Etiket: Gücü

  • Aydın’da Roman kadınlar iş gücü piyasasına kazandırılıyor

    Aydın’da Roman kadınların iş gücü piyasasındaki yeri ve önemi konulu konferans yapıldı.

    Aydın’da, Sepet Örme ve Mandrel Boncuk kursuna katılan Roman kadınlar kahvaltılı konferansta bir araya geldi. Konferansta yürütülen projeler hakkında bilgilendirme yapılırken, bu projenin faydaları ve sonuçları paylaşıldı.

    Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile Avrupa Birliği ve Mali Yardımlar Dairesi Başkanlığı’na ait “Dezavantajlı Kişilerin Sosyal Entegrasyonu ile İstihdam Edilebirliklerinin Geliştirilmesi” hibe programınca desteklenmeye değer bulunan ve Aydın Roman Dernekleri Federasyonu tarafından yürütülen “Sepet Örme Sanatı Roman Kadınlarla Yaşıyor” ve “Mandrel Boncuk Yapımı” kurslarının proje koordinatörleri Enver Erbil ve Cihan Gider tarafından proje ile ilgili sunumlar gerçekleştirildi.

    Roman kadınlara yönelkik sosyo kültürel düzeylerinin belirlenmesi anket çalışmasını yapan Adnan Menderes Üniversitesi Ararştırma Görevlisi ve Roman Araştırma Merkezinde çalışmalarda bulunan Dr. Yaşam Umutlu, yaptığı çalışmaların sonuçlarını açıkladı.

    “109 kursiyer belge almaya hak kazandı”

    Efeler Halk Eğitim Merkezi Müdürü Hüseyin Pınarcı kursları başarı ile tamamlayan 109 kursiyerin belge almaya hak kazandığını belirterek “Proje kapsamında Mandrel Boncuk Yapımı ve Sepet Örgücülüğü” kursları düzenledik ve bu kurslarımıza yaklaşık 125-130 öğrencimiz katıldı. Belge almaya hak kazanan 109 tane kursiyerimiz var. Roman kadınlarımız bu belgeler sayesinde işgücü piyasasına girerler. Elde etmiş olduğu bu kurslardan öğrenmiş oldukları mandrel boncuk yapımını sepet örücülüğünü inşallah istihdama yönelik paraya çevirirler. Ailelerine maddi destek olurlar” dedi

    “Romanlar paylaşmayı severler”

    Aydın İşkur Müdürü Rahmi Terzi romanların kanaatkar olduklarından bahsederek, “Biz kanaat etmeyiz daha çok kazanmak isteriz, daha lüks yaşamak isteriz ama romanlarda bu daha az diye düşünüyorum. Gerçekten kanaatkar insanlar, paylaşmayı seven insanlar. Hayattan zevk alan mutlu insanlar. Bu romanlar için bir dezavantaj olmuş. Bir diğer konuda güven konusu. Bunu cesurca konuşacağız. İşveren size güvenmiyor, siz işverene. Bu ortadaki güvensizliği düşüneceğiz. Bunda kimin ne kadar payı var. Neden işgücü piyasasında bir arz var, bir talep var da sizinle çalışmak istenmiyor? Bunları cesurca konuşmak lazım. Sizlerinde cesurca özeleştiri yapması lazım. Bu sürece siz nekadar katkı sağlıyorsunuz bu özeleştiriyi yapmanız lazım” diye konuştu.

    “1 milyon euroluk hibe için teknik destek verdik”

    Aydın Valiliği AB ve Dış İlişkiler Bürosu Koordinatörü Reyhan Türkmen ise 2014 yılında başlayan bu program ile toplamda 1 milyon euro’luk bir hibenin gelmesi için destek verdiklerini belirterek, “Bu projeyi Aydın Valiliği Dış İlişkiler Bürosu olarak ilimizde Avrupa Birliği projelerinin hedef gruplara yönelik uygulanması konusunda elimizden geleni yapıyoruz. Dezavantajlı kişilerin istihdam edilebilmesi ile ilgili bu program 2014’te başladı. İlimizden toplam 5 proje teklifi verebildik. 4 projemizde şuan uygulanıyor. Üç tanesi roman vatandaşlarımıza yönelik, bir tanesi de Astim Organize Sanayi Bölgesi Müdürlüğü tarafından mahkumlara yönelik olarak uygulanıyor. Toplamda 1 milyon Euroluk dezavantajlı kişilerin entegrasyonuna yönelik bir hibenin gelmesi için teknik destek verdik. Bu anlamda mutluyuz. 109 vatandaşımız çeşitli kurslara katıldılar. Şu anda da burada birebir roman vatandaşlarımızla kadınlarımızla ve ilgililerimizle bilimsel bir çalışmanın sonuçlarını paylaşıyoruz” dedi.

    Konferansa Aydın Valiliği AB ve Dış İlişkiler Bürosu Koordinatörü Reyhan Türkmen, İşkur İl Müdürü Rahmi Terzi, Efeler Halk Eğitim Merkezi Müdürü Hüseyin Pınarcı, Proje Koordinatörleri Enver Erbil ve Cihan Gider, Aydın Roman Dernekleri Federasyonu Başkanı Abdül Aydeniz, Roman kadınlar ve aileleri katıldı.

  • Kadir İnanır: “Dünyanın hiçbir gücü sanatın karşısında duramaz”

    Ünlü aktör Kadir İnanır, Türkiye’nin ilk film festivali olan Uluslararası Antalya Film Festivali’ndeki yeni uygulamaya tepki göstererek, “Dünyanın hiçbir gücü sanatın karşısında duramaz. Geriletilir, kırılır, dökülür ama yok edilemez. Bu gerçeği hep birlikte kabul etmemiz gerekiyor. Sinemanın geriletilmesinin kime ne faydası vardır ki” dedi.

    Antalya Film Festivali ile ilgili açıklamalarda bulunan ünlü sanatçı Kadir İnanır yaptığı açıklamada, “Sinemanın değerini, gücünü siyasal iktidar kabul edip, onu evrensel anlamda yüceltmesi lazım. Çünkü sinema çok büyük bir iletişim aracı ve bir kültür taşıyıcısıdır. Vizyonu aydınlatır, dünyanın aydınlık yüzünü gösterir. Dünyanın gerçeklerini, neresinde bir gerçek varsa şimdiki teknolojik ve iletişim ağı ile televizyonlarla evinize kadar getirme gücüne sahiptir. Sinemaları gerçek sinemalarda izlenirse daha da iyi olur onu da belirtmek isterim. Sinemaya önem verilip güçlendirilmesi gerekiyor. Mesleğimiz ile ilgili dünyanın, ülkenin neresinde organizasyonlar yapılsa biz heyecanla onun güçlenmesi için gideriz, destekleriz. Filmlerimiz bu yapılan organizasyonlarda yarıştığı zaman, ödüller aldığı zaman çok mutlu oluruz. Üretimi hızlandırırız, o organizasyonlarda yer almak için büyük enerji, çaba sarf ederiz. Şimdi bunun önünü kesip bir festivalde bir organizasyonu ortadan kaldırmak çok doğru bir şey değildir. Yapabilirsiniz, kaldırabilirsiniz ama bu durum güzel mesleğin geriletilmesine sebep olur. İnsanların heyecanının kırılmasına sebep olur. Bir an önce bu durumun düzeltilmesi gerekiyor. Şu anda benim bildiğim bütün meslek örgütleri Antalya Film Festivali’nin tavrına karşı büyük bir dayanışma gösteriyorlar. Sanatın karşısında hiç kimse duramaz. Dünyanın hiçbir gücü sanatın karşısında duramaz. Geriletilir, kırılır, dökülür ama yok edilemez. Bu gerçeği hep birlikte kabul etmemiz gerekiyor. Sinemanın geriletilmesinin kime ne faydası var. Festivalde, birinci olmak için 15-20 sinemacı güzel filmler çekiyordu. Şimdi ise bir tane veya iki tane film yarışacak. Üretim kaynağında bu durum geriletmeye sebep olur. Böyle bir yapıdan rahatsız olan varsa bana göre yanlış yapıyor. Umarım, bu yaptıkları yanlış davranışlardan geri dönerler. Dönmezlerse alternatifler her zaman mümkün. Başka bir belediye, başka bir şehir çıkar aynı festivali, aynı organizasyonu yapabilir. Bütün meslek örgütleri de oraya var gücüyle destek verirler. Antalya, bizim uzun yıllar hasret ve saygı duyduğumuz bir organizasyondu. Bu festivalin Antalya’dan gitmesi bizi çok üzer” diye konuştu.

    “5 yıl sonra artık setlerle ve insanlarla tekrar buluşacağız”

    Yeni gerçekleştireceği projelerden de bahseden İnanır, “İstanbul’a dönüşümde serial bir film yapacağım. 5 yıl sonra artık setlerle ve insanlarla tekrar buluşacağız, bu yüzden çok heyecanlıyım” ifadelerini kullandı.

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Allah’ın izniyle Türkiye’de ezanları susturmaya, bayrakları indirmeye, kimsenin gücü yetmeyecektir”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yıldız Hamidiye Camisinin restorasyon çalışmalarının tamamlanmasının ardından yeniden ibadete açılış törenine katıldı. Cuma namazının ardından açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Allah’ın izniyle Türkiye’de ezanları susturmaya, bayrakları indirmeye, kimsenin gücü yetmeyecektir” dedi.

    Yıldız Hamidiye Camii, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımıyla bugün cuma namazıyla birlikte yeniden ibadete açıldı. Açılışa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, İstanbul Valisi Vasip Şahin, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, AK Parti İstanbul İl Başkanı Selim Temurci, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hasan Tahsin Usta, Beşiktaş Belediye Başkanı Murat Hazinedar katıldı.

    İnşasından 132 yıl geçtikten sonra restore edilerek yeniden açılan Yıldız Hamidiye Camii’nin hayırlı olmasını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yıldız Hamidiye Camii kendine has güzellikleriyle İstanbul için müstesna bir eser. Camilerimiz ve mescitlerimiz, buralarda okunan beş vakit ezanlar, kılınan namazlar, vaazlar ve hutbeler sebebiyle İslam’ın alameti farikasıdır. Mabedimizin göğsüne namahrem eli değdirmemek için bu coğrafyada bin yıldır kesintisiz mücadele ediyor, topraklarımızı kanlarımızla suluyoruz. Ecdadımız haçlı seferlerinden beri devam eden bu mücadelenin kahraman neferleri olma şerefine nail olmuşlardır. Bugün de ülkemize ve milletimize saldıranlar öncelikle mabedlerimizi hedef alıyorlar. 15 Temmuz’da Ankara’da Gölbaşı’nda Özel Harekat Başkanlığında mütevazi camimiz, Cumhurbaşkanı Külliyesi’ndeki Millet Camii’miz savaş uçaklarıyla bombalandı. İstanbul’da sela okunan pek çok cami darbeciler tarafından kurşunlandı, İzmir’de sela okunan bir camiye ve görevlimize hoyratça saldırıldı. Bütün bunlar tesadüfi değildir. Ezanları susturmadan, bayrakları indirmeden ülkemizi işgal edemeyeceklerini bilenler özellikle bu mekanlarımızı hedef alıyorlar. Allah’ın izniyle Türkiye’de ezanları susturmaya, bayrakları indirmeye, kimsenin gücü yetmeyecektir. Bugün Irak’ta, Kudüs’te, Suriye’de birçok yerde medeniyetimiz saldırı altında. Bizim ecdadımızın mirası olan eserler, hoyratça, alçakça, kasıtlı olarak yok ediliyor. Bunu acımasızca yapıyorlar. Türk milletinin en son ferdi nefes alıp verdiği sürece inşallah biz böyle bir felaketi yaşamayacağız. Ecdadımızdan aldığımız emaneti, ’Yürüyeceksin millet yürüyecek arkandan’ diyor ya şair bu millet buna prim vermeyecek” diye konuştu.

    “Yeni nesillere daha güçlü şekilde devretmek için bu mücadeleyi canımız pahasına yürüteceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Dinimizin alameti camilerimizi, mescitlerimizi ihya ediyoruz. Yıldız Sarayı’mızı yeniden ihya ediyoruz. Çamlıca sırtlarında artık silüeti tamamen ortaya çıkmış camimiz gibi tarihe mal olmuş yeni eserler inşa ediyoruz. Cumhuriyet tarihine baktığımızda hatta Osmanlı’ya şöyle uzandığımızda belki de bir numara olacak. İnşallah bir, bir buçuk yıl içinde tamamlayacağız. Dinini bilen, kültürünü bilen, tarihini bilen kuşaklar yetiştirmeye kararlıyız. Ama bu benim, hükümetin tek başına değil, anneler babalar hep beraber, herkesin görevi. Kim olduğunu, nereden geldiğini, nereye gittiğini bilen nesiller için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Bu konuda eksikler olabilir. Fakat şu bir gerçek ki bizim insanımızın mayası sağlamdır. Özü sağlamdır, ruhu sağlamdır. Öyle olduğu için de eksiklerimizi kısa sürede tamamlayacağımıza inanıyorum. Milletimizin ve tüm İslam dünyasının, tüm mazlumların ümidi olacak nesilleri biz yetiştireceğiz. Bu konuda netice almaya başladığımızda camilerimiz gençlerle dolmaya başladığında kani olacağız. Sadece kendimiz için değil gözünü bize dikmiş, kalbini bize yöneltmiş tüm kardeşlerimiz için bunu başarmalıyız.”

    Daha sonra İstanbul İl Müftüsü Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, açılış duası etti. Açılışın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, camiden ayrılırken vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi.

  • Düşüncenin gücü engelleri yendi

    Sivas’ta 19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları kapsamında düzenlenen Ödüllü 3. Buruciye Satranç Turnuvası’na katılan görme engelli Selami Kıran turnuvanın ilgi odağı oldu.

    19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı kutlamaları kapsamında Buruciye Medresesi’nde Sivas Valiliği koordinesinde; İl Özel İdaresi, Gençlik Spor İl Müdürlüğü, Satranç İl Temsilciliği ile Satranç Federasyonu’nun, Buruciye A.Ş.’nin de sponsorluğunda gerçekleştirilen Ödüllü 3. Buruciye Satranç Turnuvası başladı. 22 ilden 250 sporcunun katıldığı turnuvanın açılışını Sivas Valisi Davut Gül yaptı.

    Genci, yaşlısı birçok sporcunun katıldığı turnuvanın ilgi odağı 16 yaşındaki görme engelli Selami Kıran oldu. Engeline rağmen Kıran rakipleriyle mücadele ederek başarılı bir performans gösterdi. 9 yıldır satranç oynadığını söyleyen Kıran,”İlk başlarda zor oluyordu hareketleri ,ileri ki hamleleri düşünmek, rakibin yaptığı saldırıları karşılamak zor oluyordu. Fakat oynadıkça rakiplerimden bir şeyler öğrenerek oynamayı öğrendim. Benim satranç takımımın farkı tahtadan olması ve taşları ahşaptan. Siyah taşların üzerinde çivi var ve bu şekilde taşları ayırt edebiliyorum. İlk başlarda okulda aldığım birinciliklerle başladı,daha sonra ağabeyim sayesinde Türkiye Görme Engelliler Satranç Şampiyonası’na katıldım ve bu yarışmada ikinci oldum.Bu yarışma baya zorlayıcı oldu, zor rakipler vardı. Birinciliğim yok ama İnşallah olacak bu turnuva sonucunda” dedi.

  • Doç. Dr. Gücü: “HES’ler hamsiyi etkiliyor”

    Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Deniz Bilimler Enstitüsü Doç. Dr. Ali Cemal Gücü, HES’lerin hamsi üzerinde olumsuz etkisi olduğunu belirterek “Nehirler, bütün denizlerin can damarları. Bunların üzerinde kurulan barajlar bu besinlerin denize ulaşmasında mani oluyor. Bu besinler hamsi ve diğer balıklar olsun bunların üremesinden tutun hayatta kalmasına kadar son derece önemli faktörler” dedi.

    ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü Doç. Dr. Ali Cemal Gücü, 2011 yılında TÜBİTAK desteğiyle Karadeniz hamsisini çalışmaya başladıklarını belirterek bu çalışma sonunda gördükleri en önemli şeyin hamsi hakkında bilinenlerin çoğunun değişmesi olduğunu söyledi.

    Yapılan çalışmada avcılığın çok kötü olmadığını gördüklerini ifade eden Gücü, “Bu çalışmalar kapsamında bizim görevimiz Karadeniz’in tamamını kapsayacak şekilde akustik yöntemle balık sayımları ve stokun durumunu belirlemekti. Bu proje 2015 Eylül ayında tamamlandı. Bu çalışmanın sonunda gördüğümüz en önemlisi hamsi hakkında bilinenlerin çoğunun değişmiş olduğuydu. Bunların haricinde yönetimi ile ilgili çalışmalar yapıldı. Bu çalışmaların sonunda avcılığın çok kötü olmadığını, bu şekilde devam ederse hamsi stokunun çökmeyeceğini ön görüyoruz. Eğer ki daha fazla avlanmak istersek şuanda stoku yarı yarıya azalmış durumdayız belimizi sıkmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.

    Genelde Karadeniz’de bilinen iki stok olduğunu kaydeden Gücü, “Biri azak hamsisi, biri de tuna havzasında yumurtlayan Karadeniz hamsisi. Bunun dışında küçük bir Türk kıyılarında yumurtlayan hamsi olduğu biliniyordu. Bu çalışma sonunda Türk kıyılarında üreyen hamsinin en az 10 kat daha artmış olduğunu gördük. 30 bin tonlar civarında bir stokun 300 bin tonlara kadar yükselmiş olduğunu gördük. Bunun sebebinin Tuna havzasındaki kirlilik ve oradaki ekosistem bozukluklarından kaynaklandığını düşünüyoruz. Hamsi artık o evini kirlilik nedeniyle terk ederek bizim kıyılarımıza doğru yaklaşmış” diye konuştu.

    “Kuzey’deki hava soğumaya başlayınca bizim hamsimizi bizim kıyılara doğru itiyor” diyen Gücü, “Bazı yıllar soğumadaki farklılaşmalardan dolayı hamsi bizim kıyılarımıza hiç uğramadan Gürcistan ve Abazya sahillerine kadar gidebiliyor. Bu durumda Türk balıkçısı avlamadığı için bizdeki av düşük oluyor. Normalde hep Türk balıkçılığının fazla hamsiyi avladığı için stoku çökertmesi olarak yorumlanıyor. Halbuki gözlediğimiz o değil. Hamsi bazı yıllarda tamamen iklimsel şartlar nedeniyle olmaması gereken yerlerde kışlıyor ve Türk balıkçısının ulaşamadığı alanlarda da kışlayabiliyor. Bu da avın düşük olmasına neden oluyor” ifadelerini kullandı.

    “HES’lerin hamsi üzerinde etkisi var”

    Nehirlere kurulan barajların tuz besinlerinin denize ulaşmasını engellediğine işaret eden Gücü, şöyle konuştu:

    “HES’lerin ekosisteme olumsuz etkisi göz ardı edilemez. Nehirler bütün denizlerin can damarları. Bunların üzerinde kurulan barajlar bu besinlerin denize ulaşmasında mani oluyor. Bu besinler hamsi ve diğer balıklar olsun bunların üremesinden tutun hayatta kalmasına kadar son derece önemli faktörler. Özellikle silisyum nehrin şiddetiyle kazınarak gelen mineraller. Bunları insan kaynaklı girdileri yok. Biz üretemiyoruz sadece doğa üretebiliyor. Denge bozulduğu zaman yani doğanın ürettiğini biz önüne bir baraj kurup tuttuğumuz zaman denize ulaşamıyor, denizdeki döngüler tamamen değişiyor. 2020’li yıllardan sonra biraz hovardalık yapmışız. Yani faiz oranından fazlasını harcamışız. Kirlilikten bahsediyoruz, HES’ler var. Bunlar denizin, Karadeniz’in can damarına hepsinin üzerine santral dikmişiz. Bunların hepsinin hamsi üzerinde etkisi var.”

    “Hamsi dünyanın her yerinde olan bir balık”

    Çok büyük iklimsel değişikliklerinin olmadığı sürece hamsi stoklarının aynı şekilde devam edeceğini vurgulayan Gücü, şunları söyledi:

    “2000’li yılların başıyla karşılaştırdığımızda stok yarı yarıya düşmüş durumda. Bunun sebebi sadece balıkçılıktan kaynaklanıyor demek mümkün değil. Bunun pek çok sebebi var. Karadeniz değişiyor. Hamsi dünyanın her yerinde olan bir balık. Aynı tür hamsi Akdeniz’de var, Afrika’da da var. Ama Karadeniz’e has bir durum eğrelti otu gibi üredikçe yürüyor. Biz hamsinin 10 santimetreye kadar ulaştıktan sonra yumurta attığını gördük. Buradan çıkan yumurtalar Temmuz ayında 5-6 santimetreye kadar ulaşarak tekrar yumurta atıyor. Yavru hamsilerin yumurta attığını gördük. Bu sayede hamsinin çökmesinin pek mümkün olmadığını düşünüyoruz. Çok büyük iklimsel değişiklik olmadığı müddetçe hamsi stoklarının bu şekilde devam edeceğini düşünüyoruz.”

    “Palamutu arttıran her neyse hamsiyi de aynı şekilde etkiledi”

    Filonun kapasitenin çok üzerinde olduğuna işaret eden Gücü, “Palamut hamsiyi yediğinden ziyade palamutu arttıran her neyse hamsiyi de aynı şekilde etkiledi. Palamutun olduğu seneler hamside bir azalma görülüyor. Bunu direk hamsinin direk yendiği şekilde yorumlamamak lazım. Tekne sayıları durduruldu. Artık yeni lisans verilmiyor. Ancak Moritanya’ya gidecek teknelere izin veriliyor. Onun için filoda artış söz konusu değil. Ürün miktarında dalgalanmalar var ama belli bir seviyede devam ediyor. Son 10 yıldaki verilere baktığınızda bazı yıllar aşağıda, bazı yıllar yukarıda ama ortalama bir düzen tutturmuşuz gibi gözüküyor. Filomuz kapasitenin çok üzerinde. Şansımıza bazı yıllar palamut çok oluyor bir şekilde idare ediyorlar bazı yıllar başka balıklar ön plana çıkıyor. Yapılan ekonomik analizler balıkçılığın çokta karsız bir meslek olduğunu söylemiyor. Yapılan yatırımlara baktığında demek ki bu sektörden para kazanılıyor” dedi.