Etiket: Görmez;

  • Diyanet İşleri Başkanı Görmez: “15 Temmuz’da en büyük zararı dini mübini İslam gördü”

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, “15 Temmuz ülkemize bir ihanet, işgal ve darbe teşebbüsüne maruz kaldık. Bu darbeden sonra toplumsal güven sarsıldı. Hiç kimsenin kimseye güveni kalmadı. En büyük zararı dini mümini İslam gördü” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Ağrı İl Müftülüğü tarafından İbrahim Çeçen Üniversitesi, Osmanlı Konferans Salonunda düzenlenen programa katıldı. ‘Hz Peygamber ve Güven Toplumu’ sloganı ile yapılan programa, Ağrı Valisi ve Belediye Başkan Vekili Musa Işın, İl Müftüsü İbrahim Gemici, kurum amirleri ve çok sayıda vatandaş katıldı.

    Kur’an tilavetiyle başlayan programda konuşan Görmez, millet olarak hazreti peygambere saygılarının sonsuz olduğunu, türkü, şarkı, ilahi, kaside, mevlidiler ve Edebiyatın her satırında Hz. Muhammed’in aşkını ve sevgisinin anlatıldığını söyledi. Fuzuli’nin Anadolu topraklarını şekillerini peygamber sevgisiyle anlattığını belirten Görmez,” Arap’ın Arap olmayana, zencinin beyaz’a, beyazında zenciye üstünlüğü yoktur. Üstünlük sadece takvadadır diyen Peygamberimizin haykırışını bugün bütün insanlığın yeniden okuması ve anlaması lazım. Nihayet, hayata veda edişini veda ederken şahadet parmağını kaldırarak gözümün nuru, namazı unutmayın diyerek hayata veda ettiğini ve size 2 emanet bırakıyorum, Kur’an dan ve sünnetten ayrılmadıkça siz dalalete düşmezsiniz deyişini yeniden okumamız ve yeniden anlamamız lazım” ifadelerini kullandı.

    Dünya’nın ve insanlığın bir güvenlik bunalımından geçtiğini ifade eden Görmez, “Toplumlar toplumlara güvenmiyor, insanın insana güveni azaldı. Komşu komşuya güvenmiyor, selam vermiyor. Dost dosta, arkadaş arkadaşa ve hatta kardeş kardeşe güvenini kaybetti. Onun için, istedim ki imanın bize kazandırdığı eman ile birbirimize olan emanı güveni yeniden inşa edelim. Güvenlik toplumu değil, güven toplumu olalım istedik. İnsanlık bu güven problemini sorununu halletmek için neler yapıyor biliyor musunuz? , silahlar icat ediyor, bütün insanları katledecek kimyasal silahlar icat etmeye devam ediyor. Ülkeler sınırlarına güvenlik duvarları kuruyorlar. Bütün çarşılar, pazarlar, ş yerleri ve havaalanları kameralarla donatılıyor. Öyle ki bir yere uçakla yolculuk yaptığınız zaman insanlık onuruna yakışmayan her şeye maruz kalıyorsunuz. İnsanların parmak izleri alınıyor, ta ki güven duyalım diye. Güven sorununu çözmek için gözleri okuyabilen makineler icat edildi. Ancak Hz. Muhammed’in (sav) insanlığa takdim ettiği reçete bize diyor ki, eğer siz kalplerin kalelerini güvene almışsanız, şehirlerin kalelerini güvene alamazsınız. Eğer siz gönül evini korumaz ve oranın emanını sağlayamazsanız o takdirde siz bizi ve ülkelerimizi de koruyamazsınız. Eğer siz, Allahın sağınıza ve solunuza yerleştirdiği ilahi kameraları yok sayarsanız, bütün sokaklara ve bütün evleri kameralarla donatsanız da, insanlığın güveninin sağlayamazsınız” şeklinde konuştu

    15 Temmuz darbe girişimine de değinen Görmez, “15 Temmuz ülkemize bir ihanet, işgal ve darbe teşebbüsüne maruz kaldık. Bu darbeden sonra toplumsal güven sarsıldı. Hiç kimsenin kimseye güveni kalmadı. En büyük zararı dini mümini İslam gördü. Genç kardeşlerimizin dine olan güveni sarsıldı. Onun için o belayı ve o kötülüğü arkamıza bırakmak ve hep birlikte yeniden birbirimize olan emanımızı yenilemek için Hz. Peygamberin emin vasfı üzerinde durmamız lazım” değerlendirmesinde bulundu.

    Görmez’in konuşmasından sonra Grup Tillo tarafından Kürtçe ve Türkçe ilahiler okundu. Daha sonra Mehmet Görmez, Vali Musa Işın ve İl müftüsü İbrahim Gemici vatandaşlara gül dağıttı.

  • Diyanet İşleri Başkanı Görmez: “İslam başka dünyalarda bir korku unsuru haline getiriliyor”

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Tekirdağ’da görev yapan din görevlileriyle bir araya geldiği toplantıda, “Rahmet dini İslam başka dünyalarda bir korku unsuru haline getiriliyor. İslamofobi, beldeleri, şehirleri, yönetimleri, kalpleri işgal ediyor. Din emniyeti ortadan kalktığı zaman medeniyetin bekası mümkün değildir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Tekirdağ’da görev yapan din görevlileriyle bir araya geldi. Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez din görevlileriyle bir araya geldiği toplantıda, çeşitli açıklamalarda bulundu. Görmez, “Hayatlarını, şehrin manevi hayatına adamış değerli din gönüllüsü kardeşlerim, bütün illerde yaptığımız bu buluşmanın, bu toplantılarımızın en önemli sebebi, ortak tefekkür ve muhasebe toplantısı olmasıdır. Kendimizden, ilimizden, ülkemizden başlamadan önce insanlığın içinden geçtiği süreçleri dikkate almak durumundayız. Bizim dinimiz sadece belirli bir kavme, millete gelmiş bir din değildir. Bizim dinimiz evrenseldir. Bütün insanlığı, kainatı dikkate alarak hizmetlerimizi planlamak zorundayız. Bu açıdan baktığımızda her birimizin bu muhasebeleri yapmak mecburiyeti var. İnsanlığı, kainatı, coğrafyamızı, İslam alemini, ülkemizi, şehrimizi dikkate aldığımızda her din gönüllüsü kardeşimiz muhasebe yaparak kendini gözden geçirmek zorundadır” dedi.

    “Din emniyeti tehdit altında”

    Zaman zaman bir araya gelerek ortak muhasebe ve değerlendirme yapmanın zorunluluk arz ettiğini de dile getiren Görmez, “Son elli yıla baktığımızda en zor süreçlerden geçiyoruz. İslam dünyasında sadece can emniyeti değil, din emniyeti de tehdit altında. Sadece zorluklardan geçmiyoruz, kolaylıkları da kaybediyoruz. İslam kolaylık dinidir. Yeryüzündeki bütün kolaylıkların kaynağı İslam’dır. Biz onu kaybettiğimiz zaman zorlukların da üstesinden gelmeyi kaybederiz. Kolaylıkları kaybetmek üzereyiz. Sadece cehaletin coğrafyamızı kuşatması değil, ilim ve hikmeti tamamen kaybetme tehlikesiyle de karşı karşıyayız. Din emniyeti olmazsa can emniyeti de olmaz, nesil emniyeti de olmaz, mal emniyeti de olmaz, akıl emniyeti de olmaz. Coğrafyamızda sadece kan dökülmüyor. Aynı zamanda din emniyeti tehlike ve tehdit altında bunun farkında olmalıyız. Bir taraftan dinin genleriyle oynanıyor, şiddetle ve vahşetle özdeşleştiriliyor. Yeryüzüne merhameti, imanı, emanı getiren din, sadece şiddetle, savaşla, hukuksuzlukla, adaletsizlikle özdeşleştirilmiş vaziyettedir” diye konuştu.

    “İslamofobi, beldeleri, şehirleri, yönetimleri işgal ediyor”

    İslamiyet’in başka bölgelerde korku haline getirilmek istendiğini de sözlerine ekleyen Görmez, “Rahmet dini İslam başka dünyalarda bir korku unsuru haline getiriliyor. İslamofobi, beldeleri, şehirleri, yönetimleri, kalpleri işgal ediyor. Din emniyeti ortadan kalktığı zaman medeniyetin bekası mümkün değildir. Kimlikleri oluşturan unsurlar vardır. Dil, tarih, kültür. Ancak dinini kaybeden vatanını, medeniyetini, kültürünü, dilini de kaybediyor” ifadelerini kullandı.

    “İslam beldelerinden ateşler yükseliyor”

    İslam’ın yoğun olarak yaşandığı bölgelerde ateşlerin yükseldiğini de belirten Görmez, “İslam coğrafyasından, İslam beldelerinden ateşler yükseliyor. Ümmetin ocağına ateşler düştü. Bütün insanlığın umut bağladığı bir ülkede hizmet ettiğimizin farkında olmalıyız. Büyük bir medeniyetin sahibi olduğumuzu unutmamalıyız. Bütün bu dünyayı dikkate alarak hizmetlerimizi yeniden planlamalıyız. Hep birlikte kendimizi ilim bakımından, bilgi bakımından gözden geçirmeliyiz. Mihrabın abidi, minberin alimi olmak zorundayız. İlmimizi amele dönüştürmeliyiz. ‘Fayda vermeyen ilimden Allah’a sığınırız’ diye dua ediyoruz. Fayda vermeyen ilim hayata yansımayan ilimdir. Gönül dünyamıza, kalbimize sahip çıkacağız” dedi.

  • Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Kütahya Ulu Camii’nde hutbe okudu, Cuma namazı kıldırdı

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Kütahya’da hutbe okudu, cuma namazı kıldırdı.

    Görmez, toplantı ve ziyaretler için geldiği Kütahya’da, kent merkezindeki tarihi Ulu Camii’nde cuma namazında hutbe okudu.

    Cemaatin ’cumalarının mübarek olmasını’ dileyen Görmez, hutbede “Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim, sıkıntılı yüreklerden, daralmış kalplerden, sıkıntılı hayatlar söz eder. Öbür taraftan, sevinç duyan yüreklerden, mutmain kalplerden, huzur bulan yüreklerden, inşirah bulan kalplerden söz eder. Hutbemin başında okuduğum ayeti kerime, Cenabı Hakk’ın hem inşirahı, hem huzuru, hem itminanın, hem de sıkıntının, daralmışlığın, tükenmişliğin kaynağını ifade buyurur. Buyurdu ki Yüce Rabbimiz Cenabı Hakk bir insana hidayet murat ettiği zaman, hidayeti lütfettiği zaman, onun göğsünü İslam’a açar, ona inşirah verir, onun kalbine huzur verir, onun kalbi mutmain olur. Ancak, dalalete düşen insan, Rabbinden ayrılan, kopan insan, Rabbine imandan uzaklaşan insanın göğsü daralır, yüreğine sıkıntı biner, öyle ki göklere çıkan insanın nefesi tükendiği gibi nefesi azalır, tükenir, yaşamaktan, hayat bulmaktan uzaklaşır. Yüce Rabbimiz hepimizi yoktan var etti, hepimize hem canımızı emanet etti, ama o can kafesine ruhumuzu yerleştirdi. Bizatihi kendisinden bir nefha olarak bize ruh verdi. İşte o ruh, o ruhun sahibi olan kalpler kaynağı olan Rabbine yaklaştığı müddetçe, yaklaşabildiği kadar huzur bulur, kalbi Rabbine açıldığı müddetçe inşirah bulur. Ancak ondan uzaklaştığı zaman, Rabbine sırt çevirdiği zaman, ona kulluktan mahrum olduğu zaman sıkıntılı bir hayat başlar, o kalbin huzur bulması mümkün değil. Beden ülkesinin sultanı kalptir, o kalp Rabbimizin makamıdır, Rabbimizden uzaklaştığı zaman, ona kapandığı zaman o kalbin huzur bulması, inşirah bulması mümkün değildir, itminana kavuşması mümkün değildir. Ancak Rabbini zikrettiği zaman, Rabbini andığı zaman, Rabbine kul olduğu zaman, Rabbiyle güzel ilişkiler kurduğu zaman, işte kalp huzur bulur, mutmain olur, inşirah bulur” deyi belirtti.

  • Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Almanya’da DİTİB imamlarının evine düzenlenen baskını değerlendirdi

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Almanya’da Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) camilerinde görev yapan 4 imamın evine yapılan baskına ilişkin, “Bu yolla hem Başkanlığımız hem din görevlilerimiz hem de Almanya’da din hizmetleri yürüten DİTİB itibarsızlaştırılmak istenmiştir” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, yabancı basın temsilcileriyle Diyanet İşleri Başkanlığında bir araya geldi. Konuşmasına dün Pakistan’da bir türbeye hunharca bir saldırı yapıldığını hatırlatarak başlayan Görmez, “Öncelikle coğrafyamızdaki bu akıl tutulmasının bir an önce sona ermesini Yüce Allah’tan niyaz ediyorum. Bu hunhar saldırıda hayatını kaybeden Pakistanlı kardeşlerimize Allah’tan rahmet diliyorum” dedi.

    Görmez, son günlerde özellikle Almanya medyasında Diyanet İşleri Başkanlığını ve bazı din görevlilerini ilgilendiren yanlış haberler üzerine toplantıyı yapmak durumunda kaldığını söyleyerek, “15 Şubat 2017 tarihinde Almanya’nın Kuzey Ren Vestfalya ve Reinland-Pfalz eyaletlerinde Federal Başsavcının talimatı ile Bad Godesberg, Fürthen-Sieg, Engelskirchen ve Bergneustadt’ta dört din görevlisinin evinde arama yapıldığı basından öğrenilmiştir. Yazılı ve görsel Alman medyasında yer alan haberlere göre DİTİB camileri bünyesinde görev yapan Diyanet imamları hakkında usulsüz istihbari faaliyette bulunma iddiası ile ilgili başlatılan soruşturma kapsamında iki din görevlimizin şahsi bilgisayarına el konulmuştur. Bir din gönüllüsü olarak, hayatını bu hizmet alanına adamış bir dostunuz olarak, bir din görevlisine, bir din gönüllüsüne atılabilecek en büyük iftira bizatihi dinin de ona yasakladığı başkalarının özel hayatı hakkında istihbari faaliyet toplamak, tecessüste bulunmaktır. Bunun asla kabul edilemez olduğunu açıkça ifade etmek istiyorum. Almanya ile birlikte yaşadığımız 40 yıllık tecrübeden sonra, 40 yıllık kazanımlardan sonra, 40 yıl içerisinde Almanya’daki bütün Müslümanlara barış ve güven içerisinde birlikte yaşama ahlakını, birlikte yaşama hukukunu taşımış bir müessesenin hasbelkader başkanı olarak bundan son derece rencide olduğumuzu, büyük bir üzüntü duyduğumuzu açıkça ifade etmek istiyorum” şeklinde konuştu.

    “Bu iftira kampanyasının devam etmesi son derece üzücü olmuştur”

    “Olayların başladığı günden itibaren bizim yaptıklarımız var; Diyanet İşleri Başkanlığı açıklamalar yaparak bunun doğru olmadığını ifade etmiştir” diyen Görmez, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “40 yıldır birlikte çalıştığımız DİTİB bu konuda toplantılar yapmış, açıklamalar yapmıştır. Diyanet İşleri Başkanlığı doğrudan Alman makamları nezdinde girişimlerde bulunarak, bilgi paylaşımında bulunmuştur. Ben şahsen Sayın İçişleri Bakanı de Maizire’ye mektup göndererek konunun mahiyeti hakkında bilgi verdim. Sayın İçişleri Bakanı bana doğrudan bir heyet göndererek birlikte 40 yıllık kazanımlarımızı kaybetmemek ve daha ileriye taşımak için yapılması gerekenler üzerinde önemli görüş alışverişinde bulunduk, ortak komisyonlar oluşturarak DİTİB’in, Diyanet’in, Almanya’daki Müslümanların zarar görmemesi için yapmamız gerekenleri planladık ama bütün bunlara rağmen bu iftira kampanyasının devam etmesi son derece üzücü olmuştur. Anayasayı Koruma Dairesi, ‘Yaptığımız incelemelerde kesinlikle bir casusluk faaliyeti yoktur’ diye açıklama yaptığı halde açıklamadan 2 gün sonra din görevlilerimizin evine baskın yapılmış olmasını anlamamız mümkün değildir. 9. Avrasya İslam Şurası öncesinde yurt dışındaki müşavir ve ataşelerimize gönderilen bir yazı olmuştur. Yazının ana konusu, din eksenli istismar hareketleri, din eksenli şiddetten kendi cemaatimizi, kendi vatandaşlarımızı, Müslümanları korumak olmuştur. Böyle olduğu halde bu yolla hem Başkanlığımız hem din görevlilerimiz hem de Almanya’da din hizmetleri yürüten DİTİB itibarsızlaştırılmak istenmiştir. Bunu tekrar kabul etmediğimizi ifade etmek isterim.”

    “Dünya çok kültürlülüğü yönetmekte acziyet içerisine girmiştir”

    Diyanet İşleri Başkanlığının 40 yıldır Avrupa’da yaşayan bütün vatandaşlara, uluslararası hukuk çerçevesinde, ülkeler arası sözleşmeler çerçevesinde, büyükelçiliklerle çalışarak ilgili ülkelerin kurumları ve müesseseleri ile çalışarak din hizmeti tecrübesini paylaştığını vurgulayan Görmez, “40 yıldır bu hizmeti yapmaktadır ve bu 40 yıl içerisinde daima her türlü aşırılıktan uzak, doğru bilgiye dayalı din anlayışına, toplumun huzur ve refahına, toplumsal güvenliğine, birlikte yaşama kültürüne, uyuma, inananların her türlü şiddetten ve nefretten uzak kalmasına çok büyük katkılar sağlamıştır. Aslında bütün Avrupalı dostlarımız bunu bilmektedirler. Avrupa’da bugün göçmenlerle ilgili 3 model gelişmiştir. Fransa’da Mağrib-Cezayir Modeli, İngiltere’de Hint-Pakistan Modeli ve Almanya’da Türkiye ve Diyanet Modeli gelişmiştir. Bu 3 modeli mukayese eden doktora tezleri, araştırmalar yazılmış, yüzlerce makaleler vardır. Bu araştırmalara bakıldığı zaman görülecektir ki Diyanet Modeli Türkiye ile Almanya’nın birlikte geliştirdiği Diyanet-DİTİB Modeli 40 yıldır Avrupa’da hiçbir camide bugüne kadar toplumun güvenliğine, refahına, toplumun esenliğine, birlikte yaşama kültürüne zarar veren bir tek hadise yaşanmamıştır. Diyanet-DİTİB işbirliği, din hizmetleri bağlamında Türk-Alman modeli olarak da nitelendirilebilecek, toplumlararası dini ilişkilere örneklik teşkil edebilecek bir karakteri haizdir. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı ile DİTİB’in dini referans ortaklığı, her türlü diplomatik, siyasi, ideolojik manipülasyon ve polemiklere konu edilemeyecek derecede hayatidir ve bu birliktelik sadece Avrupa’da yaşayan Türkler için değil, Avrupa’da yaşayan bütün Müslümanlar için önemlidir. Sadece Avrupa’da yaşayan Müslümanlar için değil ben inanıyorum ki Avrupa’da yaşayan gayrimüslimler için de önemlidir. Çünkü dünya çok kültürlülüğü yönetememeye başlamıştır. Dünya çok kültürlülüğü yönetmekte acziyet içerisine girmiştir. Böyle bir dünyada din hizmetlerini bu eksende yürütmek oldukça zordur ama buna rağmen bunu birlikte başardığımızı açıkça ifade etmek isterim. 40 yıllık süre zarfında Türkiye Diyanet’inin uluslararası hukuku, yerel hukuk normlarını, temel insan haklarını ve dini özgürlükleri esas ittihaz ettiği ve çalışmalarını buna göre yürüttüğü her türlü izahtan varestedir. Bugüne kadar böyle olduğu gibi bugünden sonra da bu ilke ısrarla korunacaktır. Hiçbir din görevlisinin görev tanımı dışında bir faaliyete yönelmesine asla müsaade edilmemiş, bu süre zarfında illegal olarak nitelendirilebilecek herhangi bir vakaya rastlanmamıştır” ifadelerini kullandı.

    “Seçim atmosferlerinde siyasi polemiklere heba edilemeyecek bir değerler bütünü varsa o da dindir”

    Diyanet İşleri Başkanı Görmez, Avrupa’da peş peşe seçimler yapıldığını belirterek, “Seçimlerden önce bir takım polemiklerin yaşanması tabi karşılanabilir ama ne olursa olsun seçim atmosferlerinde siyasi polemiklere heba edilemeyecek bir değerler bütünü varsa o da dindir, o da İslam’dır. İslamafobik nefretin seçim atmosferlerinde bir yarış haline getirilmesi kabul edilemez, bu noktada herkesin dikkatli olması gerekiyor. Almanya’daki son gelişmelerden dolayı Diyanet İşleri Başkanlığı gibi küresel ölçekte kendi alanında hizmet sunan dini, insani ve hayri faaliyetlerde bulunan ve ilişkide olduğu bütün kesimlerce saygı ile karşılanan güzide bir kurumu rencide etmiştir. Almanya’nın en geniş tabanlı Müslüman sivil toplum kuruluşu olan ve kurulduğu günden bugüne sağduyu, uyum, huzur ve barışın güvencesi olan DİTİB’i rencide etmiştir. DİTİB sadece DİTİB değildir, DİTİB sıradan bir dernek değildir, sıradan bir vakıf değildir. DİTİB arkasında milyonların gözyaşı, göz nuru ve emekleri olan bir müessesedir. Anadolu topraklarından Avrupa’ya göçmüş vatandaşlarımızın kendi çocuklarının rızkını kazanmak için elde ettiği üç kuruşu ikiye bölerek inşa ettiği camilerden, yüzlerce camilerden ve o camilere emek veren insanlardan oluşmaktadır. DİTİB sadece Türkler için önemli değil, Avrupa’daki Müslümanlar için de önemlidir, Avrupa’daki gayrimüslimler için de önemlidir. Özellikle birlikte yaşama kültürü ve ahlakı, hukuku açısından son derece önemli bir müessesedir. Keza Almanya’daki son gelişmelerden sadece DİTİB ve Diyanet rencide olmamış, keza her durumda inanç, ibadet ve ahlak alanlarında rehberlik eden dini ve insani erdemleri yükselten din görevlilerini de son hadiseler rencide etmiştir. Açıkça ifade etmek isterim ki, ötekileştiren, dışlayan, suçlayan beyan ve haberlerin maksatlı ve faydasız olduğu açıktır. Bu girişimler Almanya’yı yurt edinen Türkiye kökenli sadece 3 milyonu aşkın insanı değil, 5 milyondan fazla Müslümanı da manen ve vicdanen yaralamıştır” değerlendirmelerinde bulundu.

    “Diyanet İşleri Başkanlığının en temel hizmet ilkelerinden birisi politik yansızlık ilkesidir”

    En büyük endişelerinden birinin de 40 yıllık kazanımları yok sayarak son yaşanan hadiselerin Avrupa’da yaşayan vatandaşlar üzerinde, Avrupa’da yaşayan Müslümanlar üzerinde olumsuz etkiler bırakması olduğunun altını çizen Görmez, “Medya üzerinden yürütülen bu asılsız beyan haber ve iddiaların masum ve inanmış kitlelerde onulmaz travmalara yol açması muhtemeldir. Mukabil travmaların toplumsal barışa ve güvene hizmet etmeyeceği aşikardır. Yarım asra yaklaşan dini alandaki Türk-Alman işbirliği modelinin zedelenerek işlemez hale getirilmesi yerine, eğitim, kültür, uyum ve entegrasyon konularında daha da geliştirilmesi, güçlendirilmesi, şayet varsa eksiklerinin giderilmesi yolu tercih edilmelidir. Siyasi ve kamusal sorumluluğu olanların acele ve özensiz açıklamalardan kaçınmaları şüphesiz ki sorunların çözümünü kolaylaştıracaktır. Tabi biz bu hadiseleri konuşurken özellikle seçim öncesinde tırmanan İslamofobik nefreti konuşamıyoruz, ırkçılığı konuşamıyoruz, camilere yapılan saldırıları konuşamıyoruz, en büyük endişelerimizden bir tanesi de bütün bunları gölgede bırakacak birtakım algıların ortaya çıkmasıdır. DİTİB başta olmak üzere dünyanın her yerinde bugün içinde bulunduğumuz Diyanet İşleri Başkanlığımızın manevi rehberliği bilgi, birikim ve tecrübesini yanına alarak Müslüman dini yapılara herhangi bir eksiklik getirmez, bilakis güven ve itibar kazandırır bunu bütün dostlarımızın bilmesi gerekiyor. Din eksenli şiddetin coğrafyamızı kasıp kavurduğu bir zaman diliminde nasıl ki bu topraklarda Türkiye’de 85 bin camide huzur ve güven içerisinde, barış içerisinde doğru bilgiye dayanarak din hizmetini yürütmede başarılı olduysa, gerçekleştirdiği bu faaliyetleri taşıdığı bütün dünyalarda da karşılık bulmakta ve her ülke, her ülkedeki dini kuruluş Diyanet İşleri Başkanlığıyla işbirliği yapmayı kendisi için ve geleceği için bir teminat olarak görmektedir. Diyanet İşleri Başkanlığı temas halinde bulunduğu dini tüzel kişiliklerin tabi olduğu hukuk normlarına her zaman saygılı olmuştur. Diyanet İşleri Başkanlığının en temel hizmet ilkelerinden birisi politik yansızlık ilkesidir. Diyanet din görevlilerinin hizmet süreçlerinde bu ilkeye riayet etmeleri konusunda da son derece hassastır. Bundan sonra da aynı hassasiyeti sürdürme kararlılığındadır. Aslında üzerinde durulması gereken bu 40 yıllık kazanımlardan sonra DİTİB’in Almanya’da neden dini cemaat statüsü kazanmamış olmasıdır, bunun için gösterilen bahanelerdir. Açıkça ifade etmek isterim ki bütün programı ve hareket tarzı politika üzerine, siyaset üzerine kurulmuş birtakım yapılar dini kuruluş statüsü elde ederken bütün çalışmaları toplumun dini ve manevi hayatına hizmet olan DİTİB’in dini statü, dini cemaat statüsü kazanmamış olması düşündürücüdür” açıklamasını yaptı.

    “Medyada başlatılan bu kampanyalar sizi olumsuz yönde etkilemesin”

    Diyanet İşleri Başkanlığının öteden beri sahip olduğu dini gelenek ve anlayış gereğince radikal yapılar, terörist odaklar ve dini istismar eden çevrelerle kategorik olarak kendisini ayırdığını ve bu kabil yanlışlar taşıyan unsurlara hizmet süreçlerinde asla yer vermediğini ifade eden Görmez, “Ancak Diyanet İşleri Başkanlığı terör odakları arasında ayrım yapmaz. Terörün, teröristin iyisi kötüsü diye ayırt etmez. Aynı gayeye matuf olan bütün terörü, terör odaklarını aynı derecede görür. Bu tür odak ve unsurların en son tezahürleri İslam’ın esenlik mesajlarıyla asla örtüşmeyen DEAŞ ve dini istismar ederek küresel ölçekte faaliyet gösterip hukuk ve düzen karşıtı tehdit sarmalına dönüşen FETÖ gibi terör örgütleridir. Biz Diyanet olarak vatandaşlarımızı DEAŞ gibi şiddet eksenli terör odaklarından korumakla nasıl mükellefsek, 40 yıl dini istismar ederek kendi halkına, kendi milletine topları, tankları, uçakları yönelten FETÖ benzeri terör örgütlerinden de korumakla mükellefiz. Başkaları teröristler arasında ayrım yapabilir, bazı terör odaklarını kendi düşüncesine daha yakın addedebilir, ama dini bir müessese olarak biz böyle bir ayırım yapamayız. Bu tür terör örgütlerine karşı Diyanet İşleri Başkanlığı din hizmetinde paydaş olarak gördüğü yurt içi ve yurt dışı teşekküllerden de aynı hassasiyeti göstermesini beklemektedir. Dünyanın karşı karşıya kaldığı aşırılık, terör ve göçmen sorunu gibi insani meselelerde akılcı, faydacı ve barışçı olanı tercih etmek, gerek Diyanet İşleri Başkanlığının, gerekse DİTİB’in gelenek, tecrübe ve potansiyellerinden yararlanmak gerekir. Başta Türkiye kökenliler olmak üzere, Almanya’da yaşayan Müslümanların inancı, dini ve kökeni ne olursa olsun sağduyulu bütün insanların ümitsizliğe ve tehevvüre kapılmadan hareket edeceklerine ve sonunda aklıselimin galip geleceğine olan inancımız tamdır. Özellikle Almanya’da ve Avrupa’da yaşayan hem vatandaşlarımıza hem bütün Müslümanlara seslenerek diyorum ki, medyada başlatılan bu kampanyalar sizi olumsuz yönde etkilemesin. Bunlardan dolayı asla komşunuza, dostunuza, arkadaşınıza yanlış bir gözle asla bakmayın derim. Federal ve eyaletler bazında her seviyedeki Alman yetkili ve ilgilinin 40 yıllık süreçte elde edilen deneyim ve kazanımları görmezden gelmemesini istirham ediyorum ve hep birlikte geleceği inşaya katkı sağlayacak bir söylem içinde olmamız gerektiğini ifade etmek istiyorum. Kazanımları görmezden gelen ve geleceği inşaya katkı sağlamayan, akla ziyan, hiç kimseye yarar sağlamayan bu sürecin sağlıklı bir şekilde sona ermesi için herkesin üzerine düşen görevi yapacağına inanıyorum” diye konuştu.

  • Diyanet İşleri Başkanı Görmez göreve başlayacak 5 bin imama seslendi

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, göreve başlayacak 5 bine imama seslenerek, “Mahallede, köyde görev yapacaksınız. Görev yaptığınız köyde ve mahallede kaç çocuk var? Kaç genç var? Kaç aile var? Bunları bilmelisiniz. Madde bağımlısı çocuklardan haberdar olmalısınız. Sokağa terkedilmiş bir çocuk varsa, ondan haberdar olmalısınız. Eve kendisini mahkûm etmiş bir yaşlının dostu olmalısınız” dedi.

    Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, “Mesleğe Hazırlık Eğitim Kursuna” katılan 5 bin din görevlisine telekonferans sistemiyle hitap etti. Eğitim Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen programda Türkiye genelindeki 30 eğitim merkezinde “Mesleğe Hazırlık Eğitim Kursu”nu tamamlayan ve önümüzdeki günlerde göreve başlayacak 5 bin din görevlisine seslenen Görmez, “Yüce Rabbimiz, bizleri hem mahlûkat içerisinde insan olarak yaratmış, bizlere insanlar içinde İslamiyet nimetini bahşetmiş, İslam nimeti içerisinde de yeryüzünde peygamberlerin mesleği olan mihrapta, minberde, kürsüde Allah’ın kitabını insanlara öğretmede, insanlara rehberlik yapmada, insanlara İslam dini konusunda irşat etmede vazifelendirdiği için Cenab-ı Hakka ne kadar hamd etsek azdır. Yüce Rabbimiz, bizlere, üzerimize aldığımız vazifeleri hakkıyla ifa etmeyi nasip eylesin” duasıyla sözlerine başladı.

    Diyanet İşleri Teşkilatında görevleri idari ve asli olarak ikiye ayırdığını söyleyen Görmez, “Asli görev; mihrap, minber ve kürsü görevidir. Milletin çocuklarına, Allah’ın kitabını öğretme görevidir. Sokak sokak, ev ev, kapı kapı dolaşarak, milletimize yüce dinimizin rahmetini taşıma görevidir” ifadelerini kullandı.

    “Rabbimizin dinini millete anlatabilmek için kalben bu vazifeye aşık olmanız gerekiyor”

    Görmez, konuşmasında şunları kaydetti:

    “Bu vazifede baştan verdiğiniz kararlar son derece önemlidir. Öncelikle kalbinizi ve ruhunuzu bu vazifeye hazır hale getirmelisiniz. Din, iman, bilim ve maneviyat hizmeti, kalp hazır olmadan tesir etmez. Kalbini bu işe hazırlamayan din gönüllüsünün başarılı olması mümkün değildir. Gayreti diniye olmadan, din hizmeti olmaz. Gayreti imaniye olmadan iman hizmeti olmaz. Rabbimizin dinini, Rabbimizin gönderdiği rahmeti, Resul-i Ekrem Muhammed Mustafa’nın (s.a.s) o eşsiz sünnetini, millete anlatabilmek için kalben bu vazifeye aşık olmanız gerekiyor. Başka hiçbir vazife bu kadar aşk istemez. Başka hiçbir vazife, bu kadar kalben, gönülden hazır olmayı gerektirmiyor. Çünkü bizim yürüttüğümüz vazifeleri kalbi dışarıda tutarak rutinleştirdiğimiz zaman hem bize faydası olmaz hem önlerinde namaza durduğumuz cemaatimizin hayatına hiçbir tesiri olmaz.”

    “Bedeni kalpsiz ve ruhsuz olarak mihraba taşımış bir din gönüllüsü, din gönüllüsü olmaz”

    “Bir mihrap görevlisi düşünün. Kalbi başka bir yerde, ruhu başka bir yerde, bedeni mihrapta” diyen Görmez, “Bedeni, kalpsiz ve ruhsuz olarak mihraba taşımış bir din gönüllüsü, din gönüllüsü olmaz. O, din görevlisi olur. Din görevlisi tabiri, bizi tanımlamayan, bizi ifade etmeyen bir tabirdir. Bizim yaptığımız iş, rutin bir vazife değildir. Biz, daima kalbimizi diri tutmak zorundayız. Her vakit namazında, cübbeyi, sarığı giyerken ilk günkü gibi heyecan duyalım. Rabbimizin huzuruna ve peygamberlerin makamı olan mihraba doğru yürüdüğümüzün bilincinde ve şuurunda olalım. Namaza gittiğimiz zaman da Resul-i Ekrem’in (s.a.s) dediği gibi “Dünyaya veda eden insan gibi namaza durunuz.” Öyle bir namaz kılınız ki; bu namaz sizin veda namazınız olsun. Vazifeye başladıktan sonra, bizim için en büyük felaket; milletin kalbini inşa etmeye çalışırken, kendi kalbimizi unutmamızdır. Milleti irşat etmeye çalışırken, kendimizin her türlü irşattan uzaklaşmasıdır. Milletimize ‘Emri bil maruf’ yaparken o marufu işlememektir. ‘Nehyi anil münker’ vazifesini milletimize karşı yaparken münkerin içine batmaktır” diye konuştu.

    “Her mihrap görevlisi, ilim, hikmet ve marifetle donanmış olacak”

    Üzerinde durulması gereken önemli hususlardan bir tanesinin de her mihrap görevlisinin ilim, hikmet ve marifetle donanması olduğunu söyleyen Görmez, “Kitabullaha vakıf olacak. Sünneti nebiye hakim olacak. Resulullah’ın hadis mirasına sahip olacak. Her birimiz, kendimizi hesaba çekmeliyiz. Biz, Allah’ın kitabına ne kadar vakıfız? Allah’ın kitabını ne kadar biliyoruz? Allah’ın kitabını, millete ve milletin çocuklarına öğretmekle mükellef olan insanlar, Allah’ın kitabına ne kadar vakıf? Bu çağın başından itibaren İslam âlemine giren bir fitne vardır; o da kitapla sünnetin arasını ayırmaktır. İmanda Allah ve Resul’ünü ayırmak ne kadar yanlışsa, kitapla sünneti ayırmak o kadar büyük bir hatadır. İslam dini, Allah’ın kitabından ve Resul-i Ekrem’in (s.a.s) beyan edip, tebliğ edip, tatbik edip, bize emanet ettiği hakikatlerin tamamından ibarettir. İslam dini, sadece kitaptan ibaret değildir. Kitaptan ibaret olsaydı, peygamber ile beraber gönderilmesinin bir manası kalmazdı. Sadece kitap yeterli olsaydı, o takdirde Cenab-ı Hak sayısız yollarla o kitabı, o vahyi bize iletebilirdi. Ama bir insana, bir peygambere vahiy ederek, o vahyin yaşanmış bir hayata dönüşmesini sağlamak sünnetullah gereğidir. Onun için kitap ile sünneti ayıramazsınız. Sünneti nebiyi doğru öğreneceksiniz. Siz, mihrabı kendinize bir medrese ve üniversite yapabilirsiniz. Böylece her mihrap, sizi sürekli yetiştiren bir üniversite olur. Ama bunu yapmazsanız sadece siz tükenmezsiniz, arkanızdaki cemaati de tüketirsiniz. Bu vebali üstlenmeyin. Buna hazırsanız görevinize başlayın” açıklamasında bulundu.

    “Mihrap, Rabbimize olan vuslatımızın mekânıdır”

    “Mihrapta manevi olarak rızıklanacaksınız” ifadesini kullanan Görmez, “O manevi rızkı dışarıya taşıyacaksınız. O manevi rızkı alıp başka insanlara getireceksiniz. Mihrap, yazın kış meyveleri, kışın yaz meyvelerini rızıklandırdığımız mekân değildir. Mihrap, Rabbimize olan vuslatımızın mekânıdır. Manevi olarak ruhumuzun ve kalbimizin rızıklandığı yerdir. Cenab-ı Hak, mihraptan bizleri ayırmasın diye dua etmemiz lazım. Bizim vazifemizi üç kavram ifade ediyor. Bunlar, davet, tebliğ ve irşattır. Bu üç kavramı hiçbir zaman unutmamalıyız. Tebliğ ancak Risalet misyonuyla yerine getirilebilir. Tebliğ, peygamberlerin mesleğidir, peygamberlerin öncelikli görevidir. İrşat ne ile olur? İlimle olur. Kıt, yanlış, eksik bilgiyle irşat olmaz. Davet hikmetle olur. Müslümanların bugün yaşadığı en büyük sorunlardan birisi; hikmetsiz hüküm bilgisidir. Hikmetsiz hüküm kuru ahkâmdan ibarettir. Hikmet, çok derin manaları olan, kitapla birlikte peygambere verildiği ifade edilen bir husustur. Hikmet, sünnettir. İmamlık mesleğini sadece günde beş defa namaz kıldırmaktan ibaret kabul ederseniz, camileri günde beş defa içinde namaz kılınan, namazdan önce kapısı açılan, namazdan sonra kapısı kapatılan bir devlet dairesine dönüştürmeye kalkarsanız, hem bu dünyada hem de ahirette bunun hesabını veremeyiz. İmam, öncüdür, rehberdir. İmam, günde beş defa namaz kıldıran memur değildir. Cami de namaz vakitlerinde açılıp kapanan devlet dairesi değildir. Camilerimizi ibadet merkezi olmanın yanında birer ilim merkezi, birlik ve sevgi mekânları haline getireceksiniz. Buralarda ders halkaları kuracaksınız” dedi.

    “Sokağın, mahallenin ve köyün ne kadar sorunları varsa onlarla ilgileneceksiniz”

    Görmez, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Mahallede, köyde görev yapacaksınız. Görev yaptığınız köyde ve mahallede kaç çocuk var? Kaç genç var? Kaç aile var? Bunları bilmelisiniz. Madde bağımlısı çocuklardan haberdar olmalısınız. Sokağa terkedilmiş bir çocuk varsa, ondan haberdar olmalısınız. Eve kendisini mahkûm etmiş bir yaşlının dostu olmalısınız. Eve kendisini mahkûm etmiş, dışarı çıkamayan engelli kaç kardeşimiz var ise onları en çok siz ziyaret edeceksiniz. Aileler birbirine küstüğü zaman onları siz barıştıracaksınız. Bir yerde, bir çocuk dünyaya geldiği zaman, mihraptaki görevlimiz ‘Bana yeni bir cemaat geliyor’ diye kalben sevinç duymalı. Ona isim koyacağınız zaman da kulağına sadece ezan ve kamet getirmeyin. Kulağına ’Büyük bir iştiyakla seni camiye bekliyorum’ deyin. Bu aşk ile hizmet ederseniz muhteşem bir hayatınız olur. Sokağın, mahallenin ve köyün ne kadar sorunları varsa, sosyal meseleleri varsa onlarla da ilgileneceksiniz. Size gelmeyene gideceksiniz.”

    Başkan Görmez, Diyanet Teşkilatının artık sadece Türkiye’nin müessesesi olmadığını ifade ederek, dünyadaki bütün mazlum Müslümanlara hizmet götüren bir müessese olduğunu kaydetti. Dünyanın her tarafında kendilerinden hizmet bekleyen insanların bulunduğunu söyleyen Görmez konuşmasını, “Çıktığınız bu yolda Cenab-ı Hak sizleri muvaffak eylesin. Pişman etmesin. Mahcup etmesin. Mihrabın hakkını vererek, İslam dinini en güzel şekilde anlayarak, yaşayarak, tebliğ ederek, hayatımızı en güzel şekilde değerlendirmeyi Cenab-ı Hak bizlere nasip eylesin. Her biriniz, minberin hakkını vererek, milletimizin zor zamanında, en güzel bir şekilde hizmetlerle muvaffak olursunuz. İslam dininin, İslam ümmetinin, en zor zamanlarında yaşıyoruz. Cenab-ı Hak, bu zorlukları kolaylaştırmayı bizlere nasip eylesin. Cenab-ı Hak, bize umut bağlayan kardeşlerimizin umudunu boşa çıkarmasın” duasıyla bitirdi.