Etiket: Hakkımız

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Onların dolarları varsa bizim de halkımız var, hakkımız var, Allahımız var”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye karşı kampanyalar yürütüldüğünü hatırlatarak “Bu kampanyalara kulak asmayın, onların dolarları varsa bizim de halkımız var, hakkımız var, Allahımız var” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Doğu Karadeniz illerine teşekkür ziyaretleri kapsamında bu gece Ankara’dan Cumhurbaşkanlığı’na ait özel uçakla geldiği Trabzon’dan helikopterle baba ocağı Rize’nin Güneysu ilçesine geldi. İlçe merkezinden Merkez mahallesindeki evine geçişte kendisini gecenin geç saatlerine rağmen bekleyen hemşehrilerine hitaben kısa bir selamlama konuşması yapan Erdoğan, “Bu saate kadar bizleri beklediniz. Bizlerde malum yoğun bir çalışma içinde yeni dönemin çalışmalarını yapıyoruz. Ülkemizi inşallah yeni döneme tekrar hazırlamanın gayreti içerisindeyiz. Bu vesileyle özellikle bölgemizde gerek Rize gerek Ordu, Giresun, Trabzon buralarda bir çok sel afetleri oldu. Bu afetlerde mağduriyetler yaşandı. Bu mağduriyetleri yaşayan tüm ailelere şahsım, milletim adına geçmiş olsun diliyorum. Bu mağduriyetlerin hepsini Allah’ın izniyle tabiî ki karşılayacağız” diye konuştu.

    “Sizlere sabırlar diliyorum, gayret diliyorum”

    “Çok çalışacağız, çok koşacağız ve inşallah ülkemizi 81 vilayeti ile imar etmenin gayreti içinde olacağız” diyen Erdoğan “Şunu bilin bugün dünden daha iyi, Yarın bugün de daha iyi olacağız. Hiç endişeniz olmasın. Çeşitli kampanyalar yürütülüyor. Bu kampanyalara kulak asmayın. Onların dolarları varsa, bizim de halkımız var, hakkımız var, Allahımız var. Bizler çok çalıştık, çok çalışıyoruz. 16 yıl önce neydik, bugün neyiz, daha iyi olacağız. İnşallah sizlere sabırlar diliyorum, gayret diliyorum ve çok çalışacağız, çok koşacağız. inşallah 2023’e farklı gireceğiz. Benim buna imanım var, inancım var. 24 Haziran’da siz bizi yalnız bırakmadınız. İnşallah Cumartesi günü saat 15.’de Rize’de halka hitap edeceğiz. Hep birlikte geleceğe emin adımlarla yürüyeceğiz. Bizlere dua edin. Ben de sizlere dua ediyorum” ifadelerini kullandı.

    Erdoğan, konuşmasının ardından evine giderek istirahata çekildi.

    Bayburt, Gümüşhane, Rize ve Trabzon’a teşekkür ziyaretlerinde bulunacak

    Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, teşekkür ziyaretlerine yarın 24 Haziran seçimlerinde yüzde 82 ile en yüksek oyu aldığı Bayburt’tan başlayacak. Başkan Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçiminde en yüksek oyu Bayburt, Gümüşhane ve Rize’den almıştı. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 82,1 ile Türkiye’de en yüksek oy oranı ile desteği Bayburt’tan görmüştü. Bayburt’u yüzde 77,1 ile Gümüşhane, üçüncü sırada ise yüzde 76,9 ile de Rize izlemişti. Erdoğan’a yüksek oy veren illerin arasında yüzde 69,4 ile Trabzon da yer alırken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, teşekkür ziyaretlerine Bayburt ile yarın başlayacak. Ardından aynı gün Gümüşhane’deki seçmenlerine teşekkür edecek olan Erdoğan, cumartesi günü Rize, pazar günü ise Trabzon’da halka hitap edecek.

  • Taban: “Şehre zaman kaybettirmeye hakkımız yok”

    İnegöl Belediye Başkanı Alper Taban, “Başkan Üniversite Adaylarıyla Buluşuyor” organizasyonu kapsamında Nuh Mehmet Küçükçalık Anadolu Lisesi öğrencileriyle bir araya geldi.

    Öğrencilere İnegöl hakkındaki fikirlerini soran Başkan Taban, “Bizler gelecekte çok daha iyi yöneticiler olmasını istiyoruz. Çünkü bizim şehre zaman kaybettirmeye hakkımız yok” dedi.

    12. Sınıf öğrencileriyle okulun çok amaçlı salonunda bir araya gelen Taban, “Son dönemde bir değişim oldu ve bu değişim sonucunda arkadaşlarımız bayrağı bizlere emanet ettiler. Biz de bu süre içerisinde İnegöl’e ne katabiliriz bunun gayretini gösteriyoruz. Genç arkadaşlarımızın gözüyle nasıl bir İnegöl olmalı? Onlar ne görüyor, ne hayâl ediyor, merak ediyorum. Sizler şu anda bir yola çıktınız. Üniversite için yoğun bir hummalı bir temposu içerisindesiniz. Rakipleriniz çok. Sadece İnegöl’de 3077 öğrencimiz üniversite sınavına girecek. Türkiye genelinde ise 2 milyon 322 bin 421 öğrenci. Bunlar çok ciddi rakamlar. Bunlar arasından sıyrılıp hedefe varmak kolay değil. Bu yüzden çok çalışmanız gerektiğini hatırlatmak istiyorum” ifadelerinde bulundu.

    Başkan Taban, “Allah, bizlerden daha liyakatli, daha vasıflı arkadaşlarımıza bu görevleri nasip etsin. Çünkü bizim şehre zaman kaybettirmeye hakkımız yok. Şehirlerin ihtiyaçları var. Şehirlerin gelişmesi, büyümesi lâzım. Ancak bunu da tek başınıza veya belediyedeki ekiplerinizle gerçekleştirmeniz çok mümkün değil. Bu yüzden diyoruz ki, gelin birlikte yönetelim. Ortak aklı çalıştıralım” diye konuştu.

  • Seyahat yasağı hakkımız var

    Türk siyasetçilerin çeşitli bahanelerle Almanya’da Türk vatandaşlarıyla buluşmasını engelleyen Alman makamlarına dönük Nazı benzetmesi yapan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu benzetmesi Almanya tarafından henüz hazmedilemedi. Federal Başbakanlık Müsteşarı Peter Altmaier, “Nazi karşılaştırmalarına kesinlikle itiraz ediyoruz” dedi.

    Funke Medya Grubu’na bağlı gazetelere açıklamada bulunan Altmaier, Almanya’nın yabancı hükumet üyelerine seyahat yasağı getirmek için elinde yasal imkanlar olduğunu söyledi.

    Altmaier , Almanya’nın şimdiye kadar devletlerarası hukuktan doğan imkanlarını tüketmemesi gerektiğine değinerek, “Seyahat yasağı son seçenek olabilir. Bu hakkı saklı tutuyoruz” şeklinde açıklamada bulundu. Türkiye her zaman ülke olarak kendi onurunun zedelenmemesine önem verdiğine de işaret eden Altmaier, ” Almanya’nın da bir onuru var” Almanya Federal Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana dünya çapında bilinen ve örnek bir hukuk devleti olduğunu söyledi.

  • MHP Lideri Bahçeli: “Perinçek ile Erdoğan arasında tercih hakkımız olursa Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli”

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısında açıklamalarda bulundu. Bahçeli, “Buradan söylüyorum, bu vesileyle herkese açık açık duyuruyorum; eğer Doğu Perinçek ve hayırcı yoldaşlarıyla Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istinasız Sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli ve kafasına sokmalıdır. Bunlar çılgına dönüp kudursalar da; millet için evet, devlet için evet, Cumhuriyet için evet, Türklüğün bekası için evet diyeceğiz” dedi.

    MHP’nin, her türlü engelleme ve karşı saldırılara rağmen milletine hizmet etmenin gururuyla yoluna devam ettiğini kaydeden Bahçeli, “Ne var ki çıkarcılar yeniden işbaşındadır. İlkesizler bir kez daha devrededir. İradesizler azgınca faaliyettedir. Milletten korkanlar, kaçanlar ve karanlık emeller hiç olmadığı kadar faaldir. Milli iradeden umudunu kesmiş odaklar, siyaseti kavga ve kutuplaşmaya tahvil etmek isteyen oluşumlar nifak kuyruğundadır. Bu çevreler hoplasalar da, zıplasalar da, olmadı her türlü yalan ve dedikoduyu tedavüle soksalar da Türk milletinin egemenlik haklarına asla ambargo koyamayacaklardır. Millet son karar merciidir. Millet hükmün sahibi, bağlayıcı söz ve iradenin ta kendisidir. Milliyetçi Hareket, lobilerin, kulislerin, insanımıza tepeden bakan, değerlerimize ters yaklaşan zümre ve kaymak tabakaların partisi değil, Türklüğün kalpgahı, Müslüman Türk milletinin yürek atışıdır. Bizim yönümüz Hakk’a, yüzümüz halka dönüktür. Sözümüz millet, sevdamız devlet, sancağımız vatandır. Devlet-i ebed müddet, millet-i ebed müddet dünden bugüne vazgeçmediğimiz, bundan sonra da vazgeçmeyeceğimiz kavlimiz ve kararlılığımızdır. Aramıza karamsarlık sokmaya çalışan, içimize kötümserlik aşılamaya çabalayan mihraklar dün olduğu gibi bugün de vardır ve bilinmektedir. Bu nedenle 48 yıldır şeytan taşladık, 48 yıldır ihanet ve melaneti kovaladık. Bazen içimizden devşirilenler, bazen dışımızdan derlenenler bu kutlu çatıyı dağıtıp devirmek için tüm güç ve imkanlarıyla uğraştılar” diye konuştu

    “Pes ettiğimizi, teslim olduğumuzu en azından dünya dönerken hiç kimse göremeyecektir”

    MHP’nin, meselelere zamanlar üstü bir düşünce ve kavrayış derinliğiyle yaklaştığını kaydeden Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:

    Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben felsefemizin özü de budur. Başkaları gibi sorumsuz davranamayız. Başkaları gibi günü birlik yaşayamayız. Tarihin yanlış yerinde durmaz, duramayız. İstismara bel bağlayamaz, aldatma ve kandırmaya heves edemeyiz. Akıntının karşısında kürek çekmek yerine, yön ve istikamet vermenin akıllıca olduğuna inanır, bunu yaparız. Çünkü biz Milliyetçi Hareket Partisiyiz. Çünkü biz nereden gelip nereye gitmek istediğini bilen, bunu özümseyen ve hatta damarlarına kadar hisseden Türk-İslam ülküsünün çelikten bileği tunç yürekli Türkleriz. Yarın ve daha sonraki gün, yani 8-9 Şubat’ta idrak edeceğimiz partimizin 48. kuruluş yıl dönümünde elbette yaşanmışlıkları, hepimizi duygulandıran hatıralarımızı iftiharla anacağız. Bunu yaparken diyeceğiz ki, bizim kimseye diyet borcumuz yoktur. Bizden akçeli veya değil alacaklı olan da yoktur. Pazarlık, arka kapı siyaseti, al-ver anlaşması, siyasi menfaat beklentisi bize yabancı ve uzaktır. Tersini iddia edenler ahlaksızlığın sembolü, yalan ve riyanın çukurudur. Ardımızda ecdadımızın hayır duası, yanımızda milletimizin alicenap desteği, gönlümüzde şehitlerimizin mübarek hatırası, gözümüzde Türklüğün gür meşalesi, üzerimizde Yüce Allah’ın himayesi vardır, inşallah da ilelebet var olacaktır. Bu hareket dualıdır ve bu büyük dava hainlere sur çekmiş, fitnecilere dur demiş ve bizlere de şuur vererek geleceğin yüksek ülkülerini nurlandırmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi’nin milli ve demokratik mücadelesinden ürken, çekinen, adeta öcü gibi görenler, bundan böyle de huzur ve rahat yüzü göremeyeceklerdir. Zira tarih boyunca fikrimiz vardı, şimdi fiziken ve vicdanen varız, fitnekolikler bilsinler ki, her zaman da var olacağız. Bunu örselemeye, öğütmeye hiçbir fani ve ihanet fedaisinin gücü yetmeyecektir. Unutmayınız ki, bu kadar haklı olan, bu kadar haklı çıkan, ancak, bu kadar da hakkı yenmiş bir dava olmamıştır. İşte biz, bu hakkın sonuna kadar peşindeyiz. Türk Milliyetçileri mağdur olmuştur, sıkıntıya düşmüştür. Ama hiçbir zaman mağlup olmamışlardır. Allah’ın izniyle bundan sonra da olmayacağız, pes ettiğimizi, teslim olduğumuzu en azından dünya dönerken hiç kimse göremeyecektir.”

    “Demokrasi karşıtı cephe ne yaparsa yapsın, millet anayasa değişikliğine damgasını vuracaktır”

    TBMM’de kabul edilen 18 maddelik anayasa değişiklik teklifinin 2 Şubat’ta Cumhurbaşkanının onayına sunulduğunu belirten Bahçeli, konuya ilişkin olarak şunları söyledi:

    “Beklenen onayın Resmi Gazete’de yayınlanmasıyla birlikte referandum günü de belli olacaktır. Türk milleti sandıkta kararını verecektir. Demokrasi karşıtı cephe ne yaparsa yapsın, millet anayasa değişikliğine damgasını vuracaktır. Millet ve memleket için son derece faydalı ve olumlu olan değişiklik teklifinin milli iradeyle tescili, ümit ediyorum ki, ülkenin önünü açacaktır. İnsanlar yaşadıkça, toplumun ihtiyaçları değişip karmaşıklaştıkça, dahası insanlık değerleri geliştikçe anayasaların da değişmesi kaçınılmazdır. Elbette ki bizim Anayasamız da değişecektir. Demokrasi ile yönetilen her ülkenin bir anayasası vardır. Evrensel benzerlikler ülkelerin anayasalarını bazı hususlarda birbirine yaklaştırırken, toplumların milli özellikleri farklılıkları doğurmaktadır. Doğru ve doğal olanı da budur. Aslında bir demokratik toplumu yine demokratik olan bir diğerinden ayıran en önemli özellik de bu milli nitelikli ve kendine özgü yapı ve farklarda aranmalıdır. Aksi halde başka toplumları demokratik ve özgürlükçü yapan bir anayasanın, bir diğer toplumu ayrışmaya kadar götürmesi bilinen ve beklenen gelişmelerdendir. Dikkat ediniz, yaklaşık iki asır önce ivme kazanan çözülmenin bütün aktörleri bugün de karşımızdadır. Dayatmalara teslim olmuş siyasetçiler, işbirlikçi basın mensupları ve lobiler, Batı’ya tapınan yabancı hayranı yerli misyonerler, çareyi dışarıda arayan çağdaş muhip cemiyetleri, geri kalmış olmayı milletine vehmeden taklitçiler, Paris’te, Londra’da olanı kullanarak, takarak, giyerek gelişeceğimizi zanneden ahmaklar, kalkınmayı yalnızca parlamento, gelişmeyi yalnızca demokrasi, zenginliği lüks semtlerdeki vitrinlerden ibaret görenler, yabancıların denetim ve kontrolüne geçmiş kesimler, kurtuluşu ve çözümü dış dünyanın vizyonunda arayanlar ile,nihayet o gün ülkemizi çöküşe el birliğiyle, ama bilerek ama bilmeden götürenlerin tamamı bugün de mevcuttur. Dışarı çıktığınızda etrafınıza bakınız, o günkü aktörlerin hepsi istisnasız şimdi de vardır. Ama ne mutlu ki, o gün bu yıkım yaşanırken olmayan tek güç bugün mevcuttur. Milletimizin talihidir ki, o şartlarda olmayan kuvvet bugün vardır ve iftiharla söylüyorum ki buradadır. Bu muazzam kudretin adı Milliyetçi Hareket Partisi’dir.”

    “Kimsenin peşine takıldığımız yoktur”

    “11 Ekim 2016’dan bu tarafa sadece bize vuruyorlar, bizi çekiştirip bizi eleştiriyorlar” diyerek sözlerini sürdüren Bahçeli, “CHP, HDP, FETÖ, PKK, DHKP-C, ÖDP, EMEP, Türkiye Komünist Partisi, eli kanlı aydınlıkçılar, sözcüler, fitne çağcılar, Cumhuriyetten geçinen fesat yuvaları, kendilerine milliyetçi diyen dar ve güdük bir grup ağız birliği etmişcesine MHP’ye bindiriyor, MHP’ye saldırıyor. Niye evet diyormuşuz. Biz de diyoruz ki, size ne, size mi soracaktık? Anayasa değişikliğine niye ihtiyaç duymuşuz. Ne yani, izin ve icazeti sizden mi alacaktık? Başkanlık sistemine neden tamam demişiz. Bu iftiraya cevap yetiştirmeye niyetlenmek bile zaman israfıdır. AKP’nin ve Cumhurbaşkanının nasıl olur da peşine takılıyormuşuz. Kimsenin peşine takıldığımız yoktur, ancak Kandil ve Pensilvanya’nın yoklama kaçaklarının tepesine binip enselerinden tutacağımız günler yakındır. Dün söylediklerimizle bugünküleri arasındaki çelişkileri görmüyormuşuz. Aslında bu isnat sahipleri çelişkiler içinde bocaladıklarını yine kendileri fark etmiyor, bir de yüzsüzce tezvirat yapıyorlar. Elbette aleyhimize kurulan karanlık kampanyaya düzeneğine temel teşkil eden bu sorgulama ve yargılama listesi uzayıp gitmektedir” açıklamasında bulundu.

    “Doğu Perinçek ve hayırcı yoldaşlarıyla Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istinasız Sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli”

    Herkesin, MHP’deki sözde kaynamaya yorum getirdiğini vurgulayan Bahçeli, “Neymiş, partimize oy verenlerin üçte biri hayır, üçte biri evet, üçte biri de kararsızmış. Kameraların karşısına geçen ne idüğü belirsiz yarım uzmanlar, gazete köşelerinden ahkâm kesen kalem yobazları partimiz hakkında hüküm verirken, partililerimizin ne yapacağını konuşmaktadır. Bugün ekran ekran gezerek MHP bilirkişisi olmaya soyunanların, dün karşımızda hıyanet kusanlar olduğunu biz gayet iyi biliriz. Neden başka hiçbir konuda bizleri önemsemiyorken, konu anayasa değişikliğiyle ilgili kararımıza gelince birden bire bizim gibi görünmeye çalıştıklarını da gözden kaçırmaz, aklımızdan çıkarmayız. Dün halklara özgürlük diyerek, oraç çekiçle poz vererek ülkücülere kurşun sıkan, pusu kuran Perinçgiller; şimdi kalkmışlar neredeyse bize davamızı öğretip ülkücülük anlatacaklar. Bu ne arsızlık, bu ne densizlik, bu ne ahlaksızlıktır? 48 yılımızın hiçbir diliminde olmamak şöyle dursun, en ağır hakaret ve saldırılarla üzerimize gelenler, sanki hidayete ermiş gibi, Milliyetçi-Ülkücü Hareketin ne yapacağını haykırmaktadır. Anayasa değişikliğine evet diyoruz ya, sıkıntıları, açmazları, ağrı ve sancıları bundandır. Buradan söylüyorum, bu vesileyle herkese açık açık duyuruyorum; eğer Doğu Perinçek ve hayırcı yoldaşlarıyla Recep Tayyip Erdoğan arasında bir tercih hakkımız olursa, kesinlikle ve istinasız Sayın Erdoğan’ı tercih edeceğimizi herkes bilmeli ve kafasına sokmalıdır. Bunlar çılgına dönüp kudursalar da; millet için evet, devlet için evet, Cumhuriyet için evet, Türklüğün bekası için evet diyeceğiz” dedi.

    “Bu kararın altında yatan 3 kritik dönemeç vardır”

    MHP’nin dünkü sözlerini çiğnemediğini ve inkar etmediğini belirten Bahçeli, ‘Evet’ kararının altında yatan 3 kritik dönemecin olduğunu söyledi. Bahçeli, “İlk olarak, 21 Ekim 2007 tarihinde anayasa değişikliği referandumuyla Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine karar verilmesidir. Bu yolu açanlar 367 tıkacının fail ve fanatik tetikçileridir. Buna neden olanlar TBMM’de Cumhurbaşkanının seçilmesine direnip ülkeyi erken seçime götüren CHP’nin başını çektiği kaos çetesidir ve o tarihlerde TBMM’deki tıkanmışlığı açan, demokrasinin çarkını döndüren de Milliyetçi Hareket Partisi olmuştur. Bu tarihi duruş ve irademizden dolayı bizi eleştirenlerin alayı birden bugün yine karşımızdadır. İkinci olarak, 10 Ağustos 2014’de yapılan Cumhurbaşkanı seçimidir. İlk kez bir Cumhurbaşkanı millet tarafından doğrudan doğruya belirlenmiş, yeni ve zorlu bir dönemin rotası çizilmiştir. Ve ne kadar itiraz edip ne denli karşı çıksak da, siyasi güç ilişkisinden doğan fiili durum ülke yönetimini tepeden tırnağa sarsmış ve sarmıştır. Sayın Erdoğan, bizatihi ve aracısız millet tarafından seçildiğinden hareketle, alışılmış ve sembolik bir Cumhurbaşkanı olmayacağını defalarca dile getirmiştir. Bu durum yeni şartları ve farklı bir yönetim yapısını meydana çıkarmıştır. Her fırsatta Cumhurbaşkanının anayasal sınırlarından taşmaması gerektiğini vurgulamamız herhangi bir cevap bulmamış, Türkiye adı konmamış, yani fiilen uygulanan partili Cumhurbaşkanlığı sistemine zoraki de olsa dümen kırmıştır. Kaldı ki, Sayın Cumhurbaşkanı sistemin fiilen değiştiğini 14 Ağustos 2015 tarihinde Rize’de ilan etmiştir. Bir yanda milletten direkt yetki alan bir iktidar partisi ve başbakan, diğer yanda yine milletin doğrudan seçtiği Cumhurbaşkanı Türkiye’nin ikili siyasi ve yönetim yapısını ortaya çıkarmıştır. Bırakınız siyasi köklerinin ayrı olmasını, aynı partiye dayanan Cumhurbaşkanı ve başbakan arasında bile gerilim ve anlaşmazlıkların çıkabileceğini, bunun da sistemik ve rejim krizlerine dönüşebileceğini mutlaka bilmek, öngörmek şarttır. Üçüncü ve en önemlisi olarak, 15 Temmuz FETÖ darbe kalkışmasının toplumsal ve siyasal alana yüklediği mecburi durum muhasebesi ve tarihi sorumluluklardır. Siyasetin kulvarı 15 Temmuzla birlikte değişmiş, siyasi aktör ve kurumların hanesine yeni ve ertelenemez mükellefiyetler yazılmıştır. FETÖ darbe teşebbüsü milattır; tavrımız, tarzımız, siyasetimizin üslup ve mesajları bu ihanetin öncesi ve sonrasıyla elbette aynı olmayacaktır. 15 Temmuz’da gördük ki, ikinci Sevr yanı başımızdadır. 15 Temmuz’dan çıkardık ki, vatan, devlet ve istiklal kaybı an meselesidir. İşgalin eşiğinden döndük. Parçalanmanın kıyısında durduk. Milli mukavemet olmasa, millet müdahale etmese felaket son yurdumuzu kasıp kavuracak, hepimizi yiyip bitirecekti. Son iki yüzyıllık darbeler tarihimizdeki örneklerden en vahşisini, en şiddetlisini, en gözü kararmışını yaşadık. Açıktır ki, bazı feci olay ve dönüm noktaları toplum ve milletlerin zihni doku ve donamında değişimlere yol açmaktadır. Böyle zamanlarda sistemsel düzeltme, değişim ve yeni denge arayışları normaldir, beklenmelidir” diye konuştu.

    “Referandumda milletimizin sesini duyacak, tarihimizin hükmüne uyacak, ‘Evet’ diyeceğiz”

    Türkiye’yi terörle köşeye sıkıştırmak ve darbeyle son vuruşu yapmak istediklerine dikkat çeken Bahçeli, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Fırat Kalkanı Harekatıyla cevap verdik. PKK, PYD-YPG, IŞİD, FETÖ, DHKP-C bu çerçevede maşa olarak kullanıldı. Tek sesle, tek nefesle, milli şuurla karşı durduk. Komşu ülkelerdeki yangın da giderek büyüdü, ülkemize birinci derecede tesir etmeye başladı. Emperyalizm bilhassa Suriye’de tüm kanlı ve acımasız hünerlerini gösterdi. Terör örgütleri milli bekamıza arka arkaya suikast düzenlediler, nihayetinde buna da devam ediyorlar. 15 Temmuz bize göstermiştir ki, anlamsız tartışma, söz düellosu, sert kutuplaşma bitmeli; siyaset milli ülkü ve hedeflerde buluşmalıdır. Demem odur ki, Türk devletinin tarihi ve ebedi sürekliliği milli uzlaşma, anlaşma, ittifak ve kucaklaşmaya bağlıdır. Biz de bunu yaptık, bunda karar kıldık. Devletin süratle anayasal yörüngeye çekilmesi, hukukun üstünlüğünün hakim kılınması, devlet-millet uyumunun temin ve tahkim edilmesi hepimizin milli görevidir. Biz parti olarak, küçük hesapların ardına takılıp, büyük hesapların oyuncağı olmayacağız. Önce, oyunu yukarıdan, kaynağından, yedi düvelin bitmeyen hesaplarından bozacağız. Küresel güçlerin bölgemizdeki kanlı tezgahlarını milletle dayanışma halinde, devletle birlikte olarak dağıtacağız. Milliyetçi Hareket Partili olmanın tarihi sorumluluğu da buradadır. Bu nedenle, bizleri yıkıma, çöküşe götüren katara, bir sonraki istasyonda inmek üzere binmeyeceğiz. Bu nedenle referandumda milletimizin sesini duyacak, tarihimizin hükmüne uyacak, ‘Evet’ diyeceğiz. İçine haklı ve masum gelişmeler olarak sinsice yerleştirilmiş hilelere takılmayacak, hayırsızların, hayır kuşağında buluşmuş Türkiye muhaliflerinin dedikodularını çürümeye bırakacağız ve ‘Evet’ diyeceğiz. Mekruh ile mubahın bir arada olmayacağını idrak edip, ‘Evet’ diyeceğiz. Zemzem ile zehri birleştirip altın kasede içirmeye çalışanların Cumhuriyet elden gidiyor, diktatörlük geliyor gürültülerine bakmayacak, ‘Evet’ diyeceğiz. Sandıkta milli beka için ‘Evet’ mührünü vuracağız. Biz başkanlığa değil, Cumhurbaşkanı hükümet sistemine ‘Evet’ diyoruz. Biz Türkiye’nin diriliş ve toparlanmasına ‘Evet’ diyoruz. Biz Türk ve Türkiye düşmanlarının bozgunu için ‘Evet’ diyoruz. Rejim değişikliği diye kızılca kıyameti koparan CHP ve yanında hizalanmış terör ve bölücülük konsorsiyumunun yalanlarını boşa çıkarıp sistemsel yenilenme için güçlü bir ‘Evet’ diyoruz. Milletimizin kararından korkup fildişi kulelerinden Türkiye’ye ayar vermeye kalkışan kiralık gazeteci ve aydınlara hadlerini bildirip ‘Evet’ diyeceğiz. Lafa gelince millete büyük, aziz, kahraman; icraata gelince bidon kafalı, göbeğini kaşıyanlar, makarnacılar diyen nankörleri sandığa gömmek için ‘Evet’ diyeceğiz. Eveti; Sevr, Ortaçağ, kulluk, kelle, Derviş Mehmet, haram, Damat Ferit, cehalet, yalan, yalaka şaklaban, nefret diye tevil edip Hayırı; Lozan, Hasan Tahsin, Kubilay, şehit, hukuk, doğruluk, ilim, aydınlık, sevgi diye takdim eden çürümüşleri şaşkına çevirmek için ‘Evet’ diyeceğiz. Bizim gönlümüzde evet veya hayır iradesine sahip her vatan evladı değerli, yeri dolmaz, bir ve eşittir. Hepsinin kararına sonsuz hürmetimiz vardır. Ancak bozguncuları, Anadolu’nun tozlu yollarını bilmeyen, milletin yağız evlatlarını hissetmeyen, bunlara üstten bakan kibirli ve kinli sonradan görmeleri, tufeyli ve mukallit çevreleri bir evetle susturacak, saltanatlarına son vereceğiz. Diyoruz ki; devlet, millet, cumhuriyet görüşümüz ‘Evet’. Biz şahsa değil, sistemin bakiliğine ‘Evet’ diyoruz. Biz bir partiye, ideolojiye, bir kesim ve düşünceye değil Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve kurtuluş yıllarının anısına ve adına evet diyoruz. ‘Evet’ dedik, Çanakkale’de doğrulduk; yine evet deyip Ankara’dan geleceğe koşacağız. Evet dedik, Sakarya ve Dumlupınar’da ayağa kalktık, yine ‘Evet’ deyip bölücü, yıkıcı düşmanlara, tüm terör örgütlerine ortak bir mücadele azmi ve iradesiyle dünyayı dar edeceğiz. Biz milletimizin kararına güveniyoruz, en doğrusu neyse yapacağını biliyoruz. Biliniz ki, Cumhuriyetimiz daha sağlam temellere oturacaktır.”

    “Milleti hasolar memolar şeklinde görenler, referandum sonrası kaçacak delik arayacaklardır”

    “Türkiye’yi Alman Başbakanına şikayet etme küstahlığını gösteren CHP zihniyeti milletten bir kez daha şamarı yiyecek, yakın hısmı HDP’yle birlikte rüzgar ekerken fırtınayla karşılaşıp sandığın dibine tortu gibi çökecektir” diyerek konuşmasına devam eden Bahçeli, “Evetle Türkiye kazanacak, millet kazançlı çıkacak, Türklüğün gurur ve şuuru, İslam’ın ahlak ve fazileti yeni bir ruhla Türkiye’nin prangalarını sökecektir. PKK hayır diyormuş, varsın desin, bunu kendilerini Türk milliyetçisi sanan, yine toplanıp toplanıp dağılan, tutunacak demir parmaklık arayan, aslında dalından kopmuş kurumuş yaprak gibi savrulan zavallılar düşünsün. Milliyetçi-Ülkücü Hareket gönüldaşlarıyla, sevdalılarıyla, ülküdaşlarıyla, oy veren vermeyen milyonlarca kardeşiyle bir ve beraberdir, bunu karartmaya hiçbir çapsız ve çamur zihniyetin ömrü yetmeyecektir. FETÖ’cülerin, bunların kuklalarının entrika ve algı oyunları tutmayacaktır. Millete sırt dönen, milletten ödü patlayan, milleti hasolar memolar şeklinde gören, adında halk olup halkla hiçbir bağı olmayanlar Türkiye’nin gücü karşısında şok olacaklar, referandum sonrası kaçacak delik arayacaklardır. Millet hakim ve hakem, biz ise hadimiz. ‘Ne Mutlu Türküm Diyene’ sözümüz milletimizin tercümanı ve tarihe geçmiş milli beyanı ve beka duruşudur. Tekrar söylüyorum; Türkiye Cumhuriyeti adıyla ve üniter devlet çatısı altında, Türk milleti kimliği ile beraberce yaşayabilmemizin asgari kuralları 29 Ekim 1923 tarihinde Atatürk ve kurucu kahramanlar tarafından konulmuştur. Başkentimizin Ankara, dilimizin Türkçe, bayrağımızın ay yıldızlı al bayrak, milli marşımızın İstiklal Marşı olduğu belirlenmiş ve Anayasamız tarafından da güvence altına alınmıştır. Bundan geri dönüş yoktur. Anayasanın ilk dört maddesi üzerinde kim ya da kimlerin hasmane hesabı varsa önce bizi aşmak, bizim bedenlerimizi berhava etmek durumundadır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi hak ve hukukuna can pahasına sahip çıkacaktır. Türkiye Devleti bir Cumhuriyet olup ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür Türk milleti tarihi ve kültürel kökleri itibariyle ayrılık kabul etmeyen bir cevherdir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşu, istiklal ve bağımsızlık mücadelemizin taçlandırılmasıdır. Milli birlik ve bölünmez bütünlüğümüzün dayandığı temeller tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak ve tek dil ülküsüdür. Milliyetçi Hareket, bu kutlu değerleri ve kutsal emanetleri, gösterecekleri yüksek fedakarlık, kararlılık, milli şuur ve millet sevgisi ile korumaya yeminlidir. Bunlar, bizim varlık ve yaşama nedenlerimizdir, bu kutlu siyasi hareketin kırmızı çizgileridir” dedi.

  • Osman Ünlü: “Defnetmeyeceğiz Deme Hakkımız Yok”

    Özgecan Aslan’ın katili Ahmet Suphi Altındöken’in cenazesinin defnedilememesini değerlendiren Türkiye Gazetesi Yazarı ilahiyatçı Osman Ünlü,  “Biz bunu defnetmeyeceğiz deme hakkımız yok. Onun cezasını verecek de biz değiliz” dedi.

    Özgecan Aslan’ın katili Ahmet Suphi Altındöken’in öldürülmesinin üzerinden günler geçmesine rağmen cenazesi hala defnedilemedi. Cenazenin vatandaşların tepkisi yüzünden defnedilemeyerek ortada kalması dini açıdan tartışmaları da beraberinde getirdi. Türkiye Gazetesi Yazarı İlahiyatçı Osman Ünlü de konuyu dini açıdan değerlendirerek açıklamalarda bulundu.

    “BİZİM BUNU ’DEFNETMEYECEĞİZ’ DEME HAKKIMIZ YOK”

    Müslüman veya gayrimüslim birisinin vefat ettiği zaman kendi inancına göre defnedildiğinin altını çizen Türkiye Gazetesi yazarı İlahiyatçı Osman Ünlü, “İslam dünyasında Peygamber Efendimiz Muhammed (s.a.v.) itibaren zalim, gaddar veya katil olup çeşitli suçlar işleyen kimseler oldu. Bunların hepsi bir şekilde defnedildi. Tabii şimdi kamuoyu itibariyle bazı şeyler tepki topluyor ve belli yerlere odaklaşıyor. Bir kimse ne kadar büyük suç işlerse işlesin hukuk gerekli cezayı verir. Mahşer gününde Allah-ü Teala bunun hesabını sorar. Dolayısıyla bu konuda kullara düşen dinimizin bildirmiş olduğu isterse zalim olsun ve yahut hangi kötülükleri yapmış olursa olsun vefat ettiği zaman bizim bunu götürüp bir yere defnetmemiz gerekir. Biz bunu defnetmeyeceğiz deme hakkımız yok. Onun cezasını verecek de biz değiliz” dedi.

    “CEZALARI BİZİM KUL OLARAK BURADA VERMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Fert olarak ülkemizde veya başka ülkelerde ceza verilmeye kalkıldığı zaman anarşinin doğacağını ifade eden Ünlü, “Allah-ü Teala’nın ahirette vereceği cezaları bizim kul olarak burada vermemiz mümkün değil. Bize düşen onu defnederek Allah-ü Teala’ya havale etmek. Fıkıh kitaplarında bir kimse vefat ettiğinde acil olarak onu defnetmek buyruluyor. Onu bekletmek doğru değil. Her ne kadar suçu büyük olmuş olsa bile onunda bir ailesi var. Madem ki karşı tarafı düşünüyoruz, onun ailesinin de düşünülmesi lazım. Vefat eden kimse inancını neyi gerektiriyorsa bir an önce defnedilmelidir” şeklinde konuştu.