Etiket: Habercisi

  • Kulak çınlaması tümör habercisi mi?

    Kulak Burun Boğaz Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, “Yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı, tiroit bezinin çok çalışması, yoğun cep telefonu kullanımı, çene eklemi rahatsızlıkları, baş ve boyun tümörleri kulak çınlamasının en yaygın nedenleri arasında yer alıyor” dedi.

    Her yaştan insanın hayatı olumsuz etkileyen sağlık sorunlarından biri olan kulak çınlaması, erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülüyor. Toplumda görülme sıklığı yüzde 10-15 arasında olan kulak çınlaması, 40 yaşından sonra daha fazla görülebiliyor. Yorgunluk, ani tansiyon düşüklüğü, açlık, kahve, alkol ve bazı ilaçlar gibi nedenler ile zaman zaman erişkin ve çocuklarda çınlama olabileceğine dikkat çeken Kulak Burun Boğaz Baş Boyun Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, “Genellikle erkeklerde, kadınlara oranla biraz daha fazla görülüyor. Çınlama hastalarının yaklaşık yüzde 10’u tedavi için doktora başvuruyor. Tüm çınlayan hastaların yüzde 0,5’i için de sürekli olup hayatının odak noktası haline gelebiliyor. Kulak çınlaması bazı hastaları intihar edebilecek noktalara bile getirebiliyor” dedi.

    Kulak çınlaması nedenleri arasında en sık görülenin yaş ile doğal olarak ortaya çıkan işitme kaybı, işitme sinirinin hassasiyetinin azalması olduğunu belirten Doç. Dr. Ulusoy, yaşa bağlı çınlamaların genellikle ince tiz ses frekanslarında olup, işitme cihazları ile giderilebildiğinin altını çizdi. Gençlerde görülen kulak çınlamasının en sık yaygın sebebinin sürekli gürültülü ortamlarda bulunmak, yüksek sesle ve kulaklıkla müzik dinlemek ya da gürültülü iş makinelerine yakın çalışmak gibi nedenlerden kaynaklandığını belirten Doç. Dr. Ulusoy, yanında silah patlayan ya da ani gürültülere maruz kalan kişilerde de kulak çınlaması görülebildiğini söyledi.

    Kulak çınlaması sebepleri neler?

    “Çınlama konusunda farklı sebeplere göre değişik görüşler var ama en sık neden olarak iç kulakta bulunan, ses dalgalarına göre hareket eden ince tüylü hücrelerin zarar görmesine bağlı olarak rastgele elektrik sinyali oluşturmaları” diyen Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, kulak çınlaması sebeplerini şöyle sıraladı:

    “Kulak kiri, kulağı etkileyen hastalıklar, iç ve orta kulak iltihapları, sinüzit, alerji, nezle, kulak kemiğindeki değişimler, iç kulak tansiyonu, kansızlık, kadınlarda hormonal değişimler, çinko, B12 ve magnezyum gibi vitamin ve minerallerin eksikleri, baş veya boyun yaralanmaları, iç kulak tümörleri, bazı ilaçların yan etkisi kulak çınlamasına neden olabiliyor. Bazen de bazı ilaçların doz aşımlarında çınlama görülebiliyor. Yüksek tansiyon, damar tıkanıklığı, tiroit bezinin çok çalışması, yoğun cep telefonu kullanımı, çene eklemi rahatsızlıkları, baş ve boyun tümörleri kulak çınlamasının en yaygın nedenleri arasında yer alıyor.”

    “Kulak çınlaması bazı tümörlerin erken tespit edilmesini sağlıyor”

    Çınlama şikâyetiyle bazı tümörlerin boyutları henüz küçükken tespit edilebilmesi, erken tanısı, tedaviyi şekillendirmesi açısından büyük önem taşıdığını vurgğulayan Doç. Dr. Ulusoy, “Bu tümörler büyüdükçe etrafında yer alan çok önemli sinirleri baskılayarak, hatta zarar vererek geri dönüşsüz ciddi kayıplara götürebiliyor. Erken tanı ile kişinin işitme, denge gibi önemli fonksiyonları kaybedilmeden sorunun giderilebiliyor. Bunlarda eğer kitle boyutu 3 cm’nin altında yakalanmışsa gamma knife denilen ışın ile tedavi edilebiliyor” dedi.

    “Cep telefonu kullanımı kulak çınlamasını tetikliyor”

    Cep telefonu kullanımının kulak çınlaması problemini artırdığına dikkat çeken Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, “Elektromanyetik iletinin iç kulağı etkileyebildiği çeşitli deneysel çalışmalarla gösterilmiş. Günde 10 dakika üzerinde cep telefonu kullanımının kulak çınlamasını yüzde 30 artırabildiği bildirilmiş. Bu konu ile ilgili çok net kanıtlar olmamakla birlikte cep telefonlarının çınlama sebebi olması kuvvetle muhtemel görülüyor. Bundan korunmak için cep telefonu ile konuşmaların kulaklıkla yapılması faydalı olacak” ifadelerini kullandı.

    Doç. Dr. Seçkin Ulusoy, kulak çınlaması problemine karşı uzak durulması gerekenleri ise şöyle sıraladı:

    “- Alkollü içecekler ve kahve gibi kafein içeren gıdalar.

    – Sigara içmemek (Bunun sebebi sigaranın içerdiği nikotin maddesinin iç kulaktaki yapılara kan akışını azaltması).

    – Stres ve aşırı yorgunluk.

    – Düzenli olarak kullanılan ilaçların kulak çınlamasına olumsuz etki edip etmediğini öğrenerek ve olumsuz bir etkisi varsa bu ilaçları azaltmak ya da başka gruplar ile değiştirmek.

    – Düzenli olarak egzersiz yapmak.

    – Boynu gerilmiş durumda bırakan bisiklet ve at binme gibi sporlardan kaçınmak.

    – Dikkati başka noktalara dağıtarak kulak çınlamasına çok fazla odaklanmamak.

    – Yüksek miktarda sese maruz kalmamak, mesleki zaruri durumlarda kulak tıkacı kullanmak.”

    Doç. Dr. Ulusoy, “Kulak çınlaması tedavisi kapsamında çeşitli yöntemlerden faydalanılıyor. Bunlar arasında çeşitli ilaçlar, vitamin- mineral takviyeleri, işitme cihazı kullanımı, dışarıdan beyaz gürültü ve dar bant ses veren cihazların kullanımı yer alıyor. Ayrıca habituasyon tedavisi denilen psikolojik tedavi gibi çeşitli yöntemlerle de tedavi ediliyor” dedi.

  • Geç iyileşen yaralar, diyabet habercisi olabilir

    Özel Hatem Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Şenel Bolat, geç iyileşen yaraların diyabet habercisi olabileceğini belirterek, diyabet hastalığı ile ilgili uyarılarda bulundu.

    Dr. Şenel Bolat, halk dilinde şeker hastalığı olarak bilinen diyabetin, vücuttaki pankreas adlı salgı bezinin yeterli miktarda insülin hormonu üretmemesi ya da ürettiği insülin hormonunun etkili bir şekilde kullanılamaması durumunda gelişen ve ömür boyu süren bir hastalık olduğunu belirtti. Diyabetin ortaya aniden çıkabileceğini ya da yıllar içerisinde yavaş yavaş gelişebileceğini anlatan Dr. Bolat, geç iyileşen yaraların hastalık habercisi olabileceğini ifade etti.

    Hastalığın belirtileri hakkında da bilgi veren De. Bolat, “Çok fazla su içme ve içme isteği, ağız kuruluğu, iştahın açılması ve fazla yemek yeme, yaraların geç iyileşmesi, çok sık idrara çıkmak ve geceleri bunun için sık sık uyanmak, bacaklarda kramplar, uyuklama hali, kilo kaybı, ciltte kuruma, bazen bulanık görmek gibi durumları belirtileri arasında sıralayabiliriz” dedi.

    Diyabetin yol açtığı sağlık problemleri

    Dr. Bolat, diyabetin başka sağlık problemlerine de yol açabileceğini hatırlatarak, “Kan şekerinin sürekli yüksek olmasına bağlı olarak ileri dönemde önemli sağlık sorunları gelişebilir. Bunları ise kalp-damar hastalıkları, böbrek sorunları, göz sorunları, körlük, felç, ayak yaraları, duyu kayıpları, sık enfeksiyonlar, yara iyileşmesinde gecikme, cinsel sorunlar şeklinde sıralayabiliriz” ifadesini kullandı.

    Diyabet görülme riski daha fazla olanlar

    Bolat, ailesinde şeker hastası olanların diyabet hastalığına yakalanma riskinin yüksek olduğunu belirtirken, diyabetin risk grubunda yer alanları ise şöyle anlattı:

    “Fazla kilolu insanlar da risk altındadır. Bunu beden kitle indeksi (BKİ) ile anlayabiliriz. BKİ’si 25’in üzerinde olanlar risk altındadır. Ayrıca hızlı yemek yiyenler, çabuk acıkanlar, yüksek tansiyonu olanlar, kandaki yağ miktarı fazla olanlar, hareketsiz bir yaşam tarzı sürenler, stresli kişilik yapısı olanlarda hastalığın görülme riski yüksektir. Ayrıca yaş ilerledikçe bu hastalık riski de artar.”

    Diyabetin tedavisi

    Dr. Bolat, şeker hastalığının tedavisinin hastalığın tipine göre değiştiğini söyledi. Hastalığın tipi ve tedavi yöntemleri ile ilgili bilgi veren Dr. Bolat, “Diyabet tedavisinde amaç kan şekeri ayarını sağlamaktır. İyi bir diyabet kontrolü için Tip 1 Diyabet (şeker) hastalarının vücutlarında yeterli insülin bulunmadığı için ömür boyu insülin kullanmaları önemlidir. Tip 2 Diyabet (şeker) hastalığı tedavisi daha geniş seçenekler içermektedir. İlaç tedavisi ağızdan alınan haplardan başlayarak ilerleyen dönemlerde insülin kullanımına kadar değişmektedir. Tip 2 Şeker hastaları ilk dönemlerde yaşam tarzı değişikliği ve hap tedavileri ile şekerlerini kontrol altına alabiliyorlarken ilerleyen dönemlerde insülin ihtiyaçları ortaya çıkabilmektedir” dedi.

    Sağlıklı beslenmenin önemi

    De. Bolat, sağlıklı beslenmenin de hastalıkta önemli olduğunu söyleyerek, “Yenilen besinlerin özellikle karbonhidrat içeren besinlerin vücudun ihtiyacından fazla tüketilmesi kan şekeri seviyelerini yükseltir. Kan şekeri kontrolünün sağlanmasında diyabetli bireye özgü beslenme tedavisinin verilmesi önemlidir” ifadelerine yer verdi.

    Egzersizin önemi

    Şeker hastalarının egzersiz yapmalarının da sağlıkları ve şeker seviyesini dengelemeleri açısından önem taşıdığını ifade eden Dr. Bolat, “Hem sağlıklı yaşamı korumak hem şekerin vücuda verdiği zararları azaltmak hem de şeker seviyelerini düşürmek için egzersiz ve sporun çok büyük önemi vardır. Düzenli egzersiz kandaki şekerin hücreler tarafından alınıp kullanılmasını arttırarak kan şekeri seviyelerinin düşmesine yardımcı olur” diye konuştu.

  • Benleriniz kanserin habercisi olabilir

    Uzmanlar, vücuttaki benlerin dikkatle takip edilmesi gerektiğini vurguladı.

    Vücuttaki benlerin kimileri için psikolojik ve estetik açıdan rahatsızlık verdiğini belirten uzmanlar, benlerinden kurtulmak isteyen kişilerin mutlaka plastik cerrahi uzmanına başvurması gerektiğini söyledi. Güneş ışınlarına fazla maruz kalmanın ben oluşumunu tetiklediğini belirten Op. Dr. Ufuk Aydın, aynı zamanda genetik faktörlerin de etkili olduğunu ifade ederek, “Benlerini aldırma korkusu yaşayan kişilerin bendeki değişimi takip etmesi çok mühim. Halk arasında benlerin alınması ile kanser riski oluşacağına dair ne yazık ki yanlış bir inanış var. Bu yanlış bilgi yüzünden birçok kişi korku ile hekime başvurmaz. Bu korku ve önemsememe ile kişi benindeki değişime dikkat etmezse, bu durum kansere dönüşme durumunu geç fark etmeye sebep olur. Benler hızla büyüyebilir, renk değiştirebilir, şekil değiştirebilir, kabarıklaşabilir, kanayabilir. Bu tip değişimlere dikkat edilerek ben takip edilmeli ve görüldüğünde mutlaka estetik plastik cerrahi uzmanına müracaat edilmelidir” dedi.

    Estetik olarak görüntüsünden rahatsız olunan durumlarda benlerin alındığını belirten Aydın, “Özellikle ben, eklem yerleri gibi fiziki rahatsızlık verecek yerde ise ve yine yerleşim yeri olarak tarak, tıraş bıçağı, gömlek yakası, pantolon kemeri ve çorap koncu gibi giysilerle tahrişe maruz kalan bölgelerde bulunuyorsa alınması gerekebilir. Cerrahi olarak çıkarılan doku parçası mutlaka histopatolojik olarak incelenmelidir. Uzman hekim tarafından doğru şekilde alınan benler hiçbir şekilde kansere sebep olmaz” diye konuştu.

  • Çocuğunuzun parmak ucunda yürümesi hastalık habercisi olabilir

    Ailelere uyarıda bulanan uzmanlar, çocukların uzun süre parmak ucunda yürümeleri durumunda ortopedi ve travmatoloji uzmanına götürülmesi gerektiğini söyledi.

    Çocukların parmak üzerinde yürümesinin geçici olabileceği gibi, kalıcı bir hastalığın da belirtisi olabileceğini ifade eden uzmanlar, yürüyüşlerin büyüdükçe tedavi edilmeksizin de kendi kendine düzelebilmekte olduğunu söyledi. Çocuklarda parmak ucu yürüyüşünün, topuk temasının olmayışının olduğunu ifade eden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Tayfun Açıkgöz, “Çocuklar genellikle 11-15 ay arasında yürümeye başlarlar. Parmak ucu basarak yürüme durumu yeni yürümeye başlayan çocuklarda sıklıkla görülebilen bir durumdur. Bu çocukların çoğu büyüdükçe normal şekilde yürümeye başlarlar. En geç iki yaşına kadar çocuğun normal yürüyüş düzenine ulaşması beklenir. Çocuk eğer hala düzgün olarak basmıyorsa ortada bir sorun olabilir” dedi.

    Çocuklarda parmak ucunda yürümenin birçok faktöre bağlı olarak gerçekleşebildiğini belirten Op. Dr. Açıkgöz, “Parmak ucu yürüyüşü çocuklarda yüzde 7 ile 24 arasında görülmektedir. Yapılan araştırmalar neticesinde yüzde 10 ile 88 arasında pozitif aile hikâyesi bulunduğu tespit edilmiştir. Hastalığın teşhisinin konulması kolay olmakla birlikte, öncelikle çocuklarda parmak uçlarına basarak yürüme durumunda hastalığın asıl nedenin ortaya konulması önemlidir” diye konuştu.

    Bu rahatsızlığın büyük oranla erkek çocuklarda görüldüğüne dikkat çeken Op. Dr. Açıkgöz, hastalığın tedavi yöntemleri hakkında şu açıklamalarda bulundu:

    “Bu hastalarda çoğu zaman konservatif tedavi yeterli olabilir. Bu nedenle teşhisi ve tedavisi kalıcı bir sakatlığın önlenmesi açısından çok önem taşımaktadır. Tedavinin programlanmasında parmak uçlarına basmanın ne zamandan beri var olduğu, çocuğun ayak ve ayak bileğindeki şekil bozukluğu ile sertlik derecesi ve çocuğun yaşı en önemli kriterleri oluşturur. Küçük çocuklarda hastalığın önemli bir kısmı idiyopatik olup parmak uçlarında yürüme durumu için gözlemlemek veya sadece egzersiz uygulamaları ile bot – ortez kullanımı yeterli olabilir. Ancak bazı hastalarda ameliyat ile tedavi gerekli olabilir.”

  • El, ayak, göz kapağındaki şişlikler böbrek yetmezliği habercisi olabilir

    Memorial Şişli Hastanesi Böbrek Nakli Merkezi Başkanı Doç. Dr. Burak Koçak, kronik böbrek yetmezliğinin sinsi bir hastalık olduğunu belirterek, “Sabah kalktığınızda el ve ayaklardaki şişme, göz kapaklarındaki ödem gibi belirtiler kişide kronik böbrek hastalığın ortaya çıktığını gösterir. Çocuklarda yetişkinlere göre daha az görülen böbrek yetmezlikleri daha çok doğumsal nedenlerden kaynaklanmaktadır” dedi.

    Kronik böbrek yetmezliğinde erken tanının önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Koçak, diyabet, yüksek tansiyon ve aşırı kilonun, böbrek yetmezliğinin önemli nedenleri arasında yer aldığını belirtti. Böbrek yetmezliğinin en doğru tedavisinin böbrek nakli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Koçak, ülkemizde yılda ortalama 3 bin civarında böbrek nakli yapılarak hastaların sağlığına kavuşabildiğini söyledi.

    “Kronik böbrek yetmezliği hiçbir belirti vermeden gelişebilir”

    Doç. Dr. Burak Koçak, kronik böbrek hastalığı hakkında şu bilgileri verdi: ’’Böbreklerin vücut için hayati olan süzme fonksiyonunu tam olarak veya hiç yerine getirememesi böbrek yetmezliği olarak tanımlanabilir. Vücudumuz çalışırken sürekli zehirli atıklar ortaya çıkmaktadır. Böbreklerimiz de bu atıkların vücuttan atılmasını sağlamaktadır. Kronik böbrek rahatsızlığı ortaya çıktığında vücut bu atıkları dışarı atamayıp biriktirmektedir. Bir erişkinde böbreklerin süzme fonksiyonu 80 ile 125 arasındadır. Hastalık başladığında bir belirti vermez. Vücuttaki süzme oranı 30’lara kadar düştüğü zaman sabah kalktığımızda el ve ayaklarda şişme, göz kapaklarında ödem gibi belirtiler ortaya çıkmaktadır. Bu belirtilerle birlikte kronik hastalık ortaya çıkmıştır ve böbrekler işlevini yüzde 80 yitirmiş demektir. Kronik böbrek rahatsızlığı ilerlediğinde kansızlığa bağlı olarak halsizlik, vücuttaki ödemler de artmaktadır. Süzme fonksiyon değeri yüzde 10’un altına düştüğü zaman hastanın yaşamını sürdürmesinin iki yolu vardır. Bunlardan birisi geçici bir tedavi olan diyaliz diğeri ise kalıcı bir tedavi olan böbrek naklidir.”

    Şeker böbrek hastalığının en önemli sebeplerinden biri

    Kronik böbrek yetmezliğinde erken tanının önemine de vurgu yapan Doç. Dr. Koçak, ’’Bu durum basit testlerle anlaşılabilir. Herkesin çok kolay şekilde yaptırabileceği idrar testi ile bu mümkündür. İdrarda kan hücrelerinin olması ya da protein atılımının görülmesi böbrek yetmezliğinin erken habercisi olabilir. Aynı zamanda kan testindeki serum kreatinin değerleriyle de anlaşılabilir. Kronik böbrek yetmezliğinin en önemli nedenleri arasında şeker hastalığı (diyabet), yüksek tansiyon, böbrek iltihapları ve aşırı kilodur. Böbrek yetmezliği hastalarının yüzde 30’u şeker hastasıdır. İkinci sırada tansiyon üçüncü sırada da böbrek iltihapları yer almaktadır. Bundan dolayı özellikle kişilerde şeker hastalığı ve tansiyon varsa, 65 yaşın üzerindeyse bu hastaların mutlaka böbrek fonksiyonlarını kontrol ettirmeleri gerekmektedir’’ ifadelerini kullandı.

    Böbrek yetersizliğinin en etkili tedavisi böbrek naklidir

    Kronik böbrek yetmezliği dışında akut böbrek yetmezliğinin de bulunduğunu belirten Doç. Dr. Koçak, ’’Akut böbrek yetmezliği çeken hastalar doğru tedaviyle böbreklerini eski fonksiyonlarına kazanabilir. Geri dönüşümsüz kronik böbrek rahatsızlığı çeken hastaların ise hayatlarını devam ettirebilmeleri için önlerinde iki seçenek vardır. Birinci diyaliz tedavisi diğeri ise böbrek naklidir. Biz hiçbir zaman diyalizi öncelikli tedavi olarak düşünülmemeli, tıbbi durumu uygun olan hastalar böbrek nakli olmalıdır. Böbrek nakli olan hastalar sağlıklı bireyler gibi konforlu bir şekilde yaşamını sürdürebilir. Dünya çapında da böbrek yetmezliğinin birincil tedavisi olarak böbrek nakli tercih edilmektedir. Hastalara hiç diyalize girmeden böbrek nakli olmalarını öneriyoruz. Hasta diyalizde ne kadar fazla vakit geçirirse böbrek nakli tedavisinin etkisi de o kadar azalır’’ şeklinde konuştu.

    ’’Yılda üç bin kişi böbrek nakli ile sağlığına kavuşuyor”

    Ülkemizde ortalama yılda üç bin civarında böbrek nakli yapıldığı bilgisini veren Doç Dr. Koçak, ’’Nakillerin yüzde 75’i canlı vericilerden yapılmaktadır. Geçmişe göre böbrek ameliyatlarında özellikle verici ameliyatlarında kapalı (laparoskopik) cerrahiler tercih edilmektedir. Hastalar bu yöntemler sayesinde ameliyattan bir gün sonra taburcu olmaktadır. 10 gün içerisinde araba kullanmaya başlayıp 3 haftada da işlerine geri dönebilmektedir. Böbrek nakli yapılan kişinin vücudu dışarıdan gelen yabancı böbreği kabul etmemek için direniyor. Fakat bu noktada da ilaçlarla, gelişen teknoloji ve tecrübelerimizle vücudun böbreği kabullenmesini sağlıyoruz’’ dedi.

    “Çocuklardaki böbrek yetmezliğinin çoğu doğumsal sebeplerden kaynaklanıyor”

    Çocuk dönemindeki böbrek yetmezliğinin genellikle doğumsal nedenlerden kaynaklandığını vurgulayan Doç. Dr. Koçak, ’’Çocuklarda da böbrek yetmezliği neredeyse milyon nüfusta 10-15 oranında görmektedir. Bu hastalığın çocuklar ile erişkinleri için farkı, çocuklarda daha çok doğumsal sebeplerle ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle doğum sonrasında diyalize ve nakle ihtiyaç duyan ciddi bir hasta grubu olabilir. Böbrek yetersizliği hastası olan çocuklarda gelişme gerilikleri görülmekte, yaşıtlarına göre düşük kilo ve kısa boy sorunları oluşmaktadır. Beden gelişimi tam olarak tamamlanamayan çocukların okul başarıları da olumsuz etkilenmektedir. Bütün bu nedenlere bağlı olarak çocuk hastalarda böbrek naklinin önemi daha da artmaktadır. 5 yaşının altındaki çocuklarda böbrek yetmezliğinin sonuçları ise daha büyük çocuklara göre daha da ağır olabilir. Özellikle 5 yaşın altındaki çocukların mümkünse hemen böbrek nakli olmaları çok önemlidir. Geçmişte düşük kilo çocuklarda böbrek nakline engel teşkil ederken, gelişen teknoloji, alternatif ilaçların üretimi ve cerrahi tecrübeler sayesinde 6-7 kilo olan çocuklara da böbrek nakli yapılabilmektedir. Nakilden sonra da bu çocukların boyu ve kilosu hızla artmaktadır’’ dedi.

    ’’Çocuklarda canlıdan böbrek nakli daha sağlıklı’’

    Çocuklarda genelde canlı vericilerden nakil yapıldığını söyleyen Doç. Dr. Koçak, ’’1 yaşın altındaki çocuklarda kadavradan yapılan nakillerin başarı oranları düşük oluyor. En iyi sonuçları canlı verilerden yaptığımız nakillerde görüyoruz. Nakil yapıldıktan sonra ilk yıl çocuklar için çok önemli. Nakil sonrası bir yılını sağlıklı geçiren çocuklar uzun yıllar bir problem olmadan sağlıklı şekilde yaşıyorlar’’ ifadelerini kullandı.