Etiket: Habercisi

  • Omuz ağrısı lif yırtılmasının habercisi olabilir

    Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Başar, omuz ağrılarının lif yırtılma belirtileri olabileceğini söyledi.

    Samsun Medical Park Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği’nden Uzm. Dr. Ayşegül Başar, omuz ağrısı şikayetleri hakkında bilgi verdi. Başar, “Lif yırtıkları özellikle ev kadınlarında, işleri gereği ağır kaldıranlarda ve yüksek yerlere uzanmak zorunda kalanlarda sıklıkla görülmektedir. Rotator cuff yırtığı dediğimiz omuz lif yırtıkları kollarımızı yana kaldırmaya içe ve dışa döndürmeye yarayan kaslar, aşırı yüklenmeyle ve ya kireçlenmelere bağlı oluşmaktadır. Lif yırtığı omuzda ağrı ve güçsüzlük hissiyle başlar ve o bölgedeki yırtılma arttıkça hastanın ağrı şiddeti de yoğunlaşır. Lifin tamamen yırtılması durumunda ise kişi kolunu kaldıramaz ve günlük işlerini yapamaz hale gelir. Yırtık oluşmasıyla birlikte buna eşlik eden ödeme bağlı olarak hastanın kol hareketlerinde kısıtlılık ve özellikle gece ortaya çıkan ağrılar kendisini gösterir” dedi.

    Dr. Başar şu bilgileri verdi: “Omuz ağrıları yalnızca lif yırtıklarına bağlı değil bazen boyun problemlerine bağlı olarak da görülebilir. Boyunda kireçlenme, fıtık, düzleşme ya da fibromiyaljiye bağlı olarak da omuz ağrıları oluşabilir. Bu nedenle omuz ağrısı problemi yaşayan bir kişinin fizik tedavi hekimi tarafından kapsamlı bir şekilde boyun ve omuz muayenesinin yapılması, gerekirse MR ile detaylı bir şekilde değerlendirilmesi önemlidir. Çünkü omuz ağrısı olan hasta, eğer problem boyun kaynaklı ise yırtık nedeni ile operasyon geçirse bile ağrısı devam edecektir.”

    Omuz ağrısının tedavi yöntemi

    Uzm. Dr. Ayşegül Başar, omuz ağrısının tedavisi ile ilgili şunları söyledi: “Omuz ağrısında en önemli tedavi programı hastanın hangi dönemde olduğunun saptanmasıdır. Çünkü erken dönem omuz ağrısı ile geç dönem ağrı tedavisi tamamen farklıdır. Hangi dönemde olduğu anlaşılmadan verilecek rastgele bir tedavi hastanın ağrılarının daha da artmasına neden olabilir. Erken dönem tedavide istirahat ve soğuk tedavi, eklem içine enjeksiyon ön plandayken, kronik durumlarda ise fizik tedavi, egzersiz tedavisi, sıcak tedaviler daha ön plana geçmektedir. Özellikle lazer tedavisi omuz yırtıklarında ödem ve ağrının ortadan kaldırılmasında etkin ve geçerli tedavilerden birisidir.”

  • Koku kaybı, uyku bozukluğu ve kabızlık parkinson habercisi

    Manisa Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doktor Serkan Saka, parkinson hastalığının erken teşhisi için çalışmalar yapıldığını belirterek, “Koku kaybı, koku almada azalma, uyku bozuklukları, özellikle canlı rüyalar ve kabızlık çok önemli. Hastayı bu evrede yakalayabilirsek eğer, en azından hareket bozuklukları aşamasına geçmeden önce hastaya erken dönemde tedaviye başlayabiliriz” dedi.

    Manisa Devlet Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doktor Serkan Saka, Dünya Parkinson Günü dolayısıyla basın açıklaması yaptı. Parkinson hastalığının tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu söyleyen Dr. Saka, hastalığının farkında olmayanların bilinçlenmesi gerektiğini vurguladı. Parkinson hastalığının beyinde nöron kaybıyla başladığına dikkat çeken Dr. Saka, “Nörodejeneretif hastalıklar içerisinde ikinci sıklıkta görülüyor. En sık görülen hastalık alzheimer hastalığı. Alzheimer hastalığından sonra ikinci sıklıkta görülüyor. Fakat alzheimer hastalığına göre daha iyi bir hastalık. Alzheimer’da tedavi şansı yok. Sadece yavaşlatabiliyoruz. Parkinson hastalığını tedavi edebiliyoruz. İyi tedavi ediyoruz. Sonuçları yüz güldürücü. Parkinson nedeniyle hasta ölmez. Tedavisi iyi yapılırsa 20, 30, 40 yıl yaşayabilir. Genellikle 55-60 yaş üzerinde başlıyor bu hastalık. 85 yaş üzerinde daha da artıyor. Yapılan çalışmalarda ülkemizde 100 bin ila 150 bin civarında parkinson hastası olduğu tahmin ediliyor. Yalnız bu çalışmada çıkan sonuç, hastaların hemen hemen yarısı tedavi almıyor. Bu 200. yılında da farkındalığı arttırmak istiyoruz. Parkinson hastalığının ne olduğunu, bunun tedavi edilebilir olduğunu, tedaviyle iyi sonuçlar alındığını topluma duyurmak istiyoruz. Hastalar yanlış yerlerde dolaşabiliyor. Yanlış doktorlara gidebiliyor. Omuz ağrısı, sırt ağrısı, hareketlerde yavaşlama, bunun gibi belirtilerle başka hekimlere gidebiliyor” dedi.

    Koku kaybı, uyku bozukluğu ve kabızlık parkinson habercisi

    Parkinson hastalığının belirtileri hakkında bilgi veren Dr. Saka, dünya çapında da hastalığın erken teşhisi için çalışmalar yapıldığını belirterek, “En sık bulguları toplumun bildiği şekliyle elde titreme. Tek taraflı başlıyor. Daha sonra ilerleyen dönemlerde öbür tarafına geçebiliyor. Tüm vücudunda olabiliyor. Yine hareketlerinde yavaşlama, daha önce yapabildiği ince işleri yapamama, yazı yazamama, düğme ilikleyememe, düğmesini açamama, yatağından kalkamama, yatak içerisinde hareket edememe bunun gibi bulgularla hasta bize gelebiliyor. Hastalığın başlayabilmesi için beyindeki nöron kaybının yüzde 70-80’lere ulaşması gerekiyor. Ama bu seviyeye ulaşmadan önce de bulgular var. Son çalışmalar da bu erken dönemde yakalamaya yönelik. Koku kaybı, koku almada azalma, uyku bozuklukları, özellikle canlı rüyalar ve kabızlık çok önemli. Hastayı bu evrede yakalayabilirsek eğer, en azından hareket bozuklukları aşamasına geçmeden önce hastaya erken dönemde tedavi başlayabiliriz” diye konuştu.

    Hastalığın genetik sebeplere bağlı olarak 55 yaşın altında da görülebildiğini söyleyen Saka, “Daha çok 55 yaşından sonra başlıyor. Ama 55 yaşın altında da başlayabiliyor. Yüzde 5 civarında 55 yaşın altında başlıyor. Bu erken başlangıçlar daha çok ailevi parkinsonlar. Anne, baba, kardeşlerinde parkinson hastalığı varsa erken başlangıç olabilir. Bir de çok az bir formu var o da 20 yaşın altında başlıyor. O çok az görülüyor. Onda genetik bozukluklar ön planda” dedi.

    Tedavisi mümkün

    Hastalığın tedavisi için hasta uyumluluğunun önemli olduğunu vurgulayan Saka, “Dopamin diye bir madde var beynimizde. Hareketlerimizi sağlıyor bizim. Nöronlar öldüğü için bu madde yok bu hastalıkta. Biz tedaviyle bu dopamini koymaya çalışıyoruz. Bizim normalde beynimizde olan olayı biz ilaçlarla yapmaya çalışıyoruz. Tedavide hasta uyumu gerekiyor. Saatlik yapıyoruz bu tedaviyi. 08.00, 12.00, 16.00, 20.00, gece dozları oluyor. Çoklu bir tedavi. Başlangıçtan az başlayıp, sonra hastalık ilerleyince dozlarını arttırıyoruz, sıklaştırıyoruz” şeklinde konuştu.

    Parkinson hastalığının mesleklerle bağlantısı olmadığını ancak boksörlerin risk grubu içerisinde yer aldığını kaydeden Saka, “Meslekle bağlayamayız. Boksörlerde risk var. Kafa travmasına bağlı boksörlerde parkinson riski biraz fazla” ifadelerini kullandı.

  • Koltuk altında oluşan kitle meme kanserinin habercisi olabilir

    Konya Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekerek, koltuk altında oluşan kitlelerin meme kanserinin habercisi olduğunu söyledi.

    Her geçen gün meme kanseri hastalarının sayısının arttığını, erken teşhis konulmadığında hastalığın vücuda yayıldığını belirten Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İlhami Beyaztaş, meme kanserinde erken teşhisin önemine değindi. Memede iki tür hastalık olduğunu kaydeden Dr. Beyaztaş, “Bir bölümü iyi huylu dediğimiz kitleler şeklinde olan, diğer bölümü de kötü huylu dediğimiz kitleler şeklinde olan meme hastalıkları var. Kadınlarda en çok ölüm nedenlerinden biri olan meme kanserleri toplumumuzda önem arz eden özellikle erken teşhisin çok önemli olan bir hastalıktır. Çünkü erken müdahale hem kanserin yayılmasını hem de kür dediğimiz tedavide başarı şansını çok arttırmaktadır. Meme hastalıklarının erken teşhisinde hastaya çok büyük görev düşmektedir. Çünkü hastayı doktora getiren, ilk tespiti yapan hastanın kendisidir. O yüzden mutlaka bayanlara özellikle her banyodan sonra aynanın karşısına geçip meme muayenelerini yapmalarını tavsiye ediyoruz” diye konuştu.

    “Meme muayenesinde dikkat edilmesi gerekenler”

    Kadınların meme muayenesinde dikkat etmeleri gereken hususları anlatan Dr. Beyaztaş, “Öncelikle her iki memede asimetri dediğimiz memenin birinde küçülme ya da meme ucunda bulgular saptanması, aynı zamanda elle muayenede sert yapıların ele gelmesi hastanın hekime başvurmasını gerektirir. Biz bu şekilde başvuran hastaya öncelikle meme muayenemizi kendimiz yapıp, ardından ultrason dediğimiz görüntüleme yöntemlerinden faydalanıyoruz. Şüpheli kitle saplandığı zaman ultrasonda kesinleştirilmesi gerekmekte. Her zaman meme kitleri aksi ispat edilene kadar kabul edilir. Bu yüzden de bunun kötü huylu olup olmadığının mutlaka araştırılması gerekir. Kötü huylu meme hastalıklarında korunma önemlidir“ şeklinde konuştu.

    “Genetik faktörler meme kanserinde ön plana çıkmaktadır”

    Genetik faktörlerin hastalığa yakalanmada ön plana çıktığına dikkat çeken Op. Dr. Beyaztaş, “Sigara, beslenme alışkanlıkları, kötü beslenme şartları, çevresel faktörler, bunların da meme kanseri oluşumuna etkileri var. Genetik faktörler meme kanserinde ön plana çıkmaktadır. Anne ve teyzesinde, birinci derece akrabalarında meme kanseri olanların mutlaka kontrolden geçmeleri, 40 yaşından sonra da mutlaka mamografi yaptırmaları, ultrasona girmeleri ve yakın takibe alınması gerekiyor“ dedi.

    “Koltuk altındaki kitle meme kanserinin habercisi”

    Op. Dr. Beyaztaş, koltuk altında oluşan kitlelerin meme kanserinin habercisi olduğunu belirterek, “Meme hastalıklarında bir diğer durum ise koltuk altı bezleri. Memedeki bütün hastalıklı yapılar koltuk altı beziyle çok ilişkisi vardır. Meme hastalıkları birinci dereceden koltuk altına yayılır. Koltuk altındaki kitle meme kanserinin habercidir. Hastaların koltuk altlarını mutlaka kontrol edip muayene ettirmesi gerekiyor. Meme hastalıklarından toplum olarak korkmamamız lazım. Yeter ki zamanında erken teşhis ve tanıma yöntemlerini yapıp, ihmale yer vermemeliyiz” diye konuştu.

  • Baharın habercisi Leylekler Ardahan’a geldi

    Doğu Anadolu’da havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte baharın habercisi olarak nitelendirilen leylekler, Ardahan’a gelmeye başladı

    Baharın müjdecisi olarak bilinen leylekler, Ardahan’a gelmeye başladı. Orman ve Su İşleri Şube Müdürü Temel Şimşek, “Leylekler her yıl olduğu gibi bu yıl da gelerek Ardahan’da insanların gönlünü şenlendirmiştir” dedi. Merkez 1 Nolu Sağlık Ocağı üzerinde görülen leyleklerin vatandaşların da ilgisini çektiğini aktaran Şimşek, “Baharın habercileri olarak nitelendirdiğimiz göçmen kuşlarımızdan leyleğimiz Ardahan ilimize gelmiş bulunmaktadır. Hemen hemen ortalama her yıl aynı dönemlerde leyleklerimiz Ardahan ilimizdeki ova köylerimize gelerek burada konaklamaktadırlar. Yaklaşık Eylül ve Ekim aylarına kadar misafirimiz olan leylekler burada üreme dönemini geçirdikten sonra da kış aylarında sıcak ülkelere göç etmektedirler. Bu senede leyleklerimiz yine gelip Ardahan’da insanların gönlünü şenlendirmiştir. Ardahan halkımız leylekler konusunda oldukça duyarlı ve herkes tarafından leyleklerin gelmesi bir baharın müjdecisi olarak nitelendirilip halk tarafından sevinçle karşılanmaktadır.” diye konuştu.

  • Yorgunluğunuz kalp rahatsızlığının habercisi olabilir

    VM Medical Park Bursa Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Kamuran Erkoç, kişideki yorgunluk, tıkanma ya da çarpıntıların kalp kapakçığının yetersizliğinden kaynaklanabileceğini söyledi.

    Kalbin iki kulakçık ve iki karıncık olmak üzere dört boşluktan oluşan bir kas pompası olduğunu belirten Op. Dr. Kamuran Erkoç, “Kalp kapağı hastalıklarının belirtileri hangi kapağın hasta olduğuna bağlı olarak değişir. Hafif derece kapak darlığı veya yetersizliği olan hastaların yıllarca hiçbir şikayeti olmayabilir. Ancak hastalık ilerledikçe kalbe giderek daha fazla ilave iş yüklenir. Bu, kişinin yorgunluk, tıkanma ya da çarpıntı hissetmesine sebep olur. Akciğerlerde biriken sıvı nefes darlığına, vücudun aşağı kısımlarında biriken sıvı ise karın ve bacaklarda ödemlere yol açabilir. Kalbi besleyen damarlara kan akımı yetersiz olduğunda göğüs ağrısı gelişebilir. İleri derece kapak darlıklarında baş dönmesi, baygınlık hissi hatta bayılma nöbetleri olabilir” dedi.

    Kapak hastalığı olan kişilerin çoğu fazla bir tedavi almadan sadece düzenli muayene ve ekokardiyografi kontrolleri altında yıllarca sıkıntısız yaşayabildiğini anlatan Dr. Kamuran Erkoç, “Ancak, bazı hastalarda şikayetleri azaltmak için birtakım ilaçlar kullanılmaktadır. Bunlar kalbin ritmini düzenlemek, vücutta biriken sıvının atılımına yardımcı olmak ve kalbin iş yükünü azaltmak için verilen bazı damar genişleticilerdir. Kapak hastalığının neden olduğu darlık ya da yetersizlik şiddetliyse gerekebilmektedir. Kapak cerrahisi hastanın şikayetlerinin azaltılmasına ve normal bir hayat sürmesine önemli katkı sağlamaktadır” şeklinde konuştu.

    Kapak cerrahi operasyonu hakkında da bilgi veren Op. Dr. Kamuran Erkoç, “Hastalıklı kapağın değiştirilmesinde kullanılan takma yani protez kapaklar arasında en sık kullanılan mekanik kapaklar ve hayvanlardan alınan doku kapaklarıdır. Kapak tamiri en sık mitral kapak darlık ve yetersizliğinde veya triküspit yetmezliğinde kapağın fazla hasar görmemiş olduğu durumlarda tercih edilebilmektedir. Kapak ameliyatlarının çoğunda göğüs kafesi açıldıktan sonra kalp durdurulur ve kan dolaşımı suni bir kalp-akciğer cihazıyla sağlanır. Son zamanlarda göğüs kafesinde daha küçük bir kesi yapmak suretiyle iyileştirici yöntemler kullanılmaktadır. Robotik cerrahi ile de uygun olan hastalarda daha küçük kesilerle başarılı operasyonlar yapılabilmektedir” diye konuştu.