Etiket: Hafife

  • Uzman Dr. Didem Er: “El titremesini hafife almayın”

    El titremesinin günlük hayatın stresinden nörolojik rahatsızlıklara pek çok farklı sebeple ortaya çıkabildiğini belirten Uzman Dr. Didem Er, stres, heyecan, aşırı kafein alımı, fiziksel yorgunluk el titremesini artırırken, bazen ciddi hastalıkların da bu durumu tetikleyebildiğini söyledi.

    Medicana Samsun Hastanesi Nöroloji Bölümünden Uzman Dr. Didem Er, el titremesiyle ilgili önemli açıklamalarda bulundu. El titremesinin ciddi nörolojik hastalıkların ilk belirtisi olabileceğini belirten Uzman Dr. Er, “Bilimsel adı ’tremor’ olan titreme, istemsiz oluşan, ritmik, sallanma şeklindeki bir eklem hareketi olarak tanımlanıyor. Dolayısıyla sadece ellerde değil, kollarda, başta, bacaklarda ve ses tellerinde de görülebiliyor. Bazen yoğun stres altında ya da tiroit hormonunun artmasına bağlı olarak ortaya çıkabilen ellerdeki titreme sorunu altta Parkinson gibi çok daha ciddi nörolojik sorunlara da işaret edebiliyor. Titreme vücudun bir kısmındaki kasların istemsiz olarak ritmik bir şekilde kasılması ve gevşemesi sonucu ortaya çıkan hareketlerdir. En sık ellerde görülen titreme sağlıklı diyebileceğimiz normal kişilerde görülebilir ve belirginleşmediği sürece fark edilmez. Kişinin ellerdeki titremesi fark edilir düzeye gelince normal olmaktan çıkar. Stres, yoğun çay ve kahve içmek, açlık, yorgunluk, ani sinirlenme gibi bazı durumlar titremeyi fark edilir hale getirebilir. Bu faktör ortadan kalkınca kişi eski haline dönebilmektedir. Basit bir titreme gibi görünen bu sorunun birçok nedeni olmakla birlikte sıklıkla; stres, korku, hipertiroidizm ya da hipokalsemi (vücutta kalsiyum miktarının azalması) gibi metabolik durumlarla bazı ilaçlar ve uyarıcılara bağlı olarak geliştiği görülüyor. Bununla birlikte Parkinson hastalığı ve bazı hareket bozukluklarının karakteristik belirtisi de ellerde ortaya çıkan titreme oluyor. Tremorun nedenleri çeşitli olduğu için görülme sıklığı da buna bağlı olarak değişiklik gösteriyor ve bu konuda net bir bilgi verilemiyor” dedi.

    “Hastalar titremenin genellikle uykuda kaybolurken stres altında arttığını belirtiyor”

    Ellerdeki titremenin altında yatan etkenleri maddeler halinde sıralayan Uzman Dr. Er, “Esansiyel tremor; genellikle her iki elde başlayan bu durum en sık rastlanan tremor türü olarak gösteriliyor ve 100 binde 350 gibi bir sıklıkla dünyada en fazla görülen hareket hastalığı olarak nitelendiriliyor. Bazı durumlarda önce tek elde başlamış bile olsa yaklaşık üç yıl içinde diğer elde de titreme başlıyor. Gündelik yaşam içinde ince motor hareketlerini gerektiren, yazı yazmak, eşyaları tutmak gibi durumlarda titreme daha belirgin bir hal alıyor. Hatta, ellerdeki titremeye ses veya dil tremorunun da eşlik ettiği görülüyor. Hastalar titremenin genellikle uykuda kaybolurken stres altında arttığını belirtiyor. Parkinson tremoru; Pankinson hastalığının karakteristik belirtisi olan bu titreme genellikle tek elde başlıyor. 60-65 yaşından sonra görülme riski artıyor. Hastanın baş ve işaret parmağı birlikte titriyor. Para saymaya benzer bir özellikte olan bu titreme çoğunlukla dinlenme sırasında ortaya çıkıyor. Serebellar (beyincikle ilişkili) tremor; bu titreme türünün yaşanmasında temel etken, beyinciği etkileyen damarsal, tümöral, dejeneratif ya da kalıtsal hastalıklar oluyor. Hastalar, günlük yaşam içinde asansör ya da elektrik düğmesine basmak gibi istemli bir hareket yaptıkları sırada titremenin belirgin hale geldiğini anlatıyor. Pozisyonel tremor; dinlenirken ya da vücudun belli bir duruşunda, hareketle ortaya çıkabilen bu titremenin sadece ellerle sınırla kalmıyor, vücudun farklı yerlerinde ortaya çıkabiliyor. Fizyolojik tremor; stres, korku, sıkıntı, hipoglisemi, hipertiroidi, alkolün bırakılması ve ateş gibi durumlarda gözle görülür hale gelen bu titreme türü herkeste ortaya çıkabiliyor. Titremenin salınımı, parmağın ileri geri hareketi gibi küçük yaşanıyor. Çok büyük olmuyor” diye konuştu.

    “Titremenin sebebi araştırılmalı”

    Titremenin tipinin, karakteri, şiddeti ve dağılımı belirlendikten sonra sebebe yönelik araştırma planlayarak tedavi sağlanabileceğini dile getiren Uzman Dr. Er, “Kan tahlilleri, beyin, omurilik ve sinir sistemine yönelik tetkikler yapılabilir. Elektromiyografi aletiyle yapılan özel yöntemlerle titreme analizleri yapılabilir. Altta yatan sebep saptandıktan sonra buna yönelik ilaç ve tedaviler seçilmektedir. Titreme, altında yatan sebebe bağlı olarak geçici veya kalıcı olabilmektedir. Örneğin; ‘esansiyel tremör’ genellikle kalıcı bir titremedir. Guatr veya ilaç yan etkisine bağlı bir titreme geçici olabilir, yani düzelebilir. Kalıcı el titremelerinde titremenin şiddetine ve yaşamını etkilemesine göre tedavi düzenlenir. Şiddetli ve yaşamını etkileyen tipteki titremelerde kişiye sürekli kullanacağı ilaçlar verilir. İlaç seçiminde en az dozda ve en az yan etkisi olabilecek tek bir tip formüldür. El titremesinin ilaç tedavisinde ‘beta bloker’ dediğimiz kalp ritim düzenleyiciler başta olmak sara ilaçları uygulaması kullanılmaktadır. Ellerde titreme yapabilen diğer nörolojik hastalıklar; multiple skleroz (MS), inme, travmatik beyin hasarı, beyincik ve beynin yıkımı ile giden ilerleyici hastalıklardır. Ayrıca vücuda dağılan sinir liflerinin hasarlandığı durumlarda, bazı omurilik hastalıklarında da ellerde titreme olabilir. Astım ilaçları, amfetamin gibi uyarıcılar, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da yan etki olarak ellerde titremeye yol açabilir” şeklinde konuştu.

    Tedavi seçenekleri

    Tedavi yöntemlerine değinen Uzman Dr. Didem Er, “Herhangi bir ilacın yan etkisi olarak başlayan titreme dozaj düzenlenmesi ya da kullanımının durdurulması ile düzeltilebilirken, Parkinson tanısı konan hastalar için tedavi yönü buna göre belirleniyor. En sık rastlanan esansiyel tremorun tedavisinde farklı ilaç gruplardaki ilaçlardan yararlanılıyor. Öte yandan eğer titreme strese bağlı ise psikolojik destek ve stres yönetimi konusunda hastanın bilgilendirilmesi önem taşıyor. Metabolik bozukluklardan kaynaklanan tremorda ise sorunun giderilmesi tremorun da ortadan kalkmasını sağlıyor. Bazı seçilmiş vakalarda da cerrahi yöntemler uygulanabiliyor” diyerek açıklamalarını sonlandırdı.

  • Bel ve bacak ağrılarınızı hafife almayın

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzm. Dr.Ali Şahabettinoğlu, bel fıtığının en önemli belirtisinin bel veya bacak ağrısı olduğunu ifade etti.

    Vücudun iskelet sisteminde omurga kemiklerinin çok önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çeken Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzm. Dr.Ali Şahabettinoğlu, “Omurga kemikleri kas ve bağ dokularıyla birlikte vücudu taşır, baş ve gövdenin hareket etmesini sağlar. Koruyucu işleve de sahip olan omurga, içinde bulunan omuriliği korur ve sinir köklerinin zarar görmesini engeller. Omurlar arasında bulunan diskler ise omurganın dayanıklı, hareketli, zorlanmalara karşı dirençli ve esnek olmasını sağlar. Bu disk denilen yapıların yoğun jöle kıvamındaki çekirdeği bazen etrafını saran kılıfı yırtarak bazen de bu kılıfla beraber esneyerek omurlar kemikleri arasından taşıp fıtıklaşır. Fıtıklaşan yani dışarı taşan disk, omurilik kanalı içinden yada arka-yan tarafından geçen sinirleri sıkıştırır ve bel fıtığı hastalığı kendini belli eder” dedi.

    Bel fıtığının en önemli belirtisinin bel veya bacak ağrısı olduğunu ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uz. Dr. Ali Şahabettinoğlu, her hastanın şikayetinin farklı olduğunu söyledi. Şahabettinoğlu, “Ağrı ile birlikte bacakta uyuşma, bel hareketlerinde kısıtlılık olabilir. Öksürme, hapşırma, uzun süreli oturma, otomobil kullanma, öne doğru eğilme gibi hareketlilikler ağrıyı arttırır. Çoğu vakada, hastanın görünümü, hastanın ifadeleri ve basit bir muayene teşhis koydurabilir. Ama hastalığın şeklini belirlemek ve olabilecek diğer hastalıklardan ayırt etmek için laboratuvar tetkikleri ve MR gerekir. Bazen ise bel fıtığıyla beraber altta yatan ciddi başka bir rahatsızlığın tespitinin ve tedavisinin gecikmemesi için çok titiz ve özenli bir değerlendirme yapılması gerekir” diye konuştu.

    Kötü duruş, kondisyon eksikliği, sırt-bel-karın kaslarının güçsüzlüğü, aşırı kilo ve sigara içmek gibi kişisel faktörlerde bel fıtığını tetiklediğini belirten Şahabettinoğlu, “Ev ve iş hayatındaki mükemmeliyetçiliğin yada memnuniyetsizliklerin, baskıların, monotonluğun depresyona yol açabilir. Bu durumda bazı hastalarda tedaviye psikolojik desteğin de eklenmesi gerekir” dedi.

    Bel fıtığı tedavisinde uygulanan manuel terapi(elle tedavi) ile oldukça başarılı sonuçlar alındığını ifade eden Uz. Dr. Ali Şahabettinoğlu, “Haftada 2 kez yapılan tedavinin yaklaşık olarak 2-10 seans sürüyor. Rahatsızlık olan bölgeye bir takım bastırma, döndürme, germe ve esnetme manevraları yaparak iyileşme sağlanıyor” şeklinde konuştu.

  • Diz ağrılarınızı hafife almayın

    WM Medicalpark Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Yaşar Akdoğan, ağrısız bir yaşam için diz eklemlerine iyi bakılması konusunda uyardı.

    Vücut ağırlığının önemli bölümünü taşıyan diz eklemlerinde meydana gelen hasarların ağrı dolu günlerin yaşanmasına sebep olabileceğini ifade eden uzmanlar, en sık görülen sorunun ise menisküs, bağ yırtıkları, kıkırdak sorunları ve halk arasında kireçlenme olarak bilinen kıkırdak hasarları olduğunu söyledi. Diz eklemi rahatsızlıklarında fazla kiloların belirleyici rol oynadığını belirten Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Yaşar Akdoğan, “Diz eklemi yaşamımız boyunca en çok kullandığımız eklemlerimizden bir tanesidir. Yaşamımız boyunca her adımda diz eklemine yüklenir ve ondan yararlanırız. Bu sebeple ortopedi polikliniklerinde diz eklemiyle ilgili rahatsızlıklar son derece sık görülmektedir. Bunun dışında geçmişte geçirilen dizle ilgili kazalar, kırıklar, çıkıklar ya da benzeri durumlar, kıkırdak yaralanmaları ileri yaşlarda kendisini dizde kireçlenme olarak gösterebilir. Kilo hem hastalığın ortaya çıkmasında hem de tedavilerin istenilen etkileri gösterememesinde önemli rol oynamaktadır” dedi.

    Hastaların başlangıçta yürüyüşlerle yaşadıkları ağrıyı daha sonra istirahat halinde de hissetmeye başlayabileceğini ifade eden Akdoğan, “Bazı hastalarda özellikle geceleri ve uykudan uyandıran ağrı tipik bulgular arasındadır. Yine yürüme mesafesinde kısalma karşılaştığımız önemli bir bulgudur. Önceden istediği kadar yürüyebilen hastalar bu rahatsızlık belli oranda ilerledikten sonra artık yeteri kadar yürüyememeye ve ızdırapla geçen bir yaşama mahkum hale gelebilir. Hastalık her zaman ilerleyici bir seyir gösterir. Kendi haline bırakıldığında hiçbir zaman iyiye gitme olasılığı yoktur. Hasarlanmış kıkırdağın üzerine yük verildikçe buradaki hasarlı bölge çevre dokuların hasarlanmasına sebep olacak ve mevcut hasarın büyümesine katkıda bulunacaktır” şeklinde konuştu.

    Genellikle bu rahatsızlıkları dört evrede incelediklerini belirten Akdoğan, “Evre 1 hastalığın en hafif hali. Evre 4 en ileri hali olarak karşımıza çıkıyor. Doktor muayenesi sırasında çekilen normal filmlerde kıkırdak boşluklarını temsil eden eklem aralıklarında belirgin azalma görülmektedir. Ancak hastalığın tam ve doğru tanısını koyabilmek için filmlerin ayaktayken çekilmesi çok büyük önem arz eder. Hastanın röntgen masasına yatırılarak yük altında olmaksızın çekilen filmler hastalığın gerçek evresini göstermede yetersiz kalabilir” diye konuştu.

    Tedavinin rahatsızlığın evresine ve kişinin yaşına göre değişkenlik gösterebileceğini ifade eden Dr. Akdoğan, “Başlangıç evrelerinde özellikle evre 1 ve evre 2 hastalarında aktivite modifikasyonu dediğimiz bir süreliğine en azından çömelmenin kalkmanın yasaklanması, uzun ayakta kalmanın ve merdivenin kısıtlanması bile tek başına bazen olumlu sonuçlar doğurabilir. Onun dışında ağrı kesiciler yanında özellikle anti ödem dediğimiz ödem giderici ilaçlardan yarar görülebilir. Bu şekilde anti ödem ilaçlar ve son dönemde kıkırdak ekstresi diye hastalarımıza tarif edebileceğimiz bazen eklem sıvısı diye hastalarımızın bildiği bir takım kıkırdak ilaçları erken evrelerde yararlı sonuçlar verebilir. Herhangi bir şekilde tedavilerden fayda görebilmek için her evrede ama özellikle erken evrelerde mutlaka ve mutlaka hastanın kilo vermesi gerekmektedir. Bu tedavinin yanıt vermediği hasta grubunda bazen aralıklı ya da tek doz şekilde yapılabilen yine kıkırdak ekstresi içeren eklem içi enjeksiyon şeklinde uygulanan ilaçlar hastalarımızda fayda yarar sağlayabilir” dedi.

    Kapalı ameliyat kireçlenme rahatsızlığının sadece en erken evresinde uygulanabileceğini belirten Akdoğan, “Eğer dizde menisküs yırtıkları kıkırdaktan kopmuş yongalar ve diğer parçalar mevcutsa kapalı ameliyat bunların temizlenmesi sonrasında dizin ömrünü uzatabilir. Ancak bu evrede hasta bulunmak maalesef çok zor olmaktadır. Çünkü hastalarımız ortopedi polikliniklerine gelene kadar genellikle fazla zaman geçirmekte ve bu geçen zaman dizdeki kıkırdağın en az evre 2 ve evre 3’e ilerlemiş olması sonucunu doğurmaktadır. Son yıllarda ülkemizde yeni yeni yapılmaya başlanmış yarım protez ameliyatı diye tarif edebileceğimiz bir başka yöntem de kireçlenme hastalığının tedavisinde dünyada kullanılmakta olan güncel bir uygulamadır. Yarım protez ameliyatı maalesef her hastaya uygulanamamaktadır. Uygun olan hastalarda ise tam protez ameliyatına göre birtakım avantajlar içermektedir. Örneğin tam protezlerin ömrü ortalama 15 yıl civarındayken, yarım protezlerin ömrü 20-25 yıla kadar uzayabilmektedir” şeklinde konuştu.

  • “İdrar kaçırma sorununu hafife almayın”

    Kadınların sosyal yaşantısını zorlaştıran ve zaman zaman en güzel anlarını kabusa çeviren idrar kaçırma sorununu her yüz kadından 25’inin yaşadığı belirtildi. Aydın Liva Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Kadriye Uğurlu kadınlarda mesane sarkmasından kaynaklanan bu sıkıntının tedavisini başarılı bir şekilde gerçekleştirdiklerini söyledi.

    Her hastalıkta olduğu gibi idrar kaçırma sorunlarında da erken müdahalenin önemli olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kadriye Uğurlu “Son zamanlarda her gittiğiniz yerde tuvalet aramaya başladıysanız, idrar kaçırma korkusu nedeniyle öksürmek, gülmek ya da hapşırmak korkulu rüyanız haline geldiyse bir an önce hekime başvurmalısınız. Kadınlarda sık görülen idrar kaçırma sorunu ihmal edildiğinde sosyal hayatı da ciddi derecede olumsuz etkilemektedir” dedi.

    İdrar kaçırma hastalığının, sık yapılan ve zor gerçekleşen doğumlar, menopoz dönemi ve bazı diğer jinekolojik ameliyatlardan sonra idrar kesesi sarkması nedeniyle de ortaya çıktığını belirten Op. Dr. Kadriye Uğurlu “İdrarını tutamama ve idrar kaçırma basite alınmaması gereken ciddi bir rahatsızlıktır. Her 4 kadından birinin hayatını kabusa çeviren bu sorundan kurtulmak mümkün” diyerek her 4 kadından birinde görülen bu sorunun en önemli nedenin mesane sarkmasından kaynaklandığını ifade etti.

    “Aşırı kilo ve sigara da nedenler arasında”

    Sorunun çözümü için öncelikle soruna neden faktörlerin ortadan kaldırılmasının gerektiğine dikkat çeken Liva Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Kadriye Uğurlu, “Günümüzde önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, dengesiz beslenme ve sigara idrar kaçırma sorunun da nedenleri arasında yer alıyor. Öncelikle sağlıklı beslenerek ve kötü alışkanlıklardan vazgeçerek yaşamayı prensip edinmeliyiz” diyerek tedavi edilmediği takdirde idrar kaçırma sıkıntısının böbrek yetmezliğine de neden olabildiğini söyledi.

  • Kalp çarpıntısını hafife almayın

    Kardiyoloji Uzmanı Dr. Cegerğun Polat, kalbin hızlı ve düzensiz attığı anları hemen hemen herkesin hayatı boyunca bir ya da birkaç kez yaşadığını belirterek, “Çoğunlukla masum sayılabilecek bu çarpıntılar bazı durumlarda ciddi hastalıkların habercisi olabilir” dedi.

    Memorial Diyarbakır Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Cegerğun Polat, 12-18 Nisan Kalp Haftası nedeniyle kalp çarpıntısı ve tedavisi hakkında bilgi verdi. Çarpıntı şikayeti olan kişilere aritmi tanısı konulabildiğini belirten Polat, “Aritmi, kalbin ritim bozukluğu durumudur. Kalp ritim bozuklukları devamlı veya ara sıra hissedilen bir durum olabilir. Bu yüzden çarpıntı şikâyeti olan hastaların ayrıntılı bir kalp muayenesinden geçmeleri önerilir. İlk aşamada EKG(Elektrokardiyografi) çekilerek bazı tanılar konulabilir. Çeşitli kan tetkikleri yapılır. Kalbin, ultrasonografi olarak görüntülendiği EKO ile kalbin ve kapaklarının yapısında bir hastalık olup olmadığına bakılabilir. Sürekli çarpıntısı olmayan ara ara yakınmaları olan hastalarda ise 24 saatlik EKG kaydını alan HOLTER cihazları ile takip etmek gerekebilir. Bununla günün herhangi bir saatinde olan ritim bozukluğu kaydedilerek, var ise hastalığın tanısı konulabilir” diye konuştu.

    Çarpıntıya sebep olan faktörler

    Kalp çarpıntısına sebep olan bazı faktörleri sıralayan Polat, şunları kaydetti:

    “Fazla miktarda kahve, kola veya çay, kansızlık, yapısal kalp problemi, tiroit’in fazla çalışması Diyet hapları, depresyon haplarının fazla kullanılması, kadınlarda menopoz öncesi dönem, vitamin eksikliği, çok efor isteyen ve uzun süreli çalışmalar ve bu yoğunluğun kanıksanarak normalleşmesi ve düşük kan şekeri gibi durumlar kalp çarpıntısına neden olabilir.”

    “Hayati tehlikeye neden olabilir”

    Ekstrasistolun, hastaların tek atımlık olarak hissettiği çarpıntılar olduğuna dikkat çeken Polat, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

    “Bunun için stresten uzak durmak, çay ve kahve tüketimini azaltmak yeterli bir önlem olacaktır. Ancak bayılma gibi şikayetlerle birlikte çarpıntı da varsa hastalarda daha önemli ritim bozuklukları saptanır. Bazı kalp çarpıntıları hayati tehlikeye bile neden olabilir. Bu durumda ilaç tedavisi yanı sıra EPS (elektrofizyolojik) ve ablasyon tedavileri de uygulanabilir. EPS işlemi, kasık bölgesindeki damardan girilerek kalbin içine yerleştirilen kablolar aracılığı ile kalbin elektriksel aktivitesi hakkında bilgi edinmek için yapılan girişimsel bir işlemdir. Ablasyon ise EPS’nin ileri aşaması olarak farklı bir yöntemle radyofrekans (RF) dalgalarını kullanarak oluşan ısıyla kalp ritim bozukluğunun kaynaklandığı dokuları ortadan kaldırır. Diğer bir yöntem ise kriyoablasyondur, kalpte ritim bozukluğuna neden olan odakları dondurarak ortadan kaldırılması için uygulanan bir yöntemdir.”