Etiket: Görülüyor

  • Uıcc Başkanı Prof. Dr. Kutluk: “Türkiye’de Her Yıl 175 Bin Kanser Vakası Görülüyor’’

    Uluslararası Kanser Savaş Örgütü (UICC) Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, Türkiye’de her yıl 175 bin civarında kanser görüldüğünü söyledi.

    6 Aralık tarihine kadar devam edecek olan 5. Uluslararası Gastrointestinal Kanserler Konferansı(IGCC 2015)” İstanbul Grand Hyatt Hotel’de başladı.

    Uluslararası Kanser Kontrol Örgütü(UICC), Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü ve Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneğinin desteği ile düzenlenen Kongrede, en sık görülen kanser grubu olan sindirim sistemi kanserleri ile ilgili her türlü bilimsel gelişmeler, ülkemizdeki geleneksel beslenmede yanlışlar ve kansere etkileri, hazır gıdalar ve fazla tuzun mide kanserini tetiklemesi, yeni nesil ilaçlar ve kanser tedavisinde gelişmeler ele alınıyor ve yeni tanı ve tedavi yöntemleri Türk ve yabancı uzmanlar tarafından tartışılıyor. Kongrede bilimsel programda 25 Oturum, 5 Uydu sempozyumu, 1 Sözlü bildirim oturumu, 2 Tartışma oturumu ve 1 Workshop yer alıyor.

    Konusunda uzman ulusal ve uluslararası düzeyde konuşmacıların katıldığı kongrede; Yurt içi ve yurt dışında klinik onkoloji, medikal onkoloji, onkoloji cerrahi, sindirim sistemi onkolojisi ve hemoto – onkoloji alanlarında uzmanlıkları olan 95 Türk, 16 yabancı konuşmacı ve oturum başkanı görev yapıyor.

    “TÜRKİYE ŞANSLI ÜLKELERDEN BİRİSİ’’

    Kongre Başkanlığını Prof. Dr. Şuayib Yalçın’ın yaptığı organizasyonda sindirim sistemi kanserleri ile ilgili açıklamada bulundu. Prof.Dr. Yalçın, ’’Özellikle Sindirim sitemi kanserler içinde kolon kanserinde tarama var. Özellikle 10-50’li yaşlarda, 10 yılda bir yaptıracakları dışkıda gizli kan testiyle erken tanıyla daha kanser olmadan yakalamak mümkün oluyor. Özellikle karaciğer kanserleri için Hepatit enfeksiyonu olanlarda bunun yakın takip edilmesi gerekiyor. Özellikle B, C virüsü, aşırı alkol tüketimi, yağlanmış karaciğerler de, karaciğer kanseri çok sık olarak gözükebilir. Bu hastaların hem antimikrobiyal , antiviral tedavi almaları hem de kiloları fazla ise kiloyu azaltmaları gerekiyor. Alkol bırakmalarını öneriyoruz. Kolan kanserinde testlere rağmen bağırsak alışkanları değiştiyse, dışkılarında gizli kan görüyorlarsa hemen hekime başvurmaları gerekir. Bu nedenle daha erken tanı konuyor ve tedavi mümkün olabiliyor. Türkiye şanslı ülkelerden birisi. Çünkü kanserle ilgili tedaviler genel olarak Sosyal Güvenlik Sistemi kapsamı alanına giriyor. Bazı özel durumlar için ücret ödemesi gerektiği durumlar söz konusu. Genel olarak baktığımız zaman Türkiye bütün kanser ilaçları ve bakım kapsama alanında. Modern ilaçların çoğuna ulaşılabiliniyor.Hastaların kanser tedavisine ulaşmaları, tenkitlere ulaşmaları durumların hızlanması gibi sorunlar dünyanın her yerinde var. Bunlar göz ardı edilmeden bu hizmetlerin iyileştirilmesine ihtiyaç var. Son yıllarda bununla ilgili güzel iyileştirilmeler oldu.Hastaya ve hasta yakınlarına ücretli izin alma hakkı tanındı. Bu nedenle kanser hastalarının sorunları lehine düzenlemesi devam ediyor’’ diye konuştu.

    ’’DÜNYA’DA 4 MİLYON SİNDİRİM SİSTEMİ KANSERİ VAKASI VAR ’’

    Uluslararası Kanser Savaş Örgütü (UICC) Başkanı Prof. Dr. Tezer Kutluk, ’’Bu konferans sindirim sistemi kanserlerini konu alan bir konferans. Çünkü Dünya’da görülen 14 milyon kanserin, 3,5 – 4 milyonu sindirim sistemi kanseridir. Kalın bağırsak, mide, yemek borusu ve pankreas kanseri en çok görülenler bunlar. Bunların toplamında rakam 4 milyona çıkıyor. Türkiye’de her yıl 175 bin civarında kanser vakası görülüyor. Bunu yüzde 20’si sindirim sistemi kanseri. Her sene 40 bin kişinin hayatını ve ailelerinin hayatını etkileyen kanser türleri konuşuluyor. Neden ? Bu konu. Sindirim sistemi kanserin belli oranda korunmanın olduğu, bir kısmında tedavinin olduğu birçok fırsatların olduğu kanser türleridir. Türkiye yakın yıllarda onkolojik hizmetlerde, Tıp Fakültelerinin eğitime katkısı ve hastanelerde sunduğu hizmetlerle artık Ankara, İstanbul, İzmir’in dışında hizmetleri sunar hale gelmiştir. Bu kanserlerin tedavisi Türkiye’de yapılabilmektedir. Tedavi başarıları erken evredeki başarı şansı ile geç evredeki hastada başarı şansı aynı değil. Bunları söylerken kalın bağırsak kanserlerinde yüzde 50 kadar, yemek borusu kanserinde yüzde 90 kadar, mide kanserinde tuzu kontrollü tüketerek bu yöntemlerle belli oranlarda korunma mümkün’’ şeklinde konuştu.

  • Varis Hastalığı Çoğunlukla Öğretmenlerde Görülüyor

    Özel Eskişehir TSG Anadolu Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emin Can Ata, çoğunlukla öğretmenlerde görülen varis hastalığının tedavi süreci ve korunma yöntemlerini anlattı.

    Op. Dr. Emin Can Ata, varisin bacaklardaki toplardamarların genişleyerek normal fizyolojik işlevini kaybetmesi sonucunda meydana gelen bir toplardamar rahatsızlığı olduğunu belirtti. Hastalığın başka bir deyişle bacaktaki hipertansiyon hastalığı olduğunu ifade eden Ata, “Toplumda yaklaşık olarak yüzde 20 oranında görüldüğü tahmin edilmekte olup, en yaygın tipi spider ven (örümcek ağı) şeklinde olanlardır. Sadece kozmetik sorunlara yol açar. Diğer varis tiplerinde ise hastalarda ciddi ağrılar, yanmalar ve kaşıntı gibi yakınmalar olabilmektedir” dedi.

    “HER 3 VARİSLİ HASTANIN 2’SİNDE AİLESEL GEÇİŞ GÖRÜLÜR”

    Varis oluşumunda kalıtsal faktörler çok önemli olduğunu aktaran Op. Dr. Emin Can Ata, ailede varis hastalığının olması, diğer bireylerde görülme ihtimalinin oldukça arttırdığını söyledi. Dr. Ata, “Her 3 varisli hastanın 2’sinde ailesel geçiş görülür. Ayrıca hormonal farklılıklardan dolayı, hamilelikte ve doğum kontrol hapı kullanımı sırasında varis daha sık görülür. Kadınlarda daha sık görülmesinin sebepleri bunlardır. Ayrıca bazı ırklarda daha fazla görülmesi varisin kalıtsal rolünün göstermektedir. Aşırı şişman kişilerde ve hamilelerde varis daha çok ortaya çıkar. Uzun süre hareketsiz ayakta duran ya da oturan kişilerde varis görülebilir. Bu durum varisin nedenlerinden biri olarak kabul edilmektedir ve mesleği gereği bu şekilde yaşayan öğretmen, iş adamı/kadını, pilot, hostes, doktor, hemşire, sekreter, memur, ev kadını gibi pozisyondaki kişilerin dikkat etmesi gerekir. Uzun süre araba ya da uçak yolculuğunun yapılması, sağlıklı kişilerde bile ayaklarda şişliğe ve toplardamarlarda yetmezliğe yol açmaktadır. Bunların dışında sıcak su, toplardamarların pıhtılaşıp tıkanması sonucu varis gelişebilir. Sıcak banyo ve kaplıcalar varisli kişiler ve varis riski taşıyanlar için zararlıdır” ifadelerini kullandı.

    “VARİS HASTALIĞIN BELİRTİLERİ FARKLILIK GÖSTEREBİLİR”

    Dr. Ata, varis hastalığının birkaç şekilde ortaya çıkabileceğini ve hepsinde aynı belirtilerin görülmediğine dikkat çekerek, “Örneğin cildin iç kısmındaki kılcal damarların kırmızı-mor renkteki çizgilerle ağ halini alması şeklinde görülen varislerde sorun sadece fiziksel görünümden ibarettir ve belirtiler çok hafif seyreder. Fakat varisin toplardamarlarda yani büyük damarlarda görülmesi sonucu belirtiler belirgin ve rahatsız edicidir. Sıklıkla bacaklarda ortaya çıkan bu tip variste, bacaklarda ağrı, ödem, kramp şeklinde ağrı, lekeler, sıcaklık hissi, toplardamarlarda tıkanıklık gibi belirtiler ortaya çıkar” diye konuştu.

    VARİS HASTALIĞI NASIL MEYDANA GELİR?

    Op. Dr. Emin Can Ata,varis hastalığının hangi nedenlerden dolayı meydana geldiğinden de bahsederek, şöyle devam etti:

    “Varis, hareketsiz yaşam tarzına sahip, bu şekilde uzun müddet ayakta duran ya da oturan kişilerde sık görüldüğü için mümkün olduğu kadar bu durumdan kaçınmak gerekir. Bacakların rahatlaması için ayaklar havaya kaldırılmalı ya da baldır kasları için bacakların oturarak da olsa hareket ettirilmeleri gerekir. Ayakların ve bacakların dinlenirken biraz yukarıda olması hem rahatlık sağlar hem de koruyucudur. Bunun için yatağın ayak tarafı yükseltilebilir. Düzenli egzersiz, spor yapmak birçok hastalığı önlemede etkili olduğu gibi, varis oluşumunun da engellenmesi için oldukça etkilidir. Her gün bir saat yürümek çok faydalıdır. Bu şekilde kilo almanın da önüne geçilebilir. Unutmamak gerekir ki şişmanlık da varise neden olur. Yüzme, soğuk su ile bacakların ovulması faydalıdır. Fakat sıcak su varisin oluşumunu ve ilerlemesini kolaylaştırır. Bu yüzden sıcak sulardan kaçınmak gerekir. Ayrıca çok dar kotlar zararlıdır. Kasların hareketini engelleyebilir. Sigara ve alkolü az da olsa azaltmak gerekir.”

    VARİS HASTALIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Ağrı: Bu ağrı tüm bacağı ve özellikle diz altı bölgeyi etkileyen derin, künt ve bacağa ağırlık hissi veren bir ağrıdır. Uzun süre ayakta kalmakla artar ve bacağı yukarı kaldırmakla azalır. Yorgunluk ağrısı olarak da ifade edilebilir.

    Kaşıntı: Bacak kaşınabilir ve sıcaklık, yanma hissi ve bazende zonklama olabilir. Genelde varisli damarların üzerinde olur ve yaygın bir his olmasa da bazen cilt değişiklikleri olduğunda ayak bileğine sınırlı olabilir.

    Ayak bileğinde şişme: Özellikle akşamları, sıcak havalarda veya adet dönemlerinde ayak bileklerinde hafif, orta bazen de ileri dereceli şişlikler belirir.

    Gece krampları: Yaygın bir şikâyet olup varis harici kalsiyum, magnezyum eksikliği, kansızlık, huzursuz ayak sendromu gibi durumlarda da karşımıza çıkabilir. Uzun süreli ayakta kalmak veya oturmak, adet dönemleri ve sıcak havalarda ağrı, kaşıntı, şişme, dolgunluk, gece krampları yakınmaları artar ve bu da varis hastalığı tanısını destekleyen önemli bir durumdur.

    Bacaklarda yorgunluk, gerginlik hissi

    Yüzeyel tromboflebitler: Yüzeyel varisli toplardamarların yüzeysel pıhtılaşması sonucu üstünde bulunan cildin enflamasyonuna (bakteri olması gerekmeden oluşan vücudun bölgesel cevabıdır) neden olur. Kendiliğinden oluşabileceği gibi toplardamara hafif bir travma, hareketsizlik veya uzun süreli yolculuklar sonucu da oluşabilir. Gizli tümörler gibi diğer nedenler de unutulmamalıdır. Akut dönmede cilt kızarık, sıcak ve çok hassastır. Aradan zaman geçince sert hassas olmayan damar üzerinde kalıntı ciltte renk değişikliğine neden olur. Sonuçta toplardamar yeniden açılabilir (rekanalize) ve süreç kendini tekrarlayabilir.

    Ayak bileği cilt değişiklikleri: Bu değişiklikler hafif hemosiderin pigmentasyonundan (renk değişikliği), varis egzamasına, lipodermatoskleroz ve açık yaraya (ülser) kadar değişebilir.

    Kanama: Yüksek ayak bileği basınçlarının olduğu durumlar da hassas cilde hafif bir travma olduğunda büyük kanamalar olabilir. Benzer şekilde belirginleşmiş bir damara olan bir travma da aşırı kanamaya neden olabilir.

    Varis hastalığı klinik, etiyoloji, anatomi ve oluşan patolojik (KEAP sınıflaması) durumlara göre farklı şekillerde tedavi edilmelidir.

    1.Medikal tedavi: Varis hastalığına bağlı ağrı, şişlik, yanma ve kaşıntı gibi şikâyetlerin giderilmesinde yararlıdır ancak oluşan varisleri tedavi etmez.

    2.Kompresyon (varis çorabı): Medikal tedavi ile beraber kullanıldığında varis hastalığına bağlı semptomları daha etkili düzeyde düzeltir, yeni varislerin engellenmesinde yardımcı olur ancak varisleri yok etmez.

    3.Klasik Varis Operasyonu: Genel yada spinal anestezi altında hastalıklı varis damarların tamamının çıkartılma işlemidir. Birkaç adet 1-3cm büyüklüğünde kesiler gereklidir.

    4.Mikro Flebektomi: Lokal anestezi ile küçük varislerin minik kesilerle çıkartma tekniği.

    5.Skleroterapi ve Köpük Tedavisi (İğne Tedavisi): Varis damarların içine sklerozan madde verilerek varislerin yok edilmesi. Bu teknikte bacağa hiç kesi yapılmıyor.

    6.Lazer ve Radyo Frekans Ablasyon: Lazer tedavisinde temel prensip hastalıklı damara özgü dalga boyundaki enerji uygulamasıyla hastalıklı damarı devre dışı bırakmaktır. Lazer tedavisinin yüzeysel (cilt) varislerinde ve halk arasında iç varis diye bilinen varis tipleri olmak üzere iki değişik uygulaması vardır. İşlemin yapılmasına engel teşkil edecek damar yapısı mevcut olmayan her hastaya uygulanabilir. Yani lazer kateterinin girebildiği ve ilerletilebildiği her vakada kullanılabilir. Günümüzde bu teknik giderek klasik varis operasyonunun yerini almaktadır.

  • Havayolu Aşırı Duyarlılığı 5 Çocuktan Birinde Görülüyor

    Çocukluk döneminin en önemli sağlık sorunlarından biri olan “çocukluk çağı havayolu aşırı duyarlılığı” toplumun %20’sini etkilemekte ve her 5 çocuktan birinde görülmektedir. Genetik geçişli ve yapısal olan bu duyarlılığa sahip çocuklar, çevredeki zararlı etkenler ve alerjenlere maruz kaldığında; öksürük, burun akıntısı ve gözlerde yaşarma sorunu yaşar. Eğer duyarlılık seviyesi yüksekse çocuklar basit bir gribin ardından; nefes darlığı ve şiddetli öksürük nöbetleriyle yatağa düşmektedir.

    Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Murat Apaydın, çocukluk çağı havayolu aşırı duyarlılığı hakkında bilgi verdi.

    Burun akıntısı ve öksürükle başlayabilir

    Çocukluk çağı havayolu aşırı duyarlılığı, çevreden hava yolu ile alınan zararlı etkenler ve alerjenler ya da basit bir grip ile alevlenebilmektedir. Bu duyarlılık; çocuklarda öksürük, burun akıntısı, gözlerde yaşarma ile kendini belli eder. Eğer alt hava yollarında daha fazla duyarlılık varsa balgam, nefes darlığı, hışırtı gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu durum aslında astımın en ilkel ve en basit formudur ancak astım olarak adlandırılmaz.

    Aşırı duyarlılık enfeksiyona zemin hazırlar

    Havayollarındaki aşırı duyarlılık, enfeksiyonlara zemin hazırlamaktadır. Solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit ve bronşit gibi hastalıklar bunların en sık görülenleridir. Aileler, çocuklarındaki bu sorun nedeniyle oluşabilecek riskleri önemsemeli ve gerekli önlemleri almalıdır. Çünkü sık tekrarlayan solunum yolu hastalıkları, çocukluklarda büyüme ve gelişme geriliğine yol açarak, okul başarısını olumsuz etkilemektedir.

    Duyarlılık çocukluk çağında kontrol edilmeli

    Solunum yolu hastalıklarını çok sık geçiren veya üst solunum yolunda akıntısı fazla olan çocuklarda uyku problemleri çok sık ortaya çıkmaktadır. Sürekli uyku hali bulunan, yorgun ve halsiz çocuklar, yaşıtları gibi sağlıklı büyüyüp gelişemez. Bunu engelleyebilmenin en önemli yolu, duyarlılığı olan çocukların çok detaylı olarak gözlemlenmesi ve gerekli önlemlerin alınmasıdır. Okul veya sokak ortamındaki solunumsal kondisyonlar yakından takip edilmelidir. ‘Çocuğun geceleri mi yoksa gündüzleri mi daha çok burnu tıkanıyor? Sabaha karşı hapşırıklarla mı uyanıyor?’ sorularına yanıt bulunmalıdır. Bu yanıtlar ile çocuğun öyküsü doktorla paylaşılmalı ve aileler tedavi aşamasına takipleri ile destek olmalıdır.

    Bilinçsiz antibiyotik kullanımı enfeksiyon nedeni

    Duyarlılık konusundaki en büyük sorun, sık tekrarlayan solunum yolu hastalıklarında antibiyotik kullanımıdır. Bu alışkanlık zaman içerisinde; antibiyotiğe karşı bakteriyel dirençlerin gelişmesine, dirençli mikroorganizmalar sonucu çok ciddi komplikasyonlara yol açan enfeksiyon hastalıklarının yaşanmasına, organ ve sistemlerde ciddi hasarlar oluşmasına yol açmaktadır. Antibiyotik kullanımı gerekli olduğunda ve doktor kontrolünde sağlanmalıdır.

    Alerjen etkisi olan ürünlerden uzak durulmalı

    Hastalık süresince çocuğun nelere karşı duyarlı olduğu dikkatle takip edilmeli ve belirlenmelidir. Oyuncakları, evde kullanılan temizlik ve ev tekstili ürünleri ile okulda kullanılan eğitim ürünlerine dikkat edilmelidir. Alerjen etkisi olan ürünlerden uzak durması sağlanmalıdır. Duyarlılık, kullanılacak basit anti alerjen ilaçlarla ve düzenli doktor takipleri ile tamamen kontrol altına alınabilmektedir. Bu sayede çeşitli komplikasyonların ortaya çıkması engellenebilir ve çocukluk çağı sağlıklı bir şekilde yaşanabilir.