Etiket: Hakkımızı

  • Emre Belözoğlu: “Hakkımızı yedirmeyiz”

    Emre Belözoğlu: “Hakkımızı yedirmeyiz”

    Fenerbahçe Sportif Direktörü Emre Belözoğlu, kendilerine yapılan hatalarla ilgili, “Gözümüze parmağı atmasınlar artık, biz görebiliyoruz bazı şeyleri ve hakkımızı da yedirmeyiz” dedi.

    Fenerbahçe Sportif Direktörü Emre Belözoğlu, sarı-lacivertlilerin Göztepe maçı hazırlıklarını sürdürdüğü antrenmanda basın mensuplarıyla bir araya geldi. Kazanılan her maça rağmen hala hakemin konuşulmasının bir strateji olduğunu vurgulayan Belözoğlu, “Ben bunu doğru bulmuyorum. Tabii ki canın yandığında, yanlış kararlarda bunu dile getirmek gerekiyor. Sonuçta herkesin ortaya bir mücadele koyduğu, maddi manevi emekler verdiği bir sistemde, her takımın amacı, beklentisi düzgün işleyen bir sistemde yarışmaktır. Adalet dediğin şey de o. Adalet dediğin şey tek taraflı işliyorsa o zaten sistemi direkt güvenilmez kılıyor. Kazansan da kaybetsen de hakem odaklı konuşmak belli ki bir strateji, ancak bu samimi değil. Ben sezon başında da dile getirdiğim noktadayım; ’hata ile kasıt arasındaki farkı görebiliyoruz.’ Şu an kasıtlı olarak yapılan şeyleri net bir şekilde görebiliyoruz artık. Bu işin kolay bir iş olmadığını, bu mesleğin ve sorumluluğun kolay olmadığını düşünüyorum. Milyonları ilgilendiren hakem atamaları konusunda çok daha üzerine düşünülmüş adımlar atılması gerektiğini düşünüyorum. Hüseyin Göçek eğer bizim maçımıza geliyorsa; ki ben onun 4. hakemliğinden memnun değildim derbide. Çünkü saha kenarında çizginin tam üzerinde maç boyunca ortaya konan tavır ve hareketlere karşı hiçbir şey yapmadı. Saha kenarında hakemlere baskı kurmaya çalışan beş kişiyi bir kere bile oturtamadı, herkes maçı ayakta izledi ve hakem bunu tamamen görmezden geldi. Ancak buna rağmen şunu da söylemeyi istemiyorum; neden maçımıza Hüseyin Göçek atandı? Çünkü, ben Hüseyin Göçek’e güvenmek istiyorum. Hüseyin Göçek dahil bütün hakemlere güvenmek istiyorum. Kim geliyorsa futbola, futbolun değerlerine hizmet edecek; işini sahanın içinde yapsın, biz bundan yanayız. Hüseyin Göçek özelinde aklıma en yakın bu geldiği için bunu söyledim. Zaten hakemlere dair camiamız her şeyi adeta kayıt tutuyor gibi; isim isim, maç maç, şu hakemle şu kadar maçı kaybetmişiz, bunu böyle yapmışız diye bizim önümüze getiriyor zaten bütün doneler. Ayrıca biz kulüp olarak da hangi hakem ne yapmıştı, sadece bizim maçlarımızda genel anlamda neler yapmışlardı, bunu tek tek tutuyoruz, her şeyi biliyoruz. Ama ben bunu kullanma derdinde değilim. Bizim en büyük talebimiz ve isteğimiz sisteme güvenmek, adaletli olduğuna inanmak ve Hüseyin Göçek dahil bütün hakemlere güvenmek. Neden, çünkü zorlu süreçler başlıyor herkes için. Sporcular için teknik adamlar için yöneticiler için ve tabii ki hakemler için.

    “Fenerbahçe’nin hakkını korumak bizim en büyük görevimiz”

    Artık ligin sonuna doğru gelindiğini ve artık kimsenin hakkının yenmemesi gerektiğini vurgulayan Belözoğlu, “Emek dışında sonuca hiçbir şey etki etmesin. Burada Fenerbahçe’nin hakkını korumak bizim en büyük görevimiz ve bunun için en büyük mücadeleyi vereceğiz. Ama hakemlerin Beşiktaş derbisi öncesinde olduğu gibi gerçek olmayan iddialarla gündeme getirilmesi, Galatasaray maçı öncesinde gündeme getirilmesi, baskı altına alınmaya çalışılması, yanlı yönetime mecbur kılınması doğru değil diyorum. O zaman da aynı şeyi savunuyordum şu anda da aynı şeyi savunuyorum. Doğru olmayan bu hamlelerin karşılığı alındı mı? Derseniz; evet, onlar tarafından alındı. Ancak önemli olan şu, biz bunu yapmayan bir camia olarak bizim de bunu yapmamız mı isteniyor? Biz de bu yolu mu izleyelim isteniyor? Hakemi etki altına al, kazansan da konuş kaybetsen de konuş, maçtan önce konuş, baskı kur, durumuna prim veriliyorsa, bu sistem çalışıyor ve bunu yapanlar sonuç alıyorsa ki, aldıklarını gördük ve buna bir önlem alınmadığını da gördük, o zaman demek ki herkes bunu yapabilir. Bu doğru değil. Spor yöneticiliği bence fotoğrafa daha büyük bakmaktır. Kulübünün, takımının çıkarlarını gözetmektir, kulübümüzün menfaatlerini gözetmektir ama bu noktada haksızca hamleler yapılmasına, gözümüze de parmağın sokulmasına da müsaade etmeyiz. Bunu yaparlarsa biz de kendimizce her takımın yaptığı gibi stratejik davranmak zorunda kalacağız. Ortam gerilecek. Kim beslenecek bundan? Biz gerilim üretmek, manipülatif ortamdan beslenmek isteyen taraf değiliz. Hüseyin Göçek’in maça gelip hakkaniyetli yöneteceğine inanıyorum. Zorbay Küçük adlı hakem, Trabzon’da kırmızı kartı vermedi, tüm futbol gündeminin konusu oldu. Buna karşılık bir hafta sonra çok önemli bir maça atanıyor. Bunları sorgulamak, takip etmek, konuşmak bizim görevimiz mi olmalı, bizim görevimiz olmamalı mı? Ligin en kritik haftalarında atamalar yapılırken daha farklı parametreleri, kuralları ve değerleri olmalı MHK’nın veya görevli kişilerin. Bu çok ciddi bir sorumluluktur. Soru işareti ile başladığın zaman bu işe o zaman arkasını doldurabilecek her şeyi hazırlıyorsun zaten potansiyel olarak. Hata da yapsa, doğru da yönetmeye çalışsa, her ne olursa olsun biraz daha kendi hakemlerini koruyacak adımlar atılmalı MHK tarafından. Sonuçta Türk futbol ailesi olarak, hakemler de bizim hakemlerimiz sonuçta, biz böyle hakemleri dışlayacak politika izlemeyiz, öyle bir derdimiz de yok. Ama kendi hakemlerini koruyacak sistemin çok daha detaycı, çok daha fazla ince eleyip sık dokuyarak bu atamaları yapmak lazım. Yabancı hakem konusu gündemde örneğin; istemiyoruz biz yabancı hakem falan. Sen hakemlerle birlikte tüm sistemi düzgün bir seviyeye çekmek adına gerekenleri yaparsan, adaleti sağlarsan elbirliği ile gereken seviyeye gelirsin. Ancak sen gereken adımları atmazsan zaten problemli olan sistemi daha da soru işaretleriyle dolu sorgulanır hale getirirsen, yaptığın hatalar sürekli hale gelirse ya da örnek vereyim; Fenerbahçe gol atıyor o kural bir hafta sonra başka şekilde uygulanıyorsa, Fenerbahçe penaltıdan gol kaçırıyor bir hafta sonra başka kurallar uygulanmaya başlıyorsa işte bu sorgulanır. Sen bir doğruya inanır, etik ve adil olur, güncellenen ve uygulanan kuralları da bu doğrultuda yaparsan ve duruşunla, yaptıklarınla toplumu inandırırsan başarılı olursun. Herkes de sahip çıkar. Yöneticiler de kazandığı maçtan sonra dile getirirlerse ’Kazandık ama bu aslında bizim hakkımız olmayan bir goldü’ diyebilecek cesareti gösterirse, özetle herkes bir adım atarsa bu sistemi düzeltiriz, sorunlar çözülür. Ama burada bakıyorsun adam haksız, ona rağmen bastırıyor. Herkes mağdur, haklı olan da mağdur haksız olan da. Başarıya giden her yolu kendimize mubah göreceksek o zaman bu yola çıkmamak lazım. Hakemler üzerinden algıyı bırakacak herkes. Camiadan sürekli tepkiler de alıyoruz ama biz bunu göğsümüzde yumuşatacağız. Fenerbahçe taraftarı bizim niyetimizi biliyor, Fenerbahçe’nin hakkını yedirmeyiz. O yüzden diyorum hata ve kasıt arasındaki farkları görüyoruz. Gözümüze parmağı atmasınlar artık biz görebiliyoruz bazı şeyleri ve hakkımızı da yedirmeyiz. Hakkaniyetli gidecek, hak eden kazanacak. Son düzlüğe gelindi mi ona öyle buna böyle, bunun lobisi bunun kulisine göre değil, herkes hak ettiğini yaşayacak. Bu kadar teknoloji gelişti, bu ülkede futbola bu kadar ilgi var ve destek varsa her şey daha doğru yapılabilir. Hakemler daha doğru, düzgün ve soru işareti olmadan atanabilir, bu tip kritik adımlar daha ince eleyip sık dokunarak yapılabilir” dedi.

    “VAR’ın işleyişi benim gözümde yeterli değil”

    Nihat Özdemir’in en iyi VAR sistemi bizde açıklamasına ilişkin Belözoğlu, “Türkiye Futbol Federasyonu’nun başındaki kişi Nihat Başkan, beni de yöneticiliğimi yaptı. Geçen sene A Milli Takım Kaptanı’ydım, çok güzel günlerimiz geçti beraber. O görevin başında olduğu için tabi ki korumak adına, değerli göstermek adına açıklamalar yapacaklardır. Olması da gerekir kurumunu korumak adına. Ama Var’ın işleyişi benim gözümde yeterli değil. Çizgi sistemi Türkiye’de düğer büyük liglere göre çok geride, gerçekçi olmamız lazım. Gol, taç, ofsayt çizgisi sistemimiz ne yazık ki çok geride. Bunu görüp, farkında olup gereken adımları atarsak işte sistemi o zaman daha doğru korumuş oluruz. Şu an ligimizde üç takım puansal anlamda birbiriyle aynı noktada. Sanıyorum en son 28 yıl önce böyle bir durum olmuş. Biz Fenerbahçe olarak puan tablosu anlamında herkes kadar şanslıyız. Diğer takımlara göre daha iyi, derinliği olan bir kadromuz var bence. Ancak daha sezon başlamadan Fenerbahçe odaklı algılar devreye sokuldu. Önce Fenerbahçe kesin şampiyon dendi, daha lig başlamadan şampiyon ilan edildi takımımız. Biz buna dair gerçekleri vurgulayıp bu algıyı bertaraf ettikten sonra bu kez bir diğer algıyı devreye soktular; hakemler Fenerbahçe merkezli dizayn edilecek algısı yaptılar. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki; bunların tümü birer tuzak ve bu algılara rağmen hakemlerden, kararlardan, ofsayt çizgilerinden, VAR adımlarından en fazla mağdur olan takım Fenerbahçe. Biz her şeye rağmen takımımıza inanıyor ve güveniyoruz; ilk gün ne söylüyorsak onu söylüyoruz. İlk açıklamalarımdan bu zamana kadar baktığınıza çok farklı bir şey görmüyorsunuz, inandıklarımı söylüyorum. Ben herkesin eşit şansı olduğunu düşünüyorum, Fenerbahçe’nin mevcut kadrosu ile şampiyonluğu sonuna kadar kovalayacağını ve sonunda Allah’ın izni ile kupayı kaldırabilecek takım olduğunu düşünüyorum. Bunu için de mücadele edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “Önceliğimiz Fenerbahçe’nin başarısına hizmet edecek oyuncuları kulübe kazandırmak”

    Gelecek sezonun transferleri hakkında sorulan soruya cevap veren Emre Belözoğlu, “Bütçesel anlamda her sene biraz daha daralıp, genç ve potansiyeli olan oyuncuları takıma kazandırıp, yarın bir gün Avrupa’ya satabileceğimiz şekilde onların gelişimlerini sağlayıp bu şekilde bir sistem kurma odağındayız. Hem Türkiye’de hem de UEFA’da finansal anlamda kulüplerin sorumlulukları var. İnşallah bu sene Şampiyonlar Ligi’ne katılma sürecinde bu sefer UEFA’nın da kendi içinde bir sorgulaması olacak. Ne kadar oyuncu sattın, hangi oyuncuları aldın, bu oyuncuları alırken hangilerini gönderdin gibi sorgulara da muhatap olunacağı için Fenerbahçe’nin kendi içindeki genç oyuncuları değerlendirecek projelerle stratejik davranması gerekiyor.

    Tabii ki bizim önceliğimiz Fenerbahçe’nin başarısına hizmet edecek oyuncuları kulübe kazandırmak. Fenerbahçe’de başarılı olamayıp kendisini ispatlayamayan oyuncuyu bu pazara sunamazsın gerçekçi olmak lazım. Bizim amacımız önce Fenerbahçe’de başarılı olması, Fenerbahçe’nin başarısında katkısı olması, şampiyonluklarda katkısının olması daha sonra da yapabiliyorsak Avrupa’ya satmak Vedat Muriqi gibi Jailson’da olduğu gibi Eljif’de olduğu gibi. Türk kulüpleri olarak bunu yapmak zorundayız. Çünkü futbol ekonomimiz doğrultusunda ülkemizde şu anda geçmişe kıyasla büyük takımların bütçeleri çok geride ve daha da geride olması gerekiyor. Her takım artık daha kısıtlamaya girmek zorunda” şeklinde konuştu.

  • “Sadece sağlıklı yaşam hakkımızı istiyoruz”

    Kütahya’nın Emet ilçesinde yaşanan asit tankı kazası ve sonrasında çevreye yayılan asit sızıntıları nedeniyle, Emetliler Dayanışma ve Kalkınma Derneği genişletilmiş yönetim kurulu toplantısı gerçekleştirildi.

    Toplantıda yaşanan krizle ilgili yapılması gerekenler üzerine yol haritası çıkarılırken, verilen mesaj, ”Sadece sağlıklı yaşam hakkımızı istiyoruz” oldu.

    Emetliler Dayanışma ve Kalkınma Derneği Başkanı İsmail Elmacı başkanlığında, Emet öğretmenevi’nde gerçekleştirilen toplantıya, Emet Belediye Başkanı Mustafa Koca, siyasi parti ilçe başkanları, STK temsilcileri, mahalle ve köy muhtarları katıldı.

    Emet ilçesinde yaşanan talihsiz asit tankı kazası sonrası kamuoyunun sağlıklı bilgilendirilmemesi, yaşanan kaza anında halkın gerekli tedbirleri almasına yönelik uyarılmaması, halen devam eden asit kokuları için ne gibi çalışmalar yapıldığı ve yaşanan kazanın ne derece ilçeye ve çevreye zarar verip vermeyeceği konusunda ikna edici açıklamalar yapılmaması konuları ele alındı.

    Emetbor işletmesi ve Etibank’ın, Emet ilçesinin göz bebeği olduğu vurgulanan toplantıda yaşanan kazanın sülfirik asit fabrikası kurulmasından önce, ilçede asit yağmurları ve asit kokulu gecelerin artacağı yönünde endişeleri artırdığı belirtildi. Emet halkının endişelerinin işletme müdürlüğü, genel müdürlük ve bakanlık nezdinde yetkililere iletilmesi kararı alındı.

    Emet için herkesimi birlikte hareket etmeye davet ettiğini belirten Dernek Başkanı İsmail Elmacı, ’’Bu çalışmaya herkesin katılması gerekiyor. Çocuklarımız, torunlarımız için bugün birlikte hareket etmek gerekiyor. Dernek olarak bu konuda etkin bir çalışma gerçekleştireceğiz. Kazada herhangi bir ihmal varsa sorumlularının gerekli cezayı alması konusunda konunun yakın takipçisi olacağız’’ dedi.

    Genel Müdürlük ve bakanlık nezdinde girişimlerde belediyenin gerekli desteği vereceğini belirten Başkan Koca, ’’işletmeye kesilecek cezaların ilçeye yeni yatırımlar ve sosyal tesisler olarak halka dönüşümlü olması gerekiyor. Emetbordan beklenti ve taleplerin raporlaştırılarak hep birlikte ilgili makamlara gidilmesinin daha etkili olacağını düşünüyorum’’ diye konuştu.

    Toplantıda katılan parti başkanları, STK temsilcileri ve muhtarlar, particilik zihniyetini aşan ve hemşehrilik duygusuna ulaşan bir birliktelikle iktidar partisinin de yanların yer alarak etkin bir çalışma yapma kararlılılığını göstererek, bir dizi ortak çalışma kararı aldılar.(YD-EFE)

  • Demokrasi şehidinin oğlundan senaryo söylentilerine tepki: “Hakkımızı helal etmiyoruz”

    15 Temmuz’da FETÖ’ye bağlı bir grup askerin gerçekleştirmek istediği darbe girişimi sırasında şehit olan Malatyalı Zekeriya Bitmez’in oğlu Cihat Bitmez, kalkışmanın senaryo olduğunu söyleyenlere tepki göstererek, “Bunları ibretle izliyorum ve bunlara hakkımı helal etmiyorum hiçbir şekilde” dedi.

    Cihat Bitmez, babası gibi 237 vatan evladının canını hiçe sayarak tankların ve tüfeklerin önünde durduğu darbe girişimini halen bir tiyatro diyerek geçiştirenlere tepki gösterdi. Bitmez, darbe haberini alır almaz İstanbul’daki babasını aradığını belirterek “Çünkü onun dışarıya çıkacağını biliyordum. Kendisi telefonda bana ‘Atatürk havaalanına gidiyorum yoldayım, tanklar var’ dedi. Ben de ‘Baba gitme seni de vururlar’ dedim. O da bana ‘Oğlum ben çok çok şehit olurum, siz de durmayın dışarıya çıkın ve bu vatanı bu şerefsizlere bırakmayın’ dedi. Zaten son konuşmamız bu oldu. Ondan sonra bir daha kendisine ulaşamadım. Ben babam kendini korur, tehlikeye atlamaz diye düşündüğüm için o saatlerde açıkçası kardeşimin derdine daha fazla düşmüştüm. Ama şehit olan babam oldu. Başta babam olmak üzere bütün şehitlere Allah rahmet etsin ve Allah bu millete bir daha böyle günler yaşatmasın. Bizim devletimizden tek isteğimiz adil olunması ve bu şerefsizlerin en ağır ceza ile cezalandırılmasını sağlamasıdır. Benim verdiğim vergi ile bu adamlar içeride yaşamasın. Ama gerçekten suçsuz olan insanların ayrılması önemli, adaletli olunması lazım” şeklinde konuştu.

    “Bayraklarına ve devletlerine sahip çıksınlar”

    Bitmez, “Bugün bazıları o kadar çok şeyler söylüyor ki, yok senaryoydu, yok şuydu, yok buydu diye. Bunlar nasıl insanlar ben anlamıyorum gerçekten, bu durum beni çok yaralıyor. Bunları ibretle izliyorum ve bunlara hakkımı helal etmiyorum hiçbir şekilde. Bunlar babama şehit değil diyorlar, demokrasi şehidi mi olur diyorlar. Bir sürü yorum yapıyorlar. Artık bıraksınlar bunları, gerçeği görsünler, sadece bayraklarına ve devletlerine sahip çıksınlar, bu sadece Recep Tayyip Erdoğan meselesi değil, bu vatan meselesi” diyerek yazılanlara üzüldüklerini söyledi.

    “Benim 4 çocuğum var onları da bu vatan için seve seve feda ederim”

    Kocasının şehit olmasının en büyük tesellisi olduğunu ifade eden Zekeriya Bitmez’in eşi Serpil Bitmez, o akşam yaşadıklarını anlattı. Darbe girişimin yaşandığı gece evde oturduklarını ifade eden Serpil Bitmez, “Haberlerde darbe olduğunu öğrenir öğrenmez çocuklarıma ‘Babanızı arayın’ dedim. Telefonla görüşmenin ardından biz saat 2-3 gibi yine aradık ama bu sefer ulaşamadık. Sonra hemen karakolu aradık, onlarda bize bilgi veremediler. Daha sonra benim İstanbul’da olan küçük çocuğuma durumu anlattık o hastaneleri gezmiş ve Bakırköy Hastanesi’nde bulmuş. Ondan sonra da şehit haberi geldi. Acımız büyük ama bizim tek tesellimiz eşimin şehit olması, inşallah ahrette de bize şefaatçi olur. Zaten onun gibi şehitler olmasa biz de var olmayız vatanda. Onlar bizim için şehit oldular. Gerekirse benim 4 çocuğum var onları da bu vatan için seve seve feda ederim” ifadelerini kullandı.

    Babasının kendisinin okumasını ve başarılı olmasını çok istediğini dile getiren Zekeriya Bitmez’in kızı Feride Bitmez de, “Babam şehit olduğu günün ertesi üniversiteye giriş için yapılan sınavda yüksek bir puan aldığımı öğrendim ama maalesef bunu babama söyleyemedim. Bu benim içimde bir yara. Benim en büyük tesellim babamın şehit olması. Ben, babamı şehit edenlerin yaşamalarını istemiyorum hiçbir şekilde. Bunlar hainler ve bunların hiçbir şekilde nefes almaması lazım” dedi.

    “Dışarıya çıkın ve vatanınız koruyun, dedi”

    10 aylık bir bebeği olan Zekeriya Bitmez’in diğer oğlu Kadircan Bitmez ise, babasının 12 Eylül’de ve 28 Şubat’ta da her zaman devletinin yanında durduğunu kaydederek, “Ben babamın o akşam da evde durmayacağını biliyordum ve hemen babamı aradım. Babam telefonda direk bana nerede olduğumu sordu. Ben de evde oturduğumu ve televizyondan takip ettiğimi söyleyince bana, ‘Yazıklar olsun ben sizi böyle mi yetiştirdim? Dışarıya çıkın ve vatanınız koruyun’ dedi. Ondan sonra görüşmemiz bitti ve kendisinden bir daha da haber alamadık. Ben de babamın o geceki vasiyetini yerine getirmek için her gece sokaklara çıkıyorum ve vatanımı koruyorum. Babam nasıl bu vatan için şehit olmayı göze aldıysa ben de vatanım için gözümü kırpmadan kendimi feda ederim” şeklinde konuştu.

    Millet iradesiyle püskürtülen 15 Temmuz askeri darbe teşebbüsü sırasında İstanbul Atatürk Havalimanında darbeci askerler tarafından açılan ateş soncunda şehit olan Zekeriya Bitmez, Devlet Demiryollarından emekli ve dört çocuk babasıydı.

    Emekli olduktan sonra hem para kazanmak hem de boş durmamak için memleketini terk edip İstanbul’a çalışmaya gitti. Uzun yıllar İstanbul’da çalışan ve kazandığı parayı ailesine gönderen Bitmez, yeni doğan torununu bile göremeden hainler tarafından 57 yaşında şehit edildi.

  • TBMM’ye Bireysel Başvuru Hakkımızı Kullanmıyoruz

    80 milyon nüfusa yaklaşan Türkiye’de yurttaşlar, TBMM’ye bireysel başvuru yapmayı sağlayan dilekçe hakkını etkin bir şekilde kullanmıyor. Yıl boyunca komisyonlara sunulan dilekçeler ülke nüfusuna oranla oldukça düşük kalıyor.

    Yasama Derneği (YASADER) Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının (STK) yasama ve denetim sürecine katılımını güçlendirmek amacıyla TBMM’ye Bireysel Başvuru Yollarının Tanıtılması ve Desteklenmesi projesine imza attı. Hollanda Büyükelçiliğinin Matra Programı çerçevesinde finanse edilen projeyle, TBMM’ye dilekçe hakkının daha aktif hale getirilmesi amaçlandı.

    Projenin tanıtımı İzmir’de Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesinin ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Selçuk Yaşar Kampüsünde yapılan proje tanıtım etkinliğinin açılış konuşmasını gerçekleştiren TBMM Araştırma Hizmetleri Başkan Yardımcısı ve Proje Koordinatörü Semra Gökçimen, şöyle konuştu: “STK’ların, TBMM’deki yasama ve denetim süreçlerine katılımının seçmenle temsilci arasındaki bağı canlı tutacağı ve böylece halkın kendisini meclise daha yakın hissedeceği inancındayız. Etkin bir STK katılımıyla hazırlanan bir yasa tasarısı ya da kanun ileride daha az değişikliğe ihtiyaç duyar. Projemiz kapsamında farklı alanlarda çalışan STK temsilcilerine TBMM’de yasama ve denetim süreçlerinde nasıl daha etkin olabileceklerine dair çeşitli eğitim verilmektedir. Ayrıca yasama süreci ve parlamenter denetim yollarının sivil toplum kuruluşlarınca yeterince bilinmediği yönündeki izlenimlerimiz sonucunda bir el kitabı hazırladık. STK’ların görüş ve önerilerini meclise taşıyabilecekleri birçok yol ve yöntem bu kitapta yer almaktadır.”

    YASADER Başkanı ve TBMM Başkan Müşaviri Habip Kocaman ise parlamenter denetimin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Parlamenter denetim ile hükümetlerin politikaları sorgulanır. Uygulamalardaki olumsuzluklara, sorunlara dikkat çekilir. Gündem oluşturulur ve işlenen konu üzerinde ilgi uyandırılır. Dolayısıyla izlenen politikaları etkiler ve çözüm üretilmesi, iyileşme sağlanmasına destek olur.”

    İzmir, Balıkesir, Çanakkale, Denizli ve Manisa’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları temsilcilerine yönelik düzenlenen proje tanıtım etkinliğine konuşmacı olarak TBMM Kanunlar ve Kararlar Başkan Yardımcısı ve Proje Koordinatörü Semra Gökçimen, TBMM Başkan Müşaviri ve YASADER Başkanı Habip Kocaman, TBMM Dilekçe Komisyonu Yasama Uzmanı Beyhan Hamurcu, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Yasama Uzmanı Zeynep Duran, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Yasama Uzmanı Cemil Dinmezpınar ile TBMM Kanunlar ve Kararlar Müdür Yardımcısı Doç. Dr. Fahri Bakırcı katıldı.

    KOMİSYONLARA SUNULAN DİLEKÇELERİN SAYISI

    Parlamentoda bireysel başvuru kabul eden dört komisyonun mevcut olduğu öğrenilirken, komisyona sunulan dilekçelerin büyük oranda cevaplandırıldığı belirtildi. Bu komisyonlara son iki yılda bakıldığında, Kamu Denetçiliği Komisyonuna eğitim, öğretim, spor, engelli hakları gibi alanlarda 2015 yılında 6 bin 874 dilekçe sunuldu. Bu dilekçelerden 2016 yılına 977 dilekçe devretti. Dilekçe Komisyonuna da kişisel hak ve özgürlükler, kültür, eğitim, sosyal güvenlik gibi alanlarda 2014 yılında 8 bin 439, 2015 yılında 3 bin 243 dilekçe sunuldu. İnsan Hakları Komisyonu’na ise 2014 yılında bin 604, 2015 yılında bin 159 dilekçe sunuldu ve 2016 yılına 393 dilekçe devretti. Son olarak Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonuna Haziran 2011 ve Haziran 2015 yılları arasında 89 dilekçe sunuldu.