Etiket: Gizemi

  • Gizemi ortaya çıkar ödülü kazan

    Gizemi ortaya çıkar ödülü kazan

    Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi, hayata geçirdiği sanal uygulama ile ziyaretçilerinin hem keşif yönlerini geliştiriyor hem de çok değerli tarihi bilgiler ile bir ödül sunuyor.

    Osmangazi Belediyesi tarafından kente kazandırılmasının ardından tüm dünyanın dikkatini çekerek birçok ülkeden yüzbinlerce kişiyi kendisine çeken Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi, ziyaretçilerine müzeyi gezerek cevaplarını bulabilecekleri test ve keşif seçenekli iki oyun sunuyor. Keşif oyunu özellikle derinlemesine öğrenmekten hoşlananlara hitap ediyor. Test oyunu ise çoktan seçmeli sorularla veya belli durumları verip mantık ilişkisi kurdurtarak cevaplara ulaştırıyor.

    Oyunu oynamak için müzede olmak gerekli. Müzeye girince belli noktalarda bulunan oyun afişlerinde yer alan kare kodu telefona okutup oyuna giriş yapılıyor. Oyunda 9 istasyon yer alıyor ve her bir istasyon müzedeki farklı bir bölümü işaret ediyor. Bu istasyonlar çözüldüğünde Bursa’nın kültür mirası yerlerinden birine ait bir görsel ortaya çıkıyor. Bu görsel gizli bir bilgiyi de açıklıyor. Ziyaretçiler bu gizi çözmek adına müzedeki istasyonları gezip tüm detayları incelerken geçmişle de bir bağ kuruyor. Oyunu bitiren ziyaretçiler son olarak müzenin hediyelik eşya bölümünde bulunan hatıra sikke basma setine ulaşıyor. Burada Osmanlı’nın ilk akçesinden basma imkanı bulan vatandaşlara, bastıkları akçe hediye ediliyor.

  • Bu gölün gizemi çözülemiyor

    Bu gölün gizemi çözülemiyor

    Erzurum’da bulunan ve eksi 30’da bile donmayan Balıklı Göl’ün gizemi yıllardır çözülemiyor. Adı efsanelerle ün kazanan gölde ölen balıklar ise özel mezarlıklara defnediliyor.

    Erzurum’un Aziziye ilçesine bağlı Söğütlü Mahallesinde yer alan balıklı göl gizemli haliyle dikkat çekiyor. Kaynağı bulunamayan gölün suyu temizlenmek için boşaltılsa dahi su topraktan yeniden yükselmeye başlıyor. Kutsal sayılan göl soğuğun başkenti olarak bilinen Erzurum’un ayazında dahi donmuyor. Gölün çevresinde bulunan akarsular ve dereler eksi 5’lerde dahi donarken gizemli gölün sıcaklığı 18 dereceden aşağı düşmüyor. Balık tutmanın yasak olduğu köyde çeşitli hastalıklardan ölen balıklar ise gölün hemen yanına yapılan özel mezarlıklara defnediliyor.

    Öte yandan köylüler tarafından kutsal olarak görülen göl romatizma ağrılarına ise son veriyor. Gölün bulunduğu ve bin 100 kişinin yaşadığı Söğütlü Mahallesinde romatizma hastalığı olan hiç kimse bulunmuyor.

    Hakkında birçok efsane olan göl hakkında en çok bilinen efsane ise şöyle:

    ”Bir gün, köyden bir adam gölde tuttuğu balıkları eve getirir ve karısına balıkları kızartmasını söyler. Ama bu balıklar balık değil balık gibi görünseler bile her biri Allah tarafından balığa çevrilen şehit akıncılar olduğu söylenir. Kadın balıkları tavaya koyar ve kızarmaya başladığında, kızaran balıklar tavadan kaybolur. Adam ve karısı gördükleri durum karşısında hayrete düşerler ve kendilerini korkudan dışarıya atarlar ve göle kadar giderler. Kızartmaya çalıştıkları balıklar sırtları kızarık şekilde gölde yüzmektedirler. O günden sonra bu balıklar kutsal sayılır ve hiç kimse bu gölden balık tutmaz. Göldeki balıkların her birinin muhtelif yerleri yanık gibidir. Bunun tavadaki kızarıklıktan ileri geldiği söylenir. Hatta Urfa’da balık ölümleri yaşandığı sırada bu göldeki balıkların öldüğü söyleniyor.”

    Diğer bir efsanede ise Osmanlı-Rus Savaşında Rus askerlerinin gölde bulunan balıkları yemesi sonucu öldükleri iddia ediliyor.

    Söğütlü Mahallesi Muhtarı Seyfettin Küçükler ise gölün hiçbir zaman donmadığını ifade ederek, “Bu mahalle eksi 50’yi dahi gördü ama bu göl o zamanda donmadı. Göl ne kadar soğukluk görürse görsün en fazla 18 dereceye düşüyor. Bu gölün aktığı 4 kilometrelik yolda hiçbir su donmuyor. Atatürk Üniversitesinden buraya gelip araştırma yaptılar ama bize kesin bir şey demediler. Bu suyun neden bilimsel olarak donmadığını bilemiyoruz. Burada soğuklar 50 dereceyi bulduğunda bile gölün sıcaklığı 18 derece olarak ölçülüyor. Bu çevrede akarsular donuyor ama bizim gölümüz kesinlikle donmuyor. Erzurum’da bu göl çok fazla tanınmıyor ama yurt dışından gelip burayı ziyaret eden kişiler var“ dedi.

  • ‘Mersin’in Gizemi’ filmi, Belgrad’da ‘Yılın En İyi Turizm Filmi’ seçildi

    Mersin Ticaret ve Sanayi Odası’nın (MTSO) Akdeniz Turizm Forumu (MEDITOUR 2016) kapsamında Mersin’in tanıtımı için hazırlattığı “Mersin’in Gizemi” filmi, Belgrad’da düzenlenen Uluslararası SILAFEST Film Festivali’nde 200 film arasından ‘Yılın En İyi Turizm Filmi’ seçildi. MTSO Başkanı Şerafettin Aşut, “Odamız, Mersin ve ülkemiz adına mutluyuz, gururluyuz” dedi.

    Mersin’in Gizemi (Mystery Of Mersin) tanıtım filmi, katıldığı uluslararası festivallerden ödüllerle dönmeye devam ediyor. Şubat ayında düzenlenen ITB Berlin Golden City Gate Ödül Töreni’nde üçüncülük ödülüne layık görülen Mersin’in Gizemi filmi, bu kez de Belgrad’da düzenlenen Uluslararası SILAFEST Film Festivali’nde 200 film arasında ‘Yılın En İyi Turizm Filmi’ ödülünü almayı başardı. Belgrad’da düzenlenen ödül törenine İstanbul Turizm Filmleri Festivali Başkanı Can Saraçoğlu, MTSO Genel Sekreter Yardımcısı Ezgi Biçer Uçar ve filmin yönetmeni Onur Kıratlı katıldı. Mersin’e seyahat etme ve bu gizemi keşfetme konusunda büyük bir motivasyon oluşturması gerekçesiyle ödül alan film, Eylül ayı sonunda Cannes’da gerçekleşecek Kurumsal Medya ve TV Ödülleri töreninde de izlenecek.

    “Mersin’in Gizemi filmi, kentimizin bir turizm destinasyonu olarak uluslararası platformda tanıtılmasına bir kez daha aracı olmuştur”

    MTSO Başkanı Aşut, düzenlediği aylık basın toplantısında, bir bir uluslararası ödüller alan ‘Mersin’in Gizemi’ tanıtım filminin başarısını Mersin kamuoyu ile paylaştı. Yönetmen Onur Kıratlı’nın da katıldığı toplantıda, “Mersin Ticaret ve Sanayi Odası olarak yönetmenimizle ve ortaya koyduğu eserle gurur duyuyoruz” diyen Aşut, “Bu ödül bizlere bir kez daha gösterdi ki, inandığınız yolda ilerlerseniz şartlar ne kadar kötü olsa da rüzgarın yönünü değiştirmek sizin elinizde” ifadelerini kullandı.

    Kurban Bayramı’nın ilk gününde çok sevindirici bir haber aldıklarını ve çifte bayram yaşadıklarını vurgulayan Aşut, “2016 yılında Akdeniz Turizm Forumu’nu kentimizde düzenlemiş, Akdeniz ülkelerinin Mersin’de buluşmasına vesile olmuştuk. Bu organizasyon çerçevesinde Mersinli bir firmamıza 1,5 dakikalık bir kent tanıtım filmi hazırlatmıştık. ‘Mersin’in Gizemi’ isimli bu filmimizin başarılarına bir yenisi eklendi. Şubat ayında Almanya’da düzenlenen ITB Berlin Golden City Gate Ödül Töreni’nde filmimiz üçüncü olmuştu. Geçen hafta Belgrad’da düzenlenen Uluslararası SILAFEST Film Festivali’nde ise Yılın En İyi Turizm Filmi ödülüne layık görüldü. Odamız, Mersin ve ülkemiz adına mutluyuz, gururluyuz. Akdeniz Turizm Forumu’nun somut çıktıları arasında yer alan ve yönetmenliğini bugün burada aramızda olan sevgili Onur Kıratlı’nın gerçekleştirdiği Mersin’in Gizemi filmi, kentimizin bir turizm destinasyonu olarak uluslararası platformda tanıtılmasına bir kez daha aracı olmuştur” diye konuştu.

    “Minimum maliyetle hazırlanan filmimiz, çok yüksek bütçeli filmleri arkasında bırakarak liderliği göğüsledi”

    MEDITOUR hazırlıkları sırasında Mersinli bir firmaya yaptırdıkları tanıtım filmini paylaştıkları her platformda çok beğenildiğini ve nerede hazırlatıldığının sorulduğunu belirten Aşut, “Buna genel merkezi Madrid’de bulunan Dünya Turizm Örgütü de dahildir. Biz de her zaman gururla ‘Mersin’de’ dedik. MEDITOUR Organizasyonumuz sırasında diğer tüm kalemlerde olduğu gibi tanıtım filmimizin çekiminde de kentimize, Mersinli firmalarımızın hizmet kalitesine güvendik ve bunda da ne kadar haklı olduğumuzu her ortamda gördük. Çok kısa zamanda minimum maliyetlerle hazırlanan ve yurtdışında katıldığı tüm festivallerde büyük beğeni toplayan filmimiz Belgrad’da çok yüksek bütçelerle hazırlanan Dubai, Portekiz, Kanarya Adaları gibi turizmde iddialı destinasyonların filmlerini arkasında bırakarak liderliği göğüslemiştir” şeklinde konuştu.

    “Filmimiz Cannes Film Festivali’nde de gösterilecek”

    Mersin’in Gizemi’ filminin başarı yolculuğunun bundan sonra da devam edeceğini dile getiren Aşut, Eylül ayı sonunda Cannes’da gerçekleşecek Kurumsal Medya ve TV Ödülleri töreninde de yine Mersin’in Gizemi’nin izleneceğini açıkladı. Mersin’in Gizemi’nin artık bir marka olma yolunda ilerlediğini vurgulayan Aşut, bu isim altında bir sosyal medya hesabı oluşturulduğunu da kaydetti. Sadece uluslararası tanıtım değil, iç turizmde de çalışmaları olduğunu aktaran Aşut, şunları söyledi: “Bu yaz başı itibariyle ‘Mersin Seni Çağırıyor’ sloganı ile hazırlattığımız 4 kısa film de Kasım ayında Bakü’de gerçekleşecek festivalde yarışacak. Bizler bu filmlerin gösterimini özellikle Mersin’e araçla gelinebilecek mesafedeki illerde gerçekleştirdik. 4 filmin toplamda 5 milyona yakın seyircisi var. Somut sonuçlarını sanırım hepimiz gündelik yaşamımızda da fark ettik.”

    Kıratlı: “Biz bu filmlerle bir ticari iş yapmadık. Mersin sevdası, sevgisi adına yapılmış işlerdi, cebimize bir şey koymadık”

    Filmin Yönetmeni Onur Kıratlı da filmi ticari kaygılarla hazırlamadıklarının altını çizdi. “Yaptığınız işlerin birileri tarafından takdir edilmesi ve ödüle layık görülmesi tarif edilemez” diyen Kıratlı, ancak bu yolda birilerinin yol göstermesinin çok önemli olduğunu dile getirdi. Belgrad’da yarışmaya Dubai’den, Portekiz’den ve birçok farklı ülkeden 200 filmin katıldığını belirten Kıratlı, bu filmlerin bütçelerinin 2-3 milyon doları bulduğunu söyledi. Kıratlı, “Bizim filmimiz ise onların yanında çok mütevazı bir çalışmaydı. Biz sadece film verdik ama onlar paranın gücünü vermişlerdi. Biz ruhumuzu koyduk, Mersin’de olanı anlattık. Organizasyon sonunda organizasyon yetkililerine ‘Bu kadar yüksek bütçeli film varken neden bizi seçtiniz’ sorusunu yönelttiğimde, ‘Çünkü siz gerçeksiniz’ dediler. Bu da doğru yolda olduğumuzu gösterdi. Keşfetmeyi bilen için Mersin’de bu gizem hala var. ‘Mersin’de biz film yapabiliyoruz. Hatta böyle şeyler de yapabiliyoruz’ demek istedik. Biz bu filmlerle bir ticari iş yapmadık. Bunu özellikle belirtmek istiyorum. Mersin sevdası, sevgisi adına yapılmış işlerdi ve biz bundan cebimize bir şey koymadık. Bundan emin olabilirsiniz” dedi.

  • Türkiye’nin Son Seri Katilinin Gizemi

    Üç kişiyi öldürdüğü iddiasıyla her yerde aranan Atalay Filiz’in nasıl bir seri katil profili çizdiğini, öldüreceği kişileri nasıl seçtiğini, cinayet kurbanları arasında nasıl bir ilişkisi bulunduğunu ve hangi yöntemlerle gizlendiğini Suç Araştırmaları Uzmanı, emekli Emniyet Müdürü Mesut Demirbilek anlattı.

    Ankara ve İstanbul’da üç kişinin öldürülmesi bir kişinin ise kaybolmasından sorumlu olduğu gerekçesiyle aranan Atalay Filiz’in cinayetleriyle ilgili Suç Araştırmaları Uzmanı, emekli Emniyet Müdürü Mesut Demirbilek, çarpıcı açıklamalarda bulundu.

    Cinayet zanlısı Atalay Filiz’in, psikopat bir katil profili ortaya koyduğunu söyleyen Suç Araştırmaları Uzmanı Demirbilek, “Atalay Filiz bildiğimiz anlamda bir seri katıl değil. Bununla beraber psikopat katil olma özelliği daha çok ön planda. Psikopatlar doğuştan itibaren bu tarz şiddete meyilli olan özellikleri bulunan kişilerdir. Bir anlamda o doğuştan itibaren böyledir. Bir de sosyopat katiller vardır ki onlar da bir travma sonrası sosyopat haline gelirler.Buna ülkemizden örnek olarak mobilyacılar seri katili Seyit Ahmet Demirci’yi örnek verebiliriz. Yaşadığı bir travma sonucu üç marangozu öldürmüştü. Bir diğer seri katil modeli ise akli anlamda beyin devrelerinin karışmasıdır ve buna örnek de çivileri kurbanlarının başına çakan Süleyman Aktaş’ı örnek gösterebiliriz.”

    “VİCDAN YOK, KENDİ ADALETİ VARDIR”

    Bu tür seri katillerin vicdan duygularının bulunmadığını ve kendi adaletini uyguladığını söyleyen Demirbilek, “Atalay Filiz’in ise yıllıklarda yazdığı notlar, arkadaşlarının yaptığı yorumlar ve arkadaşlarını ve kendisine yardım eden bir öğretmeni öldürmesi psikopat katil olduğunu gösteriyor. Psikopat katiller her yerde bulunabilecek kişiler. Şiddete eğimli kişilerde bunu iyi takip etmek gerekiyor. Özellikle çocukların eğilimlerinin küçük yaşta görülüp bu şiddete olan eğilimlerini daha sonra psikopatlık seviyesine taşımamaları için eğitilip tedavi edilmesi son derece önemli. Özellikle psikopat katillerde vicdan duyguları olmadığın için empati duygusu yoktur. Kendilerine ait adalet duyguları vardır. Kendileri kafalarında yargılamışlardır ve kurbanları ölümü hak etmiştir. Asla pişmanlık duymazlar” dedi.

    CİNAYETLERİN ARDINDAN NASIL GİZLENİYOR?

    Psikopat seri katil şüphelisi Filiz’in bu kadar süre nasıl kaçabildiğini de anlatan Suç Araştırmaları Uzmanı Demirbilek, “Üç ayrı cinayetten aranan Atalay Filiz, teknolojik imkanları kullanmıyor, telefon kullanmıyor, bulunduğu kapalı ortamdan dışarı çıkmıyor. Kendisini kayıt altına alınacak bir şey yapmamaya çalışıyor. Sahte isim kullanıyor ve bunlarla beraber 3 yılını yaşamış. Biraz da şansı yaver gittiğini söyleyebiliriz” diye konuştu.

    CİNAYETLER ARASINDA ORTAK NOKTA

    İşlenen cinayetlerin arasında ortak bir nokta bulunmadığını da ifade eden Demirbilek, “Atalay Filiz’in öldürdüğü kurbanlara baktığımızda, ilk yaptığı olayla arkadaşını ve onun kız arkadaşını pusu kurarak öldürmüştü. Önce öldürme sonra kaçma planı yapmış. Kendisini gizleyerek 3 yıl sonra öğretmeni öldürme olayına bakıyorsun ve ortak bir nokta yok. Cinayet nedenleri ise kız arkadaşı Olga Seregina’nın kaybolması sonucu şüpheleri üzerine çeken Atalay Filiz’in ihbar edilme korkusu olduğu görülüyor” şeklinde konuştu.

    “VATANDAŞ DUYARLI OLMALI”

    Psikopat seri katilin yakalanmasında polisin tek başına başarılı olamayacağını da hatırlatan Demirbilek, vatandaşların da duyarlı olması gerektiğini söyledi. Demirbilek, “Katil zanlısı şu anda firarda, polisler peşinde ancak sadece polislerin yakalamasını beklememek gerekiyor. Çünkü dışarıda dolaşan bir psikopat katil var. Bu katil zanlısının yakalanması için herkesin yardımcı olması gerekir. Katil zanlısı sahte isimle sizden iş isteyebilir, kiralık ev isteyebilir, bir yere götürülmek için yardım isteyebilir. Parklarda, yollarda yaşam alanlarımızda bir yerlerde karşımıza çıkabilir. Böyle durumlarda mutlaka emniyete bilgi vermek gerekir. Bunu yapmazsak katil kendisini unutturup bir süre sonra tekrar başka olay işleyebilir” dedi.

    KATİL ZANLISI FİLİZ NASIL SERİ KATİLE DÖNÜŞTÜ?

    Polise göre, Atalay Filiz’den ayrılmak isteyen Olga Seregina kayboldu. Olga’nın kaybolması, şüpheleri Atalay Filiz’in üzerine çekti. Olga’nın en yakın arkadaşı Elena Radchikova’yla onun sevgilisi Göktuğ Demirarslan, Atalay Filiz’den şüphelendi. Göktuğ, Atalay Filiz’in en yakın arkadaşıydı ve onu iyi tanıyordu. Üstelik 4 genç Paris’te eğitimleri sırasında bir süre aynı evi paylaşmıştı. Atalay Filiz, kendisini ele vereceklerini düşünerek, Göktuğ ile Elena’yı Ankara’da pompalı tüfekle öldürdü. Yine polisin tespitlerine göre, öğretmen Fatma Kayıkçı da aynı nedenle katledildi. 2 yıl boyunca yaşadığı Tuzla’da sahte isim kullanan ancak sahte kimliği bulunamayan Atalay Filiz, sigorta için kendisinden kimliğini isteyen Kayıkçı’nın kendisini ele vermesinden korktu. En büyük korkusu yakalanmak olan Atalay Filiz, kendisini ihbar etmelerinden korktuğu Göktuğ ve Elena gibi Kayıkçı’yı da öldürdü.

    TÜRKİYE TARİHİNİN 10 SERİ KATİLİ

    Türkiye tarihinin en acımasız ve kanlı suçlarını işlemiş 10 seri katil ve kan donduran hikayeleri.

    BEBEK YÜZLÜ KATİL

    Hepsi Alanya’da gerçekleşen cinayetlerine, 1997 yılında amcası Celal Kaya’yı öldürerek başladı bu psikopat katil. Bu cinayet nedeniyle 5 yıl ağır hapis cezasına çarptırılmıştı. Cezası bitince, kendi annesine tecavüz eden Zeynel Abidin Gümüş’ü gözlerini kırpmadan öldürdü. Bu cinayet sonrası akli dengesi bozuk raporu alarak akıl hastanesine kaldırıldı. 1999’da kapalı yerde duramaz raporu aldı ve bu nedenle hastaneden çıkarıldı. Bundan sonra Alanya’da 5 kişiyi daha bıçaklayarak öldürdü. Artık adı çıkmıştı, ’Bebek Yüzlü Katil’di. Son cinayetinden sonra kişilik bozukluğu teşhisiyle tekrar akıl hastanesine yatırıldı. Hastanede, yine benzer suçlarla oraya atılmış olan Ayhan Kartal’ı bıçaklayarak öldürdü. Son cinayetinden sonra Şanlıurfa yarı açık cezaevine kaldırıldı. Bir yıl sonra buradan firar eden Kaya, 2004 yılında Alanya’da yakalandı.

    ÇİVİCİ KATİL

    Yakalandıktan sonra polise, “Çivi görünce dayanamıyordum, insanların kafalarına çakmak istiyordum” diye ifade veren Süleyman Aktaş, ’Çivici Katil’ olarak ülke genelinde biliniyor. Elektrik kurumunda hat işçiliği yaparken 31 bin 500 volt elektrik akımına kapılıp ağır yaralanan Aktaş, bu olaydan sonra Antalya’da Nuri Keskin adındaki Başkomiseri öldürdü ve tutuklandı. Mahkeme akli dengesinin yerinde olmadığına karar verdi ve Süleyman Aktaş’ı Manisa Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne gönderdi.

    ARTVİN CANAVARI

    ’Artvin Canavarı’ ya da ’Baltalı Katil’ olarak bilinen Adnan Çolak, işlediği 11 cinayeti, “Yaşlı insanları öldürüyorsam da bunlar zaten zamanlarını doldurmuşlar. Onlar bizim yerimize fazladan yaşıyorlar. Belki de bizim kısmetimizi yiyorlar. Hem kendimi tatmin ediyordum, hem de onları öldürerek toplumu rahatlatıyordum” sözleriyle açıklamıştı. 1992-95 yılları arasında Artvin ve ilçelerinde yaşları 68 ile 95 arasında değişen yaşlıları kurban seçen Çolak, öldürdüğü 6 kadına da tecavüz ederek ne kadar karanlık bir ruha sahip olduğunu göstermişti.

    Yakalandıktan sonra Adnan Çolak’ın yargılanması beş yıl sürdü. Zonguldak 1. Ağır Ceza Mahkemesi, 25 yaşında cinayet işlemeye başlayan Adnan Çolak’ı 112 yıl ağır hapis cezasına çarptırdı.

    İNSAN AVCISI

    “Zaten avcıyım. Kurbanlarım av, avların üstünden çıkan para ve eşyalar da av ganimeti” diye ifade veren Hamdi Kayapınar, ilk cinayetini 22 yaşındayken kardeşini boğarak gerçekleştirdi. Mart 1998-Şubat 2001 yılları arasında Kayseri’de 6 kişiyi daha öldürdü. Seri katil olarak tutuklandığında, İstanbul’un ilk seri katili Seyit Ahmet Demirci ile girdiği iddia üzerine insan öldürmeye başladığını iddia etti ve İstanbul DGM’de verdiği ifadede “Bu iddiayı kazandım” dedi.

    MOBİLYACI KATİL

    Mayıs-Temmuz 1998 tarihleri arasında İstanbul’da üç mobilyacıyı dükkanlarının bodrum katında kafalarına kurşun sıkarak öldürdü. Seyit Ahmet Demirci’nin neden sadece mobilyacıları hedef seçtiği ise geçmişte yaşadığı bir travmaya bağlıydı.

    Çocukluğunun geçtiği Fatsa’da en yakın arkadaşı ile birlikte küçük bir mobilyacı dükkanının bodrum katında saldırıya uğradı. Seyit Ahmet kaçmayı başarmıştı. Ancak saldırıyı gerçekleştiren yaşlı mobilyacı, arkadaşı Habil’e tecavüz etmişti ve Seyit Ahmet bunu gözleriyle izlemişti. İki arkadaş bu olayı bir daha asla konuşmamak üzere rafa kaldırdılar. Ta ki üniversitede okuyan Habil’in intihar ettiği haberi gelene kadar. Habil’in neden intihar ettiğini yalnızca Seyit Ahmet biliyordu ve arkadaşının intikamını almak için tüm mobilyacıları hedef seçmişti.

    TORNAVİDALI KATİL

    Polis kayıtlarına göre 18, görgü tanıkları ve tahminlere göre ise 43 kişiyi öldüren ’Tornavidalı Katil’, birçok kurum tarafından verilmiş farklı raporlara sahiptir. En son aldığı raporda ’akli dengesi yerinde’ denilmiştir. Yakalandıktan sonra 74 yıl hapis cezasına çarptırılan Yavuz Yapıcıoğlu, Türkiye tarihinin en acımasız katillerinden biriydi.

    KASIMPAŞA CANAVARI

    1976 yılında İstanbul’da pek çok cinayet işlenmiş, özellikle evinde 20 bıçak darbesiyle öldürülen liseli Handan Otak günlerce konuşulmuştu. Ancak bu cinayetlerin hiçbiri Kasımpaşa’da işlenen “seri cinayetler” kadar dehşete neden olmadı. Artık bütün İstanbul, ’Kasımpaşa Canavarı’ndan söz ediyordu. Bir inşaatın gece bekçisi olan Hasan Kaya’nın kafası bir demir çubukla parçalanmıştı. Cinayetler serisi artık gazetelerin manşetlerine tırmanmıştı. Ama küçük bir ipucu bile yoktu. Bir sonraki kurban bir aydan beri kayıp olan 20 yaşındaki Veli Özel’di. Kuştepe’de oturan Veli Özel, Dolapdere’de bir düğme atölyesinde işçi olarak çalışıyordu. 7 Eylül sabahı evinde çıkmış ve bir daha kendisinden haber alınamamıştı. Kasımpaşa Canavarı son kez, sisli bir gecede, 4 Kasım günü ortaya çıktı. Sabaha karşı saat üçte Piyalepaşa’da lastiğini değiştirmekle uğraşan taksi şoförü Zekeriya Galipçi arkasını dönünce elindeki demir çubuğu havaya kaldırmış bir adamla karşı karşıya kaldı. Saldırganın ilk darbesini atlatan şoför “Elimdeki projektörü gözlerine tuttum. Mavi gözlerinde kelimelerle anlatılamayacak pırıltılar vardı. ’Yapma’ diye haykırabildim” diye anlatıyordu yaşadığını. Kasımpaşa Canavarı karanlığa karıştı ve sonrasında onu gören kimse olmadı. Ancak Kasımpaşa Canavarı ününü 80’li yıllara kadar korudu. Türkiye’nin bu meçhul kalan ilk seri katili filmlere, kitaplara ilham verdi ama bulunamadı.

    KOLİCİ KATİL

    Birçok kez hapse girip çıkmıştır Orhan Aksoy. Bir süre sonra Romanya’ya giderek orada evlenmiş ve bir süre durgun bir hayat yaşamıştır. Ancak 17 Ağustos depremiyle birlikte işler değişmiştir. Bu süreçte işleri bozulan Aksoy, ailesini Romanya’da bırakır ve cinayet işlemeye başlar. İlk olarak ev arkadaşını ip ile boğar; çıplak ve cansız bedenini küvete koyduğu arkadaşıyla saatlerce sohbet eder. İyice paranoyaklaşmıştır. Daha sonradan işlediği cinayetler nedeniyle polisler tarafından yakalandıktan sonra, ev arkadaşını öldürdüğü bu ilk cinayeti kendisi anlatmıştır.

    POMPALI TÜFEK SERİ KATİLLERİ

    1996 yılında bir kişiyi bıçakla öldürmekten hapse giren Mehmet Karahasan, 1999 yılında çıkan aftan yararlanarak yeniden sokaklara çıktı. Yiğit Bekçe ise 18 farklı suçtan hükümlü ve 3 ayrı suçtan aranmakta olan bir suçluydu. Bu iki psikopat bir şekilde arkadaşlık kurmuşlar ve kendilerini yollara vurarak, herkesin kanını donduran korkunç cinayetler işlemişlerdi. İşledikleri cinayetler Bursa, İzmir, Sakarya, Adana, Mersin ve Ankara gibi geniş bir coğrafyaya yayılmaktadır.

    2006 yılında yaşanan, halihazırdaki en güncel vakalardan biridir. Bayram tatili sırasında tüm Türkiye’nin izlediği bu olaylar dizisi 3 güne yayılmıştı. Toplamda 7 kişi hayatına veda etti.

    ANKARA YAMYAMI

    1980 doğumlu olan ’Ankara Yamyamı’, henüz 17 yaşındayken çıkan bir tartışma sonucu yakın bir arkadaşını öldürmüştür. 14 yıl hapiste yattıktan sonra, yine bir af ile hapisten çıkar ve askere alınır. Askerden birkaç kere kaçmaya çalıştıktan sonra, askeri heyet tarafından ’askerliğe elverişli değildir’ raporu verilir ve eve döner. İşte o noktadan sonra Ankara Yamyamı’nın cinayetler serisi başlar. Sahte kimlik kullanımından soygunlara, işlediği cinayetlerden polisten kaçmasına kadar, Ankara Yamyamı Amerikan filmlerinde gördüğümüz seri katilleri andırır.