Etiket: Gündemi

  • Kardeşlik Platformu Terör Gündemi İle Toplandı

    Kardeşlik Platformu adı altında bir araya gelen sivil toplum kuruluşları, aylık istişare toplantısını gerçekleştirdi. Toplantıya, AK Parti Malatya Milletvekili Mustafa Şahin ve Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’da konuk olarak katıldı.

    Şeker-İş Sendikası Malatya Şubesi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilen istişare toplantısı, Şeker Fabrikası Sosyal Tesisleri’nde düzenlendi. Terör gündemi ile yapılan toplantıda birlik ve beraberlik mesajları verildi.

    Toplantı da ilk olarak söz alan Battalgazi Belediye Başkanı Selahattin Gürkan, Doğu ve Güneydoğu’da sürdürülen terör operasyonlarına değinerek “Diyarbakır’ın kültürünün korunmasını istiyoruz. Bu korunma esnasında da etnik milliyetçiliği, etnik mezhepçiliği ve hiçbir etnikçiliği tasvip etmiyoruz. Devletimizden hukuk müeyyideleri çerçevesinde tüm vatandaşları yasalar önünde eşit olduğu anlamında hareket etmek durumundadır. Bizde o görüş ve düşüncedeyiz” diye konuştu.

    Yasalarda eksiklikler olabileceği ve yasaların canlı organizma gibi olduğunu ifade eden Gürkan, “Meclisin var oluşu da bundandır. Eksiklerin bizim seçip gönderdiğimiz vekiller tarafından yeniden düzenlenmesidir. Günün gereklerine göre yeniden şekillendirilmesi için meclisimizin çalışmaları için vardır. Milletvekilleri de bu görev ve sorumluluklarını bizim adımıza yerine getiriyorlar. Özet olarak bu memleketin hepsi bizimdir. Bu ülkeyi bölmeye parçalamaya kimsenin gücünün yetmeyeceği, buna cüret edeceklerde sonunda zelil ve perişan olacaklardır” ifadelerine yer verdi.

    AK Parti Malatya Milletvekili Mustafa Şahin ise Türkiye’de terörün baş gösterdiği süreçlere değinerek “Bunların o silahlı güçlerini durdurdukları andan itibaren bugünkü operasyonların yapılması gerektiği görüşündeydim. Yani bugün yapılan operasyonlar aslında o günlerde yapılmalıydı. Merhamet maraz getirir düsturuyla bu operasyonlar o günlerde olsaydı, belki de bu kadar zayiat olmazdı. Güvenlik güçlerimizde belki de kendi canları pahasına mücadeleyi kansız bir şekilde sürdürmek için canla başla kardeşlerimiz mücadele etmektedirler” diye konuştu.

    Toplantıda, son olarak toplantıya katılan sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin değerlendirmeleri ve soruları yer aldı. Toplantı, verilen birlik ve beraberlik mesajı ile sona erdi.

  • CHP’li Böke: “Başkanlık Sistemi Tartışması İhtiyacı Olmayan Gündemi Suni Gündemle Tıkamaya Kimsenin Hakkı Yoktur”

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke, “Başkanlık sistemi tartışması ihtiyacı olmayan gündemi suni gündemle tıkamaya kimsenin hakkı yoktur. Buna engel olmak noktasında elimizden gelen her şeyi yapacağız” dedi.

    CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında toplandı. Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Selin Sayek Böke bir basın toplantısı düzenledi. Konuşmasına dün İstanbul’da bir inşaatta üç kişinin hayatını kaybetmesine değinerek başlayan Böke, “Bunlar birer cinayettir. Bunlar engellenebilir cinayetlerdir. Bu kayıplar, bu ölümler bu çağda asla kabul edilemez. Kaybettiğimiz işçilere Allah’tan rahmet, sevenlerine sabır diliyorum” dedi.

    Sur’da yaşanan çatışmalarda şehit olan askerlere de Allah’tan rahmet dileyen Böke, sevenlerine sabır diledi.

    “MESELE ANAYASADAN İBARET DEĞİLDİR, MESELE YASALARIN DARBE HUKUKUNDAN ARINDIRILMASI MESELESİDİR”

    “Türkiye geniş çaplı bir anayasa değişikliği tartışıyor” diyen Böke, şunları kaydetti:

    “CHP olarak biz bütün toplum kesimlerinden ortaya çıkan bu değişiklik ihtiyacının gerçek olduğunu kabul ediyoruz. Ancak Türkiye’nin asıl meselesinin bir anayasa değişikliği meselesi olmadığının altını çiziyoruz. Türkiye’nin asıl meselesi darbe hukukundan yasal sistemi arındırma meselesidir. Türkiye’nin asıl meselesi, evrensel değerlerde özgürlüklerin inşa edildiği, demokrasinin özgürlükçü bir yapıya kavuşması meselesidir. Yarın toplanmaya başlayacak olan uzlaşma komisyonunun çalışmalarını ve bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkacak olan süreci biz bu özgürlükçü demokrasinin inşasının parçası olarak görüyoruz. Mesele anayasadan ibaret değildir. Mesele yasaların darbe hukukundan arındırılması meselesidir. Mesele hukukun uygulanışına dair bir anlayış değişikliğine ihtiyaç meselesidir. Mesele bunlarla birlikte anayasada değişiklik meselesidir. Bu bir bütünün parçasıdır. Parçası olarak görülmediği takdirde de Türkiye’nin ihtiyacı olan özgürlükçü demokrasi çerçevesini inşa etmesi mümkün olmayacaktır. Ancak anlaşılıyor ki CHP’nin özgürlükçü demokrasi mücadelesine karşı saray vesayeti altında bulunan AKP’nin ise tek bir gündemi var. Bu gündem adına başkanlık denen tek adam yönetimini dayatma gündemidir. Geçtiğimiz hafta Sayın Cumhurbaşkanı kendi yetki ve sorumluluğunun dışına çıkarak, Meclis zeminini yok sayarak şunu ifade etmiştir; ’Parlamenter sistem bitti’ demiştir. Ülkemizin sorunları büyük.”

    “CHP TÜRKİYE’Yİ BİR TEK ADAM REJİMİNE TESLİM ETMEYECEKTİR”

    Siyasetin temel görevinin Türkiye’nin esas meselelerini konuşmak olduğunu söyleyen Böke, “Biz CHP olarak Türkiye’nin esas gündeminin ilk ve en önemli maddesi olan özgürlükçü demokrasi inşasında ‘önce Türkiye’ diyen yaklaşımla çalışmaya devam edeceğiz. ‘Önce ben, hep ben’ diyen saray ve saray vesayeti altındaki AKP’nin haykırışlarına karşı biz de ‘önce Türkiye’ diyen siyaseti vatandaşın sorununu çözme zemini olarak kullanan bir yaklaşımla Türkiye’yi bu ruh sıkışıklığından çıkaracağız. Sorunları çözen değil, sorun olan bir yaklaşımın karşısında sorunları tespit eden ve her soruna çözüm üreten yeni bir siyasetle Türkiye’ye nefes aldıracağız. Biz parlamenter sistemin olduğu söylenen aksaklıklarının giderilerek güçlendirilen mücadelenin takipçisi ve öncüsü olacağız. Buradan tüm vatandaşlarıma seslenmek istiyorum; CHP burada. CHP Türkiye’yi bir tek adam rejimine teslim etmeyecektir. CHP bunun olmaması için ne yapılması gerekiyorsa toplumun bütün kesimlerini kucaklayarak, hep birlikte yapılmasını sağlayacaktır. Bunun yolu da Türkiye’yi darbe hukukundan arındırmak ve özgürlükçü demokrasiyi inşa edecek bir süreci başlatmaktan geçmektedir. Biz yarın başlayacak olan Uzlaşma Komisyonu’na da bu kararlılıkla ve Türkiye’nin sorunlarını çözme ve özgürlükçü demokrasiyi inşa etme kararlılığıyla oturuyoruz. Belli koşullarla oturuyoruz” ifadelerini kullandı.

    “BAŞKANLIK SİSTEMİ MASAYA KESİNLİKLE GETİRİLMEMELİDİR”

    “Türkiye’nin bir siyasi sistem rejim sorunu yoktur” diyen Böke, şöyle konuştu:

    “Cumhurbaşkanının tek adam olmak gibi kişisel bir sorunu vardır. Bu nedenle tartışma mutlaka parlamenter sistemde gelişmek zorundadır. Başkanlık sistemi masaya kesinlikle getirilmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin milli mücadeleden kalma kuruluş iradesinin yansıması olan anayasanın ilk 4 maddesi bizim vazgeçilmezlerimizdir. Bu komisyonda oy birliğiyle karar alınması gerekliliği de aşikardır. Aynı zamanda güçlendirmek istediğimiz parlamenter sistemin işler hale getirilmesini de çok önemsiyoruz. İhtisas komisyonları çalıştırılmalı, Meclis zemini işler kılınmalı, var olan parlamenter sistemin çözüm üretmesi için imkan yaratılmalıdır. AKP bunları yapmayarak kendi 14 yılını inkar eden bir yaklaşım sergilemektedir. Siyaseten bu anlaşılmaz ve kabul edilemez bir durumdur. Türkiye’nin esas melesi anayasa meselesi değildir. Türkiye’nin esas meselesi özgürlükçü demokrasinin inşası gerekliliğidir. Anayasa burada araçlardan sadece bir tanesidir. CHP, özgürlükçü demokrasiyi inşa edecek, yargı bağımsızlığını, basın özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü, milletin iradesinin Meclis’e yansıdığı, seçim barajının ortadan kalktığı bir düzenin acilen, hızla, yasal düzenlemelerle ortaya konmasını talep etmektedir. Bütün bunlarla ilgili CHP, son iki yasama döneminde tekrar tekrar kanun önerisi vermiştir. Samimiyseniz gelin bu teklifleri yasalaştıralım. Samimiyseniz, gelin Türkiye’yi darbe hukukundan arındıracak bu düzenlemeleri vakit kaybetmeden Meclis’te yasalaştıralım.”

    Böke, MYK’da ayrıca Suriye başta olmak üzere Irak, İran ve Rusya ile ilişkilerin de kapsamlı olarak değerlendirildiğini bildirdi.

    “MUTFAĞIMIZ YANIYOR”

    Ekonomiyle ilgili değerlendirmede bulunan Böke, “Bu hafta açıklanan ihracat rakamlarına göre Türkiye’nin ihracatı Ocak ayında, geçtiğimiz yılın Ocak ayına kıyasla yüzde 14,4 düştü. Bu düşüşle 2011 yılında açıklanmış olan 2023 hedeflerinden sadece uzaklaşmakla kalmadık 2011 düzeyine doğru da hızla gerilemeye devam ediyoruz. Enflasyon yüzde 9,58’e çıktı. Bu artışın en önemli kısmı gıdada. Mutfağımız yanıyor. Gıda enflasyonu yüzde 11,7. Türkiye bunu hak etmiyor. Bunu düzeltebilecek bir potansiyele sahip. Ancak bunu düzeltecek bir reform iradesi olan vizyonu olan bir iktidara sahip değil” açıklamasında bulundu.

    “BU HAFTA İSTANBUL’DAKİ CHP’Lİ BELEDİYELER KENDİ ÇALIŞANLARININ ASGARİ ÜCRETLERİNİ NET BİN 500 LİRAYA ÇIKARDILAR”

    CHP’nin yeni siyaset anlayışını temsil ettiğini kaydeden Böke, “7 Haziran öncesi asgari ücretlilerimizin vahim durumunu ortaya koymuş ve asgari ücretin en az bin 500 liraya artması gerektiğini tespit etmiştik. Bu tespitimizin hayal olduğunu söyleyenler sonradan bu tespiti kopyalamaya karar verdiler. Bir öğretim üyesi olarak şunu ifade etmeliyim ki kopyalar anlaşılır. Kötü kopya çektikleri için de bin 500 lira değil, bin 300 lira dediler. Bütüncül bir çerçeve ortaya koyamadıkları için de o bin 300 liralık artışı da ellerine yüzlerine bulaştırdılar. Bu sebeple bu hafta İstanbul’daki CHP’li belediyeler kendi çalışanlarının asgari ücretlerini net bin 500 liraya çıkardılar. Biz verdiğimiz sözlerin arkasındayız. Çünkü bir samimiyiz” dedi.

    “PARTİ MECLİSİMİZ EN YAKIN TARİHTE TOPLANACAK”

    Gazetecilerin sorularını da cevaplayan CHP Sözcüsü Böke, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın tedbirli olarak kesin ihraç istemiyle Yüksek Disiplin Kurulu’na sevkedilmesi ile ilgili sorulara, “Parti Meclisimiz en yakın tarihte toplanacak. Karar ortaya çıktıktan sonra detaylı bir şekilde paylaşılacaktır” yanıtını verdi.

    “TOPLUMSAL MUTABAKATA BİR SON TARİH KONULAMAZ”

    Anayasa Uzlaşma Komisyonu’yla ilgili bir süre tartışmasına ilişkin soruya ise Böke, “Öncelikle yarın toplanacak olan komisyon Uzlaşma Komisyonu’dur. Bizim için bu komisyon Türkiye’yi darbe hukukundan arındırma komisyonudur. Anayasa bu bütünün bir parçasıdır sadece. Anayasaya dair yapılacak bütün değerlendirmelerin anayasanın temel unsurunu yansıtıyor olması gerekir. Anayasa toplumsal mutabakat gerektirir. Toplumsal mutabakata bir son tarih konulamaz. Biz bu prensibi öncelemeye devam edeceğiz” cevabını verdi.

    “BAŞKANLIK SİSTEMİ TARTIŞMASI İHTİYACI OLMAYAN GÜNDEMİ SUNİ GÜNDEMLE TIKAMAYA KİMSENİN HAKKI YOKTUR”

    “CHP hiçbir konuda kaygı ve endişe yaşamaz” ifadesini kullanan Böke, şunları kaydetti:

    “Durumu doğru tespit eder ve o durumu çözmek yönünde adım atar. Onun için kaygımız yok. Türkiye’nin gerçek meselelerinden onu uzaklaştıracak her tür suni gündeme karşı koyma yükümlülüğümüz olduğunun da farkındayız. Bu komisyonun amacı Türkiye’ye özgürlükçü demokrasiyi getirmek olmalıdır. Bunun ötesinde bir başkanlık sistemi tartışması ihtiyacı olmayan gündemi suni gündemle tıkamaya kimsenin hakkı yoktur. Buna engel olmak noktasında elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

  • AK Parti’li Serdar, Gündemi Değerlendirdi

    Şırnak’ın Cizre ve Diyarbakır’ın Sur ilçelerinde terörle mücadele kapsamında son safhaya gelindiğini belirten AK Parti Elazığ Milletvekili ve Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlık Divanı Üyesi Ömer Serdar, bölgede terörün geri dönüşümünü engellemek için çeşitli güvenlik konseptlerinin yanı sıra, sosyal ve ekonomik boyutuyla bütün olarak değerlendirmede bulunduklarını, ihya, imar, restorasyon ve rehabilitasyon çalışmalarını birlikte yürüteceklerini söyledi.

    AK Parti Elazığ Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Ömer Serdar, Elazığ’da dernek ve kurum ziyaretlerinde bulundu. Fırat Havzası Gazeteciler Cemiyeti’ni de ziyaret eden Serdar, Türkiye gündemiyle ilgili açıklamalar yaptı. Türkiye’nin 7 Haziran’dan itibaren ciddi anlamda terörle mücadele ettiğini belirten Milletvekili Serdar, ”Özellikle ülkenin Doğu ve Güneydoğu’sundaki birtakım bölgelerde terör örgütü ve bu örgütlerin türevleri ile mücadelesi devam ediyor. Terör, bu coğrafyada birtakım planlamalar olurken sadece iç dengelerle izah edilebilecek olgu değildir. Olayı analiz etmeye çalıştığımızda bir takım küresel aktörlerin de bölge planlaması içerisinde burada vekalet savaşları yürüttüğünü çok net olarak görürsünüz. Türkiye Cumhuriyeti devleti kadim geleneği ve müktesebatı çerçevesinde bu sorunu da aşacaktır” dedi.

    “SON SAFHAYA GELİNDİ”

    Özellikle Sur, Cizre, Şırnak bölgelerinde yoğunlaşan terörle mücadelede son safhaya gelindiğini aktaran Serdar, “Başbakanımızın bölge milletvekilleri bu mücadelenin aşamaları ve daha sonra bu bölgeye ilişkin mastır bakış açısı ortaya koymak için değerlendirme toplantısı yaptı. Belirlenen 303 maddelik yasa, idari mekanizmadan geçmesi gerekenler idari çalışmalardan, yasal düzenlemeler gerektiren konular meclise gelerek bütüncül bir bakış açısı ile yeni bir düzenleme yapılması kararı çıktı. Terör bölgede bittikten sonra güvenlik ve asayişin tam sağlanması kamu düzeni oturmasının ardından bölgede soysa – ekonomik çalışmalar yapmak gerekiyor. Bu mücadeleden dolayı göç etmiş, işini ve mülkiyetini kaybetmiş vatandaşımıza destek ve yardımları söz konusu olacak. Güvenlik konseptimizi yeniden gözden geçirmiş olacağız. Terörün geri dönüşünü engellemek için çeşitli güvenlik önlemleri söz konusu olacak. Yine bölgede gerek STK, kanaat önderleri ile periyodik toplantılarla algı yönetiminin önüne geçmek için bir anlamda kamu diplomasisini yürütmek açısında yeni bir bakış açısıyla bölgeye yaklaşıyoruz. Biliyorsunuz Türkiye Cumhuriyeti’nin terörle yaptığı mücadele zaman zaman iç ve dış dünyada maniple ediliyor. Bu manipülasyona içeriden bir takım korolarda maalesef eşlik ediliyor” diye konuştu.

    Terörün zarar verdiği bölgelerde tarihi dokular, sosyal ve ekonomik hayatı canlandıracak bütün planlamaların eş zamanlı yürüyeceğini de belirten Serdar, AK Parti hükumetleri olarak Türkiye’deki bu soruna hiçbir zaman tek bir bakış açısı ile yaklaşmadıklarını, güvenlik, sosyal ve ekonomik boyutu ile bütün olarak değerlendirme de bulunduklarını, ihya, imar, restorasyon ve rehabilitasyon çalışmalarını birlikte yürüteceklerini kaydetti.

    “6 AYLIK SÜREÇ YENİ ANAYASA ÇALIŞMASI İÇİN YETERLİ”

    Türkiye’nin kısa süre içerisinde bu sıkıntıları aşacağını da dile getiren Serdar, konuşmasını şöyle sürdürdü:

    “Türkiye özlenen o ekonomik atılımlarını, sosyal ve ekonomik refah seviyesini arttırarak gelişmiş ülkeler kapsamında yerini alacaktır. Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacı bugünlerde gündemde olan konudur. Bugünlerde diyorumki realize olabilecek adımlar atabilecek aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Türkiye’nin yeni anayasa ihtiyacı yeni bir olgu değil. Çünkü biz bugüne kadar tam demokratik diyemeyeceğimiz darbe anayasasının düzenlemesiyle bugünlere geldik. Bu anayasa toplumun bütün kesimleri, siyasal partileri ve STK’lar tarafından tartışıldı, yeni bir anayasa ihtiyacı gündeme getirildi. Bizde AK Parti olarak seçim beyannamemiz de de, hükumetin acil eylem programında da topluma taahhüdümüz olarak bunu gündeme getirmiştik. Bu yeni anayasa çalışmalarına ilişkin geçtiğimiz günlerde mecliste Anayasa Uzlaşma Komisyonu oluşturuldu. Siyasi partiler meclisteki temsil oranlarına bakılmadan her partinin eşit temsille temsil edileceği bir uzlaşma komisyonu kuruldu. Yarın da Anayasa Uzlaşma Komisyonu ilk toplantısını yapacak. Öngörülen süre 6 aylık bir süredir. 6 aylık bir süre anayasa çalışması için yeterli. Çünkü geçmiş deneyimden de hareketle eğer bir süre konulmadı taktir de bu konuda yapılan çalışmaların aksama durumu söz konusudur. Bu 6 aylık çalışma süresi içerisinde siyasi patilerin tam bir mutabakatla maddeler üzerindeki yürüyüşü söz konusu olacak. Elimizde bu konuda bir data var. Geçtiğimiz parlamento döneminde bir uzlaşma komisyonunun çalışması söz konusudur. Siyasi partilerinin uzlaştığı 60 maddelik bir data var. Yerli ve kendine özgü olan demokratik insan hak, hukukuna saygılı çerçevesi iyi tayin edilmiş bir anayasayla Türkiye’yi buluşturmaktır. Umarım uzlaşma komisyonu bu çalışmalarını verimli bir şekilde yapar ve biz anayasayla Türkiye’yi buluşturmuş oluruz”.

    “BAŞKANLIK SİSTEMİNİ TARTIŞALIM”

    Bir siyasi parti olarak başkanlık sistemini, sistem modeli olarak Türkiye’ye önerdiklerini de dile getiren Serdar, ”Toplumun bunu tartışmasını istiyoruz. Bunu önerirken Türkiye’de karar alma süreçlerinin daha hızlı işlemesi, yasama, yürütme, yargı erklerinin tam bağımsız olması ve bunların arasında ki denge unsurlarının oturtulmuş olması nedeniyle bu sistemin daha verimli olacağını düşünüyoruz. Çünkü bu sistem aynı zamanda istikrar demektir. Türkiye geçtiğimiz dönemlerde özelikle koalisyonlar süreçlerinden çok çektiği için ülke gelişimini bu koalisyonlar süreciyle akamete uğrattığı için bunu bir model olarak toplumun tartışmasını istiyoruz. Çünkü parlamenter sisteminde sıkıntıları ortadadır. Ama biz bunu topluma dayatmış değiliz. Toplum tartışsın ve Türkiye fili durumla teorik durumu üst üste otursun ve yürüyüşüne bu şekilde devam etsin” diye konuştu.

    “PYD, PKK’NIN UZANTISIDIR”

    PYD’yi terör örgütü PKK’nın bir uzantısı ve işbirlikçisi olarak değerlendirdiklerini aktaran Serdar, bunu böyle değerlendirmeyen bir takım ülkelerin olduğunu söyledi. Serdar, “Özellikle Suriye iç karışıklığından sonra yaşanan olaylar da göstermiştir ki PYD tam bir terör örgütüdür. Bu anlamda zaman zaman Türkiye’yi hedef alan eylemleri de olmuştur. Bizim PKK ile mücadelemizde onlara ait silahlara el koyduğumuzda PYD’de Rus yapımı silahlarda olduğunu görüyoruz. Bu açıdan Suriye iç karışıklığında bazı devletlerin tavır alış biçimlerini çok yanlış buluyoruz. Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak biz hiç bir devletin iç sorunlarıyla bu anlamda müdahil olmadık. Suriye meselesindeki müdahilliğimiz, sınır komşumuz olması, orada yaşanan olayların zaman zaman direk ve en direk olarak bizi ilgilendirmesi, bölgede önemli bir aktör olmamız nedeniyle müdahil olduk. Türkiye Cumhuriyeti burada misilleme mantığı ile hareket etmez. Ancak uluslararası alanda bunu hukuk anlamında tartışır” şeklinde konuştu.

    “TÜRKİYE’DE MUHALEFET SORUNU VAR”

    Türkiye’deki muhalefeti de eleştiren Serdar, ülkede muhalefet boşluğu olduğunun bir hakikat olduğunu söyledi. Serdar, “Türkiye’de iktidar sorunu yok, muhalefet sorunu var. Biz yeterli ve etkin bir muhalefet olmasını her zaman istiyoruz çünkü bu bizi daha dinamik tutar. Oysa ana muhalefet partisi bugüne kadar bir şey üretemedi. Mecliste üretemedi, topluma bir şey veremedi. Siyasal olarak bu beklentileri karşılamadığı için bir takım manipüle açıklamalarla, değişik hedefler göstermekle Türkiye gündemini başka yönlere kaydırıyor. Biz bu ülkede kutuplaşmaktan şikayetçi olan bir partinin liderinin böyle kutuplaştırıcı bir dil ve üslup kirliliği içerisinde siyaset yapmasının doğru olmadığını düşünüyoruz. Biz siyasetin dilinin çok daha yapıcı, Türkiye’nin işine yarar bir dil olması gerektiğini söylüyoruz. Bu çerçevede biz böyle devam edeceğiz. Onlar o üslupla devam edebilirler, toplumdan gereken cevabı alacaklardır” dedi.

  • ASO Başkanı Özdebir, Olağan Meclis Toplantısında Gündemi Değerlendirdi

    Ankara Sanayi Odası (ASO) Başkanı Nurettin Özdebir, petrol fiyatlarının Amerika’daki kışın, Kuzey Yarımküre’deki kışın etkisiyle 31 dolarlara kadar çıktığını ama İran’ın pazara girmesiyle beraber tekrar 20 dolarlara kadar ineceğinin telaffuz edildiğini belirterek, “Bu durumun bizim de petrol ihracatçısı ülkelere yapmış olduğumuz ihracatı etkilemesi beklenmekte” dedi.

    ASO’nun Ocak ayı olağan meclis toplantısı yapıldı. Meclis toplantısında gündemdeki ekonomik gelişmeleri değerlendiren ASO Başkanı Nurettin Özdebir vefat eden Mustafa Koç ve Nihat Özdemir’in eşi Gülseren Özdemir’e Allah’tan rahmet dileyerek sözlerine başladı. Özdebir, “2015 yılı dünya büyümesinin 3,1 olacağını tahmin eden IMF, 2016 yılı 3,6 olarak tahmin etmişti, bunu 3,4’e revize etti. Bu indirim özellikle emtia üreticisi ülkelerin, Brezilya, Rusya ve Suudi Arabistan’ın büyüme tahminlerinin düşürülmesinden kaynaklanıyor. Görüldüğü gibi büyüme tahmininin düşürülmesinde petrol fiyatlarındaki düşüşün petrol ihracatçısı ülkelerin büyümeleri üzerindeki etkisi önemli rol oynamaktadır. IMF, 2015’te yüzde 47 düşen petrol fiyatlarının 2016’da yüzde 17 daha düşeceğini tahmin etmekte. Bir ara biliyorsunuz 27 dolara kadar düşmüştü, bugün işte hava şartlarının, Amerika’daki kışın, Kuzey Yarımküredeki kışın etkisiyle 31 dolarlara kadar çıktı, ama İran’ın pazara girmesiyle beraber tekrar bu fiyatların aşağıya, hatta 20 dolarlara kadar ineceği telaffuz ediliyor. Bu durum bizim de petrol ihracatçısı ülkelere yapmış olduğumuz ihracatı etkilemesi beklenmekte” ifadesini kullandı.

    “Dünya Bankası’nda geçtiğimiz günlerde Türkiye’nin 2015 yılı ekonomik büyümesini revize ederek yüzde 3,2’den 4,2’ye yükseltti” diyen Özdebir şöyle devam etti:

    “Yılbaşında Türkiye’nin 2015 yılında en fazla yüzde 3 büyüyeceğini iddia edenlerin bu öngörüleri doğru çıkmadı. Özellikle 3. çeyrekteki ekonomik büyümenin yüzde 4 olması, bu beraberinde 4. çeyrekte iyi bir büyümenin beklenmesiyle beraber 2015 yılı büyümesi 3,5 ile 4,5 arasında gerçekleşmesi beklenmekte. Bu büyüme, işsizlikte anlamlı bir düşüşe yol açamayacağı için yetersiz görülebilir. Ancak, küresel ekonomide ivme kaybeden büyüme, en önemli ihracat pazarlarımızdan olan Avrupa Birliği’nde ekonomik canlanmanın yeterli güce kavuşamaması ve bölgemizdeki jeopolitik sorunlar düşünülürse bu büyüme küçümsenemez. Bunun yanı sıra Dünya Bankası 2016 ve 2017 yılları için büyüme tahmini ise 3,5. Bu büyüme, Orta Vadeli Program’daki yüzde 4,5 ve yüzde 5’lik öngörülerin oldukça altında Türkiye için Dünya Bankası’nın yapmış olduğu o tahmin. Büyümenin bizce kaygı veren tarafı sanayi üretimindeki sınırlı artıştır. 2015’in ilk 11 ayında toplam sanayi üretimindeki artış yüzde 3,2, imalat sanayisindeki artış ise 3,8 olmuştur. Bu büyüme rakamları ekonomik büyümenin gerisinde kalmıştır. Sanayi ve ekonomik büyümenin lokomotifi olmazsa, o ekonomik büyümeyi sağlıklı olarak değerlendirmek mümkün değildir. “

    2015 yılı enflasyonunun yılbaşındaki beklentilerin üzerinde yüzde 8,81 olarak gerçekleştiğini kaydeden Özdebir, şunları söyledi:

    “Böylelikle Merkez Bankası yine enflasyon hedefini tutturamadı. Son yıllarda yüksek seyreden enflasyonun şirketlerimiz üzerindeki olumsuz etkilerini telafi edecek tedbirlerin alınması gerekmektedir. Ülkemizde enflasyon muhasebesi içinde bulunulan yıl dahil olmak üzere son üç yılın kümülatif toptan eşya fiyatları enflasyonu yüzde 100’ün ve içinde bulunulan yılın enflasyonu yüzde 10’un üzerinde olması şartıyla uygulanabilmektedir. Toptan eşya fiyatlarında son üç yılın kümülatif enflasyonu yüzde 20’nin altındadır. Merkez Bankası 2016’da yıllık enflasyonu yüzde 7,5’a düşürmeyi hedeflemektedir. Ancak, bozulan enflasyon beklentileri nedeniyle bu hedefi tutturmak zorlaşmış, iki haneli enflasyon riski ortaya çıkmıştır. Dün Merkez Bankası Enflasyon Raporu açıkladı. Bu raporda da Ocak ayında iki haneli bir enflasyon gerçekleşebileceği, ama yıl sonuna doğru hedefi tutturabilecekleri doğrultusunda bir açıklama yaptılar. Enflasyon, özellikle birikimli enflasyon şirketlerimizin mali tablolarını bozarak şirketin mali durumu hakkında yanlış resim vermektedir. Ayrıca, vergiler de enflasyona göre her yıl ayarlandığı için enflasyon şirketlerimizin üzerindeki vergi yükünü de artırmaktadır. İç ve dış talebin zayıf olması ve yüksek rekabet nedeniyle ürün fiyat artışları enflasyonun gerisinde kalarak şirket kârlarını eritmektedir. Ayrıca, enflasyon muhasebesi uygulamasındaki kısıtlar şirket varlıklarının da mali tablolarda gerçek değeriyle yansıtılmasını engellemekte, bu ise bankalardan kredi almak isteyen şirketlerin yeterli teminat gösterememesine neden olmaktadır. Bugün piyasada en çok yaşanan sıkıntılardan bir tanesi, bankalardan kredi kullanmak isteyen işletmelerimizin yeterli teminatının olmaması. Evet, yani yüzde 30’lu, yüzde 40’lı, hatta yüzde 100’ü aşan enflasyonları yaşadığımız dönemde işte üç yılın kümülatif toplamının yüzde 100 olması, son içinde bulunulan yılın enflasyonunun yüzde 10’un üzerinde olması şartıyla uygulanabilecek olan bir enflasyon muhasebesi, enflasyon düzeltmesi belki mantıklıydı. Ancak şu anda içinde bulunduğumuz konjonktür itibariyle sektörler olarak, imalat sanayindeki sektörler olarak baktığımız an en yükseğinin 5-6 civarında ortalama olarak kar ettiği, buna karşılık enflasyonun bu sene 8.81’le kapattığımız dönemde o şirketlerin varlıkları üzerindeki enflasyonun eritici etkisiyle beraber şirket bilançoları bozulmakta. Yani eskiden yüzde 30, yüzde 40, yüzde 50 enflasyon vardı, ama o enflasyonun üzerinde de şirket karlılıkları vardı. Şimdi bu denge tersine dönmüş bir durumda. Evet, o günlere göre çok düşük bir enflasyonumuz var, ama o günlere göre çok daha ufak karlarla işletmelerimiz de hayatını idame ettirmek durumunda. Bu şartlar altında bu enflasyon muhasebesiyle ilgili durumun tekrar gözden geçirilmesi ve enflasyonla ilgili bu düzeltmeleri özellikle şirketlerin aktifindeki malların değer kaybını engelleyecek şekilde varlıklarındaki erozyonu düzeltecek şekilde şirketlerinin gerçek durumlarını gösterecek bir muhasebe sistemine acilen kavuşturulması ve bunun yolunun açılması gerekir. “

    Özdebir, küresel sermaye hareketlerini izleyen Uluslararası Finans Enstitüsü 2016 tahminlerini açıkladığını ifade ederek şunları dedi:

    “Geçen yıl gelişen 30 ülkeden, 676 milyar doları Çin’den olmak üzere 735 milyar dolarlık net sermaye çıkışı gerçekleşti. Son üç yılda gelişen ülkelerden çıkan sermaye miktarı ise 1,3 trilyon dolara çok yaklaştı. Bu yıl ise 448 milyar dolar daha gelişen ülkelerden sermayenin çıkması bekleniyor. Gelişen ülkelerden yabancı sermaye çıkışları bu ülkelerde likidite imkanlarının daralması anlamına geliyor. Böyle bir ortamda gelişen ülke paraları değer kaybedecektir. Yabancı sermaye girişlerindeki azalma, gelişen ülkeleri kendi imkanlarıyla büyümeye zorlamaktadır. Bu durum Türkiye için de geçerlidir. 2015 yılının ilk 11 ayında Türkiye’den 10,7 milyar dolar yabancı sermaye çıkışı yaşandı. Bu durum 2016 yılında da devam etmesi mümkün gözükmektedir. Bu durumda ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için yerli kaynaklarımıza yönelmek ve iç tasarrufları artırmak gerekecektir. İç tasarrufu artırmak için tabii gelirlerin artması gerekir, harcanabilir gelirin artması gerekecek ki buradan tasarruf yapılabilsin. Bir de, zorunlu tasarruflar var, bunlarla ilgili çeşitli öneriler Ankara Sanayi Odası daha önce yaptı. Bunların en başında, en önemlilerinden bir tanesi Kıdem Tazminatı Fonu’ydu, o da bir tasarruf aracı. Sigortacılık sisteminin gelişmesi, tasarrufların artmasına olumlu etkide bulunan kalemlerden bir tanesi. Tabii taşıt sigortalarındaki zorunlu trafik sigortasındaki gibi vurup da öldürmemek de lazım, orada kamuoyundan ciddi tepkiler gelmekte. Diğer bir tasarruf aracı da, daha önceki yıllarda da gündeme getirmekte olduğumuz, özellikle dayanıklı tüketim malları ve sanayi mallarını da bunun içerisine dahil edebiliriz, yatırım mallarını da dahil edebiliriz, ürün sigortası sistemi. Tüketiciyi koruyacak, üreticiyi de tüketiciyle karşı karşıya getirmeyecek, arada bir profesyonelin bulunduğu, aynı zamanda da kalitesiz üretimin sigorta edilmemesi veya sigorta priminin yüksek olarak hesaplanması nedeniyle kalitedeki haksız rekabeti de önleyecek bir önerimiz vardı. Ümit ediyorum ki bu öneriler hayata geçirilirse, ciddi anlamda bir tasarruf imkanı da ortaya çıkacaktır. “

    Dünya Ekonomik Forumu ile ilgili de değerlendirmede bulunan Özdebir şunları söyledi:

    “Her seferinde de bir veya birkaç tema seçilip ağırlıklı olarak o konular gündeme getiriliyor. Forumun bu seneki konuları arasında öne çıkan birkaç tane konu var, bunları aslında ayrı ayrı gündemler olarak belki incelememiz lazım. Bu konuyla ilgili önümüzdeki günlerde bu konunun uzmanı kişileri getirip sizlere konferanslar vermesi, bilgi aktarması açısından bir çalışma da planlıyoruz, inşallah gerçekleştiririz.

    Bu seneki konulardan bir tanesi, sanayi 4.0, endüstri 4.0 veya sanayi 4.0 oldu. Dünyada yeni bir sanayi devrimi yaşanıyor. Bu devrime “Sanayi 4.0” deniyor. Bu devrim, değer zinciri organizasyonunda kullanılmaya başlanan yeni teknolojileri ve yeni kavramları anlatmak için kullanılıyor. Sanayi 4.0’da bilgisayarlar internet üzerinden birbirine bağlanarak akıllı fabrikaların oluşturulmasını hedefliyor. Bu akıllı fabrikalarda bilgisayarlar üretim süreçlerini sürekli denetliyorlar, makinaların bakım ve onarımlarını programlıyorlar ve düzenliyorlar. Bilgisayarlar, satış yerlerindeki diğer bilgisayarlar ile kurdukları iletişim sayesinde yeni siparişlere göre üretim miktarını ayarlıyor ve fabrikadaki insanların aldıkları kararların uygunluğunu denetleyerek gerekirse uyarılarda bulunuyorlar. Birbirleriyle bağlananlar sadece fabrikalar da değil, evler, arabalar, hastanelerdeki bilgisayarlar da internet üzerinden birbirleriyle sürekli iletişim içinde insanlara yardımcı oluyor, karar alma süreçlerini kontrol ediyorlar. Bütün bu gelişmelerin bizleri doğrudan ilgilendirmeyeceği ve etkilemeyeceğini düşünmek büyük bir hata olur. Çünkü geleceğin sanayisi Sanayi 4.0 ile şekilleniyor ve geleceğin kuralları şu anda oluşturuluyor. Sanayi 4.0 sadece büyük şirketleri değil KOBİ’leri de yakından ilgilendiriyor. Çünkü bilgisayarlar karar alma süreçlerinde insanın yerini aldıkça, zaman kaybı ve hata yapma olasılığı azalıyor, verimlilik artarken inovasyon süreçleri kısalıyor, maliyetlerde de büyük düşüşler sağlanıyor. Bizim bu gelişmeleri yakından izlememiz ve Sanayi 4.0 devrimini kaçırmamamız gerekiyor. Hükümetin açıkladığı Ar-Ge tasarısı bu yönde atılmış olumlu bir adımdır. Yasa tasarısıyla Ar-Ge merkezleri, tasarım merkezleri, teknoloji geliştirme bölgeleri ve ihtisas teknoloji geliştirme bölgelerindeki firmalara yeni teşvikler getiriliyor. Bunlar olumlu şeyler. Ancak, bu yeni sanayi devriminin dışında kalmamak için yapmamız gereken en önemli konu, bilgisayar eğitimine ağırlık vermek ve çok ufak yaşlardan itibaren çocuklarımıza ufak tefek programlar yapabilmeyi, kod yazabilmeyi öğretmemiz lazım. Bu konuda gecikmeden tedbirler alınması gerekir. Milli Eğitim Bakanlığı’mız da bu konuda çalışıyor, ama bu gelişmiş ülkelerde bakıyoruz daha anaokulundaki çocuklara ufak oyunlar yazmayı öğretiyorlar. Bilgisayarı sadece bir sosyal iletişim aracı olmaktan ziyade bir iş yapma aracı olarak kullanabilmeyi onlara öğretiyorlar ve gelecek nesilleri de buna göre yetiştiriyorlar.”

  • Çankırı Ticaret Borsası Başkanı AK Gündemi Değerlendirdi

    Çankırı Ticaret Borsası Başkanı Oğuz Ak, “Türkiye’de 2016 yılı ekonomik olarak 2015 yılından daha sıkıntılı geçecek” dedi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle bir araya geldiği gazetecilere kurum çalışmalarını ve 2016 hedeflerini anlatan Çankırı Ticaret Borsası Başkanı Oğuz Ak, gazetecilerin zor şartlar altında ve sorumluluk duygusu içerisinde bir taraftan gündemle alakalı toplumu bilgilendirirken, diğer taraftan da halkın talep ve beklentilerini yansıtarak kamu görevi gördüklerini kaydetti.

    Ak, demokratik, özgür, mutlu ve refah seviyesi yüksek bir Türkiye’de, doğru, tarafsız, ilkeli, dürüst haberciliğin, gazetecilik anlayışının var olmasını, Çankırı’nın da güçlü, dinamik basınıyla daha parlak günlere ulaşması temennisinde bulundu.

    Çankırı Ticaret Borsası’nın bugüne kadar geldiği seviye ve bundan sonraki planlanan hedefleri hakkında da çeşitli bilgiler veren Başkan Ak, “2013 tarihinde göreve geldiğimiz günden bugüne kadar gerek ülke gerekse bölge ekonomisinin büyümesine hizmet eden borsamız, üyelerimizin verdikleri destekler ile güçlenerek, başarısını arttırmaktadır. Tarım ve hayvancılık potansiyeli ile öne çıkan, alanlarında bölgemiz ve ülkemiz ticaret kavşağında bulunan Çankırı’nın ekonomisini taşıyan temel ayaklardan biri de Çankırı Ticaret Borsası olarak, üyelerimizden aldığımız güç ile birlikte çalışmalarımıza devam ediyoruz. 2014 yılında başarı ile yürüttüğümüz hizmetlerimize 2015 yılında yenilerini ekleyerek çıtamızı üst seviyelere yükseltmek en önemli vizyonumuzdur. Belirlenen vizyonumuz da tarım alanında önemli coğrafi pozisyonda bulunan borsamız 2013 yılında 11 bin 755 metrekare’lik mülkiyetine sahip olduğu arazi üzerine satış salonu ve Laboratuar kurulması için alt yapı ve proje çalışmalarına başlanılmıştır. Proje ile hem üretici hem de tacir ve sanayici açısından büyük avantajlar bulunmaktadır.” dedi.

    Kurulacak satış salonu ve laboratuvar ile sistemin arz ve talep dengesini kurarark fiyat istikrarının sağlanmasının amaçlandığını kaydeden Oğuz Ak, “Bu sistem devredeye alındığında tarım sektörünün finansal piyasalarla entegre olması, üretici ile tüketiciyi bir arada buluşturacaktır. İnşaat aşamasının başlandığı projemiz 2016 yılı sonlarında hizmete başlayacak olup, istikrarlı ve güvenli piyasalar bünyesinde ihtiyaç duyulan tarım ürünlerinin alınıp satılması sağlanacaktır. 700 metrekare kapalı alana sahip idari bina içerisinde 300 kişi kapasiteli satış salonu ve laboratuar yer almaktadır. Projemize ayrıca Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından 221 bin liralık maddi destek sağlanmıştır. Borsamız tarafından üye ve üreticilerimize ticari faaliyetlerinde kullanılmak üzere 60 Ton Tır Kantarı hizmeti verilmektedir.” şeklinde konuştu.

    Başkan Ak, üreticileri daha fazla üretim yapmaya davet ederken, Türkiye’nin ekonomik anlamda diğer ülkelerle bu şekilde rekabet edebileceğini söyledi.

    2016 yılının 2015 yılından daha sıkıntılı geçeceğini tahmin ettiklerini kaydeden Başkan Ak, “Bunu ekonomik anlamdaki izlenimlerinden yola çıkarak söylüyorum. Türkiye ekonomisini diğer ülkelerin ekonomisi de etkileyecektir. Bakın şu an petrol fiyatlarındaki düşüş önemli bir sorundur. Diğer yandan Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimin yansımaları nasıl olacak tam kestiremiyoruz. Bu yüzden Türkiye’de 2016 yılı ekonomik anlamda 2015 yılından daha zor olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Gazetecilerle bir süre sohbet eden Ak, ziyaretin sonunda gazetecilere 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü nedeniyle çeşitli hediyeler sundu.