Etiket: Göre

  • Geçen yıla göre üretilen kitap sayısı arttı

    İzmir Kitap Fuarı’nda konuşan Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, ’’2016 yılında toplam 666 milyon 865 bin 579 kitap üretildi. 2016 yılından kişi başına 8.4 adet kitap düşmektedir. Oysa 2015’te 620 milyon 751 bin 618 kitap üretilmiş, kişi başına düşen kitap sayısı ise 8 adetti. Bu durumda kitap üretiminde yüzde 7.4’lük bir artış görülmektedir’’ dedi. İzmir Kitap Fuarı’nın çok değerli olduğunu belirten Kocatürk, İzmir Kitap Fuarı’nın İstanbul ziyaretçi rakamı ile neredeyse aynı olduğunu söyledi.

    Tüyap Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş tarafından 22. kez düzenlenen İzmir Kitap Fuarı 22-30 Nisan tarihleri arasında Kültürpark’ta açıldı. Bu yıl 400 yayın evinin katıldığı fuar yaklaşık 150 kültür etkinliğini ziyaretçileriyle buluşturacak. Dokuz gün sürecek etkinler ve imza günlerinde yazarlar okurlarıyla tanışma ve buluşma fırsatı bulabilecek.

    Rakamlarla Trükiye’deki kitaplar

    İzmir Kitap Fuarı’nın açılışında bulunan Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, İhlas Haber Ajansı’na 2016 yılı yayıncılık sektörü ile ilgili verileri ilk defa paylaştı. Kocatürk, ‘Milli Eğitim Bakanlığı ile Yayıncılar Birlikleri Fedarasyonu’nun verilerine göre, 2016 yılında toplam 666 milyon 865 bin 579 kitap üretildi. Bu kitaplar için 404 milyon 129 bin 53 adet bandrol alındı. MEB geçen yıl içinde ilk ve ortaöğretim öğrencilerine 262 milyon 736 bin 286 adet kitap dağıttı. Türkiye İstatistik Enstitüsü’nün son verilerine göre bugün ülkemizin nüfusu 78 milyon 741 bin 53 kişi olarak belirlenmiştir. Bu durumda 2016 yılından kişi başına 8.4 adet kitap düşmektedir. Oysa 2015’te 620 milyon 751 bin 618 kitap üretilmiş, kişi başına düşen kitap sayısı ise 8 adetti. Bu durumda kitap üretiminde yüzde 7.4’lük bir artış görülmektedir. Türkiye Yayıncılar Birliği’nin de üye olduğu Uluslar arası Yayıncılar Birliği’nin verilerine göre Türkiye yayıncılık sektörü, dünyanın en büyük 11. sektörü haline gelmiştir. Ayrıca üretilen yeni kitap çeşidinde de ülkemiz 11. sıradadır’’ dedi. Katagorilere göre 2016 yılındaki bandrollü kitap sayısını veren Kocatürk, yetişkin araştırma inceleme alanında 65 milyon 234 bin 178 adet kitap, yetişkin kurgu (edebiyat sanat) alanında 20 milyon 226 bin 792 adet, çocuk-gençlik alanında 32 milyon 459 bin 792 adet, inanç kitapları alanında 50 milyon 454 bin 835 kitap, akademik yayınlar alanında 4 milyon 997 bin 28 kitap, eğitim kitapları alanında 224 milyon 968 bin 664 kitap ve ithal alanda ise 5 milyon 787 bin 664 bandrollü kitabın olduğunu söyledi.

    İzmir 4’üncü sırada

    İllerdeki kitap Türkiye Yayıncılar Birliği’nin yürüttüğü ve amacı yayıncılarla ülke çapındaki kitap evlerini buluşturmak olan Kitapevi Envanteri Projesi sonuçlarına göre bugün Türkiye’de bin 531 adet kitap satış noktası bulunuyor. Kitap satış noktalarından 83’ne sahip olarak İzmir listede 4’üncü sırada yer alıyor. İzmir’de sadece kitap satan satış noktası sayısı ise 27’dir. İstanbul’da 418, Ankara’da 156, Bursa’da 133’dür’’ dedi

    İzmir fuarı çok değerli

    İzmir Kitap Fuar’ını değerlendiren Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, ‘’Türkiye Yayıncılar Birliği olarak TÜYAP ile İstanbul, Adana, Samsun, Bursa ve Gaziantep’de fuarlar düzenliyoruz. İzmir’de bunlardan bir tanesi. İstanbul’dan sonra en çok ilginin olduğu, en çok yayın evinin katıldığı, en çok ziyaretçinin olduğu yer İzmir. İzmir’in şöyle bir özelliği var. Burada yaptığımız bütün etkinliklerin dolup taşması, okurların yazarları ile bulunması ziyaretçi rakamları ile bu rakamlar İstanbul’daki ile neredeyse yakın rakamlar. Bütün yayıncılar ve yazarlar, okurlarla İzmir’de buluşmaktan son derece mutlu. Türkiye Yayıncılık ekonomisi açısından 4. sırada yer alıyor’’ dedi .

  • “Çocuklarımızın aklını şekillendiren teknolojilere göre öğrenme alanlarını değiştirip, şekillendireceğiz”

    Girne Amerikan Üniversitesi Kurucu Rektörü ve Yöneticiler Kurulu Başkanı Serhat Akpınar, Kuzey Kıbrıs’ta eğitim sektöründe, ‘farkındalılık’ kavramının, tüm kurumlar tarafından koşulsuz kullanıldığını, GAÜ’nün ise; farkındalılık kavramının ‘farklılık’ olmadan, yüksek eğitimde gereken kalite paydasına eklenemeyeceğini öngördüğünü dile getirdi.

    Katıldığı bir TV programında kendisine yöneltilen bir soruyu yanıtlarken; Girne Amerikan Üniversitesi’nin 30.uncu yılından, 50.inci yılına uzanacak perspektifinin ‘nasıl olacağını’ anlatan Akpınar; “Hayalperest yeni nesillerin matematik, fen ve mühendislik bilimlerine karşı iştahı artıyor. Bugünün çocukları, yarının mucitleri olacak bu yeni kuşağın; kullanacakları sınıfları hazırlamak için bugün erken midir? GAÜ, bu soruya net cevap veriyor: Çocuklarımızın aklını şekillendiren teknolojiler neye benzeyecek ise, ‘Öğrenme Alanlarını’ da buna göre tamamen değiştirip, şekillendireceğiz.” şeklinde konuştu.

    Kurucu Rektör Akpınar, Girne Amerikan Üniversitesi bünyesindeki ‘Okullar Grubu’ nda; Teknolojinin sınıfları nasıl değiştireceği konusunda da “Her öğrenciye bir dizüstü bilgisayar gibi basit fikirlerden söz edilmeyen, öğrencinin nefes alışverişini, yüz ifadelerini ve hatta yazı yazma hızını ölçebilen; bu sayede öğrencilerin derslere veya eğitim ortamına nasıl tepki verdiğini öğretmene bildirebilen bir biyometrik teknolojileri ile ilgili olarak artık, fikir atölyelerinde tartışmalar yapılabiliyor. Gözümüzün gerçek dünyada gördüğü şeylerin üzerine; bilgi veya resim ekleyen, birer ekran görevi görmesini sağlayan, artırılmış gerçeklik gözlüklerinin sınıflarda kullanılması, hatta artırılmış gerçeklik gözlükleri sayesinde, her öğrencinin, ders anlatan öğretmeni video olarak da karşısında da görebildiği gerçeklikler;50’inci yıl perspektifimize bir giriş olarak değerlendirilmelidir.” dedi.

  • Çankırı’da köy yangını: İlk belirlemelere göre 25 ev yandı

    Çankırı’nın Ilgaz ilçesinde çıkan yangında ilk belirlemelere göre 25 evin yandığı belirtiliyor.

    Edinilen bilgilere göre, ilçe merkezine yaklaşık 10 kilometre mesafede bulunan 45 haneli Serçeler köyünde Güldane T. adlı yaşlı kadının yaktığı sobadan sıçrayan kıvılcımın neden olduğu yangın tüm evi sardı. Kısa sürede büyüyen yangın rüzgarında etkisiyle bitişikteki diğer evlere de sıçradı. Kendi imkanları ile yangını kontrol altına alamayan köylüler Ilgaz İtfaiyesini arayarak yardım istedi. İhbar üzerine köye gönderilen Ilgaz Belediyesine ait itfaiye araçları yetersiz kalınca Çankırı, Ilgaz, Kurşunlu ve Tosya Belediyeleri ile Çankırı, Çerkeş, Bayramören ve Ilgaz Orman İşletme Müdürlüklerinden bölgeye çok sayıda itfaiye ekibi sevk edildi. Yangında ayaklarından yaralanan yaşlı kadın da olay yerine çağrılan ambulansla Ilgaz İlçe Devlet Hastanesine kaldırılarak tedavi altına alındı.

    Olay hakkında bilgi veren Serçeler köyü muhtarı Ekrem Bahçeci, “Bugün sabah saatlerinde ilçeye geldim. Köylüler telefonla arayarak köyde yangın çıktığını söyledi. Hemen köye geri döndüm. Döndüğümde sadece Güldane T.’nin evi yanıyordu. Sonra itfaiye araçları yangına müdahale etti ancak çıkan yangını söndüremedik. Köyde bulunan diğer evlere sıçradı” şeklinde konuştu.

    Diğer taraftan yetkililerden edinilen bilgiye göre, Güldane T.’ye ait evde çıkan yangının, köydeki evlerin birbirine çok yakın olması ve rüzgarında etkisiyle çok kısa sürede büyüdüğü ve evlerin büyük bölümünün ahşap olması nedeniyle kontrol altına alınamadığı öğrenildi.

  • Kemal Batmaz’a göre Adil Öksüz ile beraber görüntülenmesi “tesadüf”

    FETÖ’nün 15 Temmuz darbe girişiminin sivil yönetici şüphelilerinden olan Kemal Batmaz ifadesinde, örgütün “Hava Kuvvetleri imamı” olan Adil Öksüz’ü tanımadığını, Atatürk Havalimanı’nda birlikte yürürken ve sohbet ederken çekilen görüntülerin tesadüf olduğunu öne sürdü.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, 15 Temmuz darbe girişiminin yönetim merkezi olan Akıncı Üssü’ndeki eylemlerle ilgili hazırlanan ve mahkemeye gönderilen iddianamede, darbe girişiminde rol aldığı belirtilen sivil şüphelilerden Kemal Batmaz’ın ifadesine yer verildi. Batmaz, ifadesinde İstanbul’da emlakçılık işi ile uğraştığını, eşi ve çocuklarının Nevşehir’e memlekete gittiğini, kendisinin de 15 Temmuz Cuma günü ailesini ziyarete gitmeyi planladığını söyledi. Batmaz, şüphelilerden Harun Biniş’in kendisini aradığını belirterek, “Nevşehir’e çocuklarımın yanına gideceğimi söyledim. O da bana ‘Ankara üzerinden geçeceksen bir miktar param var. Bana arsa bakalım bana yardımcı ol’ dedi. Onunla Çayyolu’nda buluştuk. O yerleri gösterecekti. Ben de gösterdikleri yerlerin piyasa değerini araştıracaktım” diye konuştu.

    Batmaz, Biniş ile Kazan’a gittiklerini, Çayyolu’nda Biniş ile görüşecekken darbe teşebbüsünden haberi olduğunu savundu. Batmaz, “Hükümetin ve Cumhurbaşkanının güçlü olduğunu, teşebbüsün çok bir şey ifade etmeyeceğini yorumladım. Kazan’da bizi jandarma çevirdi. Kazan’a ticari taksi ile gittik. Benim aracımda hafif bir arıza vardı. Herhangi bir FETÖ terör örgütü ile bağlantım yoktur” dedi.

    ByLock kullanmıyormuş

    16 Temmuz 2016 tarihinde öğleye doğru Kazan yolu üzerinde Harun Biniş ile birlikte yakalandığını anlatan Batmaz, arabaya bindirildikleri sırada yanında siyah küçük el çantası olduğunu, bindirildikleri sırada çantayı düşürdüğünü ve telefonunun da o çantanın içinde olduğunu iddia ederek, telefonunda ByLock, Eagle, Tango gibi şifreli mesajlaşma programlarından hiçbirinin yüklü olmadığını savundu.

    “Akıncı Üssü’ne hiç gitmedim, Adil Öksüz’ü tanımıyorum”

    Batmaz, 15 Temmuz günü Akıncı Üssü’ne hiç gitmediğini, Akıncı Üssü’nün neresi olduğunu dahi bilmediğini savundu. Ankara’ya sabah 09.00 sıralarında geldiğini daha öncesinde Ankara’ya hiç gelmediğini anlatan Batmaz, FETÖ’nün Hava Kuvvetleri imamı olan Adil Öksüz’ü tanımadığını iddia etti. Batmaz, Öksüz ile hiç görüşmediğini, herhangi bir yerde de seyahat etmediğini savundu.

    Gülen’i de basından tanıyormuş

    Terör örgütü lideri Fetullah Gülen’i basından tanıdığını iddia eden Batmaz, Gülen ile hiç görüşmediğini, kağıt ithalatı yaptığı için ABD’ye sık gittiğini, ancak kaç kez gittiğini hatırlamadığını söyledi.

    Öksüz ile aynı uçakta olmaları “tesadüf”

    Batmaz, 11 Temmuz ve 12 Temmuz 2016 tarihlerinde şüphelilerden Öksüz ile aynı uçakta bulunduğunun belirlendiğinin sorulması üzerine, “Ben Adil Öksüz’ü tanımadığımı söyledim. Adil Öksüz ile birlikte darbeden hemen önce 11.07.2016 tarihinde Amerika’ya gitmem ve 12.07.2016 tarihinde Amerika’dan Adil Öksüz ile birlikte aynı uçakta bulunmam tesadüftür. Ben döndüğüm uçakta Adil Öksüz’ün olduğunu bilmiyordum, kendisiyle hiç karşılaşmadım. Uçaktan indikten sonra konuşmuşluğum, görüşmüşlüğüm yoktur” cevabını verdi.

    “Puan yüklerken denk gelmiş olabiliriz”

    Atatürk Havalimanı kameralarından alınan 9 adet fotoğrafın gösterilmesi üzerine ise Batmaz, “Miles and miles puanı yüklenmesi için işlem yapılması gerekiyor, bu işlem nedeniyle Adil Öksüz ile peş peşe denk gelmiş olabiliriz. Bu bir tesadüftür, ben kendisini tanımıyorum. Darbeden sonra cezaevinde iken hakkında basında haberler çıkınca kendisini tanıdım. Darbe öncesinde Adil Öksüz’ü tanımıyorum. Kendisiyle herhangi bir telefon ve e-mail irtibatı olamaz” iddiasında bulundu.

    Gülen’i terör örgütü lideri olarak görüyor

    FETÖ lideri Gülen’i bizzat tanımadığını, medyadan tanıdığını savunan Batmaz, “Başlangıçta samimi olarak başlayan bir yapının ancak zaman ilerledikçe sekülerleşen, sekülerleştikçe de bazı sorunlara neden olan bir yapının başı olarak görüyorum. Ben Fetullah Gülen hareketini 2014 sonu 2015 başı itibariyle örgüt olarak görmeye başladım. Kaynak Holding’ten ayrıldım. Mehmet Sungur ile ortaklığımdan ayrıldım, Bank Asya emekliliğimi iptal ettirdim. Bugün itibari ile terör örgütü olarak görüyorum. Dolayısıyla Fetullah Gülen de terör örgütünün başıdır ve teröristtir. Ben FETÖ üyesi değilim. Darbenin planlanmasına katılmadım. Organizasyonunda da görev almadım. Silahlı Kuvvetlerden tanıdığım asker yoktur. Kimsenin abisi değilim. Genelkurmay’da ya da herhangi bir komutanlıkta görevim yoktur” ifadelerini kullandı.

    Batmaz, Adil Öksüz’ün kayınbiraderi olan Abdulhadi Yıldırım’ı tanıdığını ancak Öksüz’ün kayınbiraderi olduğunu bilmediğini öne sürdü. Batmaz, 15 Temmuz saat 21.50 ile 16 Temmuz saat 01.12 saatleri arasında Akıncı Üssü’ndeki 143. Filo’nun koridorunda bulunan kamera görüntülerinde görülen kişinin kendisi olmadığını savundu.

    Batmaz, 13 Temmuz 2016 tarihinde Atatürk Havalimanı’nda Öksüz ile görüldüğü fotoğraf ve videoların tekrardan izlettirilmesi esnasında, “Bu videoları ayrı ayrı izledim. Adil Öksüz ile birlikte görüntülerde yan yana yürüyor olmamız tesadüftür. Ayrıca Adil Öksüz bavulunu kontrol ederken bir arada oluşumuz ve bir şeyler konuşuyor olmamız tesadüftür. Belki bir şey sormuş ben de cevaplamış olabilirim. Ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum, konuşup konuşmadığımızı da hatırlamıyorum. Bu görüntüler benim Adil Öksüz ile tanıştığımı göstermez” diye konuştu.

    Öksüz ile 925 kez görüştüğünü hatırlamadı

    Batmaz, Adil Öksüz ile 2010 yılı itibari ile telefondan 925 kez görüşme yaptığının belirlendiğinin sorulması üzerine bunu da “hatırlamadığını” öne sürdü. Öksüz’ün kayınbiraderi Abdulhadi Yıldırım ile 2010 yılından bu yana yaptığı bin 100 telefon görüşmesinin tespit edilmesine ise, “Ben Adil Öksüz’ün kayınbiraderi olduğunu öğrendiğim Abdulhadi Yıldırım ile yaklaşık 8-10 yıldır tanışırım. Fakat Adil Öksüz’ü tanımam. Ben Abdulhadi Yıldırım’ı tanırım, ancak kendisini hangi ortamda ve hangi vesile ile tanıdığımı hatırlamıyorum. Abdulhadi Yıldırım’ın en son ABD’de oto galeri işi yaptığını biliyorum ancak ondan sonra ne iş yaptığını hatırlamıyorum” ifadelerini kullandı.

  • Op. Dr. Celep, şartlara göre en doğru doğum yönetimini açıkladı

    Op. Dr. Ali Metin Celep, ebeveynlerin hangi doğum yönteminin kendileri için uygun olduğunu konusunda bilgi verdi.

    Medicana International İstanbul Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Ali Metin Celep, ebeveynlere doğum yönteminin seçimi konusunda önerilerde bulundu. Op. Dr. Celep, ’’Eğer her şey normalse; bebeğin gebelik haftası, kilosu, duruş şekli, plasentanın yeri,annenin kemik yapısı, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıklarının olup olmaması, psikolojisi, normal doğum yapmaya ruhen hazır olması, doğumda olabilecek komplikasyonları ve bu komplikasyonların bebeğe ve anneye sonraki yaşamında bırakacağı bulgunun tam ve doğru olarak bilinmesi, doğum yapılacak merkezin fiziki koşulları vs. uygunsa, bebeği doğal yolla dünyaya getirmek en mantıklısıdır” dedi.

    Belirtilen şartlar sağlanamıyorsa yapılacak en doğru seçimin primer sezaryen olduğunu ifade eden Op. Dr. Celep, “Unutulmamalıdır ki sezaryen ,sağlıklı anne ,sağlıklı bebek amacına götüren 2 yoldan biridir. Primer sezaryen, planlı sezaryendir. Normal doğum yapılamayacağı kararı verilmiş ve doğum şekli olarak sezaryen seçilmişse, anne ve bebek için en uygun zaman ve ortamda sezaryen yapılır. ’Bu şartları sağlayamadık ama, dur bakalım bir normal doğumu deneyelim, olmazsa sezaryen yaparız’ düşüncesi doğru bir düşünce değildir. O noktada sezaryen, oluşmuş yada oluşmakta olan bir komplikasyonu engellemek için yapılan bir işlem haline gelir ki ,bu durum sezaryen komplikasyonlarını da artırır’’ şeklinde konuştu.

    Op. Dr. Celep, halk arasında söylenen “Sezaryen ile doğan bebeklerin akciğerleri gelişmiyor, bağışıklık sistemleri zayıf kalıyor” düşüncesine ile ilgili “Anne karnındaki bebeğin akciğerleri sıvı ile doludur. Doğum sırasında doğum kanalından geçerken bu sıvı atılır ve ilk nefes almayla da hızlıca kaybolur. Bu sıvı kaybolmazsa , bebeklerde sık soluma, solunum güçlüğü ve hafif morarma görülebilir. ’Yaş Akciğer Sendromu’ diğer ismi ile ’Yenidoğanın Geçici Takipnesi -TTN’ adı verilen bu durum daha çok sezaryen ile doğumda, diyabetli, astımlı, sigara içen anne bebeklerinde, düşük doğum tartısı ile doğmuş bebeklerde ve hızlı doğumlarda daha sık görülür. Genelde doğumdan sonra 3’üncü günde bebeklerin akciğerleri normal hale gelir. Normal yolla doğan bebeklerin, anne vajinal florasındaki bakterilerle erken karşılaştıkları için bağışıklık sistemleri daha hızlı gelişmektedir. Bunun için son zamanlarda sezaryenle doğan bebeklerde de bağışıklığı kuvvetlendirmek için vajinal tohumlama yapılmasını savunanlar vardır. Ancak bu noktada daha çok bilimsel çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Unutulmaması gereken şey; sezaryenin major cerrahi (büyük ameliyat) bir işlem olduğu ve sadece gerekli endikasyonlarda yapılması gerektiğidir. Bu açıdan bakarak, sezaryen kararı verildikten sonra, yaş akciğer ya da bağışıklık sistemi gelişiminin yavaş olması göze alınabilecek küçük sorunlardır” diye konuştu.

    Sezaryen oranlarının artmasının sebeplerine değinen Op. Dr. Celep, “Günümüzde; daha ileri yaşlarda hamile kalma ve daha az çocuk doğurma isteği, anne adaylarının ağrı eşiğinin kendi annelerine göre daha az olması, internette okudukları olumsuz yorumlar, normal doğumun komplikasyonları veya doğal sonuçlarına katlanmak istenmemesi ve göze alınmaması, hekim üzerindeki medikolegal baskılar, birçok merkezde acil sezaryen olanaklarının tam olmaması gibi birçok sebep nedeniyle sezaryen oranları artmaktadır” şeklinde sözlerini tamamladı.