Etiket: Habercisi

  • Sararan yapraklar Sonbahar Depresyonunun habercisi

    Nörolog Dr. Mehmet Yavuz, sararar yaprakların sonbahar depresyonun habercisi olduğunu belirtti. Dr. Yavuz, “Sonbahar denince insanların aklına gelen ilk kelime “hüzün” dür. Doğanın tazelendiği, tatillerin yapıldığı, açık havada uzun saatler geçirilen güneşli günlerin ardından sonbaharın gelmesiyle birlikte gündüzler kısalmaya, hava sıcaklığı düşmeye ve yapraklar dökülmeye başlıyor. Doğadaki bu değişim insanları da etkiliyor ve mevsimsel depresyona davetiye çıkarıyor” dedi.

    Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Nörolog Dr. Mehmet Yavuz, doğadaki değişimin insanlarda oluşturduğu duygusal değişiklik hakkında önemli bilgiler verdi.

    Sonbahar gelince neden depresif oluyoruz?

    Vücudun biyolojik saatini ve ritmini ayarlayan melatonin hormonu güneş ışınları azaldığında, geceler uzun gündüzler kısa olduğunda daha çok salgılandığını anlatan Nörolog Dr. Mehmet Yavuz, “Gün ışığı azaldıkça beyinde yüksek miktarda üretilmeye başlayan melatonin hormonu insan vücudunda enerji düşüklüğü, yorgunluk ve isteksizliğe neden oluyor.

    Ayrıca beyindeki kimyasal maddelerden birisi olan serotonin(mutluluk) hormonu sonbaharda güneş ışınlarının azalması nedeniyle düşer ve bu durum da depresyona neden olabilir.

    Aynı mevsimsel depresyon kış aylarında da görülür. Ancak yaz mevsiminin hemen sonrasında olduğu için sonbahar depresyonuna kış depresyonundan daha sık rastlanır. Enerji düşüklüğü kişinin günlük hayatını sekteye uğratmaya başladığında mevsimsel depresyondan bahsedebiliriz” diye konuştu.

    Sonbahar depresyonu en çok kimlerde görünüyor?

    Nörolog Dr. Mehmet Yavuz, açıklamasını şöyle sürdürdü “Sonbahar depresyonu sadece mevsimsel değişikliklerden kaynaklanmaz. Kişi daha önce depresyon yaşadıysa ya da genetik bir yatkınlık varsa mevsimsel depresyon yaşama ihtimali artar. Depresif duygu durumu, kaygı ve endişe genellikle kadınlarda erkeklere nazaran daha sık görülür. Bu nedenle sonbahar depresyonunun da kadınlarda daha sık görüldüğünü söyleyebiliriz.

    Belirtilere dikkat edelim; Hastalık başladığı zaman kişi gün boyu kendini mutsuz hisseder. Enerji düşüklüğü, hareketlerde yavaşlama, kilo kaybı ya da artışı, konsantrasyon güçlüğü, karasızlık, değersizlik ve suçluluk hissi, cinsel istek azalması, uykusuzluk ya da uyku artışı gibi belirtiler görülür.

    Önlem almak mümkün mü?

    Bazı mevsimlerde kişinin performansı belirgin olarak düşüyor ve depresyon belirtileri ortaya çıkıyorsa önlem alınabilir.

    Hava soğuk ya da serin olduğunda günlerde dahi gün ışığından mümkün olduğunca faydalanın. Bulutlu günlerde bile gün içinde en az 20-30 dakika dışarıda olmak faydalı olur.

    Spora vakit ayırın. Spor vücuttaki stresi atmanıza yardımcı olur, metobolizmayı hızlandırır, enerjinizi arttırır.

    Çok uyumayın, kendinizi erken kalkmaya teşvik edin.

    Karbonhidratlı ve şekerli gıdalardan uzak durun. Beyaz şeker kan şekerinizi hızla yükseltip düşürür, halsiz ve yorgun hissetmenize neden olur. Bu tip beslenme hataları depresyona çare olmadığı gibi durumu daha da ağırlaştırır.

    Sosyal yaşamınızı keyifli hale getirecek hobiler edinin.

    Arkadaşlarınıza vakit ayırın. Sosyalleşmek sevdiğiniz insanlarla vakit geçirmek kendinizi iyi hissetmenizi sağlar.”

    Depresyonun tedavisi nasıldır?

    Nörolog Dr. Mehmet Yavuz, depresyonun tedavisi konusunda ise şunları açıkladı; “Son derece açık belirtileri nedeniyle depresyon çok kolay teşhis edilir. Depresyonun tedavisinde ilaç ve psikoterapi yöntemleri kullanılabilir.

    Ayrıca TMS (Transkranial Manyetik Stimulasyon), depresyon tedavisinde önemli bir tedavi unsuru olarak yerini almıştır. Manyetik Stimülasyon tedavisi ile beyine şok manyetik uyarılar göndererek, beyinin hastalanmadan önceki sağlam durumuna dönmesini amaçlanıyor. TMS İlaçlara cevap vermeyen ya da tam düzelmeyen hastalar için de çare olabilir. Literatürde ilaçlara dirençli birçok hastanın manyetik stimülasyonla düzeldiğine dair sayısız örnek var.

    TM, özellikle hamile ya da emzirme döneminde olan veya karaciğer, böbrek yetmezliği yaşayan, ilaç kullanması sakıncalı olan hastalarda tercih edilen bir yöntem.

    Hastalığın şiddetine, kişinin yaşına, cinsiyetine, kilosuna göre var olan ilaçlar, ve diğer tedavi seçenekleriyle doğru bir kombinasyon oluşturarak çok başarılı sonuçlar elde ediliyor.”

  • Bebeklerde huzursuzluk pişik habercisi olabilir

    Medical Park Antalya Hastane Kompleksi Çocuk Hastalıkları ve Sağlığı Bölümü’nden Uzm. Dr. Seda Özer, bebeklerde sık görülen pişik sorunu hakkında konuştu.

    Pişik olan bebekte huzursuzluk gözlendiğini belirten Uzm. Dr. Özer, ailelere uyarılarda bulundu. Pişiğin, bebeklik döneminin en sık karşılaşılan sağlık problemlerinden biri olduğunu söyleyen Uzm. Dr. Seda Özer, “1 yaş altı bebekler, en az bir kez pişik sorunu yaşar. Pişik, derinin koruyucu bariyerinin bozulması yani derinin tahriş olmasından kaynaklanır. Bu tahrişin sebebi, bölgenin fazla nemli kalması ve bez bölgesindeki deriye temas eden kimyasal içerikli ıslak mendiller, sert sabunlar, doğrudan idrar ya da dışkının içerdiği maddeler olarak sıralayabiliriz” dedi.

    “Beslenme düzenindeki değişiklikler de sebep olabilir”

    Alt temizliğinde bebeğin cildine uygun olmayan ürünlerin kullanılmasının sakıncalarından bahseden Uzm. Dr. Seda Özer, “Islak mendiller, sert sabunlar ve deterjanlar gibi kimyasal içerikli hijyen maddeleri pişiğe sebep olmaktadır. Ayrıca bebeğin alt bezinin sık değiştirilmemesi, beslenme düzenindeki değişiklikler, ishal hali, anne sütünden mamaya ya da ek gıdalara geçiş dönemi, idrar ve dışkının yapısında değişiklikler de pişiğe yol açabilir” şeklinde konuştu.

    “Tedavi edilmeyen pişiklerde mantar enfeksiyonu olabilir”

    Pişik olan bebekte huzursuzluk gözlendiğini belirten Uzm. Dr. Özer, “Pişik bölgesindeki yanma ve kaşıntı hissi bebekte huzursuzluğa sebep olabilir. Bebeğin altının, genellikle bezinin temas ettiği bölgelerle ve daha yoğun olarak idrar ve dışkı temasının olduğu alanlarla sınırlı olmak üzere kızarıklık görülür. Tedavi edilmeyen pişiklerde ikincil bakteriyel ya da mantar enfeksiyonları gelişimi çok sık olur ve pişik görüntü değiştirir” ifadelerini kullandı.

    Pişikten koruma önerileri

    Bebekleri pişikten korumak için ebeveynlere önerilerde bulunan Uzm. Dr. Özer, “Bebek cildi, tahriş edici kimyasal maddelere maruz bırakılmamalı, bebeğin alt temizliği mümkün olduğunca suyla yıkanarak yapılmalıdır. Yıkama esnasında bebek cildine uygun sabun kullanılmalıdır. Bebeğin altı, gerekli sıklıkta değiştirilerek, kuru kalması sağlanmalıdır. Bebeğin kilosuna uygun bez seçilmeli ve cilde sürtünmeyi artırması engellenmelidir” dedi.

    İshal pişiği arttırabilir

    İshal durumlarında pişiğin arttığını söyleyen Uzm. Dr. Seda Özer, “Mümkün olduğunca tek kullanımlık, emiciliği yüksek hijyenik bezler tercih edilmelidir. Bebeğin bez bölgesinin doğrudan güneşle teması önlenmelidir. Enfeksiyondan ya da antibiyotik kullanımından kaynaklanan ishal durumlarında pişik artacağından; bu tür enfeksiyonlara karşı dikkatli olunmalı, enfeksiyon belirtileri fark edildiğinde doktora başvurulmalıdır” diye konuştu.

    Sık bez değişimi önemli

    Pişik tedavisi için önerilerde bulunan Uzm. Dr. Özer, pişik tedavisinde sık bez değişiminin ana kural olduğunu hatırlatarak bebeğin altının açık tutulması ve cildin havayla temasının pişik iyileşmesini hızlandırdığını söyledi. Uzm. Dr. Özer sözlerini şöyle tamamladı:

    “Pişikten korunmak için her alt değişiminde cildi koruyucu özelliği bulunan pişik önleyici kremlerden kullanılmalıdır. Bu kremler içinde en güvenilirleri çinko ve vazelin içerikli olanlardır.”

  • Uzm. Dr. Çoban: “Yeni Çıkan Benler Cilt Kanseri Habercisi Olabilir”

    Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Lütfiye Çoban, vücutta ve yüzde sonradan çıkan benlerin cilt kanserine işaret olabildiğine dikkat çekerek, benlerin renk ve yapısındaki değişikliklerin önemsenmesi ve bu konuda vakit kaybetmeden uzman yardımı alınması gerektiği uyarısında bulundu.

    Memorial Antalya Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Lütfiye Çoban ben tanısı ve takibi hakkında bilgi verdi. Cilt kanseri olgularının yarısından fazlasının normal deri üzerinde oluştuğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Çoban, 35 yaşından sonra yeni çıkan benlerin önemsenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın genel olarak 50 yaş ve üzeri uzun süreli kuvvetli güneş ışınlarına maruz kalan insanlarda görüldüğüne dikkat çeken Uzm. Dr. Çoban, “Solaryum da ultraviyole ışığı yaydığı için güneş kadar risklidir. Melanoma, hastaların yarıdan daha az kısmında eski bir ben üzerinden gelişir. Eski bir benin renk değiştirmesi, büyüklüğünün artması, üzerinde kabarıklık, kanama olması ya da yara açılması melanoma için işaret olabilir” diye konuştu.

    “YILDA BİR KEZ DERİ MUAYENESİ OLMALIDIR”

    35 yaşından sonra yeni ben oluşan ve eski bende değişiklik olan kişilerin mutlaka bir uzmana başvurması gerektiği uyarısında bulunan Uzm. Dr. Çoban, “Ayrıca 50 adet ve üzerinde beni olanlar, ailesinde melanom öyküsü bulunan kişiler, daha önce melanoma geçirmiş olanlar, diğer türde cilt kanserine yakalanmış olanlar da yılda bir kez deri muayenesi olmalıdır. Dermatoloji uzmanı genel olarak tüm benleri değerlendirdikten sonra dermoskop adı verilen deri yüzey mikroskobisi ile şüpheli benleri detaylı olarak incelemektedir. Dijital dermoskop kullanılması durumunda görüntülerin fotoğraflanıp saklanması ve her kontrolde karşılaştırma yapılması mümkün olmaktadır. Muayenenin sonucuna göre benin alınması ya da belli aralıklar ile takip edilmesi önerilmektedir” dedi.

    “VÜCUT, BÖLGELERE AYRILARAK İNCELENMELİDİR”

    Vücuttaki benlerin yerlerini ve yapılarını tanıyana kadar haftada bir kez, daha sonra ise 1-2 ay arayla kendi kendine ben muayenesi yapılması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Çoban, “İyi aydınlanan bir odada, bir adet boy aynası ve bir adet el aynası yardımı ile yeni çıkan ben olup olmadığına ve eski benlerdeki değişikliklere dikkat edilmelidir. Vücut bölgelere ayrılarak incelenmelidir. Ağız içi, kulak içi ve arkasına koltukaltı, parmak araları gibi bölgeler unutulmamalıdır. Saç dipleri için aile bireylerinden yardım alınmalıdır. Daha sonraki muayenelere kılavuz olması için bir şema üzerine işaretlemeler yapılabilir” şeklinde konuştu.

    Uzm. Dr. Lütfiye Çoban, “Eğer benlerinizin yapısı asimetrikse, kenarlarında düzensizlik varsa, içinde birden fazla renk bulunuyorsa, çapı büyükse, üzeyinde, boyutunda ve şeklinde değişiklik oluştuysa, üzerinde kanama veya kaşıntı başladıysa, üzerinde yara varsa uzmana başvurmanız gerekmektedir” ifadelerini kaydetti.

  • Ellerdeki Titreme ’Parkinson’ Habercisi Olabilir

    Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel, ellerde görülen titremenin nörolojik hastalıklardan ’parkinson’un habercisi olabileceğine dikkat çekerek, hastalığın genellikle ileri yaşta ellerde titreme ile başlayan ve beyin hasarına yol açan ilerleyici bir hastalık olduğunu söyledi.

    Samsun Büyük Anadolu Hastanesi doktorlarından Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel, ‘parkinson’ hastalığı hakkında bilgi verdi. Stres, yoğun çay ve kahve içmek, açlık, yorgunluk, ani sinirlenme gibi bazı durumların titremeyi fark edilir hale getirebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, “Ellerde titremenin duruş ve harekete göre değişik tipleri vardır. Titreme istirahatte, hareket sırasında, eller öne uzatılmış halde veya bir olaya özel olarak (örneğin; yazı yazma) ortaya çıkabilir. Ellerde titremenin şiddeti hafif olabileceği gibi yeme, içme, kişisel ihtiyaçlarını gidermede güçlük yapabilecek düzeyde çok şiddetli olabilir. Ellerde titreme ile başvuran hastaların büyük çoğunluğunda ‘esansiyel tremör’ olarak adlandırılan iyi huylu bir durum saptanmaktadır. Sebebi bilinmemekle birlikte sıklıkla ailesel geçişlidir. Altta yatan ciddi bir hastalık yoktur. Genellikle 20’li yaşlarda belirginleşir ya da başlar ama her yaşta da görülebilir. Yorgunluk, stres, kafein bu titremeyi artırabilir. Yaş ilerledikçe genellikle artış gösterir ve eller dışında kafada, dilde, bacaklarda da görülmeye başlayabilir. Sıklıklar kişinin yaşamını kısıtlayıcı ağırlıkta olmaz ancak ince el becerisi gerektiren işlerde çalışırken zorluk çekebilirler” dedi.

    Ellerde titreme yapan nörolojik hastalıkların içerisinde en çok bilinenin “parkinson” hastalığı olduğunu belirten Yücel, “Parkinson hastalığı genellikle ileri yaşta ellerde titreme ile başlayan ve beyin hasarına yol açan ilerleyici bir hastalıktır. Parkinson hastalığında başlangıçta tek bir elde titreme vardır. Bu ’para sayma’ hareketi şeklinde kaba ve yavaş bir titremedir. Hastalığın başlangıcında hareket ile titreme kaybolur. İlerleyen dönemlerde titreme daha bariz bir hal alır. Diğer elde, vücudun diğer kısımlarında da görülebilir. Parkinson hastalarında titremenin tedavisinde hastalığa özgü ömür boyu kullanılmak üzere olan ilaçlar verilmektedir. İlaç ile tedavi edilemeyen hastalarda cerrahi ve beyin pili takılması gibi yöntemler kullanılmaktadır” şeklinde konuştu.

    TEDAVİ AŞAMASI

    Nöroloji Uzmanı Dr. Dilek Kasım Yücel şu bilgileri verdi: “Titremenin tipi, karakteri, şiddeti ve dağılımı belirlendikten sonra sebebe yönelik araştırma planlayarak tedavi sağlanabilir. Kan tahlilleri, beyin, omurilik ve sinir sistemine yönelik tetkikler yapılabilir. Elektromiyografi aleti ile yapılan özel yöntemlerle titreme analizleri yapılabilir. Altta yatan sebep saptandıktan sonra buna yönelik ilaç ve tedaviler seçilmektedir. Titreme, altında yatan sebebe bağlı olarak geçici veya kalıcı olabilmektedir. Örneğin ‘esansiyel tremör’ genellikle kalıcı bir titremedir. Guatr veya ilaç yan etkisine bağlı bir titreme geçici olabilir yani düzelebilir. Kalıcı el titremelerinde titremenin şiddetine ve yaşamını etkilemesine göre tedavi düzenlenir. Şiddetli ve yaşamını etkileyen tipteki titremelerde kişiye sürekli kullanacağı ilaçlar verilir. İlaç seçiminde en az dozda ve en az yan etkisi olabilecek tek bir tip formüldür. El titremesinin ilaç tedavisinde ’beta bloker’ dediğimiz kalp ritim düzenleyiciler başta olmak sara ilaçları uygulaması kullanılmaktadır.”

    Ellerde titreme yapabilen diğer nörolojik hastalıklara değinen Yücel, “Multiple skleroz (MS), inme, travmatik beyin hasarı, beyincik ve beynin yıkımı ile giden ilerleyici hastalıklardır. Ayrıca vücuda dağılan sinir liflerinin hasarlandığı durumlarda, bazı omurilik hastalıklarında da ellerde titreme olabilir. Astım ilaçları, amfetamin gibi uyarıcılar, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar da yan etki olarak ellerde titremeye yol açabilir” diyerek sözlerine son verdi.

  • Erkekte Meme Büyümesi Hastalık Habercisi

    Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mert Demirel, bir çok erkeğin kabusu olan meme büyüklüğü probleminin çözümü uzun yıllardır Jinekomasti ameliyatları ile mümkün olduğunu ancak artık ultrasonik liposuction tekniği ile Jinekomasti de yepyeni bir dönem başladığını söyledi.

    Op. Dr. Mert Demirel, ”Artık erkekler bu can sıkıcı probleme çok daha zahmetsizce veda ederek, özgürlüklerine kavuşabiliyor” dedi.

    Estetik, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mert Demirel, erkeklerde görülen meme büyümesi problemi, hiç de azımsanmayacak bir oranda karşılarına çıktığını anlatarak, “Buna kimi zaman genetik faktörler, kimi zaman hormon ilaçları neden olurken, sporsuz bir yaşam ve kötü beslenme de bu bölgedeki yağların kümelenmesini tetikleyici bir unsur olarak sayılabilir. Birçok erkek bunu dile getirmese de, meme büyüklüğü problemi kişide bir özgüven sorununa neden olur. Özelliklerde tatillerde ya da özel yaşantısında kişiye oldukça sıkıntı verebilir. Bu sıkıntı kişiyi psikolojik ve sosyal açıdan da etkiler. Erkeklerde görülen meme büyümesinin çözümü, bugün kullandığımız ileri cerrahi yöntemlerle artık çok daha kolay ve güvenli bir şekilde uygulanıyor” diye konuştu.

    Jinekomasti ameliyatlarında kullanılan iki ana yöntem bulunduğunu anlatan Op. Dr. Mert Demirel, “İlkinde fazla doku meme başından girilerek kesi ile çıkartılır. Bu yöntemde iz konusu çoğu zaman kafaları karıştırsa da, iz meme ucu çevresinde olacağı için dışarıdan fark edilmeyecek kadar belirsiz şekilde iyileşme gösterecektir. Diğer yöntem ise, gerekli yerden ince kanüllerle giriş yapılarak içerdeki yağ dokusunun liposuction yöntemi ile çekilmesi prensibine dayanır. Kanüllerin giriş yerlerinde iyileşme döneminin ardından hemen hemen hiç iz olmaz. Şimdi bu temel yöntem, ultrasonik liposuction ile tarihe karışmak üzere. Çünkü ultrasonik liposuction ile yapılan Jinekomasti ameliyatlarında hasta çok daha hafif ve kısa bir iyileşme döneminin ardından sosyal yaşamına hızlı geri dönüş yapabiliyor. Klasik liposuction yönteminde kanüllerle yağı çekme işlemi cerrahın bilek gücüne dayanmaktaydı. Cerrah ameliyat sırasında ileri geri hareketlerle deri altındaki yağı vakum ile çekerek vücut dışına alır. Ancak Ultrasonik Liposuction yönteminde deri üstünden bir ultrason dalgası ile içerdeki yağ doku sıvılaştırılıyor. Sıvılaşan yağ kanüllerle çok daha kolay alındığı için bu hastaya daha az morluk, ödem ve doku hasarı oluşturuyor. İyileşme dönemi kısalıyor ve işlem kolaylaşıyor. Ayrıca ultrasonik lipo ile içerdeki yağ hücreleri yakıldığı için, hasta kilo alsa bile yağların yeniden bu bölgede toplaşması çok daha zor hale geliyor. Genel anestezi altında yapılan bu işlemden sonra hastaya bir süre gece gündüz kullanmasını istediğimiz özel bir korse giydirilir. Bu korse ödemlerin çözülmesinde ve iyileşmenin hızlanması için önemlidir. Giysilerin altından belli olmayacağı için çalışan hastalar 2 gün sonra rahatlıkla işe dönebilirler. Meme büyüklüğü problemi yaşayan erkelerin rahat bir yaz geçirmeleri için, baharda harekete geçmeleri oldukça iyi bir zamanlama olacaktır.” şeklinde konuştu.