Etiket: GÜNCEL

  • Sayed’den 2016 Güncel Sağlık Sempozyumu

    Sağlık Yönetimi ve Eğitim Derneği (SAYED) tarafından 2016 Güncel Sağlık Sempozyumu düzenlendi.

    SAYED tarafından İstanbul Büyükçekmece’de bulunan TÜYAP fuar alanında düzenlenen ‘2016 Güncel Sağlık Sempozyumu’, Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Eyüp Gümüş’ün katılımıyla gerçekleştirildi.

    Sempozyumun açılış konuşmasını yapan SAYED Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nurettin Karaoğlanoğlu bir selamlama konuşması yaparak, katılımlarından dolayı herkese ayrı ayrı teşekkür etti.

    Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Gümüş ise konuşmasında, Bakanlığın projeleri ve sağlıkta gelinen noktayı anlattı. Gümüş, “Şu anda sağlık anlamında Avrupa’da birçok ülkeyi geride bırakarak dünya sıralamasına girmiş bulunmaktayız. Hizmetlerimiz her geçen gün kalite, teknoloji ve standart anlamında artmaktadır” ifadelerini kullandı.

    Kanuni Sultan Süleyman’ın “ Olmaya Cihanda Devlet bir nefes sıhhat gibi” sözüne dikkat çeken Gümüş, “ Hedefimiz daha ileri, daha ileri diyerek Avrupa standartlarının üzerine çıkardığımız sağlık hizmetlerimizi dünya çapında ve teknoloji eşliğinde bir noktaya taşımaktır” dedi.

    Sempozyum iki oturumda gerçekleşti. Birinci oturumun başkanlığını ise Sağlık Bilimleri Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cevdet Erdöl yaptı.

    Prof. Dr. Şaban Şimşek’in Sağlık Bilimleri Üniversitesi hakkındaki renkli sunumu ise dikkat çekti. Şimşek konuşmasında Sağlık Bilimleri Üniversitesinin kuruluşunda ki temel amaca, genel gerekçelere, özel gerekçelere, alternatiflere, üniversitenin tıp eğitimindeki yerine, mevcut yasal duruma, dergi-yayın ve sertifikasyon konularına değindi.

    Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Metin Doğan ise konuşmasında, ‘dünyada afiliasyon’, ‘karmaşık protokoller’, ‘Türkiye’de birlikte kullanım ve işbirliği’, ‘mevzuat’, ‘kaynakların etkin ve verimli kullanılması’, ‘SB Hastaneleri’, ‘üniversite hastaneleri’, ‘eğitim ve hizmet ayrıla bilir mi’, ‘prensipler’, ‘eğitim ile ilgili genel sorunlar’ konu başlıklarıyla sunumunu gerçekleştirdi.

    Daha sonra tartışma ve fikirler bölümünde katılımcılar ve panelistler arasında fikir alışverişinde bulunulup görüş ve değerlendirmeler alındı.

    Sempozyumun ikinci oturumu Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Nurullah Okumuş başkanlığında gerçekleşti.

    Kamu Hastaneler Kurumu Başkan Yrd. Uzm. Dr. Murat Parpucu, şehir hastanelerinde yönetim modelini anlatırken, çalışması sürdürülen şehir hastaneleri hakkında bilgiler vererek miktara bağlı olmayan hizmetlerin devletle muhataplığı, miktara bağlı olan hizmetlerin devletle muhataplığı, Yozgat Şehir Hastanesi, Koordinasyon Kurulu, Koordinasyon Kurulunun yapısı ve görevleri, Başhekim ve Başhekim yardımcılarının görev ve yetkileri, İdari ve Mali işler Müdürlüğü görev yetki ve sorumlulukları, Sağlık Bakım Hizmetleri görev yetki ve sorumlulukları, Destek Hizmetleri ve Sağlık Otelciliği Müdürlüğü’nün görev yetki ve sorumlulukları, Teknik Hizmetler Müdürlüğü’nün görev yetki ve sorumlulukları konu başlıklarıyla katılımcılara bilgiler verdi.

    Yatırımcı gözüyle şehir hastanelerini değerlendiren PPP Sağlık Yatırımları İşletmesi’nden sorumlu Akfen İnşaat Genel Müdür Yrd. Uğur Kılıç kamu-özel iş birliği modelini anlatırken PPP Modeli, Yüklenici firmalar tarafından sağlanacak zorunlu hizmetler, Cihaz sistemleri, Entegre Hizmet sisteminin ana amacı hakkında bilgiler verdi.

    “Şehir Hastaneleri Uygulama sürecinin neresindeyiz” konusunda bir konuşma yapan Sağlık Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürü Dr. Fuat Kantarcı ise Türkiye’de Sağlık Yatırımları, KÖİ, Sağlık Hizmetlerinde KÖİ modeli ve bu modelin avantajları, İşletme riskleri, riskleri önlemek için yapılan çalışmalar, finansman, kesin olmayan işletmeye geçiş tarihleri, İhalesi yapılıp sözleşmesi yapılanlar ve Türkiye’nin değişik illerinde bulunan sağlık işletmeleri hakkında bilgiler verdi.

    PPP Projeleri Rönesans Konsorsiyumu İşletme Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İhsan Şahin ise “Şehir Hastanelerindeki Sağlık Hizmet Sunumunda Yatırımcının Rolü” başlığıyla yaptığı konuşmada, devlet-özel sektör sinerjisinin ve kaynakların ortak kullanımı hedefleyen bir model (PPP ), PPP projeleri işletme dönemi zorunlu hizmetleri, klasik uygulamalar ile PPP modeli temel karşılaştırmalarını anlattı.

  • Bakanlıkta “Estetikte Güncel Gelişmeler” Semineri

    Estetik ve Plastik Cerrahi Uzmanı Opr. Dr. Volkan Tayfur, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nda “Estetik ve Plastik Cerrahide Güncel Gelişmeler” konulu seminer verdi.

    Opr. Dr. Volkan Tayfur, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı konferans salonunda Eğitim ve Yayın Daire Başkanlığı’nın 34.’sünü düzenlediği seminerde burun estetiği ve sağlıklı nefes almanın bir bütün olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Nefesin çok önemli bir konu olduğuna dikkati çeken Tayfur, “Arabası olan herkes bilir ki hava filtresi tıkalı aracın çekişi düşer. Aynı şey insanlar için de geçerli. Burnun dışı bozuksa, içi de bozuktur. Dışarıdan görünen bir eğrilik içerideki bir tıkanıklığın devamı olabilir” diye konuştu.

    Burun ameliyatını genel anestezi altında yaptığını anlatan Tayfur, lokal anesteziyi tercih etmediğini söyledi. “Nefes estetiğini garantili yapıyorum” diyen Tayfur, erkek ve kadında burun estetiğinin görünüm anlamında farklı olduğunu ve operasyonun ardından aynı gün hastanın taburcu olduğunu kaydetti. Kendilerine “kepçe kulak” şikayetiyle yapılan başvuruların bir hayli fazla olduğunu belirten Tayfur, burada en önemli etkenin genetik faktörler olduğunu söyledi. Ameliyat olan kulak bölgesini “2 gün sarıp açıyoruz” diyen Volkan Tayfur, lokal anestezi altında ’garantili ameliyat’ yaptığını vurguladı.

    Yüze en çok uygulanan botulinum toksin A’nın (botoks) 25-30’lu yaşlardan itibaren yapılmaya başladığını hatırlatan Tayfur, botoks uygulamalarının süresinin de 3-6 ay arasında değiştiğini kaydetti. Tayfur, “Bu uygulamada bir kere yaptırayım, ömür boyu sürsün diye bir işlem kesinlikle yoktur. Belirli aralıkla tekrarlanmalıdır” dedi.

    Kişinin yüzünde aşırı mimiklere bağlı çizgilerin oluşabildiğini anlatan Tayfur, botoksta uygulanan maddenin yılan zehri olmadığını, işlemle sinir uçlarının geçici olarak felç edildiğini söyledi. Göz kapağı düşüklüğü ile yağ hücre transferine ilişkin son gelişmeleri anlatan Tayfur, kilo vermelerin ardından meydana gelen sarkmalara da değindi. Volkan Tayfur, son 5 yılda plastik cerrahide son derece aşama kaydedildiğini ve mükemmel sonuçlar alındığını bildirdi. Buna rağmen kişilerin estetik işlemin ardından “ben falanca işlemi yaptırdım” anlamında dürüstçe açıklamadığını anlatan Tayfur, “Önümüzdeki dönemlerde artık kadınlar saç boyama gibi çok rahat şekilde yapılan estetiği de daha doğal karşılama anlamında paylaşacaklar” ifadesini kullandı.

    Estetikle daha mutlu olunduğunu ve özgüvenin arttığını ifade edenlerin çoğunlukta olduğuna dikkat çeken Volkan Tayfur, “Botoks uygulaması ile koltuk altı ve el terlemesinin de önüne geçilebiliyor ve vücudun doğal dengesi asla bozulmuyor” diye konuştu.

    Bakanlık personelinin konuya ilişkin sorular sorduğu seminerde, Eğitim Yayın Daire Başkanı Doç. Dr. Mustafa Durmuş tarafından Volkan Tayfur’a ’teşekkür belgesi’ sunuldu ve toplu hatıra fotoğrafı çekildi.

  • “Güncel Okumalar Ve Yazar Buluşması” Projesi Afyonkarahisar Gençlik Merkezinde Başladı

    Afyonkarahisar Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Afyonkarahisar Gençlik Merkezi tarafından Gençlik ve Spor Bakanlığının “Güncel Okumalar ve Yazar Buluşmaları” projesi başladı.

    Proje kapsamında Afyonkarahisar Gençlik Merkezindeki Has odada, Evrensel Marka İsim Oluşturma ve Markalaşma Uzmanı ve Türkiye’de birçok markanın evrenselleşmesini sağlayarak ve bu alanda birçok yeniliğe imza atan Bay Kamber olarak bilinen “Mevlüt Kamber” ve Beyin Fırtınası Ekibi adıyla reklam ve sanat projeleri üreten “Neyzence Sohbetler” ve “Marka Türk” isimli iki özel programıyla Türkiye turnesine devam eden sanatçı “Muharrem Dere” gençler ile bir araya geldi. 30 gencin dahil olduğu program kapsamında katılımcılara çiğköfte ikram edilirken, yazarlar kitapları ve uzmanlık alanları ile ilgili gençlere bilgi verdi. Kur’an-ı Kerimi okuma ve tefsir çalışmaları yapılarının ardından Ney dinletisi ve Neyzence sohbet edilerek gençlerin soruları cevaplandırıldı.

  • AGÜ’de ‘Moleküler Biyoloji Ve Genetikte Güncel Konular’ Sempozyumu Verildi

    Abdullah Gül Üniversitesi (AGÜ) Yaşam ve Doğa Bilimleri Fakültesi tarafından ‘Moleküler Biyoloji ve Genetikte Güncel Konular’ konulu sempozyum düzenlendi.

    AGÜ Rektörlük Konferans Salonu’nda düzenlenen ‘Moleküler Biyoloji ve Genetikte Güncel Konular’ konulu konferansın açılış konuşmasını yapan Yaşam ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Baran öğretim üyeleri ile beraber moleküler biyolojinin en güncel konularını yeni bilgilerle sunmak ve topluma hizmet etmeyi amaçladıklarını söyleyerek, “Abdullah Gül Üniversitesi çok farklı bir amaçla, çok farklı bir proje olarak Anadolu’nun kalbi Kayseri’de bundan birkaç yıl önce kurulan bir üniversitedir. Hedefi de dünyada çok iyi bir yerde olmaktır. Bizim üniversitemiz üçüncü nesil üniversitelerin Türkiye’deki ve dünyadaki öncülerinden biri olarak eğitim, araştırma ve topluma hizmet misyonuyla kurulan bir üniversitedir. Eğitim derken öğretmekten, araştırma derken bilimsel yöntemlerle ulusal ve küresel problemlere kalıcı çözümler üretmekten bahsediyoruz. Topluma hizmet derken de yaptığımız çalışmaların sadece araştırma laboratuvarlarında kalması makaleye, teze ya da bir master, doktora öğrencisinin mezuniyet tezi olması değil özellikle sokakta yürüyen vatandaşın, evinde oturan insanımızın yani dünyanın yedi kıtasında 200’den fazla ülkesinde yaşanan ulusal ve küresel problemlere kalıcı çözümler sunabilmeyi amaçlıyoruz. Biz öğretim üyelerimizle beraber moleküler biyolojinin en güncel konularını yeni bilgilerle sunmak ve topluma hizmet etmeyi amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı.

    Dekan Baran’ın konuşmasının ardından öğretim üyeleri katılımcılara; ‘Bugünün ve geleceğin bilimi moleküler biyoloji ve genetik’, ‘İnsan hakların genetik temelleri’, ‘Kanser moleküler biyolojisi’ gibi konularda bilgiler verildi.

  • Tıbbi Uygulama Hatalarına Güncel Bakış

    Hukukçu Hekim Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, hasta ve hasta yakınlarının, özellikle dava açma yoluna gitmeden, öteki hak arama yollarını kullanmalarını tavsiye ettiklerini söyledi.

    Tıbbi uygulama hataları, hasta ve yakınları için hak arama yolları konusunda açıklamalarda bulunan Ondokuz Mayıs Üniversitesi(OMÜ) Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Tahsin Keçeligil, Türkiye’de tıbbi uygulama hataları konusu üzerinde son yıllarda daha çok durulduğunu ifade etti. Tıbbi uygulama hatalarının, kimi zaman hekim ya da diğer bir sağlık personelinin hatası, kimi zaman sağlık ekibinin hatası olduğunu söyleyen Keçeligil, pek çok defa ise organizasyon kusuru olarak karşılaşılan bir durum olduğunu belirtti.

    “ÖZEL OLARAK DÜZENLENMİŞ BİR KANUN YOKTUR”

    Tıbbi uygulama hatalarında temel sebeplerin; dikkatsizlik, tedbirsizlik, meslekte acemilik, emir ve nizamlara uymamak şeklinde ifade edilebileceğine söyleyen Keçeligil, “Türk Ceza Kanunu, çoğu defa kasta dayalı olmayan bu tip sorumluluğu ‘taksir’ sorumluluğu olarak kabul etmekte ve ‘özen yükümlülüğüne aykırılık’ olarak açıklamaktadır. Ülkemizde, tıbbi uygulama hataları bakımından özel olarak düzenlenmiş bir kanun yoktur. Bu vakalar, ceza hukuku ve özel hukuk bakımından, genel hükümler dahilinde değerlendirilir” dedi.

    “BAZI DURUMLARDA SAĞLIK PERSONELİNE SORUMLULUK YÜKLENEMEZ”

    Sağlık hizmetlerinin yüksek riskli işler arasında yer aldığını ifade eden Prof. Dr. Keçeligil, “Başka bir ifadeyle, her tıbbi müdahalenin az ya da çok bir riski vardır. Risksiz bir tıbbi uygulama mümkün değildir. Normal şartlarda, sağlık hizmetleri, hastanın aydınlatılmış rızası dahilinde ve ‘izin verilen risk’ dediğimiz kavram kapsamında yürütülür. Bu noktada, ‘aydınlatılmış onam’ kavramına değinmeliyiz. Anayasamızın 17. maddesine ve Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 5., 15. ve 24. maddelerine göre, ‘Tıbbi zorunluluklar ve kanunlarda yazılı haller dışında, rızası olmaksızın kişinin vücut bütünlüğüne ve diğer kişilik haklarına dokunulamaz. Hastanın bilgilendirilmek suretiyle rızasının alınması esastır’. Tıpta, öngörülebilen ancak önlenemeyen kimi durumlar vardır ki, bunlar ‘komplikasyon’ olarak adlandırılırlar ve bunlar nedeniyle sağlık personeline bir sorumluluk yüklenemez. Buna karşılık, öngörülebilen ve önlenebilen bazı istenmeyen durumlar vardır ki, bu zararlı sonucun gerçekleşmesi halinde tıbbi uygulama hatasından söz edilir ve sağlık personeli bundan sorumlu tutulabilir. Burada, esas önemli olan şey, gerekli tedbirler alınarak önlenmesi mümkün olan bir zararlı durumun, yeterli önlem alınmadığı için gerçekleşmiş olmasıdır. Mesela, bir ameliyatta, gerekli dikkat ve özen gösterilmediği için hastanın vücudunda yabancı cisim unutulmuş ise veya hastanın sağ dizi yerine sol dizi ameliyat edilmiş ise, bu durumda açık bir tıbbi uygulama hatası vardır. Buna karşın, her türlü tedbirin alınmış olduğu bir ameliyattan sonra o bölgede enfeksiyon gelişmiş ise, burada özen yükümlülüğü yerine getirildiği için bir kusur söz konusu olmayacaktır” diye konuştu.

    “DAVA AŞAMASINDA UZMANLARDAN GÖRÜŞ ALINMASI YARARLI OLACAKTIR”

    Her insanın bünyesinin farklı olduğunu belirten Keçeligil, “Buna bağlı olarak, tıbbi uygulamalarda matematikte olduğu gibi sonuç kesin biçimde garanti edilemez. Her hasta bünyesinin bir ilaca ya da bir uygulamaya yanıtı farklı olabilir. Dolayısıyla, tıbbi uygulama hatalarına bakıldığında, hastanın aydınlatılmış olmasının varlığı, dikkat ve özen yükümlülüğüne uygun işlem, organizasyonun işleyiş şekli, hasta kayıtlarının tam ve güvenilir oluşu gibi çok sayıda parametre ele alınmalıdır. İşte, bu durumda, tıbbi uygulama hatasının olup-olmadığı sorusunun yanıtını alabilmek için, yargı makamları ‘bilirkişi’ görüşünden faydalanırlar. Ülkemizde, kanuni bilirkişiler olarak, Adli Tıp Kurumu, Yüksek Sağlık Şurası ve üniversite klinikleri bulunmaktadır. Hasta veya hasta yakını, bir tıbbi uygulama hatasına maruz kaldığını düşünüyorsa, kanun ve yönetmelikler ona çok çeşitli haklar sağlamaktadır. Hastanın ve hasta ile ilgili bulunanların, hasta haklarının ihlali halinde, mevzuat çerçevesinde her türlü müracaat, şikayet ve dava hakları vardır. Hasta ve hasta yakınlarının, özellikle dava açma yoluna gitmeden, öteki hak arama yollarını kullanmasını tavsiye edebiliriz. Dava açma aşamasına gelindiğinde ise, muhakkak surette, Tıp ve Sağlık Hukuku konusunda deneyimli bir uzmandan görüş alınarak hareket edilmesi yararlı olacaktır” şeklinde konuştu.