduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, bu temel enerji kaynaklarının protein, yağlar ve karbonhidratlar olduğunu ifade etti. Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay şöyle devam etti: “Eğer karbonhidratlar yetersiz alınırsa vücudunuz enerji sağlamak için proteinler ve yağları yakmaya başlar. Böyle bir durumda iki sonuç ortaya çıkabilir. Birincisi bebeğinizin beyin ve sinir sistemi gelişimini sağlayacak yeterli protein olmaz, ikincisi ise ketonlar ortaya çıkar. Ketonlar yağ metabolizmasının ürünü olan asitlerdir ve bebeğin asit baz dengesini bozarak beyin gelişimini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle hamilelikte karbonhidrattan fakir diyet önerilmez. Pirinç, un, bulgur gibi kompleks karbonhidrat kaynakları anne için enerji kaynağı olmanın yanı sıra, B grup vitaminleri ve çinko, selenyum, krom, magnezyum gibi eser elementleri bol miktarda içerir. Karbonhidrat fazla miktarda alındığında bebek açısından ekstra bir yarar sağlamamakla birlikte sadece anne adayının aşırı kilo almasına neden olur.”

    Hamilelik döneminde günde 1 veya 2 bardak süt için

    Hamile bir kadının, bebeğinin güçlü kemiklere, dişlere ve ihtiyaç duyduğu kalsiyum ve diğer elementlere sahip olabilmesi için günde en az bir veya iki bardak süt içmesi gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, gaz ve hazımsızlık nedeni ile süt içilemeyen durumlarda bunun yerine peynir ya da yoğurt tüketilebileceğini belirtirken, kalsiyum alımının yetersiz kalması durumunda dışarıdan verilecek ilaçlar ile destek sağlanabileceğini ifade etti.

    Margarin ve ayçiçeği yağı yerine zeytinyağı tüketin

    Et, balık, kümes hayvanları, yumurta ve kuru baklagillerin vitamin ve mineraller yanında protein de sağladığını söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, gebelikte bebekte doku gelişimi ve yeni doku oluşumu için proteinin önemli olduğunu belirtti. Bu tür gıdalardan günde en az üç öğün alınması gerektiğini söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, baklagillerin protein değerini artırmak için peynir, süt ya da etle birlikte yenilebileceğini belirtti. Hamilelik durumunda vücudun yağ içeren besin ihtiyacında değişiklik olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, günlük alınan kalorilerin %30’unun yağlardan gelecek şekilde beslenilmesi gerektiğini sözlerine ekledi. Ayni zamanda margarin, ayçiçeği yağı gibi işlenmiş yağlardan uzak durulması gerektiğini de söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, sağlık açısından hamilelere en fazla zeytinyağının önerildiğini ifade etti.

    “Doğru beslenmeyle vitamin ilaçlarına ihtiyaç kalmaz”

    Hamile kadınlara pek çok vitamin ve mineral içeren ilaçların verilmesinin rutin bir olay olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, dengeli ve doğru beslenen hamile bir kadına dışarıdan vitamin desteğinin gerekmediğini, vitamin ve mineraller almanın en doğru yolunun doğal gıdalar tüketmekten geçtiğini belirten Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, hamilelerin düzgün beslendiği takdirde medikal desteğe ihtiyaç duymayacağını ifade ederek şunları söyledi: “Folik asit ve demir, medikal destekle ilgili istisna bir durumdadır. Folik asit bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için kilit öneme sahip olduğundan hamile kalmadan üç ay önce alınmaya başlaması gerekir. Gebelikte artmış demir gereksinimi doğal yollardan karşılanmaz. Bu nedenle özellikle gebeliğin ikinci yarısından sonra dışarıdan verilen demir ilaçları ile destek yapılır. Türk toplumunda demir eksikliği anemisi çok sık görüldüğünden, gebeliğin başında yapılan kan sayımında anemi saptanması durumunda gebeliğin en başından itibaren desteğe başlanabilir. Gebelikte demir kullanımının bir başka önemi de kansızlık olmasa dahi hem anne adayının hem de bebeğin demir depolarını yeterli şekilde doldurmak için gerekli olmasıdır.”

    Su hamilelik döneminin en önemli besin maddesi

    Suyun hamilelikte alınmasına özen gösterilmesi gereken en önemli besin maddesi olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, geçmişte gebelik sırasında tuz tüketiminin kısıtlanmasının gerektiği savunulurken, günümüzde bunun gerekli olmadığı, normal miktarda, gıdalar ile alınan tuzun yeterli olduğu ve kısıtlamaya gidilmemesi gerektiğini savunan düşünceler olduğunu belirtti. Hamile bir kadının günde 2 gram tuz alması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özlen Emekçi Özay, yetersiz ya da aşırı tuz alımının anne adayının sıvı elektrolit dengesini olumsuz şekilde etkilediğini ifade etti.

  • Çikolata kisti hamilelik şansını azaltıyor

    Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Prof. Dr. Bülent Berker, endometriozis halk arasında bilinen ismiyle çikolata kistinin, Türkiye’deki 2 milyon kadının sorunu olduğunu belirterek, “Çikolata kisti hastası kadınların üçte biri bu sorun yüzünden çocuk sahibi olamıyor” dedi.

    Çikolata kistleri ve endometriozisde yumurtalık rezervinin korunması ve bebek elde edilmesi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Bülent Berker, “Rahim içindeki endometrium denilen dokunun, karıniçinde başka dokulara yerleşmesine endometriozis denir. Bu durumda adet kanaması sırasında bu dokudan da kanama olduğundan şiddetli adet ağrısı oluşabilir. Ayrıca bu kanamanın verdiği hasara bağlı olarak cinsel temas sırasında ve değişik zamanlarda kasık ağrısı gelişebilir. Endometriozisin neden olduğu önemli bir diğer sağlık sorunu ise infertilite yani kısırlıkdır. Endometriozis yumurtalıklara yerleştiğinde, yumurtalık içinde kistlere neden olur. Bu kistlerin içinde, çikolata (koyu kahverengi) renginde sıvı toplanır ve bu nedenle bazen çikolata kistleri olarak adlandırılmaktadır. Kist tedavi edilmeyip büyük hacimlere ulaşırsa yırtılabilir ve içindeki sıvı karınboşluğuna yayılır bu da ciddi komplikasyonlara neden olur.

    Endometriozis tahmin edilenden daha sık gözlenen bir rahatsızlıktır. Tüm kadınların %3-5’inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde ise %40’a varan oranlarda endometriozis varlığı saptanmaktadır. Endometriozisin infertilite ile önemli bir ilişkisinin olduğu kabul edilen bir gerçektir. Endometriozisli kadınlardaki üreme fizyolojisinin neredeyse her yönü araştırılmış ve çeşitli bozukluklar olduğu gösterilmiştir. Şiddetli endometriozis varlığında, üreme organları arasındaki anatomik ilişkinin bozulması ve yapışıklıklar nedeni ile tüplerde meydana gelen tıkanıklıkların infertiliteye yol açtığı aşikardır. Ancak, minimal ve hafif endometriozisli olgularda infertilitenin nedenini tam olarak açıklamak kolay değildir. Son yıllarda elde edilen bulgular göstermektedir ki endometriozis ile ilişkili infertilitede esas olarak dört faktörün rolü vardır. Bunlar: bozulmuş yumurta hücresi gelişimi, azalmış fertilizasyon, immünolojik faktörler ve embryonun rahim iç zarına tutunma sorunu.” şeklinde konuştu.

    Prof. Dr. Bülent Berker, endometriozisin kesin tanısını sağlayan işaret veya bulgunun olmadığı kaydederek şöyle konuştu:

    “Ultrason yumurtalık da ki çikolata kistlerinin tanısında bize çok yardımcı olmaktadır. Endometriozisin kesin tanısı, laparoskopi yapılarak yani karnın içerisine milimetrik boyutlarda kanüller yerleştirilip ışıklı bir kamera yardımı ile karın içerisinin gözlenmesi ile konur. Bu girişim sırasında hastalığın yaygınlığı ve şiddeti de değerlendirilebilmektedir.

    Endometriozisde tedavi, infertilite (kısırlık) veya ağrıyı azaltmak için yapılır. Laparoskopi sırasında endometriotik odakların çıkarılması uzun süreli bir rahatlama sağlamaktadır. Eğer bebek istemi söz konusu değilse, cerrahi tedavi sonrasında hastaya ek olarak endometriotik odakları baskılayıcı ilaç tedavisi de verilmektedir. Endometriozisin neden olduğu kısırlık tedavisinde, hastanın yaşı, kısırlığın süresi, kısırlık yapan başka patolojilerin olup olmadığı ve endometriozisin yaygınlık derecesi çok önemlidir. Tedavi bu bilgilerin ışığı altında yapılmalıdır. Günümüzde endometriozis ile ilişkili infertilitede cerrahi tedavi ve özellikle de laparoskopik cerrahi yaklaşım çok büyük önem kazanmıştır. Laparoskopik cerrahi sırasında tüm endometriozis odakları ve varsa çikolata kistleri çıkarılmaktadır. Günümüzde laparoskopik cerrahi açık cerrahiye oranla daha fazla tercih edilmektedir. Operasyon süresinin, hastanede kalış ve iyileşme sürelerinin kısa olmasından dolayı laparoskopik cerrahi endometriozisin tedavisinde ilk seçenek olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu cerrahi sırasında yumurtalık dokusunun korunmasıdır. Tekrarlayan cerrahi girişimlerden kaçınılması ve laparoskopik cerrahi konusunda deneyimli olmak bu nedenle önemlidir.

    Laparoskopik cerrahi tedavi yaklaşımı endometriozisle ilişkili infertilitede gebeliği sağlayamaz ise tüp bebek tedavisi kaçınılmaz olmaktadır. Genel olarak, tüp bebek tedavisi diğer tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu, ileri evre hastalığı, uzun süreli kısırlık öyküsü olan endometriozisli kadınlara önerilmektedir.”